Dijital Fotoğraf Terimleri

'Bilim & Teknoloji' forumunda _KaRiZmA_ tarafından 14 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu

  1. _KaRiZmA_

    _KaRiZmA_ Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Dijital Fotoğraf Terimleri konusu
    Dijital Fotoğraf Terimleri


    Megapixel


    Dijital fotoğrafçılıkta en sık duyacağımız terimlerden birisidir. Çekilen bir fotoğrafın, toplamda ne kadar milyon pikselden oluştuğunu belirtir. Bu, yatay ve dikey piksellerin yani çözünürlüğün çarpımı ile elde edilen bir sayıdır ve yaklaşık değere yuvarlanır.
    Günümüzde MEGApiksel (MP) tabanı 2 ve üzeridir. Yani bugün bir dijital kamera almak isterseniz, 2MP altında bir cihaz bulma şansınız pek yok. 2 MP ise, 1600x1200 çözünürlüğü demektir.
    Şu sıralar en yaygın çözünürlük, 5 MP ve 6 MP’dir. 5MP fotoğraflar genelde consumer serisi cihazlardadır ve 2560x1920 çözünürlüğündedir. 6MP ise, daha çok profesyonel SLR cihazların taban çözünürlüğüdür ve 3072x2048 çözünürlüğü sağlar. Dikkat edilirse, profesyonel cihazlarda yatay ve dikey çözünürlüklerin oranı, diğerlerine göre biraz daha farklıdır ve bunu aşağıda “film rasyosu” bölümünde inceleyeceğiz.
    Şu sıralar en yüksek megapiksel sunan cihaz, Kodak’ın DCS14n modelidir ve 14 MP çözünürlük sunar. Fakat çok yakın zamanda bu rakamı 20MP gibi görmemiz mümkün görünüyor. Bu iş, giderek gelişiyor ve tıpkı işlemcilerde olduğu gibi, sensörler de giderek yüksek megapiksel sunuyorlar.

    Film Rasyosu


    Bir dijital filmin çözünürlüğünde, yatay alanın, dikey alana oranına image ratio veya rasyo denir. Profesyonel seri cihazlar, genelde 35mm klasik filmle eşdeğer olarak, 3/2 rasyosunu kullanırlar. Yani yataydaki her üç piksele karşılık, dikeyde iki piksel oranını korurlar. Örneğin 6MP bir dSLR makine, 3072x2048 çözünürlüğünde foto çeker.
    Buna karşılık consumer ve prosumer serisi cihazlar, ideal ekran rasyosu olan 4/3’ü kullanır. Bunlarda, yatayda her 4 piksele karşılık, dikeyde 3 piksel ile orantı kurulur.
    Burada bir önemli noktaya gelmiş oluyoruz. Profesyonel cihazlar genelde “kağıt üzerine baskı” alanında çalıştıklarından, kağıt baskı temellerini baz alırlar. Oysa giriş ve orta seviye cihazlarda hedef doğrudan kağıt değil, ekrandır ve ekran çözünürlüklerindeki yaygın olan 4/3 rasyosunu baz alırlar.
    Tabi bu durum, giriş seviyesi cihazlarla çekilen fotoların kağıda bastırılamayacağı anlamına gelmez. Onlar da fotoğraf kağıdına basılır ve hiçbir sorun yaşanmaz. Sadece kağıt ebatlarına göre sağdan soldan/yukarıdan aşağıdan ufak kırpmalar yapılabilir ki, bazen aynı kırpmalar, profesyonel cihazlar için de yapılmaktadır.

