Dünyada İlk Uçak Gemisi Batıran İnsan Kimdir Mustafa Ertuğrul Hayatı

'Hava ve Deniz Taşıtları' forumunda UquR tarafından 26 Aralık 2008 tarihinde açılan konu

  1. UquR

    UquR Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Dünyada İlk Uçak Gemisi Batıran İnsan Kimdir Mustafa Ertuğrul Hayatı konusu Dünyada İlk Uçak Gemisi Batıran İnsan Kimdir Mustafa Ertuğrul Hayatı

    Meis adası, ilginç bir tarihi olaya sahne olmuş :
    Dünyada ilk defa bir uçak gemisinin topçu ateşi ile batırılması.
    4 adet topa sahip olan Mustafa Ertuğrul isimli Türk, maalesef günümüzde bilinmemekte.
    Aslında hiç bilinmeyecekti, Atatürk her zamanki ileri görüşü ile ona anılarını yazmasını
    tavsiye etmiş de o yüzden anıları bulunmakta. Bu mütevazi insan, 1968 yılında ölmüş.
    Kurtuluş savaşında da Fransız gemilerini müthiş zekası ile batırmış.

    bulabildigim tüm dökümanlar


    Kahraman bir topçu subayının bilinmeyen öyküsü
    Atlas Dergisi Eylül sayısında Birinci Dünya Savaşı'nda Antalya açıklarında İngiliz ve Fransız gemilerini batıran Topçu Subayı Mustafa Ertuğrul'un kahramanlık hikayesine yer verdi.

    Dergide, Meçhul Kahraman Mustafa Ertuğrul'un bugüne kadar gün ışığına çıkmamış başarısı kendi kaleminden yazı ve çizimlerinden alıntılarla anlatılıyor. Kahramanın anılarında portakal sandıklarını kullanarak koca bir gemiyi nasıl batırdığı da yer alıyor. Yazıyı özetleyerek aktarıyoruz.

    Kurtuluş Savaşı’nda önemli başarılara imza atan Mustafa Ertuğrul, Antalya savunmasında batırdığı gemileri resimlemiş ve Atatürk'ün önerisiyle kaleme aldığı anılarından yakın çevresindekilerin dışında kimsenin haberi olmamıştı.

    Başarıları hakkında konuşmaktan bile hoşlanmayan Mustafa Ertuğrul 1892 yılında Girit'in Hanya kentinde doğmuş ve 1912 yılında Harp Okulu'nu topçu subayı olarak bitirmişti. Çanakkale Savaşı'nda 27'nci Alay'da savaşan Mustafa Ertuğrul madalyalarla ödüllendirilmişti. Oradan Galiçya cephesinde görevlendirilen Mustafa Ertuğrul, 1916 yılında, emrine 4 dağ topu verilerek, Kaş'a tayin edildi. Birinci Dünya Savaşı'nın en sıcak günleri olan o dönemde Meis Adası İngiliz ve Fransızların denetimindeydi. Akdeniz'in tutulmasında büyük önemi olan Meis Adası'nın işgal ve tahkimine Çanakkale'de 5'inci orduyu komuta eden Alman General Liman Von Sanders'in ‰çok gizli' emriyle karar verildi. Mustafa Ertuğrul da 4 adet 7,7'lik Alman yapımı Erhard dağ topu olan küçük bir batarya ile Aydın'dan Kaş'a intikal ettirildi. Meis Limanı'ndaki İngiliz kruvazörü Ben-My-Chree ve yakınındaki Fransız destroyerleri yok edilecekti.

    BEN-MY-CHREE'NİN SONU

    27 Aralık 1916 Pazar günü harekat başladığında gizli mevzideki obüsün ilk çatışmada devre dışı kalmasıyla tüm yük Mustafa Ertuğrul'un bataryasına kaldı. Batarya mermilerini yağdırmaya başladı. Bu anı Mustafa Ertuğrul kendi kaleminden şöyle anlattı:

    ‘‘İlk grubun bir mermisi gemiye isabet etti. Müteakip grubun üç mermisi birden geminin kıç tarafındaki küçük tayyare hangarına isabet ederek müthiş bir yangın yaptı. Benzin deposuna isabet ettiğini sonradan öğrendiğimiz mermilerimizden çıkan yangın o derece çabuk büyüdü ki gemi baş toplarını bize çevirdiği halde ateş etmeye imkân bulamadı. Mürettebatın bir çoğunun denize atlayarak kaçtıkları görülüyordu. Koca gemi karşımızda homurdanarak yanıyor, yavaş yavaş yaralı başını denize sokuyordu. 36 dakika süren fasılalı ateşimiz karşısında fazla dayanamayan Ben-My-Chree baş tarafından denize gömüldü.’’

