Davulun hikayesini yazarmısınız?

'Frmartuklu Soru-Cevap Bölümü' forumunda Kayıtsız Üye tarafından 8 Mart 2011 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Davulun hikayesini yazarmısınız? konusu davulun hikayesini lütfen bulunuz.

    Davul, belkide insanoğlunun en eski müzik aleti. Kimi zaman ayinlerda, kimi zaman savaşta, kimi zaman haberleşmeda kimi zamansa dans etmek ve müzik için kullanıldı. M.Ö 3500 yıllarında, insanların bir çerçeve üzerine geçirdikleri hayvan derisinden yaptıkları davulları çaldıkları biliniyor. Bunun kanıtına birçok Çin söylencesinde rastlamak mümkündür. Bin yıl sonra Sümerler, Mezopotamya’da insan boyunda yuvarlak davullar yaptılar. Afrika’da, davulların hatırlanamayacak kadar eski zamanlardan bu yana bir haberleşme aracı olarak kullanıldığı bilinmekte. İncil’in bazı bölümlerinde de insanın düşmanı karşısında ayaklarını yere vurarak nasıl “davul çaldığını” anlatan cümleler bulunur. Trampet ise, eski Yunanlılar zamanında kullanılmaya başlandı. Bunların daha büyük boyları, Arap istilası sırasında Avrupa’ya ulaştı. Bunlar savaşta cepheye giderken, barış zamanında da resmi törenlerde çalınıyordu. 15. yüzyılda süvarilerin kullandığı davul ve trampetler, 17. yüzyıldan itibaren orkestralara girdi.
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 16 Nisan 2015
  2. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Davul, belkide insanoğlunun en eski müzik aleti. Kimi zaman ayinlerda, kimi zaman savaşta, kimi zaman haberleşmeda kimi zamansa dans etmek ve müzik için kullanıldı. M.Ö 3500 yıllarında, insanların bir çerçeve üzerine geçirdikleri hayvan derisinden yaptıkları davulları çaldıkları biliniyor. Bunun kanıtına birçok Çin söylencesinde rastlamak mümkündür. Bin yıl sonra Sümerler, Mezopotamya’da insan boyunda yuvarlak davullar yaptılar. Afrika’da, davulların hatırlanamayacak kadar eski zamanlardan bu yana bir haberleşme aracı olarak kullanıldığı bilinmekte. İncil’in bazı bölümlerinde de insanın düşmanı karşısında ayaklarını yere vurarak nasıl “davul çaldığını” anlatan cümleler bulunur. Trampet ise, eski Yunanlılar zamanında kullanılmaya başlandı. Bunların daha büyük boyları, Arap istilası sırasında Avrupa’ya ulaştı. Bunlar savaşta cepheye giderken, barış zamanında da resmi törenlerde çalınıyordu. 15. yüzyılda süvarilerin kullandığı davul ve trampetler, 17. yüzyıldan itibaren orkestralara girdi.
     
  3. davul türk insanının yöresel müzik aletinden biridir.Davul, belkide insanoğlunun en eski müzik aleti Kimi zaman ayinlerda, kimi zaman savaşta, kimi zaman haberleşmeda kimi zamansa dans etmek ve müzik için kullanıldı MÖ 3500 yıllarında, insanların bir çerçeve üzerine geçirdikleri hayvan derisinden yaptıkları davulları çaldıkları biliniyor Bunun kanıtına birçok Çin söylencesinde rastlamak mümkündür Bin yıl sonra Sümerler, Mezopotamya’da insan boyunda yuvarlak davullar yaptılar Afrika’da, davulların hatırlanamayacak kadar eski zamanlardan bu yana bir haberleşme aracı olarak kullanıldığı bilinmekte İncil’in bazı bölümlerinde de insanın düşmanı karşısında ayaklarını yere vurarak nasıl “davul çaldığını” anlatan cümleler bulunur Trampet ise, eski Yunanlılar zamanında kullanılmaya başlandı Bunların daha büyük boyları, Arap istilası sırasında Avrupa’ya ulaştı Bunlar savaşta cepheye giderken, barış zamanında da resmi törenlerde çalınıyordu 15 yüzyılda süvarilerin kullandığı davul ve trampetler, 17 yüzyıldan itibaren orkestralara girdi
     
  4. bir gün bir padişahın kızı varmış hiç evden çıkmazmış kızın evlenme yaşı gelmiş padişah:kim kızımı evden dışarı çıkarırsa ona kızımı verecem demiş bir çok yiğit kızı evden çıkarmaya çalışmış kimse çıkaramamış akşamüzeri bir delikanlı elinde davuluyla davulu çala çala geliyormuş kız bu sesi duyunca yavaş yavaş dışarı çıkmış ve sonunda kız dışarı çıkmış ve büyük bir alkış kopmuş delikanlı ve kız davul sesiyle evlenmiş...
     
