Dev Bir Müzenin Parçası Gibi...Anılar Müzesi BİRGİ

'Türkiye Tatil Yerleri Hoteller' forumunda Siraç tarafından 8 Kasım 2008 tarihinde açılan konu

  1. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Dev Bir Müzenin Parçası Gibi...Anılar Müzesi BİRGİ konusu
    || Dev Bir Müzenin Parçası Gibi...Anılar Müzesi BİRGİ ||

    Zamana direnen konakları, zanaatları, pazarları, hamamları ve kahveleriyle, alimler diyarı Birgi'de herşey dev bir müzenin parçası gibi…

    [​IMG]


    Eteklerine yerleştiği Bozdağ'dan kopup gelen, dereyi sarmış yamaçlarda kurulu Birgi'de herşey, usta bir ressamın elinden çıkmış gibi… Sarıyar Deresi, Yukarı ve Aşağı Birgi olarak ikiye ayırmış kasabayı. İzmir'in Ödemiş ilçesine bağlı, yaklaşık bin haneli küçük bir belde olan Birgi; sadece koruma altındaki Osmanlı evleriyle değil, gündelik yaşam gelenekleriyle de asırlık ağaçlar arasında saklı kalmış bir tarih.

    KAYIP BAŞKENT

    M.Ö 7. yüzyılda Lidyalılarla başlayıp, Roma, Bizans ve Osmanlı'ya uzanan tarihi boyunca korsanlığıyla ünlü Aydınoğulları Beyliği'nin başkenti, Ortaçağ'da ise ulemalar yurdu olmuş Birgi. Roma Dönemi'nde Pyrgion olan adı, beylikler döneminde “Birki”, “Bilge” gibi değişimlerle “Birgi”ye dönüşmüş. Evliya Çelebi Birgi'nin adı hakkında “Bir-ki, dünyada eşi benzeri yok” ifadesini kullanmış. Fransız seyyah Charles Texier ise kasabanın büyüleyici atmosferini yaratan moloz, kayrak taşı ve tuğladan örülü Osmanlı evlerinin herhangi bir Müslüman yerleşiminde benzeri bulunmadığından söz etmiş 19. yüzyılda kaleme aldığı eserlerinde. Kasabanın daracık sokakları, her köşe başında eski bir medrese, çeşme, hamam, türbe, konak, köprü ya da su kemeri çıkarıyor ziyaretçilerin karşısına. Birgi evlerinin bazılarında, çatıya yakın kısımlarda kiremit ve çakmaktaşları kullanılarak servi ve güneş motifleri işlenmiş. 1761 yılında inşa edilen, taş zeminli ve cumbalı üç katlı ahşap Çakıroğlu Konağı, yörenin hazinelerinden. Dışı da içi gibi kalem işleriyle bezeli konağın duvarları da zengin bitki ve meyve motifleriyle adeta bir nakış gibi işlenmiş. Zengin bir deri tüccarı olan Çakıroğlu Şerif Ali Ağa tarafından yaptırılan konak, Osmanlı sivil mimari üslubunun en iyi örneklerinden biri ve şimdi müze olarak kullanılıyor. Birgi'nin merkezi sayılan Aydınoğlu meydanındaki Ulu Cami'nin mimari üslubu dikkat çekici. Dış cephesini bir Bizans aslanının süslediği 1312 tarihli mabedin çalınan minber kapısı, 1996 yılında İngiltere'den geri getirilmiş. Yörenin bir diğer mimari harikası Birgivi Mehmet Efendi Medresesi ise o kadar şanslı değil. Kapıları revaklı girişe açılan ve her birini bir kubbenin örttüğü yedi odalı medrese, sahipsiz bir çocuk gibi kaderine terk edilmiş. Birgi'de sadece medreseler değil, birçok tarihi eserle birlikte sokak çeşmeleri de elinden tutulmayı bekliyor. Çünkü, kendine özgü su kültürü olan bir yerleşim Birgi.

    Tarihi boyunca su, taşlarla örülen kemerlerle süslenmiş burada.

    [​IMG]

    [​IMG]