    Bataryasıyla Mart sonuna kadar aynı mevzide bekletilen Mustafa Ertuğrul'un askerleri arasında tifüs ve humma salgını başlamış, daha sonra batarya 14 Nisan'da Antalya'ya gönderilmişti. Mustafa Ertuğrul, Antalya Ağva Limanı'na giren bir Fransız kruvazörüne karşı bataryasını Ağva burnuna yerleştirip kamufle etmiş, plan gereği av olarak kullanılacak bir yelkenliyi de limana yerleştirmişti. 12 Aralık 1917 Perşembe sabahı Fransızlar'ın Paris II ve Aleksandra gemileri bataryanın önünden geçerken yelkenliyi görüp limana doğru geldi. Paris II'den motorla gelen bir grup bahriyeli yelkenliyi peşlerine takıp geri dönmek üzere iken bataryanın ateşi başladı. 145 atımdan 110'unun gemiye ulaşmasıyla gemi, 18 dakikalık mücadelenin sonunda cephaneliği de patlayarak alabora oldu.

    ALEKSANDRA'YA TUZAK

    Mustafa Ertuğrul bundan sonrasını anılarında şöyle anlattı:

    ‘‘Batan kruvazörden denize dökülen düşman efradını kurtarmak lazımdı. Saat 16.00'ya kadar deniz üzerinde kalanlar, Aleksandra'nın gelip kendilerini kurtaracağını ümit ederek teslim olmak istemiyorlardı. Batarya efradı arasında yüzücü bulunmaması ve batanların sahile biraz uzak olması kurtarma işini imkansız kılıyordu’’

    Daha sonra denizde yorularak kendi kendine sahile çıkan Fransız askerleri karşılaştıkları sıcak ilgiye şaşırmış yaralılar tedavi edilmişti. Gemiden kurtularak teslim olan Yüzbaşı Rolen de daha sonra ‘‘Gıyaben sevdiğim bu asil milletle şimdi tam karşı karşıyayım. Sizlere nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum’’ demişti.

    Diğer gemi Aleksandra ise intikam atışları ile Ağva sahillerini uzaktan bombalarken Mustafa Ertuğrul batarya menzilinin dışında kalan gemiyi batırmak için bir plan geliştirdi. Bu planla bir yelkenlinin iç kaplaması sökülerek dinamitle doldurulmuş tam merkeze yerleştirilen bir top fünyesi 4-5 portakal sandığından birinin altına bağlanmıştı. Yelkenli sahilden 3 kilometre açığa konmuş, 8 Mart sabahı Aleksandra'nın ortaya çıkışıyla plan da işlemeye başlamıştı. Önce tekneden uzaklaşan Aleksandra daha sonra geri gelmiş gemiden bir bahriyeli yüzerek yelkenliye çıkıp, aracı kontrol etmişti. Bahriyeli şüpheli bir durum olmadığını işaret edince yelkenli gemiye bağlandı. Gemi açıldıktan sonra portakal sandıkları vinçle gemiye alınmaya başladı. Son sandıkla siyah bir duman bulutu ortaya çıktı. Geminin gövdesinde büyük bir delik açılmıştı ve hayatta kalanlar filikalarla kurtulmaya uğraşıyorlardı. Gemi yan yatarak kısa sürede batmıştı. Mustafa Ertuğrul ve askerleri Antalya'da büyük coşkuyla karşılandı. Meçhul kahraman daha sonra görevlendirildiği Aydın cephelerinde yaralanarak malulen emekli oldu. Emekliliğinde anılarını yazdı, gemilerin çizimlerini yaptı. Bu arada komutanı Şefik Bey'in kızına aşık olmuş ancak cesaretini gemileri batırdıktan sonra toplayıp Şefik Bey'e derdini anlatabilmişti. Şefik Bey'in kızıyla evlendi ve ona olan bağlılığından dolayı soyadı kanunu çıktıktan sonra 'komutanı' gibi Aker soyadını aldı. 1968'de hayata gözlerini yumduğunda yaptıkları duyulmadan sadece anı defterinde torunlarına miras kaldı. Bu gün anılar hayatta kalan tek çocuğu İlhan Hanım ve torunları tarafından saklanıyor.