  5. Davulun başka adları; köbürge, küvgür, tuğ, tavul, tabıl (babl)dır. Davul çalanlara davulçu, tabilzen, tabbal gibi adlar verilirdi. Davul, Türklerin kullandığı en eski musiki aletlerindendir. VIII yüzyılda köbürge, daha sonraları tuğ ve XI yüzyılda küvrüğ adını almıştır.

    Davul, silindir biçiminde olup tahta veya madeni kasnağın iki yanına gerilmiş derilerin bağlanmasından meydana gelir. Omuza asılacak kaytanı ile vurulmasında kullanılan tokmak ve ince değnekten ibarettir. Mehterde ve halk arasında çalınan davullar, bu şekilde tokmak ve değnekle çalınır. Bando ve boru–trampet takımlarında kullanılan davullar ise değneksiz olarak yalnız ön tarafına tokmakla vurularak çalınır.

    Davul, çok uzaklardan duyulabilecek bir ses gücüne sahiptir. Uzakta çalan bir takımın yaklaştınça ilk duyulan sazı davuldur. Davul, mehterhanelerde ritmleri en iyi vurabilen bir sazdır. Ses gücü ve ritmleri iyi belirtmesinden dolayı insanın taşıdığı en güclü sazlardan biridir.

    Davulun, müzikte kullanılmasından başka, haber aracı olarak çeşitli işlerde kullandığı zamanlar olmuştur. Yalnız başına ilan ve haber verme işlerinde, bekar odalarında, hanlarda, şehirlerde, akşam kapilar kapanırken, yanqın haberinde, fetih haberinde, savaşta dağılmış askeri bir araya toplamakta, divar kuruluna haber vermek işlerinde, askeri saf düzeni alınmasını işaret etmekte ve kale kuşatmalarında düşman tağımlarının yerini bulmakta kullanılmış olduğu bilinmektedir.
     
  6. Ya arkadaşlar lütfen yukarıdaki padişah olayı gibi bir hikaye yazın. Bir çalgı aleti ile ilgili acil nolur. Yardım!!!
     
  7. ya geleneksel bir çalgının hikayesi lazım acill
     
  8. Bir zamanlar bir ağa varmış. bu ağa kızını evlendirmek istiyormuş fakat kızı hiç odasından çıkmıyormuş. ağa kızını kim pdasından çıkarısa onunla evlendireceğini söylemiş. meydana şıvgın gibi yiğitler gelmiş nice marifetler sergilenmiş fakat kız dönüp bakmamış bile. akşama doğru civan gibi bir delikanlı davuluna vura vura geliyormuş. kız davulun sesini duydukça yüreği hoplamaya başlamış. sonunda dayanamamış ve dışarı çıkmış. onların düğününde davul çalınmış ve sonra davul çalma olayı adet olmuş...
     
  9. Lütfen hikaye yazın!
     
  10. ya davuldan başka geleneksel çalgı hikayesi bilen varmı ??
     
  11. Lütfen biriniz saz,kaval gibi bir aletin hikayesini yazsın.7.sınıf türkçe çalışma kitabı.121. sayfa 7. etkinlik için acil lazım,davul dışında olsun ama
     
  12. Geleneksel bir çalgının hikayesini lütfen yazın acil lazım
     
  13. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Bağlama

    Bağlama ailesi, Türk halk müziğinin mızraplı çalgılarından oluşur. Bağlama, cura, divan sazı, bozuk, çöğür, bulgari, iki telli, tanbura ve meydan sazı, bağlama ailesini başlıca çalgılarıdır.
    Bağlamanın atası, Orta Asya kökenli bir çalgı olan kopuzdur. Kopuz zamanla biçim değiştirmiş, bağlama dediğimiz çalgı ortaya çıkmıştır. Anadolu'da daha da geliştirilen bağlama tekne ve sap olarak adlandırılan iki ana parçadan oluşur. Tekne, yarım armut biçiminde yapılır ve üstüne çok ince bir tahtadan göğüs geçirilir. Teknenin gittikçe incelen uç bölümü de sapa bağlanır. Tekne ile göğsün birleştiği alt bölüme, küçük bir yükselti eklenir. Alt eşik adı verilen bu yükseltiye bağlanan teller göğüs üzerinde, orta eşik adı verilen ve istendiği zaman yerinden oynatılabilen bir yükseltinin üzerinden geçer. Perdelerin bağlandığı sapın ucundaki burguluk üzerine açılan deliklere takılan burgulara da tellerin öteki ucu bağlanır. Burgularla teller gerilerek ya da gevşetilerek çalgı akort edilir. Sapın burgulukla birleştiği yerde bulunan sabit üst eşik, tellerin burgulara düzenli bir biçimde dağılmasını sağlar, bulunur. Bağlamalarda genellikle üç çift tel bulunur. Üçer üçer kümelenmiş dokuz telden oluşan bağlamalar da vardır. Bağlama kiraz ağacı kabuğundan ya da plastikten yapılan küçük bir mızrapla (ya da tezene) çalınır. Bağlama ailesinde bağlamaya çok benzeyen iki çalgı daha vardır. Bunlardan divan sazı bağlamadan büyük, cura ise küçüktür.

