Cezmi Ersöz Şiirleri

'Şairlerimiz Ve Şiirleri' forumunda Asi_isyankar tarafından 5 Eylül 2008 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Cezmi Ersöz Şiirleri konusu Cezmi Ersöz Şiirleri, Cezmi Ersöz en güzel şiirler

    AŞK KARARMAK ÜZEREDİR ODANDA


    Eski bir Türkçe kitabında
    rastladım sana.
    Sırtın pencereye dönüktü,
    odan kararmak üzereydi,
    usulca öne düşmüştü başın
    yorgun bir düşü taşıyordun omuzlarında.

    Birini bekliyordun,
    kendini bekler gibi...

    Ne zaman aşkın adı geçse
    sen gelirsin aklıma...
    Sırtın pencereye dönük,
    başın öne düşmüş,
    bir inanç titreşir, yaralı, yorgun omuzlarında

    Ne zaman adın geçse
    eski bir Turkçe kitabında
    aşk kararmak üzeredir odanda...

    Cezmi Ersöz



    AŞK OLSA GEREK

    Öyle bir tutkuluydun ki hayata başlarken…
    Şimdiyse küçücük bir çiçek teselli ediyor seni…
    Aradaki o büyük boşluğun adı,
    Aşk olsa gerek…

    Cezmi Ersöz



    AŞK VE YURTSUZLUK

    Usul usul azalıyordu sevgisi, kalbi soğuyordu...
    Aynı masada, yanyana oturuyorduk, ellerinden
    tutuyordum... Akıntıya kapılmış bir çiçek gibi
    bilmediğim, bilmediği uzaklıklara doğru gidiyordu...
    Öyle acı çekiyordu ki sevgisinin azalmasından... Seni
    artık özlemiyorum, eskisi gibi içimi acıtmıyorsun, bu
    benim için ne büyük acı biliyor musun, derken sesi
    titriyordu.


    Dalından kopmuş bir çiçek gibi unutulmuş denizinde
    usul usul sürükleniyordu... Sevgimiz yurtsuz kalmıştı
    şimdi...
    Can çekişen bir hastayı ölümüne hazırlar gibi,
    nefesimi tutmuş saçını okşuyordum durmadan...
    Sevgisi, yaralanmış çocukluğumuzu ve dünyayı
    değiştirmeye yetmemişti.
    Hayal kanatları yanmış sevgisini öksüz kalan sevgime
    kattım. Sevgisi biterken gözlerime son bir kere
    baktım. İnanmıştı çektiğim ızdıraba...


    Son anda sarıldı bana:
    Hadi, sen de benimle gel, birlikte karışalım
    kayboluşa, dedi.
    Yapamam, dedim, istesem de yapamam. Bu sevginin
    ömrünü beklemeliyim...
    Bu sevginin beni götürdüğü yere kadar gitmeliyim...
    İçimde sırrın, kimseye benzemezliğin sızısı, yarım
    kalan yolculuğun aşk yüzlü çocuğu var...

    Sevgisi soğurken son tesellisi, son kıskançlığı, son
    umudu bu olmuştu.

