Dünyanın En İyi İlk 500 Üniversitesi - Türkiye'deki Üniversitelerin Durumları Nedir?

'Üniversiteler' forumunda Mavi_inci tarafından 16 Mart 2011 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Dünyanın En İyi İlk 500 Üniversitesi - Türkiye'deki Üniversitelerin Durumları Nedir? konusu
    Dünyanın En İyi İlk 500 Üniversitesi ve Türk Üniversitelerinin Durumları Nedir?

    Türk üniversiteleri nerede?


    Prof. Dr. Erhan Erkut Türk ve dünya ünivestilerine dair bir rapor hazırladı. Raporda üniversiteleri yayınladıkları makalelerden tezlerine kadar bir çok konuyu karşılaştırdı.
    Üniversite sıralamalarının yapılmasının temel nedeni insanların sıralama yapmayı ve karşılaştırmalı düşünmeyi sevmeleridir. Sıralaması yapılabilecek her şeyin sıralamasını yaparız.
    Prof. Dr. Erhan Erkut

    [​IMG]
    Çeşitli kuruluşlar tarafından her yıl dünya üniversite sıralamaları oluşturulmakta ve bu sıralamalar basınımızda da oldukça geniş bir şekilde yer bulmaktadırlar. Geçtiğimiz yıllarda bu tür sıralamalara Türk üniversitelerinin pek girememiş olması ülkemizde hayal kırıklığı yaratmış ve üniversitelerimizin kalitesi hakkında bazı soru işaretlerini de beraberinde getirmiştir bulunmaktadır. Bu yayının amacı, ilk 500 sıralamaları ve Türk üniversitelerinin bu tür sıralamalardaki yerleri üzerine ülkemizdeki bilgi eksikliğini gidermektir. Yayında şu ana başlıklara yer verilmektedir.
    1. Neden üniversite sıralamaları yapılmaktadır?
    2. Dünyada kaç tane global üniversite sıralaması mevcuttur, ve bu sıralamalarda kriterler nelerdir?
    3. Bu sıralamalarda hangi ve ne tip üniversiteler önlerde yer almaktadır?
    4. Bu sıralamalarda Türk üniversiteleri nerede yer almaktadırlar?
    5. Türk üniversiteleri sıralamalarda ilk 100e girebilirler mi?
    6. Türk üniversitelerin araştırma çıktılarını olumsuz yönde etkileyen faktörler nelerdir?
    7. Ülkemizde üniversite sıralaması yapılmakta midir?
    8. Üniversite sıralama sistemlerindeki sorunlar ve eksiklikler nelerdir?
    9. Sonuçlar
    1. Neden üniversite sıralamaları yapılmaktadır?
    Üniversite sıralamalarının yapılmasının temel nedeni insanların sıralama yapmayı ve karşılaştırmalı düşünmeyi sevmeleridir. Sıralaması yapılabilecek her şeyin sıralamasını yaparız. Spor ligleri bir sıralamadır. Dünyanın en zengin 500 kişisi başka bir sıralamadır. En sevilen filimler, en çok satılan kitaplar, en çok okunan yazarlar, en çok indirilen müzikler, en popüler restoranlar, en iyi giyinen ünlüler…hepsi birer sıralamadır.
    Üniversite sıralamaları ne işe yarar?
    - Üniversite seçmeye çalışan öğrenci adaylarına ve ailelerine yardımcı olabilirler,
    - Birden fazla üniversiteden iş teklifi alan öğretim üyelerinin tercih yapmasını kolaylaştırabilirler
    - Yüzlerce değişik üniversiteden iş başvurusu alan şirketlerin aday belirlemelerine yardımcı olabilirler
    - Bir ülkedeki üniversiteler ile öğrenci veya öğretim üyesi değişimi veya araştırma işbirliği konularında ortaklık yapmak isteyen yabancı üniversitelerin işini kolaylaştırabilirler
    - Ülkede yüksek öğrenime destek vermek isteyebilecek hayırseverleri yönlendirebilirler
    - Devletin üniversitelere başarıları oranında destek verdiği bir sistemde devlet desteğinin belirlenmesinde rol oynayabilirler
    2. Dünyada kaç tane üniversite sıralaması mevcuttur, ve bu sıralamalarda kriterler nelerdir?
    Bizim belirleyebildiğimiz kadarı ile dünyada 6 değişik üniversite sıralaması mevcuttur.
    - Shanghai Jiao Tong Üniversitesi
    - Times Higher Education QS
    - Webometrics
    - HEEACT
    - Leiden
    - Scimago
    Bu sıralamalar ve kullandıkları kriterler hakkında özet bilgiler aşağıdadır.
    2.1 Shanghai Jiao Tong (Academic Ranking of World Universities (ARWU))
    Dünyadaki üniversitelerin ilk çok amaçlı sıralaması “Academic Ranking of Worldwide Universities” (Dünya Üniversitelerinin Akademik Sıralaması) adı altında Cin’de Şanghay şehrindeki Jiao Tong Üniversitesi tarafından gerçekleştirilmiştir. İlk amacı Çin üniversitelerinin dünya üniversiteleri arasındaki yerini belirlemek olan bu sıralama ilk defa 2003de yapılmış olup, tüm dünya üniversiteleri, hükümetleri, ve medyası tarafından ilgi ile karşılanmıştır. Binin üzerinde üniversiteyi sıralayan ve her sene yenilenen bu çalışmada şu kriterler kullanılmaktadır:
    a) Mezunlar tarafından kazanılmış olan Nobel ödülleri ve Fields madalyaları (%10)
    b) Öğretim üyeleri tarafından kazanılmış olan Nobel ödülleri ve Fields madalyaları (%20)
    c) 21 değişik alanda yüksek sayıda atıf alan bilim insanları (%20)
    d) Nature ve Science dergilerinde basılan makale sayıları (%20)
    e) Science Citation Index ve Social Science Citation Index tarafından endekslenen dergilerde basılan makale sayıları (%20)
    f) Yukarıdaki kriterlerin kişi başına ayarlanmış sayıları (%10)
    Bu sıralama birçok ülkede yüksek öğrenim değerlendirilmesinde kullanılmış olup eğitim reformlarına katkıda bulunmuştur. Kriterlerden de anlaşılacağı gibi bu sıralama özellikle temel bilimlere odaklanan araştırma ağırlıklı bir sıralamadır. Jiao Tong sıralamasında, genel üniversite sıralamasının yanında, 5 bilim dalında (matematik, fizik, kimya, bilgisayar bilimleri, işletme/iktisat) ve 5 ayrı alanda (tabii bilimler ve matematik; mühendislik, teknoloji, ve bilgisayar bilimleri; yaşam ve tarım bilimleri; tıp ve eczacılık; sosyal bilimler) birer sıralama da yapılmaktadır.
    2.2 THE-QS (Top Universities)
    Times Higher Education-QS “En İyi 200 Dunya Üniversitesi“sıralaması Londra’da basılan bir yüksek öğrenim dergisi olan Times Higher Education ile ülke-dışı eğitim alanında uzmanlaşan ve dünyanın 9 şehrinde ofisleri bulunan Quacquarelli Symonds şirketinin ortaklaşa oluşturdukları bir sıralamadır. 600 üniversiteyi değerlendiren bu sıralama 2004 ile 2009 yılları arasında bu iki kuruluş tarafından birlikte yapılmıştır. Sıralamanın kriterleri şunlardır:
    a) Akademisyen değerlendirmesi (%40): 10,000 civarında akademisyenin katıldığı bir tanınırlık anketi
    b) İşveren anketi (%10): 3,000 civarında işverenin katıldığı bir tanınırlık anketi
    c) Öğrenci-öğretim üyesi oranı (%20)
    d) Son 5 yılda öğretim üyesi başına düşen atıf sayısı (%20)
    e) Uluslararası öğretim üyesi oranı (%5)
    f) Uluslararası öğrenci oranı (%5)
    THE-QS kriterlerinin Jiao Tong kriterlerinden en önemli farkı, Jiao Tong kriterlerinin tümüyle araştırma çıktılarına yönelik olmasına karşın, THE-QS kriterlerinin daha kapsamlı (fakat daha sübjektif) olmasıdır. THE-QS sıralamasında, en iyi 200 üniversitenin yanısıra, 5 ayrı alanda (mühendislik, temel bilimler, yaşam bilimleri, sosyal bilimler, insani bilimler) dünyanın en iyi 50 üniversitesi de sıralanmaktadır.