    1915' te üzerinde bir dizi uçağın durduğu bir uçak gemisini ilk gördüklerinde Türk askerinin hissettiği, Kızılderililerin tüfek ile tanıştıklarında yaşadıklarına benzer olsa gerek. Üstünde ölüm kusan uçakları, taretler ve yanındaki iki kruvazörle,114 metrelik bir çelik yığını nasıl yenilir?

    27 Aralık 1916.Saat 13:00
    " Türk askeri cenge hazırlanıyordu. Biraz sonra kopacak kıyametin heyecanı ile benim de yüreğim çarparken;gözüm batarya dürbününün adesesinde, düşmanı seyrediyordum. Meis, güzel bir pazar gününün neşeli havası içinde tatilin zevkini sürüyordu.. Bizim taraftaki harekat ve gürültü gittikçe sükun buldu. Herkesin kulağ, bir ağızdan çıkacak keskin bir kumandayı bekliyordu. Ateeeeeş... Nihayet saat 13:25 te aylardan beri karşısındaki yabancı çığlıklara dişini sıkıp susan dört ağız birden alev kusmaya başladı..."
    7,7 inçlik dağ bataryasının bir uçak gemisini(Ben My Chree) 36 dakikada sulara gömen komutu verişini böyle anlatır Topçu Mülazım Mustafa Ertuğrul.
    1. Dünya savaşı'nı anlatan tarih kitaplarında Ben My Chree, tek cümle ile yer alır:"Batırılan ilk uçak gemisi..."
    İngiliz ve Fransız donanma r***rları, Anadolu sahillerindeki "çılgın bir Türk bataryası"ndan bahsetmektedir artık...

    13 Aralık 1917.Ağva Koyu
    Müttefikler öfkelidir.Kıyılar sürekli bombalanır,kayıklar,motorlar batırılır. Sabrı taşan Topçu Mülazım Mustafa Ertuğrul, yaptığı planı 135. Alay komutanı Alman yarbayına kabul ettirmeye çalışır;
    "Bir gece ansızın Antalya'yı terk ederek meçhul bir istikamete gidiyor gibi yapıp, Ağva koyuna gidelim. Limana hakim buruna bataryamı yerleştireyim. Emiremi verilecek bir yelkenli ile bu gemiyi limana sokup avlamaya çalışayım."
    Mustafa Ertuğrul'un yem olarak kullandığı yelkenlini peşinden koya giren Fransız Kruvazörü Paris 2 ' yi tatsız bir sürpriz bekler. Ateş emrinin verilmesiyle birlikte Paris 2 , 18 dakikada denize gömülür.Artık efsaneleşen Mustafa Ertuğrul bataryası 145 atımdan 110'unu gemiye isabet ettirek kadar ustadır.

