Churchill’İn Gİzlİ SavaŞi (Kitap Ozeti)

'Kitap Özetleri & E-Kitaplar' forumunda NeslisH tarafından 30 Kasım 2008 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Churchill’İn Gİzlİ SavaŞi (Kitap Ozeti) konusu 1. NEDEN TÜRKİYE?
    Bu bölümde Türkiye’nin 1941 yılında Churchill için neden çok önemli olduğu sorusuna yanıt aranmaktadır. Churchill Türkiye ile ilgili planlarını, Avrupa’daki başkentlerden Ankara’ya gönderilen ve Türklerin, özellikle de İnönü’nün, dış politikayı şekillendirirken büyük bir güvenle kullandığı raporlara İngilizlerin kolayca erişebilmelerini sağlayan ve Türklerin bilgisi dışında İngilizler tarafından çözümlenen gizli gönderimlerden elde edilen istihbaratlara göre yapıyordu.
    Türkiye onun için neden bu kadar önemliydi? Churchill 1941’de ittifak yanlısı bir Türkiye’yi imparatorluğun Hindistan’a, Uzakdoğuya ve İran petrolüne kadar uzanan yolun bekçisi olarak görüyordu.
    1940’da Fransa’ nın düşüşünden sonra ittifak kurabilecek bir devlet aramaya başlamıştı ve savaşı İngiltere kıyılarından uzak tutma konusundaki kararlılığı nedeniyle Türkiye’ye yönelerek Türkiye’yi savaşa çekmek için hiç durmadan çalışmaya devam etti.
    2. CHURCHILL’İN DİPLOMATİK ÇÖZÜMLERİ
    İngiltere’de diplomatik iletişim istihbaratı 1914’ten 1918’e kadar, eski bir binadaki 40 numaralı odada görev yapan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın Şifre Çözme Bölümü tarafından yürütülmekteydi. İngiliz istihbaratı, İki savaş arasında kalan yıllarda da Sovyet şifre sistemindeki açıkları kullanarak bilgi edinme üzerine yoğunlaştı.
    Gizli gönderimlere dayanarak yapılan istihbaratın özünü şifre-bilim (kriptoloji) oluşturur. Bu ifade insanı yanıltabilir, çünkü bu yalnızca kod ve şifrelerin yaratılması ve güvenliklerinin sağlanması anlamına gelmektedir.
    İngiliz Dışişleri Bakanlığı barış döneminde de telgrafların yasaya uygun olarak incelenmesi ve çözüm istasyonlarının kullanılması sayesinde Londra ve diğer birçok başkente giren ve çıkan diplomatik iletileri izlemeye devam etti. Bu amaçla gerekli fonlar yaratılmış, işlemler ve öncelikler belirlenmiş ve 1 Kasım 1919’da Devlet Kod ve Şifre Okulu resmen kurulmuştu. Hangi araçları kullanırsa kullansın ve etkileri ne olursa olsun bu okul Almanya dışında kalan büyük ülkelerin hepsindeki diplomatik haberleşmeyi dinleyebilecek kapasiteye ulaşmış, deneyim ve çözümsel analizin akıllıca uygulanması ışığında geleneksel yöntemler geliştirmeyi başarmıştı.
    1936’ya gelindiğinde Dışişleri Bakanlığı’nın gündemindeki en önemli maddelerden biri Bolşevik tehdidinin yerine Alman saldırganlığını yerleştirmekti. Almanların diplomatik şifresi Floradora henüz çözülememişti ama diğer bazı ülkelerin ve Türkiye’nin şifreleri çözülebiliyordu. Özellikle Türkiye ile ilgili bilgileri elde etmek çok daha kolaydı. Çünkü İngiliz hükümetinin en büyük hissedarı olduğu İstanbul’daki Telsiz ve Telgraf İdaresi merkezinde telgraflar büyük bir titizlikle inceleniyor ve böylece Türklerin haberleşmesi neredeyse tümüyle ele geçiriliyordu.
    1936’daki Montreux Konferansı’ndan sonra Türkiye önemli bir hedef halini aldı ve Dışişleri Bakanlığı bu çözümler sayesinde Ankara’daki karar mekanizmasının bir çok unsurunu ve Türkiye’nin özellikle İtalya, Fransa, Almanya ve İngiltere’ye ilişkin diplomatik önceliklerini öğrenmeyi başardı.
    3. TUFANDAN ÖNCE
    1914-1918 yılları arasında birbirleriyle savaş halinde olan ve 1922’deki Çanakkale krizinde de araları açık olan iki ülke sonunda Türk-İngiliz dostluğunun kurulmasından her iki tarafın da karlı çıkacağını anlamışlardı. İngiltere açısından Türkiye, imparatorluğun ticaret yolunu ve İran petrolünü tüm tehlikelerden koruyan bir çit, Mısır’a yönelecek Alman ve Rus saldırılarına karşı da bir savunma hattıydı. Türkiye açısından ise İngiltere, hala büyük bir donanması olan süper bir güç ve kusursuz bir imparatorluktu.
    Türkiye, Hitler yönetimindeki Almanya’dan küstahlığı nedeniyle hoşlanmıyordu. Ama Çekoslavakya’nın Mart 1939’da bir gecede ve büyük bir başarı ile istila eden bu ülkeden hem korkuyor hem de ona hayranlık duyuyordu.
    Hem Churchill hem de Dışişleri Bakanlığı, Türk diplomatik iletilerinin çözümlerini düzenli olarak elde ediyor ve böylece Almanların tüm Avrupa’ya yayılmasının insana dehşet veren sonuçları hakkında son derece önemli bir tarafsız ülke olan Türkiye’nin gösterdiği tepkileri ayrıntılı olarak öğreniyorlardı.