    Dijital Kayıt Formatları


    Dijital dünyada fotografik objeler, bir sıkıştırma formatı ile bilgisayara aktarılır. Dijital kameralar, bu işi çekim sırasında halleder. Kimyasal fotoğraflar ise, tarama sonrası dijital ortama aktarılırlar.
    En yaygın kullanılan fotoğraf formatı JPEG’dir. JPEG, kayıplı bir algoritmadır yani JPEG ile sıkıştırılan fotoğraflarda, gözün göremeyeceği veya çok zor göreceği bazı kayıplar oluşur ama yer ve zaman kazancı o kadar fazladır ki, buna göz yumulur.
    JPEG formatında, sıkıştırma kalitesi veya algoritmaları seçilebilir. Ama JPEG, sürekli okunup yazıldıkça (yeniden kaydedildikçe), her seferinde biraz daha fazla kalite kaybettirir. Bu sebeple, fotoğraflarımız ile foto editörleri aracılığıyla oynama yaparken, orjinallerini muhafaza etmeli, aynı jpeg’i defalarca kaydetmek yerine, bunu önce kayıpsız bir formata dönüştürüp, çalışmaları onun üzerinde yapmalı ve nihai aşamada jpeg’e geri dönmeliyiz.
    Dijital dünyada kayıpsız formatlar da vardır. Bunlardan en yaygın olanı TIFF formatıdır ve kayba izin vermez. Eski ve yaygındır. Bununla birlikte başka kayıpsız formatlar da vardır. Örneğin PNG gibi. TIFF, artık fazla yer tuttuğu için pek önerilmiyor ama yaygınlığı sebebiyle, çok yerde kullanılıyor.
    En büyük yer tutan format ise BMP formatıdır ve malesef, basit dosyaları devasa boyutlara getirebilir bu format.

    RAW Formatı

    RAW, dijital fotoğraf makinelerinin negatifi olarak tanımlanır. CCD veya CMOS üzerindeki ham veriyi, hiçbir görsel işleme tabi tutmadan bilgisayara aktarmayı sağlar. Zira aksi belirtilmedikçe dijital kameralar bazı görsel işlemler yaparlar.
    Çekilen bir foto, JPEG olarak kaydedilmeden önce ona white balance uygulanır, ardından keskinlik (sharpening) ayarı (makinede vardır, tarafımızdan belirlenen bir değerdir) uygulanır, benzer şekilde kontrast uygulanır ve son olarak, fotoğraf tanımlanan ölçüde kayıplı olarak sıkıştırılarak, belleğe saklanır. RAW ise, bunların hiçbirini yapmadan fotoğrafı “ham haliyle” kaydeder ve bir RAW editör yazılımıyla, bu ayarları bilgisayar başında kendinizin yapmanızı sağlar. Bu bir anlamda “dijital film banyosu” olarak düşünülmelidir.
    Her dijital fotoğraf makinesi RAW formatında kaydedemez. Yeni ve gelişmiş makineler bu işlemi yapabilmektedir. RAW formatı, kayıplı bir sıkıştırma olmadığından, disk ve dijital bellek üzerinde fazla yer tutar, kaydetmesi ve aktarması da fazla zaman alır. Ama ciddi fotoğraflar genellikle RAW formatıyla çekilir ki, üzerinde istenen ayarlamalar yapılabilsin.