    Bağlama ailesinden meydan sazı, divan sazından daha büyüktür. Tellerinin çokluğu yüzünden "on iki telli" olarak da bilinir. Çöğür, tarihsel olarak kopuzla bağlama arasında bir geçiş sazıdır. Günümüzde kullanılmayan bir çalgıdır. Eski bir çalgı olan iki telli, bağlamadan biraz küçüktür ve Anadolu ile Balkanlar'da da kullanılmıştır. İki teli olduğu için bu adla anılmıştır. Tanbura ise bağlamadan biraz küçük altı telli bir çalgıdır. Bozuk da bu ailenin üyelerindendir. Boy, tel sayısı ve perde düzeni bakımından bağlamaya çok benzer. Yunanistan'da buzuki adıyla tanınmış ve benimsenmiştir. Daha çok Toros Yörüklerinin kullandığı bulgari de cura büyüklüğünde bir çalgıdır. Bulgari dört tellidir, ama iki telli olanları da vardır.
     
  14. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    KAVAL

    İnsanoğlunun üflemeli ilk çalgılarındandır. Çeşitli kaynaklarda ''ağız sazları'' arasında anılan çalgı. Orta Asya Türk uygarlıklarından itibaren bilinir. Ülkemizde yüzyıllardır, ''çoban sazı'' ya da ''düdük'' olarak tanınan kaval, Büyük Göç'le yayıldığı toplumlarda ise, farklı ad ve biçimlerde çalına gelmiştir.

    Kaval, içi boş şey anlamına gelen, ''kav''dan türemiştir. Çalgıya yüzyıllar önce yakıştırılan bu ad, genelde tüm nefeslilere (yapısal biçimine) özgü ortak bir kavramı içerir.

    Kaval sözcüğü, Orta Asya Balasağun Türk kültüründe de kullanılmıştır. Ancak değişikliğin daha çok dil ve lehçelerden kaynaklandığı da bir gerçektir. Örneğin: Kırım lehçesinde ''Khoval'' (Çoban düdüğü), Çağatay lehçesinde, ''Khaval'' (Mağara, in ya da büyük çuval), Azerilerde ''kabak-kaval'' (büyük tef), Arapça'da ise, ''Geveze (konuşkan kişi) karşılığındadır. Bunların dışında dilimizde insan bacağındaki uzun, içi ilik dolu baldır kemiğine de şekil itibariyle ''kaval'' denilmektedir.

    Yurdumuzda, halk ağzı ile ''gaval-goval ya da guvval'' olarak söylenen çalgı, sadece çobanlara özgü, ilkel bir müzik aleti olarak tanımlanmaktadır .

    Sonuç olarak, Kaval'ın şimdiye dek ''düdük ve çoban'' sözleriyle anılışı, yada "flüt'' adı ile biçimlendirmeye çalışılışı, onu halk müziğinin öz yapısından hiç bir zaman ayırmamıştır.

    Yurdumuzun çeşitli yörelerinde ''guvva-govel ve gaval'' olarak da söylenen kaval, genellikle çoban sazı olarak bilinir. Güney Anadolu'da halk ve göçebeler arasında adeta ;mukaddes bir alettir. Kaval, koyunlarında sevgili bir sazı olduğuna itikad olunur. Kaval çalmasını bilen her çoban kavalının nağmeleriyle sürüsünün sevk ve hareket işlerini idare ettiği genel kanıdır. Bu konuda da bir çok efsaneleşmiş halk hikayesi anlatılır. Kavalın geçmişi insanlık tarihi kadar eski olduğu söylenebilir. Sazı ilk olarak bulan veya çalanlarla ilgili birçok fikirler ileri sürülür ise de, araştırmacılar kavalın Hazar Denizi ötesi Ural-Altay dağları arasındaki bölge olabileceği konusunda birleşmektedir. Nitekim Alman, ''Curts Sachs'' kavalın Türkçe asıllı olduğunu belirtmiştir. Konuyla ilgili ayrıca Macaristan'ın Zulnak ili Jonoshid yöresinde 1933 yıllarında arkeolojik kazılar ile ortaya çıkartılan bir ''kurgan'' (mezar) da var. Türk çobanına ait ''ötkeçin''ne (kemikten yapılmış çifte kaval) rastlanmıştır. Kavim göçü çağından kalma bu nefesli sazı bir çok tipleri arasında inceleyen Macar Denes Van Bartha bu tür örneklerin yayılma merkezinin Ural ile Altay arasındaki Ön Türklere ait en eski uygarlık ürünü olduğunu ayrıca doğrulamıştır.

    İnsanoğlu, rüzgarın içi boş kamışlardan çıkardığı seslerden esinlenerek kavaldan ilk müzik seslerini çıkarmış, önceleri kamış üzerinde delikler bulunmaz iken daha sonraları çeşitli seslerinde elde edilmesi için kamış üzerine 3-5 delik açmıştır.