    2.3 Webometrics (Ranking Web of World universities: Home)
    Dünya Üniversitelerinin Webometrics Sıralaması, İspanya’nın en büyük araştırma kuruluşu olan, ve yüzün üzerinde merkez ve enstitüden oluşan Consejo Superior de Investigacıones Científicas‘a bağlı olan Cybermetrics Lab tarafından yapılmaktadır. 2004 yılından bu yana yılda iki defa yayınlanan bu sıralamanın en önemli özelliği dünyadaki 18,000 yüksek öğretim kurumunu değerlendirmesidir. Fakat bu değerlendirme sadece yüksek eğitim kurumlarının internet içerikleri kullanılarak yapılmaktadır. Bu değerlendirmede yüksek öğretim kurumunun web sitesi dört ana kriter etrafında değerlendirilmektedir
    - başka sitelerden verilen link sayısı (%50)
    - arama motorları tarafından bulunan sayfa sayısı (%20)
    - sitedeki Adobe, Word, ve PowerPoint dosya sayısı (%15)
    - Google Scholar tarafından sitede bulunan makale sayısı (%15)
    Bu sıralamadaki temel varsayım, üniversitelerin kalite, etki, ve prestijleri ile internet siteleri üzerinden yaptıkları akademik yayınların arasında yakın bir bağlantı olduğudur. Bu sıralamanın dikkatle kullanılması gerekir çünkü bu varsayım sorunludur. Üst düzeyde araştırma yapan fakat bu araştırmaları kendi internet sitesi yerine dünyanın en önde gelen dergilerinde yayınlayan bir üniversite bu sıralamada aşağılarda yer alabileceği gibi, sitesinde çok sayıda araştırma ile alakası olmayan dosya bulunduran bir üniversite bu sıralamada yukarılarda yer alabilir.
    2.4 HEEACT (Performance Ranking of Scientific Papers for World Universities)
    “Higher Education Evaluation and Accreditation Council of Taiwan” (HEEACT) için kabaca “Taiwan’ın YÖK’ü” denebilir. Bu sıralama bibliometrik metodlar kullanarak dünyanın en iyi 500 üniversitesini, ve 6 alanda en iyi 300 üniversitesini değerlendirmektedir (tarım ve çevre bilimleri, tıp, mühendislik ve bilgisayar, yaşam bilimleri, tabii bilimler, ve sosyal bilimler). Değerlendirme tümüyle araştırma odaklı ve bilimsel makale bazlıdır. Kriterler şunlardır:
    a) Araştırma üretkenliği
    - Son 11 yılda yayınlanmış olan makale sayısı (%10)
    - Son yılda yayınlanmış olan makale sayısı (%10)
    b) Araştırma etkisi
    - Son 11 yılda alınmış olan atıfların sayısı (%10)
    - Son iki yılda alınmış olan atıfların sayısı (%10)
    - Son 11 yılda alınmış olan ortalama atıf sayısı (%10)
    c) Araştırma mükemmeliyeti
    - Son 2 yıldaki H-indeksi (%20) (bu indeks atıf sayılarına bağlıdır)
    - Son 11 yılda yayınlanan ve çok atıf alan (atıf sıralamasında en tepedeki %1e giren) makale sayısı (%15)
    - Son yılda etki faktörü yüksek (en tepedeki %5e giren) dergilerde basılan makale sayısı (%15)
    Bu sıralama sadece araştırma çıktılarına odaklanmış olduğundan eleştirilebilir, fakat bilimsel açıdan çok sağlam ve güvenilir bir sıralamadır. Üniversitelerin hem uzun hem de kısa vadedeki araştırma çıktılarını ve bu çıktıların etkisini değerlendirmekte ve araştırmada mükemmeliyeti öne çıkarmaktadır. Sıralamada kullanılan kriterlerin ikisi (ortalama atıf sayısı ve H-indeksi) küçük üniversitelerin dezavantajını kısmen ortadan kaldırmakta, ve son iki yıla verilen ağırlık (%55) yeni ve başarılı üniversitelerin sıralamada hızla yükselmesine olanak sağlamaktadır.
    2.5 Leiden (The Leiden Ranking 2008)
    Hollanda’daki Leiden Üniversitesinde bulunan The Centre for Science and Technology Studies (CWTS) 2008 yılında bibliometrik endikatörler kullanan bir sıralama sistemi geliştirmiş, ve yılda 700 ve daha fazla endeksli makale yayını yapan 1,000 civarında üniversitenin 2003-2007 araştırma performanslarını değerlendirmiştir. Dört değişik Leiden sıralaması mevcuttur:
    - Yayın sayısı
    - Yayın başına atıf sayısı
    - Yayın sayısı çarpı alana göre normalize edilmiş ortalama etki
    - Yayın başına atıf sayısı bölü alana göre ortalama etki
    2.6 SCImago (SIR - SCImago Institutions Rankings)
    SCImago tarafından 17,000 dergiyi tarayan Scopus veri tabanı kullanılarak yapılan bu sıralamada 2007 yılında en az 100 makale yayınlayan 2,000 araştırma kuruluşu sıralanmıştır. Kuruluşlar devlet, yüksek öğrenim, sağlık, özel sektör, ve diğerleri olarak 5 gurupta toplanmıştır. Sıralamada kullanılan kriterler şunlardır:
    - Makale sayısı (2003-2007 döneminde)
    - Makale başına atıf sayısı
    - Uluslararası ortaklıklarla yazılmış makale oranı
    - Makalenin yayınlanmış olduğu derginin normalize edilmiş etki değeri
    - Atıf sayısının alana göre normalize edilmiş değeri
    Üniversite sıralaması konusunda 2008 sonunda heyecan verici bir gelişme yaşanmıştır. Avrupa Birliği, var olan sıralamaları yetersiz bularak son derece kapsamlı bir üniversite sıralaması metodolojisinin geliştirilmesi için harekete geçmiştir. Bu sistem, tipik sıralama sistemlerinin kullandığı araştırma çıktısı ölçütlerinin ötesine gidecek, ve eğitim kalitesi ile topluma katkıyı da ölçmeye çalışacaktır. Bütçesi 1.1 Milyon Euro olan bu proje çerçevesinde 2009 yılı içinde paydaşlar ile birlikte çok boyutlu bir sıralama sistemi geliştirilmesi planlanmıştır. Buna ek olarak 2010 yılı içinde en az 150 üniversitenin mühendislik ve işletme bölümleri bu sistem ile değerlendirmeye alınacaktır. İlk sonuçların 2011 Mayıs sonunda yayınlanması beklenmektedir. Böyle etraflı ve detaylı bir çalışmanın üniversite sıralamalarına önemli bir katkısı olmasını bekliyoruz.
    3. Bu sıralamalarda hangi ve ne tip üniversiteler en önlerde yer almaktadırlar?
    Bir fikir vermesi açısından yukarıda sözü edilen sıralamalarda ilk ona giren üniversiteleri Tablo 1’de özetliyoruz. Bu özet için ARWU ve THE-QS genel sıralamaları, ve Leiden için toplam etki sıralaması (yayın sayısı çarpı alana göre normalize edilmiş ortalama etki) kullanılmıştır. SCImago için ise, sadece yüksek öğrenim kurumları sıralaması gözönüne alınmıştır.
     
  2. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    ARWU
    THE-QS Webometrics HEEACT Leiden SCImago
    1 Harvard Harvard Harvard Harvard Harvard Harvard
    2 Stanford Cambridge MIT Johns Hopkins Tokyo Tokyo
    3 Berkeley Yale Stanford Stanford Toronto Toronto
    4 Cambridge UC London Berkeley Washington UCLA UCLA
    5 MIT IC London Cornell UCLA Johns Hopkins Michigan
    6 CalTech Oxford Washington Michigan Michigan Washington
    7 Columbia Chicago Minnesota MIT Washington Tsinghua
    8 Princeton Princeton Johns Hopkins Berkeley Kyoto Kyoto
    9 Chicago MIT Michigan Pennsylvania UC London Johns Hopkins
    10 Oxford CalTech Wisconsin Columbia Stanford Sao Paulo
     
  3. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    6 sıralamanın da üzerinde birleştiği tek üniversite tümünde birinci olan Harvard Üniversitesidir. Bunun dışında, Stanford, MIT, Johns Hopkins, Washington ve Michigan Üniversiteleri 6 sıralamanın 4 tanesinde ilk ona girmişler, UCLA ve Berkeley de 6 sıralamanın 3 tanesinde ilk ona girmişlerdir. 6 sıralamanın en az 3 tanesinde ilk ona giren bu 8 üniversitenin tümünün Amerikan üniversitesi olması dikkat çekicidir.