    CCD ve CMOS


    CCD veya CMOS, bildiğimiz elektronik devreler gibidir sürekli kullanılan “elektronik film” görevi görürler. Bu cihazların üzerinde, en az cihazın çözünürlüğü kadar sensör/devre vardır ve bu devreler, o noktaya düşen ışığı piksel cinsinden dijital ortama yansıtırlar. Yani 5MP bir dijital fotoğraf makinesi üzerinde, 2560 x 1920 yani yaklaşık 5 milyon adet mini sensör bulunur.
    CCD’ler ile CMOS’lar arasında en genel tanım, birisinin daha iyi, diğerinin eski teknoloji olduğu şeklindedir ama bu doğru bir tanımlama olmaz. Günümüzde Canon firması, CMOS’u o kadar geliştirmiştir ki, benim diyen CCD’ye taş çıkaracak sonuçlar üretmektedir.
    Ama profesyonel üreticileri devre dışı bıraktığımızda CCD teknolojisi, CMOS’tan biraz daha üstün görünmektedir. Tabi bu, bir “teknolojik altyapı” anlamına gelmez. Yani PC’mize alacağımız anakartı seçer gibi, CMOS ya da CCD seçmek “bütünüyle anlamsız” ve sık yapılan bir hatadır. Dijital kameralar, örnek fotoğraflarına yani verdikleri sonuçlara göre seçilir. O makinenin içinde nasıl bir devre olduğu, kullanıcıyı hiç ama hiç ilgilendirmemektedir. Onun için önemli olan, nihai aşamada elde ettiği fotoğrafın kalitesi ve berraklığıdır.
    CCD ile CMOS arasında temel farklardan birisi de enerji kullanımıdır. CCD, daha fazla enerji harcar, daha çok ısınır, CMOS ise bunun tersidir ama bu da, kullanıcıyı ilgilendiren bir durum değildir. Yani burada tartışılan işlemci farkı, PC dünyasındaki “intel mi amd mi” tartışması gibi değildir. Kullanıcı sonuçlarla ilgilenir, elektronik devre ile değil. Zira bu aletlerde bir “parça upgrade” söz konusu değildir. Az enerji veya çok enerji harcaması da kullanıcı açısından “anlamsızdır”. Onun için anlamlı olan, tam dolu bir pil ile kaç poz çekebildiğidir. CCD’li bir kamera, daha yüksek amperli bir pil koyup, daha fazla çekim yapma imkanı verdikten sonra, fotoğrafçıyı neden ilgilendirsin ki, hangisinin daha fazla poz çektiği ?
    Bu konuyu detaylıca anlatmakta fayda var zira dijital kamera kullanımı, PC kullanıcılarına has bir durum değildir. Hatta PC kullanıcıları, bu piyasaya en son giren kullanıcı kesimidir, asıl dijital kamera kullanıcılarının çoğu bilgisayardan anlamaz bile. Buna karşılık PC bazlı kullanıcılar, kameraları “CCD varmış, iyiymiş, bunu alayım” ya da “vaaaay, bunun ****pikseli ötekinden daha yüksek, bunu alayım” gibi yanlış değerlendirmeler yapabilmektedir.
    Elbette ki yüksek MP daha iyidir ama aynı koşullar ve netlik altında yüksek MP daha iyidir. Yüksek MP için kalite kaybı veya yüksek fiyat maliyeti söz konusu oluyorsa, düşük olan daha doğru bir tercihtir. Donanımcılar iyi bilirler ki, bir bilgisayar sistemini değerlendirmede en büyük hata, sadece işlemcinin hızına bakarak karar vermektir. Bu sebeple sadece MP’e bakarak karar verme veya sadece işlemci tipine (CMOS/CCD) bakmak da, aynı büyük hatadır.
    Tercihlerde temel kriterler sırasıyla, görüntü kalitesi, ergonomi, fiyat/performans, dayanıklılık/uyumluluk olmalıdır. Bunu bir kenara not edelim zira bu işle ilgilenenler, tıpkı PC upgrade eder gibi, 3-5 senede bir kamera upgrade etmeye hazırlıklı olsunlar. Yakıcı bir hobidir bu çünkü