    Müttefikler sahra topuyla batırılan kruvazörden sonra açıktan seyretmeye başlar. Gemilerin topçu menzili dışına çıkması Mustafa Ertuğrul'u durdurabilir mi ? Dağ bataryası ile uçak gemisi batırılırsa, küçük bir balıkçı teknesiyle de bir savaş gemisi hayli hayli batırılır!
    " Herhangi bir yelkenlinin kaburgasını kaplayan iç tahtaları sökülerek, mümkün mertebe fazla miktarda dinamit kaburga aralarına döşenecek, tam merkezine de bir top fünyesi yerleştirilecek. Fünye halkası bir telle portakaln sandıkların birisinin altına bağlanıp kaburgalar tekrar çakılarak düzen hazırlanacaktı. Birbirine bağlı sandıklar mutlaka bir vinç yardımıyla kaldırılacaktı ki, fünye dinamiti ateşleyip geminin batırılmasını sağlayacaktık."
    Yelkenlideki askerler, Fransız gemisini görünce, " önceden tembihli" oldukları gibi suya atlayıp kıyıya yüzerler". Fransızlar portakal için mutludur ama ya bu da o " Çılgın Türk"ün bir tuzağıysa. Sandala bir er çıkar görünürde hiçbir sorun yoktur, ama ya portakallar zehirliyse , gemi doktoruna alelacele ***ürülen portakallar zehirsiz çıkınca, derin bir oh çekilir. Savaş gemisine yanaştırılan sandalın içindeki portakal yüklü sandıkları kruvazöre almak için vinç çalıştırılır. Ve Boooooooom !...
    Alexandra gövdesine aldığı delikle bir kaç dakikada denizin dibini boylar. 23 yaşındaki bir Türk subayının akıl almaz başarısının özeti böyle.
    Savaş bittiğinde, Mondros Mütarekesi'ne göre Anadolu topraklarındaki tüm silah ve cephaneye el konulur. Aydın bölgesini denetlemekle görevlendirilen Ben My Chree eski komutanı Charles R. Samson: " Gösterdiği kahramanlıktan dolayı bu batarya toplarının kamalarını sökmek askeri şerefe aykırıdır" diyerek , Mustafa Ertuğrul'un bataryasına dokunmaz! Bu dört sahra topundan oluşan batarya aynı zamanda Kurtuluş Savaşı'na katılan ilk topçu birliğidir.

    Yabancı arşivlerden,batırılan savaş gemilerinin kaptan ve mürettebatının anılarından ve savaş r***rlarından çıkan sonuç: İşin garibi, savaş alanında kahramanca ve ölümü hiçe sayarak dövüşen bu Türk askerleri, savaş bittiğinde batan gemilerden kurtulmayı başarıp karaya çıkan düşmanlarına karşı adeta bir kabahat işlemişçesine de mahçupturlar!
    "... Esirlerin içinde gemi süvarisi bahriye erkan-ı harp teğmeni ve Fransa'nın tanınmış muharrirlerinden Rolen ve sevdiği köpeği Mastik de vardı. Sahile çıkan esirler bitkin bir halde olup, 13’ü yaralı idi. Yaralıların ihtimamla yaraları sarılarak köye nakledildi. Azami şefkat ve merhamet karşısında şaşıran bu zavallılar yüzlerimize tuhaf tuhaf bakıyorlar, içlerinde bulundukları sıcak muhite inanamıyorlardı. Yaralarını sarmak için malzememiz ve bilhassa sargı paketlerimiz yoktu. Bu bedbahtların yarasını sarmak için bataryam kahramanlarından bazıları, sanki kendilerini öğretilmiş gibi üst gömleklerini çıkarıp parçaladılar, onların yaralarını sardılar. Bazıları kaputlarını, bazıları ceketlerini çıkarıp, çıplak olan Fransız neferlerine giydirdiler. Büyük Türk neferinin gösterdiği bu ulüvvü cenap karşısında mütehassis olan esirler ağlayarak neferlerimizin boynuna sarılıyor, yüzlerini gözlerini öpüyordu.


    Kemer açıklarındaki Paris II batığını araştıran Mustafa Aydemir bir Osmanlı zabitinin anılarına ulaştı. Efsanevi topçu Mustafa Ertuğrul bir uçak gemisini batırmıştı.