    Hangi sıralamaya bakılırsa bakılsın en yukarılarda yer alan üniversitelerde şu ortak özellikler göze çarpmaktadır:
    - Zengin ülke üniversitesi
    - Eski üniversite
    - Büyük üniversite
    - Lisansüstü programlara ağırlık veren üniversite
    Yukarıdaki tabloda yer alan 26 üniversitenin büyük çoğunluğunun bu özelliklere sahip olduğu bilinmektedir. Ülkemizde daha az bilinen birkaç ilk-100 üniversitesinin özelliklerini de Tablo 2’de özetleyelim.
    Tablo 2: Bazı ilk 100 üniversitelerinin özellikleri
    ARWU, THE-QS Kuruluş yılı Öğrenci sayısı Lisansüstü öğrenci Öğretim üyesi Son yılda verilen PhD A. National Avustralya 59, 17 1946 16,500 6,900 1,582 318 Kyoto Japonya 24, 25 1897 22,446 9,191 3,759 910 Uppsala Isvec 76, 75 1477 28,196 6,789 2,347 375 Aarhus Danimarka 97, 63 1928 30,190 15,432 3,032 257 Jerusalem Israil 64, 102 1918 23,400 9,893 2,029 328 Görüldüğü gibi bu üniversitelerdeki öğrenci-öğretim üyesi oranları 6 ile 12 arasında, lisansüstü öğrenci oranı ise %24 ile %51 arasında değişmektedir. Bu rakamlar tipik “araştırma üniversitesi” istatistikleridir. Maalesef öğrenci/öğretim üyesi oranı Türk üniversitelerinde çok daha yüksek, lisansüstü öğrencisi oranı ise çok daha düşüktür.
    4. Bu sıralamalarda Türk üniversiteleri nerelerde yer almaktadırlar?
    ARWU 2009 ilk 500 sıralamasında sadece İstanbul Üniversitesi (424. sırada) bulunmaktadır. THE-QS 2009 sıralamasında Bilkent Üniversitesi 360. sırada, İstanbul Teknik Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, ve Koç Üniversitesi ise 401-500 aralığında gösterilmektedir. Webometrics sıralamasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi 499. sıradadır, ve 45 ülkenin yer aldığı ülke sıralamasında Türkiye en son sırada bulunmaktadır. HEEACT sıralamasında hiçbir Türk üniversitesi ilk 500e girememiştir. Dört değişik Leiden sıralamasında da hiçbir Türk üniversitesi dünyada ilk 250ye girememiştir. SCImago yüksek öğrenim kurumları sıralamasına bakıldığında, Türkiye’den 6 üniversitenin ilk 500e girdiği gözlemlenebilir: Hacettepe 304., Ankara 363., Gazi 420., ODTÜ 465., Ege 491., ve İstanbul Üniversitesi 497. sıradadırlar. Değerlendirdiğimiz 6 çalışmanın birleştiği bir nokta hiçbir Türk üniversinin dünyada ilk 250’ye girememiş olmasıdır.
    4.1 Ülke sıralaması analizi
    Bu bölümde hem en popüler sıralama olması nedeniyle, hem de internet üzerinden en çok bilgiye ulaşılabilmesi nedeniyle ARWU çalışmasına odaklanıyoruz. Her ülkenin ARWU sıralamasına soktuğu üniversite sayısı tablosuna bakarak (ARWU Ranking Statistics 2009) şu gözlemler yapılabilir:
    - Ülke sıralamasında Amerika ezici bir üstünlüğe sahip durumdadır. Sıralamada en önde gelen 20 üniversitenin 17 tanesi (%85) Amerika’dadır.
    - İlk 100e sadece 15 ülkeden üniversite girebilmektedir. Bu ülkelerin 10 tanesi Avrupa’dadır. Avrupa dışında olan 5 ülkenin 3 tanesi eski İngiliz sömürgeleri (veya Anglo-Sakson ülkeleri) olan Amerika, Kanada, ve Avustralya‘dır. Bunların dışında ilk 100e sadece Japonya’dan 5 ve İsrail’den 1 üniversite girebilmiştir.
    - İlk 200e 25 ülke girebilmektedir. Bu gurupta Çin, Brezilya, Meksika gibi hızla gelişmekte olan ülkelerin yanısıra Güney Kore ve Singapur gibi yakın dönemde gelişmiş ülkelere rastlanmaktadır.
    - İlk 500e toplam 39 ülke girebilmektedir. Bu listede ilk 500e bir tek üniversite sokabilerek sonuncu sırayı paylaşan ülkeler İran, Suudi Arabistan, Slovenya, ve Türkiye‘dir.
    Dünya toplamına oranla ülkelerin ilk 500e giren üniversite sayısı, GSMH’sı, ve nüfusu tablosu da ARWU sitesinde (h t tp://w w w.arwu.org/ARWUAnalysıs2009.jsp) verilmektedir. Bu tabloya gore orneğin Amerika’nın nüfusu dünya nüfusunun %4.5unu oluşturmakta iken, Amerikan GSMH’si gayri safi dünya hasılasının %23.6’sını oluşturmaktadır, ve Amerika ilk 500e giren üniversitelerin %30.3’üne sahiptir. Bir ülkenin nüfusunu ve GSMH’sını girdi, ilk 500e giren üniversite sayısını da çıktı varsayarak bu tablo üzerinden şu gözlemleri yapabiliriz:
    - Üniversite/GSMH oranı bir ülkenin ekonomisinin büyüklüğü sayesinde ilk 500 üniversite sıralamasına soktuğu üniversite sayısının bir ölçüsüdür. En az GSMH ile en çok ilk-500 üniversitesi üreten ülkeler açık ara ile YeniZelanda ve İsrail‘dir. Üniversite/GSMH oranı en kötü olan ülkeler ise Meksika’dan hemen sonra Türkiye ve Rusya’dır.
    - Üniversite/Nüfus oranı da ülkelerin nüfuslarına oranla ne kadar çok ilk 500 üniversitesi çıkarabildiklerinin bir göstergesidir. Bu oran sıralamasında açık ara ile önde olan ülke İsveç’tir. Dünya nüfusunun sadece %0.1‘ine sahip olan İsveç, dünyadaki ilk 500 üniversitenin %2.2’sine sahiptir. Bu oranın en düşük olduğu ülkeler ise sırasıyla Hindistan, Meksika, Türkiye, İran, ve Rusya’dır.
    - Veriler analiz edildiğinde, ilk 500 üniversite sayısını belirlemede ülke GSMH’sinin, ülke nüfusuna kıyasla çok daha etkili bir girdi olduğu gözlemlenmektedir. GSMH ile üniversite sayısı arasındaki korelasyon 0.97’dir. GSMH oranları ile üniversite sayısı oranları arasındaki regresyon katsayısı 1.2’dir. Yani bu verilere göre ülkeler dünya ekonomik gücünün her %1’i karşılığında 6 tane (500×1.2/100) ilk-500 üniversitesi çıkarmaktadır. Bu hesapça Türkiye dünya ekonomik gücünün %1.3‘üne sahip olduğuna göre, Türkiye‘den çıkması gereken ilk-500 üniversite sayısı bir değil 8 olmalıdır.
    Üniversite finansmanı açısından bakıldığında, GSMH’nın yanında GSMH’nın ne kadarının yükseköğretime ayrıldığı sorusu da önemlidir. Bu oran ülkelerin yükseköğrenime verdiği önemin bir göstergesi olarak algılanabilir. OECD verilerine göre bu oranlar arasında ciddi farklar vardır. Örneğin, ilk 500e en çok üniversite sokan Amerika, GSMH’sının %2.7sını yükseköğretime ayırırken, bu oran Türkiye için %1.1 olmuştur ve bu oran ile Türkiye OECD sıralamasında otuz ülke arasında sondan dördüncüdür. Kanımızca bu veri Türkiye’nin ilk 500 üniversite sıralamalarında geri kalmasının en bariz açıklamasıdır.
    5. Türk üniversiteleri ARWU sıralamasında ilk 100e girebilirler mi?
    Yukarıdaki basit analiz ile GSMH’sına dayanarak Türkiye’den bir yerine 8 üniversitenin ARWU sıralamasında ilk 500e girmesi gerektiği sonucuna vardık. Şimdi kriterlere geri dönelim ve bunun mümkün olup olmayacağını değerlendirelim.