    Noise


    Noise, bir fotoğraftaki istenmeyen noktacıklardır. Film dünyasında buna grain adı verilirken, dijital dünyada noise (gürültü) denmektedir. Sensörlerin kendisine düşen ışığı doğru analiz edememesi ile ilgili bir durumdur ve noise seviyesi yükseldikçe, görüntü kalitesi düşer.
    Günümüzde iyi makineler, çok az noise üretmeleriyle ünlüdür. Buna karşılık daha düşük kalite makineler, daha fazla gürültü üretirler ve görüntü kalitesini bozarlar. Bu noktacıklar, özellikle açık renk alanlarda iyice çekilmezleşebilir.
    Noise seviyesi, muhtelif parametrelerle ilgilidir. Ortak noise problemleri, yüksek ISO değerlerinde ve az ışıklı ortamlarda kendisini gösterir. Buna karşılık ortak olmayan noise problemleri de vardır ve makineden makineye farklılık gösterebilir.
    Bazı makinelerin dijital algoritmaları, noise seviyesini düşürecek şekilde gelişmişken, bazıları değildir. Benzer şekilde bazı yüksek MP değerine sahip makinelerde CCD/CMOS’taki devreler kalitesizdir ve fazla noise üretir.
    Bu durum, devrelerin birbirine yakınlığı ile de ilgilidir. Nasıl işlemcilere daha fazla transistör sığdırdıkça, daha fazla ısı sorunu ortaya çıkıyorsa, CMOS ve CCD’lere de daha fazla piksel koymak, daha çok noise üretmesini sağlamaktadır zira noise, pikseller arası elektronik bir sorundur.
    Bu sebeple, kaliteli profesyonel cihazlar yüksek MP değerlerine sahip olmalarına rağmen, ışık devrecikleri arasındaki mesafe daha fazladır ve sensörler birbirini daha az etkiler. Buna karşılık daha ucuz makinelerde sensörler daha sıkışık bir alana toplanır ve noise artar zira sensörler birbirine parazit yapar.
    Pahalı makineler büyük sensörler kullanabilir. Büyük sensörler daha pahalı, daha maliyetlidir ve makinenin ebatları da buna müsaittir. Oysa müşteri seviyesi cihazlar daha ufak sensör kullanır ve maliyetten kurtarmaya çalışır. Kaldı ki, giriş seviyesi cihazlar genelde ufaktır ve bir de “yer” sorunları vardır.

    Ölü Piksel


    Makinedeki CCD/CMOS sensörlerinden birisinin arızalı olması durumudur. Bu durumda ilgili piksele karşılık gelen alanda hiçbirşey olmaz. Ölü pikseller bazen beyaz bir nokta, bazen renkli bir nokta şeklinde belirir ve her fotoğrafta bulunur.
    Bu bir hatadır. Tıpkı LCD ekranlarda olduğu gibi, ölü piksellerin fazlalığı çok rahatsız edicidir. Fazla sayıda ise, cihaz değiştirilmelidir. Hatta yüksek kaliteli profesyonel cihazlarda, tek bir ölü piksele bile tahammül olmaz ve garanti kapsamındadır.
    Ölü piksellerin giderilmesi, photoshop gibi yazılımlarla çok kolay yapılabilir ama çok fazla ölü piksel olursa, bu iş çok yorucu bir hale gelebilir.
    Bu sebeple, cihazı almadan önce ölü piksel testinizi iyice yapın ki, sonra bu “baş ağrısı” ile uğraşmak durumunda kalmayın.

    EXIF Bilgileri


    Bir dijital fotoğraf, sadece görüntü imajından oluşmaz. İçinde, o fotoğraf hakkında diğer bilgileri de barındırır. Bu bilgilere EXIF (Exchangeable Image File) adı verilir.
    EXIF bilgileri, fotoğrafın hangi makineyle, ne zaman, hangi fotografik detaylarla çekildiğini, pozlama süresini, diyafram açıklığını ve diğer birçok bilgiyi barındırır. Bu bilgiler, birçok fotoğrafçı için çok önemlidir ve fotoğraf anını kağıda not almak yerine, bu bilgilerden yararlanılır.
    Günümüzde hemen tüm dijital kameralar, EXIF bilgilerini kaydedebilmektedir. EXIF bilgileri, fotoğrafın büyüklüğünü biraz artırdığı için, web ortamında yayımlanan fotoğraflarda bu bilgiler genelde temizlenerek, alan kazancı sağlanır. Buna karşılık makineden çıkan haliyle JPEG içine gömülüdür ve fotoğraf hakkında tüm detayı sakladığı için, çok büyük rahatlık sağlar. Günümüzün ciddi foto editör programları ile bu detay bilgileri görülebildiği gibi, Windows XP ortamında bile, dosya özelliklerinden inceleme yapılabilir.