    Kemer limanının açıklarında otuz metre derinlikte yatan Birinci Dünya Savaşı'ndan kalan batık herkesi çok şaşırtmıştı. 1995 yılında bulunan bu batık buharlı bir savaş gemisine aitti. Ancak kimse hangi gemi olduğunu anlayamamıştı. Haber duyulunca tüm dünyadan araştırmacılar geldi, batığa daldı. Fakat herkesin kafası karışıktı. İngilizler, Amerikalılar, Fransızlar... Kimse geminin sırrını çözemiyordu. Talih yedi yıl sonra 1 Ocak 2002 günü Suna Kıraç müzesinde Likya kentleri üzerine araştırma yapan Mustafa Aydemir'in yüzüne güldü. Dr. Burhanettin Onat imzalı "Bir Zamanlar Antalya" isimli kitapta Topçu Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul ve onun batırdığı Paris isimli savaş gemisiyle karşılaştı. Onat "Savaş yıllarıydı, Böyle bir zamanda bir adam geldi, dört topu ve yüreğiyle düşmanı duman etti gitti. Paris'i ve Alexandra'yı batırdı" diyordu. Araştırmacı Mustafa Aydemir işin peşini bırakmadı. Önce Burhan Onat'ın kızını buldu ve batığın asıl adının Paris II olduğunu öğrendi. Ardından Mustafa Ertuğrul'un ailesine bir araştırmacı için hazine değerinde olan anılarına ulaştı. Hemen hiçbir yerde kaynağı olmayan, hatta Genelkurmay arşivlerinde bile izine rastlanamayan Akdeniz'deki deniz savaşına ilişkin ilk kez gün yüzü gören bilgileri elde etti. Yüzbaşı, günü gününe notlar almış, savaşın ayrıntılarını haritalara işlemişti. Mustafa Ertuğrul Bey efsanevi bir Osmanlı zabitiydi. Tıpkı Kemal Tahir'in Yorgun Savaşçı'sının kahramanı, Cehennem Topçu Yüzbaşı Cemil gibi... Ünü sadece Osmanlı ordusunda değil düşman askerleri arasında da yayılmıştı. Mütareke sonrasında Aydın cephesinde silahları teslim almaya gelen İngiliz komutan Mustafa Ertuğrul Bey'i tanıyor ve "Sizin gibi bir komutanın silahını almak askeri şerefe aykırı sayarım" diyerek silahlarını ve elindeki dört topu bırakıyor. Ve kaderin tecellisi Kurtuluş Savaşı başladığında başlangıçta milli kuvvetlerin elindeki en önemli silah bu dört top olacaktı. Mustafa Ertuğrul Bey o dört top ile işgalcilere kök söktürecekti. Dünya denizcilik ve savaş tarihinde ilk kez bir uçak gemisini topçu ateşiyle batırmıştı. İngilizler'in 110 metrelik efsanevi uçak gemisi Ben My Chree'yi Meis açıklarında sulara gömüyor, ardındanFransız savaş gemileri Paris II ve Alexandra'yı de Kemer'de denizin derinliklerine yolluyordu. Mustafa Ertuğrul gerçek bir kahramandı. Kemer açıklarında denize döktüğü yaralı düşman askerlerini denizden toplayıp yaralarını saran, anılarında da "Zaferden mütevellit neş'emizi yaralı düşman askerlerinin acısına hürmeten izhar etmedik" diye yazacak kadar centilmen bir askerdi. Araştırmacı Mustafa Aydemir "Ben Bir Türk Zabitiyim" adıyla Denizler Kitabevi'- nden yayınlanan bu araştırma için "ben bir makale yazmak istedim ama ortaya bir belgesel çıktı" diyor. Aydemir Yüzbaşının çok mütevazı bir asker olduğunu söylüyor: "Bu kadar başarısına rağmen çok mütevazı bir insan. Anlatmak, övünmek gibi bir şeyi yok. Çanakkalede uçak düşürmüş. Aydında eşkıya güçlerinin milli güçlere kazandırılmasını örgütlemiş. Demirci Efe ile çok yakın arkadaş. Dostlukları sonra da devam ediyor. Yaşlılıklarında buluşuyorlar. Anılarını sadece batırtığı gemiler üzerine yazmış. Diğerlerini anlatmıyor." Mustafa Ertuğrul'- un anılarını yazmasının da bir öyküsü var. Mustafa Aydemir bu öyküyü şöyle anlatıyor: "Bir gün Mustafa Kemal, Antalya'da onu ziyaret etmiş. 'Bunları yaz, bunlar unutulur gider' demiş. Bunu emir telaki edip oturup yazmış. Ama 'Bu benim odamdan asla dışarı çıkmayacak' demiş. Resimlemiş de 1934 yılında yazmış.


    'Ben Bir Türk Zabitiyim'..
    Tarihte ilk UÇAK GEMİSİNİ TÜRKLER BATIRDI..

    Ölmeden veya ölümü göze almadan kahraman olmak mümkün mü? Bunun mümkün olduğunu gösteren bir kitap, 'Ben Bir Türk Zabitiyim' ortaya konuluyor. Bir İngiliz savaş gemisinin batığından yola çıkarak 'Ben Bir Türk zabitiyim' adlı kitabı yazan Mustafa Aydemir bize bir başka kahramanlık türünü anlatıyor. Aklın, fırsatları görmenin, yurtseverliğin, milliyetçiliğin gerçek bir insancılıkla birleştiği asil ve alçakgönüllü bir kahramanlık.