    HAYAT VEREN EVLER

    Birgi'nin Osmanlı'ya özgü, dar ve kıvrımlı geleneksel sokak dokusu, 1922'deki büyük yangından sonra, ızgara planlı bir yerleşime bırakmış yerini. Yörede, iki odalı açık sofalı örneklerden, sofanın kapatıldığı son dönem örneklerine kadar, hem büyüklük hem de yerleşim planı, geleneksel Türk evinin gelişimini izlemek mümkün. Yığma taş tekniğiyle inşa edilen, tavanları ve çatıları ahşap Birgi evleri, yüksek duvarlı avlular içine gizleniyor genellikle ve en ince ayrıntısına kadar özeni ve bir sanatçının titizliğini yansıtıyor. Aynı elden çıkmış gibi duran evlerin her biri, farklı öyküler anlatıyor içlerinde. Kimi zaman taş, kimi zaman tuğla kullanılarak, farklı formlarda şekillendirilmiş bacalar ise antik heykeller gibi süslüyor çatıları. Taş duvarlarda rölyef etkisi yaratan bacalar ve sokağa yansıyan gölgeleriyle bu evleriyle, ziyaretçilerine ışık - gölge oyunları sunuyor. Depo, kiler, ağıl gibi bölümler genellikle evlerin zemin katına; mutfak, fırın, çeşme, tuvalet gibi bölümler ise evin bahçesine konumlandırılmış. Tarih boyunca konuklarını büyüleyen Birgi'nin türlü renklere boyalı evleri, artık bir gökkuşağı kadar renkli olmasa da Birgi, kültür mirası Ulu Cami, Çakırağa Konağı, Aydınoğlu Mehmet Bey Türbesi, Şah Sultan Türbesi, Güdük Minare Mescidi gibi yapıları ve doğal güzellikleriyle önemini günümüzde de koruyan bir belde. Selçuk, Tire, Birgi kültür yolunun önemli duraklarından biri olan Birgi, Avrupa Birliği Kültür Komisyonu tarafından sınırlar ötesi müze kapsamında bulunuyor. Birgi'de koruma altındaki evlerin sayısı yüzlerle ifade ediliyor.

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]


    EVLİYA ÇELEBİ’NİN MEMLEKETİ

    Küçük Menderes Ovası'nın kuzeyinde, eski evleri ve konaklarıyla dikkat çeken Birgi, özellikle son yıllarda alışık olmadığı bir turizm hareketiyle karşı karşıya. Bir bölümü yenilenmiş olsa da, aralarında hâlâ 500 - 600 yıllık temeller üzerinde duran, çoğunluğu 1800'lü yıllara ait olan Birgi evleri; sadece mimarlık öğrencileri ve restoratörlerin değil, meraklı gezginlerin de ilgi odağı. Yörenin kültür hazinesini ortaya çıkarıp korumak amacıyla ÇEKÜL ile Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ortak çalışmalar yapmış uzun süre. Restorasyon çalışmaları sırasında yöre halkına da ücretsiz eğitimler verilmiş, Birgi mimarisinin önemi anlatılmış. Evliya Çelebi'nin kaldığı ev olarak bilinen ve ünlü gezginin yaşadığı tarihe bakılarak, dört asrı aşkın bir geçmişi olduğu tahmin edilen evin restorasyonuna da yine aynı dönemde başlanmış. Evliya Çelebi'ye göre 70 odalı olan Dervişağa Medresesi'nden sadece bir yıkıntı kalmış geriye. Medresede okuyan öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılamak için yanı başına inşa edilen hamam da aynı durumda maalesef. Birgili kadınlar, kenarları dantelli kırmızı ve beyaz başörtüleri ve renkli şalvarlarıyla göze çarpıyor.

    [​IMG]

    [​IMG]


    MASUMİYET KASABASI

    Daha çok çiftçilikle uğraşan Birgili erkeklerin eğlencesi ise, uzun kahvehane sohbetleri. Duvarlarını Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğrencilerinin efe resimleriyle süslediği kasaba meydanındaki Şafak Kahvesi, yerel müzisyenlerin buluşma adresi. Gün boyu süren sakinliğin, sadece karakaçan ve horoz sesleriyle kaybolduğu kasaba sokakları için akşam üzerleri, hareketliliğin başladığı anlar. Çünkü, çevre yaylalardan toplanan patates çuvallarının kamyonlar ve traktörlerle kasabaya taşındığı vakitler bunlar. Ege'nin en kaliteli incirini yetiştiren Birgili çiftçi ise çok dertli. Dertlere şifa diye yetiştirdikleri incirleri ancak mazot parasına satabildiklerini anlatıyorlar küskünce. Tıpkı toprağın çok kazandırdığı günler gibi, meşhur efeleri de çoktan unutulmaya yüz tutmuş Birgi'nin. Efeler diyarı Birgi'de geleneksel kıyafetleriyle efelere, artık sadece yılın belli dönemlerinde yapılan törenlerde rastlanılıyor. Yörenin gün geçtikçe tarihe karışan zanaatlarından biri de, çaput dokumacılığı. Rengârenk ipler kullanılarak ilkel el tezgâhlarında dokunan bir kilim türü olan bu dokumalar, eskisi kadar yaygın olmasa da hâlâ üretilip kullanılıyor. Ancak Birgi'yi cazip kılan yalnızca nostalji değil elbette. Özellikle Birgi Çayı kıyısındaki bahçeli kır lokantaları, pek çok insanı çekiyor çevre illerden. Aslında ne evleri, ne yemekleri… Gezgin çalgıcıları, dost yüzleri, sokak kedileri, meraklı çocukları, konuksever insanıyla Birgi, çoktan anılarda kalmış zamanların masumiyetini vadediyor.

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

     

Bu Sayfayı Paylaş