    Hafıza Kartı

    Hafıza kartları, dijital fotoğraf makinesinin filmleri gibidir. Bir elektronik bellektir ve makinenin içine takılır. Çok az enerji tüketirler ve onbinlerce kez yazılıp silinebildikleri için, sınırsız çekim olanağı sağlarlar.
    Günümüzde Compact Flash (CF) en yaygın olanıdır ama Memory Stick (MS), Smart Media gibi çeşitleri vardır.
    Hafıza kartları, makineniz hangilerini destekliyorsa o yapıda olmalıdır. Bazı makineler, birden fazla tipte hafıza kartını destekleyebilmektedir.
    Günümüzde hafızaların fiyatları oldukça düşmüştür. Özellikle CF kartı fiyatları, son derece ucuzlamış, hızları da çok artmıştır. Hızlı bir hafıza kartı, fotoğrafların hızla aktarılmasını sağlayacağı için, hem çekim sırasında ve hem de PC’ye aktarırken avantaj sağlar.
    Yukarıdakilerin dışında, farklı bir hafıza tipi daha vardır ama bir kart şeklinde değildir. Lisansı IBM’e ait olan “microdrive”, aslında CF kartı büyüklüğünde bir mini disktir. Genel olarak MB başına maliyeti daha düşüktür ve bazı modelleri hızlıdır ama bazı dezavantajları da vardır. Örneğin fazla enerji harcarlar ve ilk açılışı biraz yavaşlatabilirler. Tabi bir manyetik disk ve hareketli bir ünite olduğundan, düşme/çarpma gibi durumlara hafıza kartlarından daha duyarlıdır.

    Buffer


    Buffer, bir tampon bellektir ve çekilen fotoğrafın karta aktarılmadan önce bulunduğu alandır. Temel olarak kayıt işlemi şöyle yürür.
    Bir fotoğraf çekilir ve onun CCD üzerindeki hali, buffer dediğimiz alana aktarılır. Bundan sonra (makinenin ayarlarına göre) bir dizi prosesten geçer ve nihai JPEG (veya RAW) oluştuktan sonra, o dosya, karta aktarılır.
    Buffer’lar genelde birkaç kareyi ardarda çekebilecek kadar büyüktür. Zaten işlevleri de, fotoğrafçıya bu şansı vermektir zira buffer olmasa, her çekilen görüntü önce prosesten geçecek, sonra karta yazılacaktır. Bu ciddi bir süredir ve bu süre boyunca yeni fotoğraf çekme şansımız olmaz.
    Oysa buffer, ardarda çekilen birkaç fotoğrafı hızla hafızaya alır ve biz yeni kareyi çekmeye çalışırken, onu CF kart üzerine yazan süreç, arka planda devam eder.
    Makinelerin burst modda (seri çekim) yapabilecekleri çekim sayısı, buffer büyüklüğüne bağlıdır. Eğer buffer küçükse, seri çekim sayısı azalır, buffer büyükse, seri çekim sayısı artar.