    Yaratıcı bir Türk subayının ülkesine nasıl kahramanca hizmet edebileceğinin kanıtı, eylemleri kitabın konusu olan topçu yüzbaşı Mustafa Ertuğrul'un yaşamı. Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul Akdeniz'de iki İngiliz ve bir Fransız savaş gemisinin batırılmasını tasarlayan ve emrindeki birlik ile gerçekleştiren bir topçu subay. Ancak tarihin tozlu sayfaları arasında kalan, Genelkurmay Başkanlığımızın dahi hatırlamadığı, Birinci Dünya Savaşı'nda geçen bu akıl ve cüret dolu eylemleri kısaca özetleyelim.

    Birinci olay, Meis adasında gerçekleşiyor. Türk ordusunun Meis adasına çıkarma yapması planlanıyor. Ordumuz ada karşısında yığınak yapıyor. İngiliz savaş gemileri adayı korumak üzere adaya geliyorlar. Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul limanda bulunan İngiliz savaş gemilerinin dört buçuk kilometre uzaklıkta, Türk topçu menzili içinde olduğunu tespit ediyor. Ve komutanlarına limanı ani bir topçu ateşine tutmayı öneriyor. Türk topları bir pazar günü öğlen vakti, İngiliz gemiciler gemileri terk ettiği zaman topçu ateşine başlıyorlar. Bombardıman bittiği zaman İngiliz uçak gemisi Ben My Chree batıyor. Bir diğer savaş gemisi kullanılamaz hale geliyor. Meis limanındaki 200 tane irili ufaklı gemi ve tekne batırılıyor o gün. Tarih 11 Ocak 1917.

    Savaşın zor günleri. Akdeniz kıyısında konuşlanmış olan birliklerimize iaşeleri deniz yolu ile yelkenli tekneler tarafından ulaştırılıyor. İki Fransız savaş gemisi, Paris II ve Aleksandra, sürekli akınlarla Türk yelkenlilerini avlıyorlar, bazen limanlara girerek şehirleri bombalıyorlar. Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul bir tuzak geliştiriyor. Kemer koyuna hakim bir tepeye toplar gizlenerek konuşlandırılıyor. Bir yelkenli Türk gemisi av olarak çıkarılıyor. Fransız savaş gemileri yelkenliyi görünce hemen ikisi birden limana giriyorlar. O anda başlayan Türk topçu ateşi ile Paris II adlı savaş gemisi 110 top mermesi isabeti ile batıyor. Aleksandra ise hemen olay yerinden kaçıyor.

    Bu olay üzerine akıllanan Aleksandra'nın kaptanı bir daha limanlara girmiyor ve karaya yanaşmıyor. Baskınlarını açıkta gerçekleştiriyor. Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul yeni bir plan geliştiriyor. Bir yelkenlinin tabanı patlayıcı maddelerle donatılıyor. Üstüne portakal sandıkları yerleştiriliyor. Aleksandra, yelkenliyi tespit edince yelkenliyi kullanan iki Türk denizci yelkenliyi terk edip sandalla kıyıya doğru uzaklaşıyorlar. Fransız savaş gemisi yelkenliyi bordasına çekip, portakalları yüklemeye başlıyor. Son sandıklar çıkarılırken bomba düzeneği çalışıyor ve Aleksandra yelkenli ile birlikte batıyor.

    Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul'dan öğreneceğimiz çok şey var. Kahramanlık konusunda içerik tanımlamasını genişletmemiz gerekiyor. Bu millet sınırlarda döktüğü kan kadar teri kütüphane ve laboratuvarlarda dökse ve bu teri dökenlere de kahraman muamelesi yapılsa sınırlarımızda bu kadar kan dökmek zorunda kalmazdık. Yaratıcılık kahramanlıktır. Allah, M. Ertuğrul'a ve arkadaşlarına rahmet eylesin. Mustafa Aydemir'e ise şükran borçluyuz.

    alıntıdır
     

Bu Sayfayı Paylaş