    Asya müziğinin sistemi olan Pentatonik sistemdeki beşli sesler elde edildikten sonra da, delik sayısı sekize kadar artırılmıştır. Önceleri kamıştan yapılan kavallar zamanla hayvanların boynuz ve kemiklerinden yapılmaya başlanmıştır. İlk dönemlerde kartal ve turna gibi kuşların kanat kemiğinden yapılıp çalınanlarına ÖTKEÇİ-N adı verilmiş, bundan tek kemikten yapılanlarına ise bugün ÇIĞIRTMA adı verilmektedir.

    Sibuzgu, sebezğu, sıvzğa, bırğa, burğa, borğu, tütek (düdük) gibi adlar ile anılıp çalınan düdüklere genelde SİPSİ adı verilmektedir. Avlanmayı bir sanat haline getiren Eski Türkler bu tür düdükleri avlanmakta da kullanırlardı, bunlarda dişi geyik sesini verdirerek erkek geyiklerin avlanmasını sağlarlardı.

    Anadolu insanının üzerinde unutulmaz apayrı bir yeri olan kaval, yüzyıllar boyunca duygularını dile getirmesinde vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Anadolu insanı için adeta o kutsal bir alettir, yanık Anadolu havalan onun sesinde apayrı bir hava taşır. Yurdumuzun her yerinde zevkle çalınıp dinlenen en hissi nefesli sazlarımızdandır. 30 ile 80 cm. arasında çok çeşitli boylarda olanları vardır. Yapımında, ardıç, gürgen, şimşir, meşe, ıhlamur gibi sert ağaçlar tercih edilir. En makbul olanı erik ağacından yapılanıdır. Ayrıca kamış ve pirinç gibi madeni alaşımlardan yapılanları da vardır.

    Kavallar dilli ve dilsiz olarak iki gruba ayrılır. Üst yüzlerinde 7 alt yüzlerinde bir olmak üzere toplam 8 ses deliği bulunur. Kavalların 2,5-3 oktav ses sahaları vardır. Ayrıca her yarım ses için yapılmış kavallar da mevcuttur.


    Kavalın yapımı

    1. Kavalın delikleri önce 5 mm. matkap ile delinip, daha sonra deliklerin sesleri kontrol edilerek büyütülmektedir.
    2. Delik büyüdükçe ses tizleşir.
    3. Delik küçüldükçe ses pesleşir.
    4. LA, (Si b) ve si tondaki kavallar 16 mm. çapında olup istendiği
    taktirde ağız kısmı genişletilebilir.
    5. Denge delikleri ile bütün delikler kapalı 7. delik açık olduğunda 1 tam ses elde edilir. Diğerleri sıra ile kaldırıldığında yarımşar ses elde edilir. İşte denge delikleri, 1 tam sesi sağlam elde etmekte ihtiyaç duyulduğunda kullanılır.
    6. Delik açık olduğunda bu sesi LA kabul edersek, eğer deliği kapattığımızda ses pest kalıyorsa kavalın en sonunda 5 mm.lik delik açılır. Yine pest kalıyorsa delik büyütülür. Yine olmuyorsa, ikinci bir delik delinir. İşte bu deliklere denge deliği denir.



    Delikleri yukarıdaki gibi numaralandırdığımızda; hepsi kapalı olduğunda SOL, 7. delik açık olduğunda LA, 6. delik açık olduğunda (Sİ b), 5. delik açık Sİ, 4. delik açık DO, 3. delik açık DO #, 2. delik açık RE, 1. delik açık (Mİ b) olur. 8.delik açık olduğunda FA # sesi elde edilir. Parmakların hepsini kapatıp üfleme pozisyonunu değiştirirsek Re sesi bulunur. 2. delik açık ve aynı şiddetle üflenirse yukarıda yazdığımız seslerin paralel beşlileri bulunur. Bugün kaval, içli sesi ile canlanmakta olan yeni çok seslilikte gerekliliğini korumakta ve önemi günden güne artmaktadır.



    Tüm Yönleriyle Türk Halk Müziği ve Nazariyatı
    Dr. Atınç Emnalar
    Ege Üniversitesi İzmir 1998
    Alıntıdır.
     
  15. Hikayesi lazım bize,destan gibi mesela,yapımı değil:(
     
  16. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    KEMENÇE

    “Rize’de yasayan iki aileden birisinin oglu öbürünün kizina sevdalidir. Iki sevdali kavusacaklari günü düsünüp, düsler kurarken ailelerin arasi açilir.

    Gençler bir türlü ailelerine söz geçiremezler. Sonunda kavusma umudunu yitirmekte oldugunu görüp ormana kaçarlar. Aileleri ardlarini birakmaz. Bir korulugun kiyisinda gençleri kistirirlar. Kurtulamayacaklarini anlayan gençler, kucaklasir, birlikte yakarirlar.