    Kriter 1 (Mezunlar tarafından kazanılmıs olan Nobel ödülleri ve Fields madalyaları):
    Şimdiye dek 809 adet Nobel ödülü ve 48 Fields madalyası verilmiştir. Bilindiği gibi şimdiye kadar sadece bir Türk üniversite mezunu Nobel ödülü alabilmiştir. Kısa vadede bu sayının çok yükselmesini beklemek kanımızca hayalcilik olur.
    Kriter 2 (Öğretim üyeleri tarafından kazanılmıs Nobel ödülleri ve Fields madalyaları):
    Şimdiye kadar hiçbir Türk üniversitesi öğretim üyesi Nobel ödülü veya Fields madalyası kazanmamıştır. Kısa vadede kazanmasi da beklenmemektedir.
    Kriter 3 (21 değişik alanda yuksek sayıda atıf alan bilim insanları):
    Her bilim alanında en çok atıf alan 250 kişi ISI tarafından “yüksek sayıda atıf alan bilim insanı” olarak tanımlanmaktadır (h t t p://w w w.isihighlycited.com/). Veri tabanında şu anda Türkiye’de görev yapan bilim insanı yoktur.
    Bir ara özet yapmak gerekirse, İstanbul Üniversitesi dışındaki Türk üniversiteleri yarışa toplam ağırlığı %50 olan bu 3 kriterden “sıfır çekerek” başlamaktadırlar. ARWU sıralamasına bakıldığında, ilk 200e giren üniversitelerin hiç birisinin bu ilk 3 kriterden birden sıfır almadığı görülebilir.
    Kriter 4 (Nature ve Science dergilerinde basılan makale sayıları):
    2005-2009 yılları basılmış olan, ve yazarlarından en az bir tanesinin Türkiye adresli olduğu makale sayısı Nature için sadece 5, Science için ise sadece 9’dür. Bu kriterden de Türk üniversitelerinin çok fazla puan alması beklenemez.
    Kriter 5 (Endekslenen dergilerde basılan makale sayıları):
    Türk üniversitelerinin en çok bu kriterden puan almasi beklenmektedir.
    Kriter 6 (Diger kriterlerin kişi başına ayarlanmış sayıları):
    Amacı küçük üniversitelerin dezavantajını azaltmak olan bu kriterden puan alabilmek için önce diğer kriterlerden puan alabilmek gerekmektedir.
    Kriterlere dikkatli bakıldığında Türk üniversitelerinin ilk 500e girmesi mümkün olsa da fazla yukarı tırmanabilmelerinin çok zor olduğu sonucuna varılmaktadır. Bu çalışmada değerlendirilen tüm sıralama sistemlerinin ya tamamen ya da büyük ölçüde araştırma çıktılarından etkilendiği sonucuna varabiliriz. Üniversitenin temel işi araştırma olduğundan bu beklenen bir sonuçtur. Türk üniversiteleri dünya sıralamalarında yukarılara çıkmak istiyorlar ise, bunun yolu bellidir: araştırma çıktılarını yukarıya çekmek.

    [​IMG]

    6. Türk üniversitelerinin araştırma çıktılarını olumsuz yönde etkileyen faktörler nelerdir?
    Üniversiteyi liseden veya dersaneden ayıran en önemli faktör araştırmadır. İnsanlığın dağarcığındaki bilgiyi artırmak yerine sadece bilgiyi aktarmayı kendilerine misyon edinen yüksek öğrenim kurumları üniversite olmanın sorumluluklarını tümüyle yerine getirmemektedirler, ve birçoğu düşük prestijli diplomaların yerel dağıtıcıları olmaya mahkumdurlar. Sadece araştırma üniversiteleri yüksek prestijli uluslararası çekim merkezleri haline gelebilirler ve dünyada sıralamalarda önde gelebilirler. Araştırma üniversitesi kavramı dünyaya 1818 yılında kurulan Humboldt Üniversitesi ile gelmiştir. Neredeyse 200 yıldan beri var olan ve dünyada yüzlerce güzel örneği olan bu kurumun nasıl oluşturulacağı bellidir. Detaylarda üniversitelerin misyon ve vizyonuna bağlı farklılıkar olmakla birlikte araştırma üniversitesi olmanın temel şartları şunlardır:
    • Araştırmacı: Araştırma kapasitesi yüksek öğretim üyeleri işe alınmalıdır.
    • Zaman: Öğretim üyelerine araştırma yapabilmeleri icin gereken zaman sağlanmalıdır.
    • Mali destek: Araştırma için gereken mali bütçeler sağlanmalıdır.
    • Altyapı: Araştırma için gereken fiziksel ve kurumsal ortamlar sağlanmalıdır.
    • Insan kaynağı: Araştırma için önemli olan doktora öğrencileri ve araştırma asistanlari sağlanmalıdır.
    • Kariyer yönetimi: Öğretim üyeleri için geliştirilecek değerlendirmelerde araştırma çıktıları öne çıkarılmalıdır.
    Özetle araştırma çıktısı oluşturmak için iyi araştırmacıları ise alıp onlara araştırmaya uygun şartları sağlamak ve kariyerlerini hedefler doğrultusunda yönetmek gereklidir.
    Türkiye’deki devlet üniversiteleri ile vakıf üniversiteleri arasında önemli farklar bulunduğundan iki gurubu farklı şekilde ele almak gereklidir. Fakat Türk yüksek öğreniminde devlet üniversitelerinin öğrenci payının %94 civarında olması dolayısıyla devlet üniversitelerindeki uygulamalar ülkenin araştırma politikası için çok önemlidir
    • Araştırmacı: En üretken araştırmacılar en üretken araştırma üniversitelerinden çıkarlar. Araştırma çıktısını yükseltmek isteyen üniversiteler de dünyanın önde gelen araştırmacıları ile çalışarak çok iyi bir araştırma eğitimi ve disiplini almış gelecek vaadeden bu araştırmacıları kadrolarına katarlar. Türk devlet üniversitesinde öğretim üyesi maaşları ilk 100e giren üniversitelerdeki maaşlarla karşılaştırıldığında çok düşük kalmaktadırlar. Bunun tabii bir sonucu olarak devlet üniversiteleri işe alımlarda zor durumda kalmaktadır. Vakıf üniversitelerinde öğretim üyesi maaşları devlet üniversitelerindeki maaşlardan daha yüksektir. Fakat devlet üniversitelerinin tersine, vakıf üniversiteleri maaşları arasında çok ciddi farklılıklar vardır. Bunun sonucu olarak bazı vakıf üniversiteleri dünyanın en iyi üniversitelerinden mezun genç öğretim üyelerini veya önde gelen üniversitelerde çalışan akademisyenleri kadrolarına katmakta, bazıları ise devlet üniversitelerinden öğretim üyesi transferi ile kadro kurmaktadırlar.
    2005-06 akademik yılında Türkiye’deki üniversite öğrencisi sayısı 2,342,898 iken, öğretim üyesi sayısı 32,739, öğretim görevlisi ve okutman sayısı ise 52,046 olmuştur. Bu rakamlara göre öğrenci/öğretim üyesi oranı 71.7, öğrenci/akademik kadro oranı ise 27.6 olarak gerçekleşmiştir. Bu rakamlar araştırma üniversitesi için gerekenlerin çok üzerindedir. Bu konuda YÖK’ün hazırladığı Türkiye’nin Yükseköğretim Stratejisi Raporunda söyle denilmektedir:
    Lisans programlarındaki oran (29) da batı ülkelerindeki düzeyin çok üzerindedir. Bu oran Avusturya, Belçika, Almanya ve Hollanda da 10’un, Norveç, ABD, Finlandiya’da 15’in ve diğer Avrupa ülkelerinde 20’nin altındadır.
    • Zaman: Uluslararası standartlarda araştırma çok zaman gerektiren bir uğraşıdır. Örneğin bir akademik makale için 1,000 saatlık bir çalışma gerekebilir. Öğretim üyelerinin zamanları 3 temel aktiviteye harcanır: araştırma, eğitim, hizmet. Eğitim ve hizmete ne kadar çok zaman harcanır ise araştırmaya o kadar az zaman kalir. Birçok Türk üniversitesinde eğitim, öğretim üyelerinin zamanlarının çok ciddi bir bölümünü almakta ve araştırmaya zaman kalmamaktadır. Devlet üniversitelerinde standart ders yükü haftada 10 saattir. Fakat öğretim üyelerinin önemli bir kısmı düşük olan maaşlarını destekleyebilmek için veya kadro eksikliğinden dolayı ek ders yükünün altına girerler ve bu ders yükü 30 saate kadar çıkabilir. Düşük maaşları desteklemenin bir diğer yolu da öğretim üyesinin döner sermaye üzerinden (veya kendi girişimleri ile) dışarıya iş yapmasıdır. Bu ek gelir amaçlı aktiviteler öğretim üyesinin araştırma zamanından götürmektedir. Araştırmaya yönelik vakıf üniversitelerinde ders yükü Amerikan araştırma üniversitelerinde olduğu gibi haftada 6 saattir. Fakat öğretim üyelerinden eğitim beklentisi bu seviyelerde olan vakıf üniversitesi sayısı çok düşüktür. Diğerlerinde ders yükü haftada 30 saate kadar çıkabilmektedir.