    4. TÜRK TARAFSIZLIĞI
    İngiliz ve Rus birliklerinin Tahran’a girdiği gün olan 17 Eylül’de Churchill, Stalin’e şunları yazmıştır: “ En büyük ödül Türkiye’dir. Eğer Türkiye’yi kazanabilirsek kullanabileceğimiz son derece güçlü bir ordu daha olacaktır.”
    Hitler ise İnönü’ye yazdığı bir mektupta Bulgaristan’a yönelik bir Alman saldırısının Türkiye’yi ürkütmemesi gerektiğini ve birliklerine Türk sınırından uzak durmaları emrini verdiğini belirtmiştir.
    Türkiye, İngilizlerin kendisini savaşa çekme girişimlerine İngiltere’den olan taleplerini arttırarak karşı koyuyor ve Almanlarla tarafsızlık ilkesinin elverdiği ölçüde iyi geçinerek tarafsızlık politikasını sürdürüyordu.
    5. CHURCHILL’İN TÜRKİYE KOZU
    Churchill, Türkiye’nin de savaşa sokulması konusundaki ısrarlı görüşlerini koruyordu ve bunun için kuvvet komutanlarına İngilizlerin Türkiye’ye söz verdikleri askeri malzemeleri teslim etmesi için baskı yapıyordu.
    Churchill’in kafasındaki düşünceler ile İngiliz Dışişleri Bakanlığının düşünceleri hiç de uyumlu değildi. Çünkü Dışişleri Bakanlığı Türkiye’nin Almanlara krom satmak için anlaşması yüzünden Türkiye’ye soğuk bakıyor ve İngiliz dış politikası açısından bunun zararlı olduğunu savunuyordu.
    Churchill Ocak 1943’te Türk liderlerinin savaşa girme konusunu daha ciddi bir biçimde düşünmelerini sağlamak maksadıyla Türkiye’yi ziyaret etti. Dışişleri Bakanlığı da bu ziyaret için hazırlanmıştı. Fakat Adana’da yapılan görüşmeleri genel olarak Churchill ve İnönü yönlendirmişti. Bir başka deyişle Churchill, Türkiye kozunu oynama hakkını büyük bir ustalıkla Dışişleri Bakanlığı’ndan almıştı.
    6. ADANA VE SONRASI
    Churchill Rusların zaferlerinden ve Akdeniz’de müttefiklerin lehine olan gelişmelerden yararlanma zamanının geldiğine inanıyor ve Türkiye’yi köşeye sıkıştırabileceğini düşünüyordu. Bu düşüncelerle Adana görüşmeleri düzenledi.
    İngiliz ve Türk ekibi daha önceden belirlenen bir demiryolu geçidinde trene binmiş ve görüşmeler başlamıştı. Churchill ve İnönü görüşmelerini yanlarındaki bakanlarla birlikte özel bir kompartımanda yapıyorlardı ve iki delegasyonun derhal resmi toplantılara geçmelerine karar verdiler.
    Görüşme gündeminde 3 madde vardı: Rusya’nın Kafkasya ve Stalingrad’da elde edebileceği başarı olasılığını kullanarak Türkiye’nin müttefiklerle işbirliği yapmasını sağlamak, Oniki Adanın işgali ve Girit’in yeniden ele geçirilmesi de dahil olmak üzere doğu Akdeniz’de olası ortak harekatlara girişmek ve Türkiye’ deki üslerden havalanacak olan İngiliz ve Amerikan uçaklarıyla Romanya’daki petrol alanlarını bombardıman etmek.
    Adana görüşmeleri sonrasında İngiltere ve Churchill Türkiye’nin kendi çıkarları doğrultusunda hareket edeceği konusunda iyice ümitlenmişlerdi. Oysa daha sonraki günlerde İngilizler söz verdikleri askeri yardımları yapamadılar ve Türkiye baştan beri sürdürdüğü değişmez tarafsızlık ilkesini terk etmedi.
    7. CHURCHILL: ADA ÖDÜLLERİ KAYBEDİLDİ
    Churchill İtalya’nın teslim olması nedeniyle müttefiklerin eline çok düşük bir bedel ve çok az bir çabayla Ege’de büyük ve önemli ödüller kazanma fırsatının geçtiğini biliyordu. Oniki Ada’nın işgali için gereken çıkarma birliklerinin Amerikalı kuvvet komutanlıklarınca Hindistan’a gönderilmeleri, General Wilson’un bu harekatla çok uzaktaki Kahire’den ilgilenmesi ve İngiliz donanmasının komutasında görülen değişiklik gibi olumsuzluklar nedeniyle Churchill’in Oniki Ada planı başarısız olmuştu.
    Görüldüğü gibi gerekli malzeme ve güçler olmadan dünyanın en mükemmel istihbaratı bile bir işe yaramıyordu. Böylece hem kötü bir sonuç alındı, hem de batıda ve doğu cephesinde zafer kazanılması kapsamında Doğu Akdeniz’in önceliğine ilişkin Churcill’le diğer müttefikler arasındaki görüş ayrılıkları ve çekişmeler devam etti.
    8. SONUÇ
    Bu kitap, Dışişleri Bakanlığından fazla bir yardım alamayan Churchill’in önce özel görevliler göndererek, daha sonra tehditler savurup sözler vererek, arkasından ülkeyi şahsen ziyaret ederek ve nihayet 1943 sonbaharında da Oniki Ada’da Hitler’le bireysel savaşa girerek Türkiye’yi müttefiklerin yanında savaşa sokmak için nasıl uğraştığını anlatmaktadır.
     

Bu Sayfayı Paylaş