    '' Bizi bunlarin elinden kurtar Allah' im.Dal olup bölüselim, saz olup söyleselim ''

    Az sonra köklenmeye, dallanip budaklanmaya basladiklarini duyumsarlar. Yüzlerinde mutlu bir gülücükle son kez kucaklasirlar. Kiz limon, delikanli servi agaci olmustur.

    Bir süre sonra limon agacindan kemençe, Servi agacindan da yay yapilir. Bir araya gelince saz olup söylesir, söz olup sevdalarini dile getirirler. Böylelikle sonsuza dek kavusmus olurlar.

    alıntı
     
  17. şte bişey olmuş öyle davul çıkmış
     
  18. Ülkemizde kullanımı en yaygın olan telli bir Türk Halk Çalgısıdır. Yörelere ve ebatlarına göre bu çalgıya, Bağlama, Divan sazı, Bozuk, Çöğür, Kopuz Irızva, Cura, Tambura vb. adlar verilmektedir. Bağlama ailesinin en küçük ve en ince ses veren çalgısı Curadır. Curadan biraz daha büyük ve curaya göre bir oktav kalından ses veren çalgı ise Tamburadır. Bağlama ailesinin en kalın ses veren çalgısı ise Divan Sazı'dır. Tamburaya göre bir oktav kalından ses verir.

    Bağlama; Tekne, Göğüs ve Sap olmak üzere üç ana kısımdan oluşmaktadır. Tekne kısmı genelde dut ağacından yapılmaktadır. Ancak dut ağacının dışında ardıç, kestane, ceviz, gürgen gibi ağaçlardan da yapılmaktadır. Göğüs kısmı ladin ağacından, sap kısmı ise gürgen, ak gürgen veya ardıç ağacından yapılmaktadır.

    Sap kısmının tekneden uzak kısmı üzerinde tellerin bağlandığı Burgu adı verilen parçalar vardır. Bağlamanın akordu bu burgular kullanılarak yapılmaktadır. Sap kısmı üzerinde misina ile bağlanmış perdeler bulunmaktadır. Bağlama Mızrap veya Tezene adı verilen kiraz ağacı kabuğu veya plastikten yapılan araçla çalındığı gibi bazı yörelerimizde parmakla da çalınmaktadır. Bu çalım tekniğine Şelpe adı verilmektedir.

    Bağlama üzerinde ikişerli veya üçerli guruplar halinde üç gurup tel bulunmaktadır. Bu tel gurupları değişik biçimlerde akort edilebilmektedir. Örneğin bağlama düzeni adı verilen akort biçiminde alt gruptaki teller yazılış itibariyle La, orta guruptaki teller Re, üst guruptaki teller ise Mi seslerini vermektedir. Bu akort biçimi dışında Kara Düzeni (Bozuk Düzeni), Misket Düzeni, Müstezat, Abdal Düzeni, Rast Düzeni vb. akort biçimleri de vardır.
     
  19. Davul, en yaygın vurmalı çalgılardan biridir ve dünyadaki hemen bütün halkların kültürlerinde yeri vardır. Yazılı tarihten çok önce Eski Mısırlıların, Asurluların ve Uzakdoğuluların davulu kullandıkları bilinmektedir. Bilinen en eski daalahelanı versinvulun neolitik çağda yapılmış olmasına karşın, insanın ritim duygusunun çok daha önce gelişmiş olduğu sanılmaktadır. Amerika Yerlileri dinsel törenlerinde dans ederken, tempo tutmak için davul çalarlardı. Afrika'nın Siyah halkı, hem dans ederken hem de şifreli vuruşlarla kabileden kabileye haber yollarken davulu kullanırdı. Afrika’da bu amaçla hâlâ davul kullanılmaktadır. Türk vurmalı çalgılarının sembolü olarak kabul edilmektedir. Davul tarihimizde çok değişik amaçlarla kullanılmıştır. Türkiye’nin her yerinde değişik cins ve boylarda davul bulunmaktadır. Kasnak, ip ve deri olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Tokmak ana ritmi, çubuk ise detayları çalmaktadır. Genellikle küçük davul, orta davul, büyük davul ve koltuk davulu gibi mahalli boyları ve adları bulunmaktadır. Türklerde kullanılan en eski çalgıdır. Sesinin gür oluşu ve etkisi nedeni ile bir haber aracı olarak ta kullanılmıştır.