    Ders yükü konusunda YÖK’ün hazırladığı Türkiye’nin Yüksekogretim Stratejisi Raporunda şöyle denilmektedir:
    Bir öğretim üyesi, haftada 8 saatten fazla ders yükü taşıması halinde, kendi bilgisini yenilemek ve araştırma ve yayın yapmak için yeterli fırsat bulamayacaktır. Öğretim elemanlarının %73’ü aşırı eğitim yükü taşımaktadır. Bu hem eğitimin kalitesini düşürmekte hem de kendi gelişmesini engellemektedir. Bu durumda üniversitelerin üç işlevinden eğitim- öğretim işlevi, diğer işlevlerine göre baskın hale gelmektedir.
    Ortalama Türk akademisyeni ortalama Amerikan araştırma üniversitesi akademisyeninden çok daha fazla zamanını (yaz ayları ve “sabbatical” izinleri de hesaba katıldığında 3 misli civarında zamanı) ders vermeye ayırmakta ve araştırmaya zamanı kalmamaktadır.
    • Mali destek: Araştırma çok zaman gerektirdiği gibi ciddi mali kaynaklar da gerektiren bir aktivitedir. Türkiye’deki birçok üniversitenin bütçesi maalesef araştırmaya ciddi fonlar ayırabilecek seviyede değildir. (OECD kaynaklarına göre, 2004 yılında öğrenci basına düşen ortalama yükseköğretim harcaması OECD için $14,000 iken Türkiye için $4,500 olarak gerçekleşmiştir. Yani OECD ortalaması Türkiye’nin üç mislidir.) Dolayısıyla araştırma için üniversite dışından fon sağlanması büyük önem kazanmaktadır. Son yıllarda hem TÜBİTAK bütçesi katlanarak artmış, hem de Avrupa Birliği fonları sayesinde üniversitelere çok ciddi araştırma bütçeleri aktarılmaya başlanmıştır. Örneğin TÜBİTAK Tarafından Üniversitelere Verilen Ar-Ge Desteği vasıtası ile yıllık harcama miktarı 2000 yılında 5.8 Milyon TL iken 9 yılda 23 kat artarak 2009 yılında 135.7 Milyon TLye çıkmıştır. Bu aktarmaların meyvelerini araştırma çıktılarında görmek mümkündür. Türkiye bilimsel yayın sıralamalarında 2000’de dünyada 26. iken 2007’de 19. luğa tırmanmıştır. Türkiyenin bilime katkısının kalıcı bir hale getirilebilmesi için bu kaynak akışının sürmesi ve hatta artması gereklidir.
    • Altyapı: Araştırma için fiziksel (kütüphane, laboratuar, ve ekipman) ve kurumsal (araştırma ofisi) altyapı sağlanmalı, araştırma işbirliklerinin ve ortaklıklarının teşvik edildiği fiziksel ve sanal ortamlar yaratılmalıdır. Üniversitelerin araştırma destek ofisleri araştırmacıların beyin gücünü araştırma çıktılarına, topluma yararlı uygulama ve ürünlere dönüştürmede destek olmalıdır. Araştırmacıların kurumları içinde ve dışında ortaklıklara ve işbirliklerine katılabilmesi de üniversite yönetiminin teşvik etmesi, kolaylaştirici imkanlar sunması ile mümkün olur.
    • Insan kaynağı: Araştırmanın motoru lisansüstü ve doktora öğrencileridir. Maalesef ülkemizdeki lisansüstü ve doktora öğrencisi sayısı dünyadaki araştırma üniversiteleri ile kıyaslandığında çok düşük kalmaktadır. Bunun nedenleri açıktır:
    - araştırma geleneği ve kültürü zayıf olan birçok üniversite araştırmaya yatkın lisans mezunu üretememektedir
    - lisansüstü ve doktora öğrencilerine üniversitelerin ödeyebildiği ücretler en kalifiye araştırmacıları çekebilmekte yetersiz kalmaktadır
    - Türk üniversitelerinden yüksek lisans ve doktora derecelei ile mezun olanların iş olanakları kısıtlı ve gelir beklentileri düşüktür
    - en iyi lisans mezunları en iyi lisansüstü eğitimi için yurt dışına gitmektedirler
    ÖSYM sayılarına göre 1995 ile 2004 arasında Türk üniversitelerinden mezun olmuş öğrenci sayısı 2,218,289 olmuştur. Bu öğrencilerin sadece 105,341 tanesi yükseklisans, 22,644 tanesi ise doktora programlarını bitirmişlerdir (Türkiye’nin Yükseköğretim Stratejisi, Taslak Rapor, Tablo 31, YÖK, 2006). Yani yüksek lisans mezun oranı %4.8, doktora mezun oranı ise %1’dir. Lisansüstü öğrenci sayısı bu kadar düşük olan bir ülkenin üniversitelerinin dünyada üst sıralarda olmasını beklemek fazla iyimserlik olur.
    • Kariyer yönetimi: Yüksek performans beklenen ortamlarda başarının ödüllendirilmesi, başarısızlığın da süreklilik kazanmaması için önlem alınması bir gelenektir. Devlette öğretim üyeleri memur statüsündedirler. Devlet personel rejimi tüm çalışanlarla performanslarına bakmaksızın iş güvencesi sunar ve performansı ödüllendirecek düzenlemeler getirmez. Vakıf üniversitelerinde ise öğretim üyeleri sözleşmeli personel statüsündedirler. Kontratların süresi bir yıl ile 5 yıl arasında değişir. Bu sistemin iyi çalışabilmesi için performans değerlendirme kriterlerinin ve ödüllendirme sistemlerinin detaylandırılmış ve şeffaf olması gerekmektedir. Fakat her vakıf üniversitesindeki uygulamanın bu olduğu söylenemez.
    Avrupa Üniversiteler Birliğı Kurumsal Değerlendirme Programı’nin 17 Türk üniversitesini inceledikten sonra hazırlamış olduğu Türkiye’de Yükseköğretim: Eğilimler, Sorunlar, Fırsatlar raporundaTürkiye’deki araştırma faaliyetleri ve bunların önündeki engeller konusunda yukarındaki konuların bazılarına şu sözlerle değinilmiştir:
    … Ancak hâlâ öğretim görevlisi ve araştırmacı sayısı yeterli olmaktan uzaktır. Hem ulusal hem de üniversite düzeyindeki stratejileri birleştiren, tutarlı ve ileriye dönük bir insan kaynakları stratejisine acilen ihtiyaç duyulmaktadır.
    … incelemeyi yürütenler, pek çok üniversitenin araştırma stratejisi ya da politikası olmadığını ve (bu durumla ilişkisiz olmayan bir şekilde) araştırmalar arasında eşgüdüm sağlayan üniversite düzeyinde bir organ bulunmadığını kaydetmişlerdir. Aynı zamanda, üniversitelerin parçalı yapıları nedeniyle, disiplinler arası yeterli işbirliği olmadığını ve (ek gelir kazanmak için gerekli görülen) aşırı ders yükü ve araştırma için herhangi bir teşvik sunmayan kamu çalışanı/memur statüsü nedeniyle akademik personelin düşük motivasyona sahip olduğunu ortaya koymuşlardır.
    Akademik personelin maaşları, araştırma verimliliğinin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülebilir. Bu durum, yükseköğretimde maaşları rekabetçi bir seviyeye getirmek üzere ulusal düzeyde bir yatırım olmaksızın, bu alana tahsis edilmiş fonların büyük bir kısmının adeta heba olabileceği anlamına gelmektedir.