    Digital Zoom (Lojik Zoom)


    Gerçekte optik olarak yapılmayan ve PC’de makine başında yaptığımız zoom’a benzer bir mantıkla, uzaktaki objeyi yakına getirmeyi amaçlayan ve sadece dijital kameralarda olan bir zoom tipidir. Aslında buna bir zoom demek zor olmakla birlikte, nadiren işe yarayan sonuçları olabilir.
    Dijital zoom, optik zoomun bittiği noktada devreye girer ve tıpkı PC’de olduğu gibi, bir görüntü geliştirme tekniği uygulanarak yakınlaştırmayı sağlar.
    Dijital zoomun işe yaradığı alanlar, kadrajı temizleme (açıyı rakamsal olarak artırma), görülmeyen/seçilmeyen objeleri vizörden seçilir hale getirme ve objeyi büyütülmüş haliyle fotoğraflama gibi işlere yarayabilir. Ama pek “önerilen” bir zoom değildir ve çoğu dijital kamera sahibi, dijital zoom’u hemen hiç kullanmaz, hatta alır almaz, djital zoom özelliğini kapatır.

    Enterpolasyon (Interpolation)


    Fotoğrafın ****piksel bazında çözünürlüğünü, lojik olarak artıran sistemdir. Aslında daha düşük bir elektronik/optik çözünürlüğe sahip kameraların, görüntüyü kaydederken bazı algoritmalar kullanarak, onu daha yüksek çözünürlükmüş gibi kaydetmesi önceden sık kullanılan bir yöntemdi.
    Günümüzde bu tip çalışmalar, görüntü editörleri tarafından da kolayca ve çok daha etkili olarak yapılabilmektedir. Bu sebeple enterpolasyon ile çözünürlük artırımı, pek de “hoş karşılanan” bir durum değildir.
    Bu sebeple dijital kamera alırken, pazarlama tekniği ile “kutuların üzerine yazan” değerleri değil, efektif sensörlerini baz almak gerekir. Genelde Fuji, enterpolasyon yöntemlerini kullanarak, yüksek çözünürlüklü görüntü elde etmektedir. Bu şekilde elde edilen görüntü, özel teknolojiler yardımıyla geliştirdiğinden, efektif MP değerinden daha iyi sonuç verse de, vadettiği çözünürlüğün optik kalitesini sunamamaktadır.
    Tercihlerde bu tip konulara dikkat etmek gerekir zira 6 MP diye aldığınız bir makinenin sadece 3 MP reel çözünürlüğü olması, pek de “hoş” bir durum olmaz. Hele ki o cihaza 6MP bandında bir fiyat ödemişseniz. Buna karşılık ikisi 3MP makinenin fiyat dahil tüm özellikleri benzer olurken, birisi enterpolasyonla 6MP’e çıkabiliyorsa, bu elbette bir avantaj olarak değerlendirilmelidir.

    Sharpening (Keskinlik)


    Bir görüntünün keskinliği tanımlamak/değiştirmek için kullanılır. Hemen tüm dijital fotoğraf makineleri, kullanıcıya bu konuda parametreler sunar ve bu parametrelerde yapacağınız değişikliklere göre, medyaya kaydedeceğiniz JPEG dosyası, daha da keskinleştirilir veya keskinleştirilmez.
    Keskin görüntülerde objeler, birbirinden daha kolay ayrılır, sınırlar daha belirgindir. Fotoğrafı keskinleştirme işi, Photoshop gibi görüntü editörü yazılımlar tarafından da yapılabilir. Bu arada yeri gelmişken şunu belirtelim, Photoshop’ta keskinleştirme işi, en efektif olarak “unsharpen mask” ile yapılmaktadır.
    Keskinlik biraz da tercih meselesidir ve kimi kullanıcı çok keskin görüntülerden hoşlanırken, kimisi de biraz daha yumuşatılmış hatları seviyor olabilir.
    Keskinlik ile “out of focus” yani odaklanma sorunu birbirine karıştırılmamalıdır. Keskinlik parametresi ne kadar artırılırsa artırılsın, doğru odaklanma yapılmamış bir fotoğraf, boğuk ve flu görünecektir.
    RAW kayıtlarda, sharpening uygulanmaz ve imaj, ham haliyle kullanıcıya sunulur. RAW editör yazılımlarıyla dilediğimiz sharpening uygulanıp, JPEG’e nihai şekli verilebilir.