    DAVULUN YAPISI VE ÇEŞİTLERİ Davul, en basit çalgılardan biridir ve iki temel parçadan oluşur. Bunlardan biri boru ya da silindiri andıran kasnaktır. Kasnak tahta ya da metal olabilir. İkincisi bu kasnak gövdenin bir ya da iki yüzüne gerilerek geçirilen ince dana derisi ya da benzeri esnek bir malzemedir. Gerilen bu malzemeye "davul derisi" denir. Davul, derisine elle ya da sopayla vurularak çalınır. Bu sopaya "davul tokmağı" da denir.
    Eskiden davul basit biçimde yapılırdı ve genellikle ritim tutmak için çalınırdı. Ama belirli nota ya da tonlarda ses çıkarabilen davul çeşitleri de vardır. Modern orkestralarda kullanılan timbal ya da timpani bu türdendir. Bu çalgılar, akort edilerek yüksek ya da yumuşak tonlarda çalınabilir.
    Timballer, pirinç ya da bakırdan yapılma yarı küre biçiminde davullardır. Davul derisi olarak parşömen (kurutulmuş dana derisi) ya da plastik kullanılır. Çalgı, derisi kelebek vidalarla ya da pedallarla gerilip gevşetilerek akort edilir. Bir orkestrada değişik boyutlarda iki, üç ya da daha çok timbal kullanılabilir.
    Bongo, akort edilebilen bir davuldur, ama ses değişimleri daha az belirgindir. Bongolar, küçük kovaya benzer ve dans orkestralarında çalınır. Çoğunlukla çift kullanılır, dizler arasında tutularak elle ya da parmaklarla vurularak çalınır. Bongonun Afrika kökenli olduğu sanılmaktadır.
    Konga, Afrika kökenli bir başka davuldur. Konga davulu büyük ve silindir biçiminde bir çalgıdır. Hem Amerika Yerlileri hem de Siyah Afrikalılar tarafından haberleşme davulu olarak kullanılan davullara tamtam adı verilir. Tamtamlar genellikle elle çalınır.
    Bas davul, en büyük davuldur. Bas davulun çapı çok geniştir. İçi boş silindir biçiminde, tahtadan bir gövdesi vardır. Davul derisi gövdenin ya bir yüzüne ya da her iki yüzüne birden gerilir. Bas davullar perdesi belirsiz, derin, gümbürtülü bir ses çıkarır. Gök gürültüsü ya da top ateşi gibi bazı etkiler yaratmak için kullanılır. Askeri bandolarda kullanılan bas davul, çok ağır olduğu için özel bir taşıyıcının üzerine oturtulur.
    Kirişli davul ve trampetler, boru biçiminde küçük davullardır. Hem orkestrada hem bandoda çalınır. İnce demir ya da kiriş tellerin tuttuğu davul derisi parşömendendir. Bunlar gerildiği zaman davul keskin ve tiz bir ses, gevşetildiği zaman tok ve daha pes ses çıkarır. Orkestrada davul [değiştir]

    Orkestralarda davulcular büyük bir rol oynarlar. İkinci bir şef olarak orkestrada tempoyu ve ritmin düzenini sağlamakla görevlidirler. Bunun yanı sıra timpaniler ya da diğer perküsyon çalgıları çalınan melodileri dinamik veya gösterişli hale getirip süsleyebilirler. Vurmalı çalgıların da notaları vardır. Notalar genelde do anahtarı üzerinde yazılır ve timpani dışında tek notada vuruşlar belirtilebilir. Çünkü enstrümanlarda belirli notaları tutturmak çok zordur. Timpanide ise davulların boyutlarına göre notalar incelip kalınlaşabilir. Örneğin bir orkestrada 4 timpani varsa (23", 26",29" ve 32" lik) 4 farklı notayla bir eserde belirtilebilir. Tabi bu eserleri çalmadan önce çalgının akort edilmesi gereklidir.
    Yapılışı [değiştir]

    Anadolu’da yörelere göre değişkenlik gösteren davullar kasnak çaplarına göre küçük (60 cm), orta (70 cm) ve büyük (80-90 cm) olarak üç boya ayrılabilirler. Batı Anadolu'da 40 cm. çapında olanlarına da rastlanmaktadır. Davul, germe çemberine geçirilmiş deri (Karadeniz Rumcası derma) ve bunların bağlandığı kasnak (Karadeniz Rumcası soma) denilen ağaç bölüm olmak üzere iki ana kısımdan oluşup, germe çemberine geçirilmiş deriler, istenilen tonu elde edebilmek için gereken miktarda gerdirilir. Germe çemberine ıslak olarak geçirilen dana/koyun/keçi derisi davul kasnağına yerleştirildikten sonra, çeşitli formlarda zig zag olarak bağlanmış sicimler yardımıyla her iki (alt ve üst) germe çemberi bağlanılır ve deri kurutulduktan sonra istenilen gerginlik (ton) elde edilene kadar sıkılır.
    Etimoloji [değiştir]

    Davul sözcüğünün kökeni tartışılmışsa da konu üzerinde fikir birliği oluşmamıştır. Mahmut Ragıp Gazimihal (1952), Divanü Lügat-it Türk’te (MS 1072-1074) geçen tovul/tovil “şahin av yapınca çalınan davul” kelimesinden hareketle orijinin Türkçe olduğunu ileri sürmüş (Gazimihal, 1952: 163), Curt Sachs (1919) Hint Avrupa dillerinde davul sözcüğünün karşılığı olarak kullanılan kelimeleri, Arapça tabl “davul” ile karşılaştırmış, 1968 yılında Sir Harold Bailey kelimenin Akatça tabalu/tapalu sözcüğüne bağlamıştır.
    Parth yazılarında taβil/taβel (MS 3. yüz-yıl) ve taβάla/taβila (M.S 5. yüzyıl) savaş davulu anlamında kullanılmıştır. Aynı dönem Ermenicesinde tauił/tauoł kayıtlı olup, Partçadan ödünç alınmış olabilir FMI 66, Kaşgari’nin Divan’ında rastlanılan tovil/tovul formları da Part mirası olmalıdır
    Karadeniz Rumcası'na taulin (ταούλιν Giresun, Tirebolu), tavuli (İnebolu), taul (Ordu, Santa), tavul (Gümüşhane), tağul (Ordu, Gümüşhane) formlarında girmiştir
    Türklerde davul [değiştir]