    Türk üniversiteleri 1990 yılında endeksli dergilerde 1,094 makale yayınlamışlardı. Bu araştırma çıktısı, o yılki dünya araştırma çıktısının %0.16sını oluşturmakta idi ve Türkiye’yi dünyada 41. yapmaktaydı. 2005 yılında ise makale sayısı 15,666ya yükseldi. Dünya toplamının %1.2sını oluşturan bu sayı Türkiye’yi 19.luğa yükseltti. Buradan da görüleceği gibi, 1990 ile 2005 arasında (yani sadece 15 yıl içinde) Türk üniversitelerinin araştırma çıktısında çok ciddi bir artış yaşanmış, ve Türkiye’nin dünyadaki araştırmaya katkısı Türkiye’nin dünya GSMH’na katkısına eşit bir noktaya gelmiştir. Bu artışın kanımızca en önemli üç nedeni devletin TÜBİTAK üzerinden araştırmaya ayırdığı kaynak, doçentlik için getirilen merkezi akademik standartlar, ve özellikle vakıf üniversitelerinin kurulması ise hızlanan tersine beyin göçü olmuştur. Yani Türk üniversite sistemi, kaynaklar artırılsa ve performansı teşvik eden sistemler getirilirse araştırma çıktısını katlayarak artırabileceğini yakın geçmişte kanıtlamıştır.
    7. Türkiye’de üniversite sıralaması yapılmakta mıdır?
    Dünyadaki üniversite sıralamaları kadar ses getirmese de, Türkiye’de üniversite sıralaması yapılmaktadır.
    7.1 Yayın sayısı bazlı sıralamalar
    Yukarıda görüldüğü gibi, dünya üzerindeki sıralamalarda en önemli kriter bilimsel yayın sayılarıdir. Yayın sayılarına göre Türk üniversitelerini sıralamak mümkündür.
    7.1.1 Yükseköğretim Kurulu sitesindeki sıralamalar
    Yükseköğretim Kurulu her sene endeksli dergilerde yayınlanan makaleleri baz alarak iki sıralama yapmaktadır:
    - toplam makale sayısına göre sıralama
    - öğretim üyesi başına düşen makale sayısına göre sıralama
    Bu sıralamalara YÖK sitesinden (h tt p:// w w w.yok.gov.tr/) “istatistikler” menüsünden ulaşılabilir.
    Toplam makale sayısına göre sıralamada iki nokta göze çarpmaktadır:
    - Sıralamadaki üniversiteler ülkedeki en büyük üniversitelerdir. Ülkede en çok akademisyen çalıştıran 10 üniversitenin 8 tanesi ilk 10a girmiştir. Çok akademisyeni olan üniversiteden çok yayın beklenir.
    - Ülkenin önde gelen iki teknik üniversitesi hariç ilk 10daki üniversitelerin hepsinde tıp fakültesi vardır. Tıp fakülteleri akademik yayın konusunda çok üretken fakültelerdir.
    Öğretim üyesi başına düşen makale sayısına göre sıralamanın da fazla anlamlı olduğu söylenemez. Birinci sıralamanın aksine, bu sıralama küçük üniversiteleri öne çıkarmaktadır, ve bu sıralamada bir tek akademisyeni olan bir üniversitenin 2 yayın ile en üst sıraya oturması mümkündür.
    İki sıralamada da sorunlar vardır, fakat başka hiçbir bilgiye başvurmadan, bu iki sıralamayı kullanarak ikisinden de daha az eleştirilecek bir sıralama oluşturulabilir. Hem yayın sayıları, hem de yayın/akademisyen sayıları en yüksek degerlerine bolunerek normalize edildikten sonra bu iki kritere değişik ağırlıklar vererek üniversiteleri sıralamak mumkundur. 100 akademisyenden daha küçük kadrolü üniversiteleri daha kuruluş döneminde olduklarından sıralamanın dışında bırakarak, ve ağırlık olarak da her iki kriter için de 0.5 kullanıldığında aşağıdaki “ilk 10” tablosu ortaya çıkmaktadır:
    Tablo 3: Toplam yayın sayısı ve öğretim üyesi başına düşen yayın sayısını (2008) birlikte değerlendiren ilk 10 sıralaması (en az 100 öğretim üyesi olan üniversiteler)
     
  4. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Sıra Üniversite Yayın Akad
    Oran


    YayınNorm OranNorm Toplam 1 HACETTEPE ÜNİV. 1197 1388 0.86 0.943 0.692 0.817 2 ORTA DOĞU TEKNİK Ü. 803 728 1.10 0.632 0.885 0.759 3 ANKARA ÜNİVERSİTESİ 1183 1631 0.73 0.931 0.582 0.757 4 BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ 527 423 1.25 0.415 1.000 0.707 5 İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ 1270 2508 0.51 1.000 0.406 0.703 6 GAZİ ÜNİVERSİTESİ 1031 1798 0.57 0.812 0.460 0.636 7 EGE ÜNİVERSİTESİ 885 1434 0.62 0.697 0.495 0.596 8 ERCİYES ÜNİVERSİTESİ 523 540 0.97 0.412 0.777 0.595 9 ONDOKUZ MAYIS ÜNİ. 565 731 0.77 0.445 0.620 0.533 10 BİLKENT ÜNİVERSİTESİ 334 342 0.98 0.263 0.784 0.523 7.1.2 TÜBİTAK sitesindeki sıralamalar
    Türkiye Bilimsel Yayın ve Atıf Göstergeleri’ne TÜBİTAK-ULAKBIM Cahit Arf Bilgi Merkezinden ulaşılabilir (h t tp://w w w.ulakbim.gov.tr/cabim/yayin/tbyg_1981-2006/). Bu site kullanılarak, üniversitelerin 1981-2006 döneminde bütün bilim dallarında (veya 24 ana bilim dalınının her birinde) yaptıkları yıllık yayın ve aldıkları atıf sayısına göre, veya beşer yıllık dönemlerdeki performanslarına göre sıralama yapmak mümkündür.
    Tablo 4:2002-2006 yılları için bütün bilim dallarındaki yayın sayısına göre ilk 10
    No Üniversite Yayın 1 İstanbul Üniversitesi 4530 2 Hacettepe Üniversitesi 4147 3 Ankara Üniversitesi 2949 4 Ege Üniversitesi 2344 5 Gazi Üniversitesi 2220 6 Orta Doğu Teknik Üniversitesi 2208 7 Atatürk Üniversitesi 2028 8 Dokuz Eylül Üniversitesi 1703 9 İstanbul Teknik Üniversitesi 1662 10 Fırat Üniversitesi 1577 Tablo 5: 2002-2006 yılları için bütün bilim dallarındaki yayınların etki değerine göre ilk 10 (etki değeri = atıf sayısı/yayın sayısı)
    No Üniversite Yayın Sayısı Atıf Sayısı Etki Değeri 1 Koç Üniversitesi 422 2049 4,86 2 Bilkent Üniversitesi 899 3153 3,51 3 Sabancı Üniversitesi 241 723 3,00 4 İstanbul Üniversitesi 4530 11904 2,63 5 Hacettepe Üniversitesi 4147 10737 2,59 6 Marmara Üniversitesi 1269 3357 2,59 7 Boğaziçi Üniversitesi 954 2301 2,41 8 İstanbul Teknik Üniversitesi 1662 3911 2,35 9 Ege Üniversitesi 2344 5426 2,31 10 Mersin Üniversitesi 743 1697 2,28 Tablo 4 ile Tablo 5 arasındaki fark çarpıcıdir. Yayın sayısı sıralamasında devlet üniversitelerine kıyasla çok daha küçük olan vakıf üniversitelerinden hiçbirisi ilk 10a girememiş iken, etki değeri sıralamasında ilk 3 vakıf üniversitelerinin olmuştur. Devlet üniversitelerinde tayin ve terfi için herhangi bir dergide yayın yeterli iken, araştırma misyonu olan vakıf üniversitelerinde tayin ve terfi için etki değeri yüksek yayınların aranıyor olması, bu farklılığın bir açıklaması olabilir. Hem yayın sayısı hem de etki değeri sıralamasında, sıralamaların en sonunda gelen 10 üniversitenin içinde 6 vakıf üniversitesinin olması da vakıf üniversiteleri arasındaki büyük farklılıkları ortaya koyan bir göstergedir.
    7.2 Araştırma Proje Desteği Sıralamaları
    Üniversitelerdeki araştırma aktivitesinin ölçütlerinden birisi de üniversitenin yurt içindeki ve dışındaki kaynaklardan almış olduğu araştırma desteğidir. TÜBİTAK sitesinde hem TÜBİTAK hem de Avrupa Birliği tarafından desteklenen projeler ile ilgili bilgiler bulunmaktadır.
