Deprem dalgalarının etkileri ve özellikleri nelerdir?

'Frmartuklu Soru-Cevap Bölümü' forumunda Kayıtsız Üye tarafından 23 Mart 2011 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Deprem dalgalarının etkileri ve özellikleri nelerdir? konusu deprem dalgalarının etkileri ve özellikleri nelerdir?
     
  2. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Depremin Dalgaları ve Etkisi

    Depremin merkezinden, çevreye doğru düzenli titreşimler yayılır. Bunlara, “dep­rem dalgası” denir. Deprem dalgalarının şid­deti, deprem merkezinden uzaklaştıkça, aza­lır.
    Deprem merkezinden üç çeşit dalga ya­yılır:
    l) Uzunlamasına basınç dalgası;
    2) Enine dalga;
    3) Suya atılan bir taşın mey­dana getirdiği dalgaları andıran dalgalar.
    Uzunlamasına basınç dalgasının hareketi, iki ucundan tutularak gerilen, bir lastik şe­ridin hareketine benzer. Hızı, saniyede 8 km. kadardır. Enine dalganın hareketi ise, daha çok, bir lastiğin büküldüğü zamanki hareketine benzer. Bu dalganın hızı da, uzunlamasına dalganın hızının ancak beste üçü kadardır, üçüncü çeşit dalganın hareketi ise, suya atılan bir taşın meydana getirdiği dalgaların hareketine benzer.
    Depremin yeraltında asıl meydana geldi­ği yere, “iç merkez” adı verilir. Yeryüzün­de, bu iç merkeze en yakın olan bölgeye de, “dış merkez” denir. Dış merkezden uzaklaştıkça, depremin şiddeti de azalır.
    Depremlerin meydana getirdiği tahribat, toprağın yapısına da bağlı olarak değişir. Kum, çakıl gibi gevşek topraklı yerlerde meydana gelen depremler, daha büyük za­rarlara yol açarlar. Kayalık yerlerde İse, za­rar daha az olur. Çünkü, kayalar esnektir, sarsılırsa da, kolay kolay yıkılmazlar.
    Bugüne kadar, depremleri önceden bildi­recek bir yol bulunamamıştır. Onun için depremden zararsız, ya da az zararla kur­tulmanın tek yolu, yapı temelini sağlam ka­yalar üzerine atmak, binaları demir ve betondan yapmaktır. Kerpiçten, taştan yapılan evler, ağır, toprak damlı yapılar, dep­remde çabuk yıkılır.
    Denizaltındaki depremlerin meydana ge­tirdiği dalgalar da, kimi vakit büyük zarar­lara yol açar. 1755 yılındaki bir depremde meydana. gelen dalgalar, on binlerce kişiyi bir çırpıda yok edivermişti. 1946 yılında, Büyük Okyanusta meydana gelen bir dep­rem dalgası da, birtakım küçük adaların yok olmasına yol açmıştır.
    Depremlerin şiddetini ölçmeye, merkezini tespit etmeye yarayan alete “sismograf” adı verilir. Sismograf, rasathanelerde bulunur. Sismograflar, her yıl, bin­lerce deprem kaydederler.
    Bir kısmı da, duyulmayacak kadar hafif ge­çer. En çok, Japonya’da deprem olur. Bu ül­kede, günde, ortalama olarak, üç deprem kaydedilir. Bunların çoğu, hiç zarar vermez. Bununla birlikte, şimdiye kadar dünyanın en şiddetli depremleri de,Japonya ve Çin’ de olmuştur. 1920 yılında, Çin’in Kansu eyaletindeki bir depremde, iki yüz bin kişi ölmüştür. 1923′te, Japonya’da Tokyo ve Yokohama’yı sarsan depremde de, yüz bin kişinin öldüğü bilinmektedir. Yurdumuzda en şiddetli deprem,1939 yılında Erzincan’ da meydana gelen depremdir. Bu depremde, 30.000′i aşkın insan ölmüştür.
    Dünyanın en büyük depremlerinden biri de, 1906 yılındaki San Fransisco depremidir. Bu deprem, büyük can kaybına yol açmamışsa da 250-300 milyon dolarlık zararla sonuçlan­mıştır. San Fransisco depremindeki ölü sayısı, 500 kişi kadardır.
    Depremler Artıyor

    Yeryüzünde depremlerin eskisinden daha sık görülmesi üzerine, bilim adamları bu ko­nu üzerinde daha büyük bir ilgiyle durmaya başladılar. Yapılan bir hesaba göre, yılda ortalama 300.000 deprem oluyor, bunlarda ölen insanların toplamı da 15.000′i geçiyor. Gene son araştırmalardan öğrenildiğine göre, depremlerin yanı sıra, yeryüzündeki yanardağların da sayısı gittikçe artmaktadır. Son yıllara kadar yeryüzünde ateş püskürmekte olan yanardağlar 400 kadarken, bun­ların sayısı şimdi 700′ü bulmuştur.
    Depremlerin neden ileri geldiğini daha ke­sin bilgilerle öğrenmek üzere girişilen son araştırmalar arasında Amerikalılar çok büyük bir işe girişmişlerdir.
    Bilirsiniz ki üzerinde yaşadığımız sert yer kabuğunun altında “pirosfer” (ateşküre) vardır. “Sima”, ya da “magma” adı da veri­len bu tabaka erimiş maden halinde bir sıvı­dır.
    Bu sıvı ile insanoğlu bugüne kadar yalnız bir yerde temas kurabilmiştir. Bu da Kongo’daki Niragango Yanardağı’nın kraterindeki lâv gölü sayesinde olmuş, 1958′de bir heyet bu gölde incelemeler yapmıştır.
    Acaba bu sıvı tabaka hareket halinde midir; öyleyse bu hareketin yönleri, hızı ne­dir? Magmanın bileşimi, yerkabuğuna etkisi nedir? Bu soruların kesin olarak cevapları veril­dikten sonradır ki yer sarsıntılarının magma tabakası ile olan ilgileri ortaya çıkacak, bel­ki de depremlere karşı tedbir alınabilecek­tir.
    İşte, bu konudaki araştırmalara girişen Amerikan bilginleri magma tabakasıyla te­masa geçmeye çatışıyorlar. Bu da ancak son­dajla kabil olacaktır.
    Amerikalı bilim adamları girişilecek olan teşebbüsün temellerini tespit ettikten sonra ayrıntılara inince karşılarına çıkan ilk mor­luk, 6-7 kilometre arasında bir kalınlığı bu­lunan yerkabuğunu delmek olmuştur. Bu­gün elde bulunan en ileri sondaj makineleri bile ancak 4 kilometreye kadar inebildiklerinden projenin ilk görünüşte tatbiki imkân­sız gibiyse de tatbikçileri bunun da kolayını bulmuşlar, çalışmalara başlamışlardır.
    Çalışma şu şekilde yapılacaktır:
    Sondaj makinesi yüzer bir tekne üzerine kurulacak, okyanuslardan birinin en derin yeri seçilerek sondaj orada yapılacak. Böy­lece, o noktadaki denizin derinliği kadar sondaj yapmaktan kurtulmuş olacaklar. Amerikalılar bugün bu projeyi gerçekleş­tirmişler, çalışmalarına başlamışlardır.
     

Bu Sayfayı Paylaş