    Türklerin de en eski vurmalı çalgılarından biri davuldur. Davul, Türklerin eski dinleri olan Şamanlık'ta dinsel törenler sırasında çalınırdı. Şaman din adamları kötü ruhları davul çalarak kovarlardı. Türkler Müslüman olduktan sonra davul eski işlevini yitirdi. Tuğ ve sancakla birlikte devletin egemenlik simgesi oldu.
    Türklerde davul Osmanlı döneminde hem mehterhane adı verilen bandoda, hem de halk müziğinde kullanıldı. Askeri müzikte kullanılan davullar büyük çaplı ve tek yüzü deri kaplıydı. Yere koyularak tek ya da çift olarak çalınan bu davullara kös denirdi. Bunların biraz daha küçüğü atın iki yanına bağlanarak da çalınırdı.
    Davul savaştaki kullanım alanına göre verilen adlar [değiştir]

    Davulun, müzikte kullanılmasından başka, haber aracı olarak çeşitli işlerde kullandığı zamanlar olmuştur. Yalnız başına ilan ve haber verme işlerinde, bekar odalarında, hanlarda, şehirlerde, akşam kapilar kapanırken, yangın haberinde, fetih haberinde, savaşta dağılmış askeri bir araya toplamakta, divan kuruluna haber vermek işlerinde, askeri saf düzeni alınmasını işaret etmekte ve kale kuşatmalarında düşman tağımlarının yerini bulmakta kullanılmış olduğu bilinmektedir.
    Tabl-ı beşaret
    Tabl-ı asayiş
    Tabl-ı cenk veya saf
    Tabl-ı cenk-i harbi
    Tabl-ı derbent
    Tabl-ı orduğah nöbetleri
    Tabl-ı lağım bulma Tabl-ı Beşaret [değiştir]
    Bir kale fethedildiği zaman çalınan davula verilen isimdir. Fetihler, fatihleri olan hükümdarlar tarafından fetihname veya beşaretname denilen mektuplarla komşu hükümetlere ve yurt içindeki şehirlere bildirilirdi. Fetih haberi alan şehirlerde, kalelerde fetih şenlikleri yapılırdı. Tabmı beşaret denilen davul çalınması da bu anlamdadır. Mısır seferinde Tumanbay ele geçirildiği zaman Yavuz Sultan Selimin huzuruna “tabl-ı beşaret” gümbürtüleri ve top gürültüleri arasında törenle çıkarılmıştı.
    Tabl-ı Asayiş [değiştir]
    Savaşta gece bastırınca askerin dağılarak birbirinden ayrı düşmemesi için çalınan bir ritmdir. Asayiş davulu çalındıktan sonra çarpışmaya son verilir, herkes olduğu yerde kalır ve etrafa karakollar kurularak sabah olması beklenirdi.
    Tabl-ı Cenk veya Saf [değiştir]
    Savaşın başladığı anı belirlemek için çalınan davul tarafından yapılan bir çalış biçimidir. Bazen köşün (kös, tek derili olup madeni büyük bir kase üzerine gerilen deve ve benzeri hayvan derileriyle kaplı, iri bir çift tokmağı olan büyük duvallara denir.) katılmasıyla da çalındığı olurdu. Saf vuruşu çalındığında asker, bir çeşit savaş düzeni olan saf oluşturur ve bu şekilde savaşa girilirdi. Bundan böyle, XVI yüzyılın sonlarına kadar savaşlarda saf oluşturularak davulların ve köslerin saf usulü vurması devam etmiştir. 1402'de ankara Savaşında Sultan Yıldırım Beyazıt, Timura karşı savaşa başlarken saf çalınıyordu: “Sultan Beyazıt sancakları çözdürdü. Kösler çalındı, saf–ber–saf bağlandı”. Fatih Sultan Mehmet, Kara Buğdan kazasında, “Padişah buyurdu: Hey gaziler ne durursunuz, qayret-i islamdır. Ve illa saf saf olup alaylar bağlansın” dedi.
    Tabl-ı Cenk-i Harbi [değiştir]
    Biten savaştan sonra divan toplantısını haber vermek için çalınan davullara tabl-ı cenk-i harbi denir. 1456da Varnada, baskıncı Kazaklar yenilgiye uğradıktan sonra cenk-i harbi davulları ile divan kurulmuştu. “Bade Paşanın seraperdesi gelüp cümle orduyu islam tınab tınabe çataçet kurulup, cenk-i harbi tabılları döğdürüp divan-ı padişahi oldukta” ifadeleri kayıtta mevcuttur.
    Tabl-ı Derbend [değiştir]