    Tablo 6: 2009 yılında TÜBİTAK Akademik Ar-Ge Desteklerinden En Fazla Yararlanan On Üniversite (h t t p://w w w.tubitak.gov.tr/tubitak_content_files/ARDEB/ARDEB10.pdf)
    Sıra Üniversite 2003 (Bin TL) 2009 (Bin TL) 2009/2003 Oran 1 ODTU 1560 11016 7,1 2 ITU 798 9990 12,5 3 ANKARA 586 6442 11,0 4 EGE 377 5533 14,7 5 BİLKENT 583 5495 9,4 6 HACETTEPE 792 4777 6,0 7 BOĞAZİÇİ 492 4126 8,4 8 İSTANBUL 65 3479 53,5 9 DOKUZ EYLÜL 323 2941 9,1 10 ÇUKUROVA 126 2532 20,1 Görüleceği gibi bu sıralamaya giren 10 üniversitenin araştırma desteği 6 yıl gibi kısa bir süre içerisinde toplam 10 misli artmıştır. Hem 2003de hem de 2009da listenin başında ODTÜ yer almaktadır.
    Avrupa Birliği 7. Çevre Programında Türk üniversiteleri hatırı sayılır destek bulmuşlardır. Bu programdaki toplam proje sayısı en yüksek 10 üniversite aşağıdadır.
    Tablo 7: Avrupa Birliği 7. Çevre Programında toplam proje sayısı en yüksek 10 üniversite (h t t p://w w w.tubitak.gov.tr/tubitak_content_files/BTYPD/istatistikler/39.pdf)
    Sıra Üniversite Proje Sayısı 1 ODTU 21 2 Sabancı 15 3 Bilkent 13 4 Boğaziçi 6 5 ITU 6 6 Koç 5 7 Dokuz Eylül 4 8 Ege 4 9 Ankara 3 10 Çukurova 3 TÜBİTAK destek sıralamasında olduğu gibi 7. Çevre sıralamasında da ODTÜ birincidir. Bu tablonun ilginç bir yanı da, devlet üniversitelerine kıyasla çok küçük olan Sabancı ve Koç Üniversitelerinin ikinci ve üçüncü sırayı almış olmaları, ve ilk altıda 3 vakıf üniversitesinin bulunmasıdır.
    7.3 Ödül Sıralamaları
    Üniversite öğretim üyelerinin akademik bilinirliklerini ve başarı seviyelerini ölçmenin bir diğer göstergesi de öğretim üyelerinin almış olduğu ödüllerdir. Ülkemizdeki en saygın ödüller TÜBA (Türkiye Bilimler Akademisı) ve TÜBİTAK (Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu) ödülleridir.
    Tablo 8: 2001-2010 Arası TÜBA (Türkiye Bilimler Akademisi) Tarafından Verilen GEBİP* Ödüllerinin Üniversitelere Göre Dağılımı – İlk 10
    No Üniversite Ödül 1 Koç Üniversitesi 33 2 Boğaziçi üniversitesi 24 3 Bilkent Üniversitesi 21 4 ODTU 20 5 Sabancı Üniversitesi 18 6 Ankara Üniversitesi 15 7 Hacettepe Üniversitesi 11 8 İTÜ 10 9 İstanbul Üniversitesi 9 10 İzmir Yüksek Teknoloji Enst. 8 *GEBİP, uluslararası nitelikte bilimsel çalışmalarıyla öne çıkan genç bilim insanlarını araştırmalarında ve kendi araştırma gruplarını geliştirmede desteklemek ve ülkemizdeki genç bilim insanlarını üstün başarılı araştırmalara özendirmek amacıyla oluşturulmuştur.
    Tablo 9: 2004-2009 Arasında Verilmiş Olan TÜBİTAK Teşvik Ödüllerinin* Üniversitelere Göre Dağılımı – İlk 10
    No Üniversite Ödül 1 Hacettepe Üniversitesi 14 2 Koç Üniversitesi 10 3 Bilkent Üniversitesi 9 4 Boğaziçi üniversitesi 7 5 İTÜ 6 6 İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 4 7 Dokuz Eylül Üniversitesi 3 8 Ege Üniversitesi 3 9 Gazi Üniversitesi 3 10 Sabancı Üniversitesi 3 * Teşvik ödülleri bilimsel araştırmalarıyla bilime gelecekte evrensel düzeyde katkılarda bulunabilecek potansiyele sahip olduğunu kanıtlamış genç araştırmacılara (ödülün verildiği yılın ilk gününde 40 yaşını geçmemiş) verilmektedir
    Koç Üniversitesi almış olduğu toplam 43 GEBİP ve Teşvik ödülü ile bu kategorinin lideridir. Toplam 15 ödülün üzerinde kazanmış olan diğer üniversiteler sırasıyla Boğaziçi (31), Bilkent (30), Hacettepe (25), Sabancı (21), ODTÜ (20), ve ITU’dür (16).
    7.4 Prof. Ural Akbulut Sıralaması
    Yukarıda sözü edilen sıralamaların tümü tek kriter üzerinden yapılmış sıralamalardır. Türkiye’deki ilk (ve tek) çok kriterli sıralama Prof. Dr. Ural Akbulut tarafından yapılmıştır (h t t p://w w w.uralakbulut.com.tr/). “Nerede olduğumuzu bilmeden gitmek istediğimiz yere ulaşamayız.” diyerek yola çıkan Prof. Akbulut deneyimli bir danışma kurulu ile birlikte Türk üniversitelerini sıralamak için 9 kriterli bir sistem geliştirmiş ve bu sistemin ilk sonuçları Milliyet gazetesinde 5 Ocak 2010 tarihinde yayınlanmıştır. Kriterler ve verilerin alındığı kaynaklar şunlardır:
    1. Toplam yayın sayısı (araştırma)-YÖK (2007 yılı için yayınlandı)
    2. Kişi başına düşen yayın sayısı (araştırma)- YÖK (2007 yılı için yayınlandı)
    3. 2000-2008 arasında çıkan yayınlara 2008’de yapılmış toplam atıf sayısı (araştırma)-ISI
    4. 2000-2008 arasında çıkan yayınlara 2008’de yapılmış kişi başına düşen atıf sayısı (araştırma)-ISI ve YÖK
    5. 2000-2008 arası yapılan toplam yayın, konferans ve atıf sayısı (araştırma)-Google Scholar (GS)
    6. 2000-2008 arasında öğretim üyesi başına düşen yayın, tebliğ ve atıf sayısı (araştırma) -GS ve YÖK
    7. Toplam doktora öğrenci sayısı (eğitim-araştırma)-ÖSYM
    8. Doktora öğrencilerinin toplam öğrenciye oranı (eğitim-araştırma)- ÖSYM
    9. Öğretim üyesi başına düşen öğreci sayısı (eğitim)-YÖK ve ÖSYM
    Bu kriterlerin amacı toplam çıktı ile kişi başına çıktı arasında bir denge kurabilmektir. Örneğin birinci kriter toplam yayın sayısıdır ve büyük kuruluşları öne çıkarır. Fakat ikinci kriter kişi başına düşen yayın sayısıdır ve üretkenliği en yüksek olan kuruluşları öne çıkarır. Aynı denge 7. ve 8. kriterler ile de kurulmaktadır. 5. ve 6. kriterler ilk iki kritere benzemekle birklikte hem zamana yayılmış kriterlerdir, hem de konferans tebliglerini de içerdiklerinden daha kapsamlı bir ölçüt oluşturmaktadırlar.
    Bu sıralamanın ilginç bir yanı da üniversitelerin aşağıdaki gibi 3 boyutta guruplandırılıp her gurubun kendi içinde sıralanmış olmasıdır:
    • 2000’den önce kurulmuş olanlar, 2000’den sonra kurulmuş olanlar
    • Tıp Fakültesi olanlar, tıp fakültesi olmayanlar
    • Devlet üniversiteleri, vakıf üniversiteleri
    Dolayısıyla, bütün üniversitelerin 9 kriterin herhangi birisine göre sıralanması mümkün iken, örneğin sadece 2000’den sonra kurulmuş ve tıp fakültesi olmayan devlet üniversitelerinin sıralamasını incelemek de mümkün olmaktadır.