    Contrast (Kontrast)


    Kontrast da, tıpkı Sharpening gibi bir parametredir ve oluşacak sonuç görüntüde renklerin birbirine zıtlığını belirlemek amacıyla, kullanıcı tarafından değiştirilir. Kontrastı artırılmış fotolarda objeler ve renkler birbirinden daha ayrı ve farklılığı gayet belirgin şekilde sunarken, düşük kontrastta renkler birbirine daha yakınca olur ve fotoğrafa soft (yumuşak) bir hava katar.
    Kontrast parametresini de varsayılan ayarlarda tutup, bu tip çalışmaları foto editörü yazılımlarla yapmak daha doğru bir harekettir zira bu yazılımlarda kontrastı dilediğimiz gibi artırabilir veya azaltabiliriz.
    RAW kayıtlarda, contrast parametresi değerlendirmeye alınmaz ve imaj, ham haliyle kullanıcıya sunulur. RAW editör yazılımlarıyla dilediğimiz kontrast uygulanıp, JPEG’e nihai şekli verilebilir.

    Image Stabilisation

    Yüksek optik zoom sağlayan “zoom” ve “telefoto” lenslerde, objeye iyice yakınlaşma durumunda, en ufak bir titreme bile, kadrajda (çerçevelenen alan) çok ciddi sapmalara yol açabilmektedir. Bu sebeple, yüksek zoom değerlerinde tripod kullanılması tavsiye edilir.
    Günümüzün yüksek zoom sağlayan dijital kameralarının ve kimyasal SLR makine lenslerinin bazıları, bu ufak titreşimleri absorbe etmek için mekanizmalar içerir. Bu titreşim engelleyip, objeyi düzgün çekilde çekebilmemize yarayan mekanizmaya Image Stabilisation denir.
    Eğer sahip olduğumuz lens, 3-4x’in üzerinde optik zoom sağlıyorsa, genellikle “image stabilisation” özelliğine de sahiptir ama böyle bir seçenek vermeyen makineler de vardır. Bu tip makinelerde, eldeki minör titremeler yani tripodsuz çekimler, bazen sıkıntıya yol açar ve objenin çekim sırasında titrediği, bozuk odaklandığı durumlarla karşılaşılabilir.
    Eğer yüksek zoom yeteneğine sahip bir lens kullanmak istiyorsak, o lensin IS özelliğine sahip olmasını beklemeli, cihaz alırken bu olanağı sağlayıp sağlamadığını kontrol etmeliyiz. Aksi takdirde maksimum zoomda birçok çekimimiz “çöp” olarak kalabilir.

    White Balance


    Dijital kameralarla birlikte fotoğrafçılık gündemine giren kavramlardan birisidir. Ne olduğunu anlamak için, önce renkleri ve renk sıcaklıklarını anlamak gerekir. Biz bu kadar derine inmeden kısaca değineceğiz konuya.
    Bir beyaz kartonu sabah gördüğümüzde farklı, öğlen gördüğümüzde farklı, bulutlu havada gördüğümüzde farklı, akşam gün batımında gördüğümüzde farklı tonlar aldığını görürüz. Biz onun beyaz olduğunu biliriz sürekli ama ortamdaki ışık kaynağının ona kattığı bir ekstra renk değeri vardır. Örneğin evin içinde yanan sarı bir lamba, dışarıdan bakıldığında hafif yeşilimtrak ya da buz beyazı havası barındırır. Ama aynı ortamda bildiğimiz ampul kullanılırsa, bu defa sarımtırak bir hava sunar.
    İşte tüm bu “ışık kaynağı farklılıkları”, objelerin gerçek renklerini hayli değiştirir ve bu ortam sıcaklığı dikkate alınmadan yapılan çekimlerde, bazen insanların yüzlerinin ölü gibi bembeyaz/hafif yeşilimtrak, bazen de olduğundan çok daha sarı, sıcak, hatta kırmızıya çalan bir halde olduğunu görürüz.
    Bu sebeple çekim yaptığımız ortamda, white balance denen bir ayar yapmamız gerekir. White balance (beyaz dengesi), ortamdaki beyazın gerçek beyaz, diğer renklerin de gerçek haline uygun çekim yapabilmemiz için, makineye “ortamdaki renk sıcaklığını” tanıtmak demektir.
    Günümüzdeki bir çok makine, ortamdaki renk sıcaklığını kendisi tespit edebilmektedir. Bunu da, en beyaz kareyi baz alarak yapar ama eğer ortamda bunu sağlayacak bir renk dağılımı yoksa, otomatik beyaz dengesi doğru yapılamayabilir. Bu sebeple, renklerle uğraşıp, ışık kaynaklarına aşina oldukça, renk dengesini kendimizin kurması daha doğru bir tercih olacak ve beyaz dengesinin daha doğru yapılmasıyla, daha iyi renk tonları elde edeceğiz.