    XVII yüzyılda kervansaraylarda, hanlarda ve bekar odalarında ve şehir kapılarında, yatsıdan sonra kapılar kapanacağından kimsenin içeri alınmaması veya dişarı çıkarılmaması veya dişarı çıkarılmaması için verilen işaret üzerine çalınan davullardır. Bu yüzyılda Malatyada bekar odalarında, Rumelide sınır kalelerinde, Tatvanda davul çalınıp kapılar örtülürdü. Tatvanda eskiden Süleyman Han (Kanuni zamanında) “Zal paşa burada müfid ve muhtasar bir kala bina ettürüp derbend çalınır olmuştu”.
    Tabl-ı Ordugah Nöbetleri [değiştir]
    Ordugahı koruyan karakol erlerinin ve kalelerde nöbet bekleyen erlerin uyumaması için çalınan davullardır. Bu davullar çalarken yektir Allahdiye bağırırlardı. Mahmut Şevket Paşa da bunu şöyle bildiriyor: “Orduğah ve kalada asker hal-i teyakkuz ve intibah üzere bulundurmak için davul çalınır idi. Tablzen davul çaldıkları vakit ara sıra yektir Allahdeyü bağırırlar ve davulu ol vezinde çalarlar idi” demektedir.
    Tabl-ı Lağım Bulma [değiştir]
    Kale kuşatmalarında düşmanın, kale duvarlarını yıkmak için lağım kazıp kazmadığını anlamaya yarayan hassas davullara denir. Bunlar, yere dikili iki ağac üzerine oturtulur ve üstüne çomağı bağlanır. Tokmak titrerse düşmanın kazma faaliyetinde bulunduğu anlaşılır ve derhal karşı önlem alınırdı. Türkler bu yönetimi Kanuni Sultan Süleymanın Rodos kuşatması sırasında bulmuşlar ve uygulamışlardır.
    XVII. yüzyılda da davul içine darı ve büğday koymak suretiyle düşman lağımları araştırılmıştır. 1657'de Kazakların Özü kalesini kuşattıklarında, kalede bulunan Evliya Çelebi “Lakin onların lağım hilelerinden havf edüb kalanın içinde, divanlarında lağım yerleri arayup, kala divanları üzerine davullar koyup, davulların içine darı ve buğday döküp lağım hilesi gözetirdik. Küffar kala temelinü kazıp lağım ederse, davullar üzere darılar lağımcıların külüngü darbesinden sıçraşırlar, hamdullah öyle bir lağım hilesi duyulmadı” diyor.
    Tarihin ilk çağlarından beri Asyada Hunlar, Mezarotamyada Sümerliler tarafından kullanıldığı anlaşılan davulları, Romalılar çarpıştıkları Hun ve Avarlarda görmüşlerdi. Avrupaya geçerek tanıtılıp yerleşmesini sağlayan ise XVI yüzyılda Osmanlı Türkleri olmuştur. Türk ordu mızıkasının baş sazı olan davul Avrupada “Turkische trommel” ve “tambour des Turcs” diye anılmaya başlamıştı. Osmanlı mehterhanesinden örnek alınarak Avrupada kurulan takımlardan, sanat musikisine de geçmişti. Bestesi Gluck, Mekke hacıları Operasında 1764 yıllarında davula yer vererek eserin içinde zille birlikte icra ettirmişti. Yakin Doğu memleketlerinde de daul, türklerden kalmalığını ismi ile birlikte sakladı: 1809da davula Mısırda “tabl Tourky” (tabl-ı Türki) libyada "toultanen Dourgnı (tabl-ı sultan-i Türki)" deniyordu. 1778'den 1854'e kadar geçen sürede, Villoteau, Mozin, Boistse ve başkanları tarafından davulların Türkmen kökenli olduğu iyice belirtilmiştir. Spontini La Vesatane (1807) ve Fernan da Cortes (1809) operalarında kullanıldıktan sonra davula orkestrada da yer verildi. Bethoven, savaş senfonisinde (1813) davula top gürültülerini canlandırtdı. Berlioz, Faustdakı Macar Marşında, Rossini ile Vagner de operlarında davul kullandılar. SİZCE BU KADAR YETERLİ Mİ
     
  20. Bir gün ramazan ayı çok yaklaşmış ve bir gün gelmiş ve davulcular erkenden uyanmış her mahalle ve her sokakları dolaşmışlar ve herkesi uyadırmışlar.Bir adam sormuş yav sen davulu neden dövüp duruyorsun demiş ve adam da demişki den davulu dövmessem o beni dövecek demiş.ve gine herkesi uyandırmaya gitmiş.
     

Bu Sayfayı Paylaş