    Bu sıralama sistemi çok etraflı bir sistem olmakla birlikte çok yüksek miktarda veri toplamayı ve bunları temizlemeyi ve doğrulamayı gerektirmektedir. Özellikle atıf verilerini doğru olarak toplamak çeşitli nedenlerden dolayı oldukça zordur. Dolayısıyla kullanılan verilerin üniversiteler tarafından kontrol edilip mükemmelleştirilmesi yoğun bir işbirliği gerektirecek ve çok zaman alacaktır.
    Bu sistemin bir eksikliği yayın ve atıf sayılarının alanlar bazında normalize edilmemesidir. Yani sosyal bilimlerdeki bir makale ve atıf ile tıptaki bir makale ve atıf aynı şekilde değerlendirilmektedir. Fakat bu iki alan arasında makale ve atıf üretme açısından çok ciddi farklar vardır. Ocak 2010’da yayınlanan “2000 yılından önce kurulan üniversiteler genel sıralaması”ndaki ilk 10 Tablo 10’da verilmiştir.
    Tablo 10: 2000 yılından önce kurulan üniversiteler genel sıralaması — ilk 10
    Sıra Üniversite Kriter 1+2 Kriter 3+4 Kriter 5+6 Kriter 7+8 Kriter 9 Toplam 1 HACETTEPE 146,2 167,3 139,6 89,6 65,2 607,8 2 ODTÜ 129,6 130,4 152,9 137,7 40,1 590,8 3 ANKARA 136,8 130,5 105,3 164,7 59,8 570,1 4 İSTANBUL 130,5 138,4 106,2 123,2 61,5 559,8 5 İTU 84,9 103,9 88,2 101,7 51,6 430,2 6 EGE 106,8 90,8 89,1 80,6 57,9 425,3 7 GAZİ 115,7 76,7 75,9 94,9 43,5 406,8 8 GEBZE YTU 69,7 74,9 35,3 110,4 84,8 375,1 9 BİLKENT 85,1 101,3 104,2 38,9 38,1 367,5 10 SABANCI 56,1 82,2 124,0 30,3 47,5 304,2 Bu sıralamada iki vakıf üniversitesinin ilk onda olduğu dikkat çekmektedir. Bunun yanında aynı sıralamada son sekiz üniversitenin hepsinin vakıf üniversiteleri olması da Türkiye’de vakıf üniversiteleri arasındaki derin uçurumun bir göstergesidir.
    [​IMG]
    8. Üniversite sıralama sistemlerindeki sorunlar ve eksiklikler nelerdir?
    Sistemlerdeki sorunlar ve eksiklerin önemli bir kısmına buraya kadar değişik yerlerde değindik. Burada özetleyelim:
    • Üniversitenin temel tanımlayıcı özelliği araştırma olduğuna göre sıralama sistemlerinin araştırmayı öne çıkarması kaçınılmazdır. Araştırma çıktılarını değerlendirirken en çok başvurulan ölçüt endeksli dergilerde yapılmış olan yayınlardır.
    o Makaleleri sayarken tüm dergilerin aynı olmadığının göz önünde bulundurulması gerekir. Endeksli dergi sayısı 10,000in üzerinde olmakla birlikte, birçok alanda “en prestijli” olarak nitelendirilebilecek dergi sayısı tek haneli sayılarla ifade edilebilir. Alanın en prestijli dergisinde basılan bir makale ile hemen her yollanan makaleyi basan bir dergideki yayın hiçbir şekilde eşit muamele görmemelidir.
    o Değişik alanlarda yazılmış olan makale sayıları toplamak doğru değildir. Makale sayılarının mutlaka alan ortalamaları ile normalize edilmeleri gerekmektedir.
    o Sadece makaleleri saymak yeterli değildir. Makalelerin yanında kitaplar, kitap bölümleri, kongre sunumları, raporlar ve diğer araştırma çıktıları da önemlidir. Bazı alanlarda makaleler en makbul yayın biçimi değildir.
    • Yayın sayılarının yanında en çok kullanılan ölçüt atıf sayılarıdır. Bu popüler ölçüt oldukça sorunludur. Bibliometri ile uğraşanların yakından bildiği bu sorunların sadece bazılarına burada yer veriyoruz:
    o Bir makale yanlış nedenlerle atıf alabilir—mesela kötü araştırma örneği (bir tekniğin yanlış uygulanması) olarak gösterilebilir.
    o Yazar gurupları, gurubun entelektüel statüsünü yükseltmek amacıyla kendi guruplarına dahil olan yazarların makalelerine daha yoğun bir şekilde atıf yapabilirler.
    o Literatür tarama (survey) makaleleri diğer makalelerden çok daha fazla atıf alırlar, ve yazarlar taramalardan önce yazılmış makalelere atıf yapmak yerine tarama makalesine atıf yapıp geçebilirler.
    o Alanlar arasında ortalama atıf sayılarında ciddi farklılıklar vardır. Bu nedenle atıf sayılarının normalize edilmesi gerekir.
    o Atıf pencereleri alanlar arasında farklılık gösterir. Bazı alanlarda yayın süreci yıllar aldığından ilk atıfların gelmesi de bir yıldan fazla zaman alabilir.
    o Atıf taramalarında kullanılan anahtar kelimeler sorun yaratabilir. Örneğin yazar tüm makalelerinde aynı ismi kullanmazsa atıfların bazıları sayılmayabilir.
    o Atıfı yapan yazarlar yanlış kaynağa atıf yapabilirler (mesela makale yerine bir araştırma raporuna), veya sayfa numaralarını yanlış girebilirler. Bir yanlış atıf zaman içerisinde zincirlemesine uzayıp gidebilir.
    • Yayın ve atıf sayılarının yanında, araştırma aktivitesini tam olarak ölçmek için ulusal ve uluslararası yarışmalar sonucunda jürilerce desteklenmesine karar verilmiş projeleri, ve öğretim üyelerinin almış olduğu ulusal ve uluslararası ödülleri de değerlendirmeye katmak gereklidir.
    • Araştırma çıktılarını değerlendirirken yayın ve atıfları saymak kolaydır. Fakat bu ölçütler yapılan araştırmanın sadece araştırma dünyasına etkisini ölçmektedirler. Esas ölçülmesi gereken araştırmanın topluma katkısıdır. Örneğin araştırma sonucunda alınmış olan patent ve kurulmuş olan şirket sayıları ve bu şirketlerin ciroları son derece önemli ölçütlerdir.
    • Bir üniversitenin araştırma aktivitesinin en önemlileri sonuçlarından birisi de yetiştirdiği araştırmacılar, mezun ettiği yüksek lisans ve doktora öğrencileridir.
    • Üniversiteleri sıralarken araştırmanın yanında eğitim ve hizmet çıktılarını da değerlendirmek gerekir. Üniversitenin en bariz eğitim çıktısı mezun sayılarıdır. Bu mezunların iş bulma oranları ve ortalama gelirleri de önemli, fakat ölçülmesi zor olan çıktılardır. Diğer eğitim çıktıları, yazılmış olan ders kitapları ve yapılmış olan vaka çalışmalarıdir. Hizmet çıktılarını değerlendirirken toplumun çeşitli kesimlerine yapılan sunumlar, dergi editörlük ve hakemlikleri, kongre düzenleme aktiviteleri, yönetim kurulu üyelikleri, ve danışmanlık hizmetleri gözönüne alınabilir.
    Yukarıda sözü edilen faktörler göz önüne alınarak daha rafine sıralama sistemleri geliştirilebilir. Fakat kanımızca üniversite sıralamalarında daha temel bir sorun vardır: hiçbir iki üniversite birbirinin tam benzeri olmadığından bu tür sıralamalar temelde hatalıdır. Örneğin kimi üniversitelerde (yayın sayıları genellikle yüksek olan) tıp fakülteleri varken kimilerinde yoktur. Kimi üniversitelerde 14 fakülte varken kimilerinde 4 fakülte vardır. Kimilerinde temel bilimler ve mühendislik güçlü iken kimilerinde sosyal bilimlere ağırlık verilmiştir. Kimileri 100 yıllık iken kimileri 10 yıllıktır. Kimilerinde ders yükü haftada 6 saat iken kimilerinde 30 saattir. Kimileri terfilerde araştırmaya özellikle önem verirken kimileri ise eğitimi ön plana çıkarmaktadır. Prof. Akbulut bu sorunu çözebilmek için doğru yönde bir adım atmış, ve üniversiteleri 3 boyutta gruplandirmiştir. Fakat kanımızca “üniversite sıralaması” kavramı kökten yanlıştır. Sıralaması yapılması gereken üniteler üniversiteler değil fakülteler veya bölümlerdir.

    Alıntı
     

Bu Sayfayı Paylaş