    Artifacts

    Dijital fotoğraftaki bozukluklara verilen genel isimdir. Kimi bozukluklar optik sistemden, kimisi CCD’den, kimisi makinenin JPEG oluşturma algoritmasından kaynaklanabilir.
    Bu tip bozulmaların nereden kaynaklandığı çok önemlidir. Buna göre çözüm bulunması mümkünleşir veya kolaylaşır.
    Örneğin CCD veya optik sistemden kaynaklanan bozulmalara çözüm bulmak pek mümkün olmaz. Bu gibi durumlarda, genelde bu sorunla yaşama ya da cihaz değişikliği/tamiratı gibi seçenekler gündeme gelir.
    Makinenin kendi algoritmalarından oluşan artifaktların çözümlenmesi ise nispeten daha kolaydır ve makinenin “firmware” denen işletim sistemini değiştirmek, çoğu zaman sorunu giderir. Kimi üreticiler, raporlanan sorunlara göre firmware üretirler. Bazıları bunu kendisi günceller, kimisi ise kullanıcının güncellemesine olanak tanıyacak şekilde dizayn ederler makineleri. Örneğin Sony 717, kullanıcı tarafından firmware güncellemesi yapılamayan bir cihazdır. Ama Canon’un birçok modeli, kullanıcı tarafından güncellenebilir. Firmware güncelleme, BIOS versiyonu yenilemeye çok benzeyen bir işlemdir. Makine alırken, firmware’ı kullanıcı tarafından güncellenebilenleri tercih etmekte fayda var zira firmware sadece bozulmaları (artifacts) değil, diğer birçok elektronik yeteneği de sağlar.
    Üçüncü tip bozulmalar, kullanıcı tarafından fazla sıkıştırılan dosyalarda yaşanır. Örneğin JPEG sıkıştırma modunda, kalite düşürüldükçe, fotoğrafta bozulmalar oluşur.

    AF Assist Lamp


    Günümüzdeki hemen tüm makineler AF yani auto focus (otomatik fokuslama) özelliğine sahiptir. Deklanşöre yarım basınca, fokuslama yapılır. Bazı durumlarda (özellikle ışığın az olduğu ortamlarda) odaklamanın tam yapılıp yapılmadığını anlamak zordur.
    Bu sebeple bazı dijital kameralarda, fokuslamanın tamam olduğuna dair bir ışık yanar. Buna AF assist lamp adı verilir ve fokuslamanın yapıldığını belirtir.
    Bazı makinelerde fokuslamanın yapıldığı sesli bir uyarı ile de belirtilebilir. Gerek ışık ve gerekse sesli uyarı, gerçekten fotoğrafçıya yardımcı olan unsurlardır zira ışığın az olduğu ortamlarda fokuslama zordur.
     
  2. Google

    Google Özel Üye

    Paylaşım için tesekürler
     

Bu Sayfayı Paylaş