    Cezmi Ersöz



    AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGİLİ

    Aşk Bu Dünyanın Ölçüleriyle Açıklanamaz Sevgili
    O İlkel Bir Acıdır, Yaban Bir Ağrıdır.
    Gelir ve İçimizdeki O Çok Eski Bir Şeye Dokunur.
    Sonra Bir Perde Açılır ve Yolculuk Başlar
    Bu Yolculukta Artık Para, Tarifeler
    Beklentiler, Randevular, Taksitler, İş,
    Anneler ve Korkular Yoktur
    Aşkın Kendi Gerçekliği Vardır Sevgili.
    İnsan Başka Bir Işığa Teslim Olur,
    Daha Derinden Anlamaya Başlar, Bilgeleşir
    Hiç Bilmediği Sezgileriyle Buluşur
    Yükü Çok Ağırdır, Kendiyle Buluşmuştur
    Hem Dışındadır Dünyanın, Hem de Tam Ortasında.
    Hindistan'da Ganj Nehri'nin Yakılan
    Yoksun Adamın Hissettikleri de Onunladır,
    Yitirdikleri de...
    New York'ta, Bir Sokakta,
    Kartondan Kulübesinde Yaşayan Kadının
    Çıplak Yalnızlığı da
    Her Şey Onunladır, Ona Emanettir Sanki,
    Ama O, Çıldırtıcı Bir Yalnızlık İçindedir Yine de...
    Aşkın Kültürlü Olmakla, Bilgili Olmakla da İlgisi Yoktur Sevgili,
    Kanımıza Karışan İlkel Acı, O Yaban Ağrıyla
    Hiçbir Kitabın Yazamadığı Hakikatlere Daha Yakınızdır,
    İnan...
    Kim Demiştir Hatırlamıyorum,
    Aşk Varlığın Değil, Yokluğun Acısıdır Diye.
    Belki de Bu Yüzden İlk Gençliğimde,
    O Yoğun Aşık Olduğum Yıllarda,
    Gözüme Uyku Girmez, Dudağımda Bir Islıkla
    Bütün Gece Şehri, O Karanlık, O Hüzünlü Sokakları Dolaşır,
    İnsanları Uykularından Uyandırmak İsterdim.
    Uyanıp, İçimde Derin Bir Sızıyla Uyanan
    O Derin Sancının Acısına Ortak Olsunlar Diye...
    Aşk Çok Eski Bir Şeydir Sevgili
    Onun İçinden O Çileli Çocukluğumuz Geçer
    Sevdiğimiz İnsanların Çocuklukları da...
    Oradan Üvey Anneler, Eksik Babalar, Parasız Yatılılar Geçer
    Ve Sonra Aşk Bütün Bunları Alır, Daha da Eskilere Gider,
    Hep O İlkel Acıya, O Yaban Ağrıya...
    İnsan Bazen Nedensiz Yere Umutsuzluğa Kapılır
    Kimselere Veremez Sevgisini,
    Kimselere Derdini Anlatamaz, Evlere Kapanır...
    Bazen Denizler Kıyılar Çeker İnsanı.
    İnsan Bu Kapılmayı Anlayamaz,
    Oysa
    Çok Eski Bir Yerde Yaşanmasından Korkulup
    Vazgeçilmez Aşkların Sızısıdır Bu.
    Bu Sızı, Bu Yenilgi Mevsimlerle Yıllarla Devrilir Başka İnsanlara...
    Bir İnsanın Yaptığı Bir Hatanın
    Tüm İnsanlara Yayılması Gibi...
    İşte Şimdi Biz de Sevgili,
    Ya Olmadık Zamanlarda Umutsuzluğa Kapılıp,
    Soluğu Evlerde Alacağız,
    Ya da Denizler, Kıyılar Çekecek Bizi.
    Nasıl Biz Başkalarının Korkularını Taşıyorsak,
    Başkaları da Bizim Korkularımızı Taşıyacak,
    Yenilgimizi, Umutsuzluğumuzu...
    Birazdan Sabah Olacak...
    Para, Tarifeler, Beklentiler, Randevular, Taksitler,
    İş, Anneler ve Korkular Başlayacak...
    Bunlar Varsa Bizim İçin Geçerliyse
    Aşk Yoktur ve Hiç Olmamıştır Sevgili.
    Birbirimizi Kandırmayalım...
    Hadi Güne Hazırlan,
    Yaşadıklarımızı Unutmaya Çalış
    Aşk Bize Güvenip Verdiği Büyüsünü,
    Sırlarını, Cesaretini, Bilgeliğini ve O İlkel,
    O Yaban Ağrısını Geri Alacak
    Bunlar Olurken İçimiz Bir an Üşüyecek,
    Sonra Geçecek...
    Hadi, Oyalanma Birazdan Yarın Olacak...
    AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGİLİ

    Cezmi Ersöz



    AYNA

    aynaya bakma sakın
    ve saçlarına dokunma.
    Rüzgara sesin
    Geceye kokun düşmesin.
    Sen bu bahar bir başka düşe gir
    daha sığ ırmakların olsun
    ve açık mavi denizin
    beni unuttuğun anılarına sar
    ki başka sızılara bulanayım

    Cezmi Ersöz



    BENİ HEP BİR BAŞKASI SAVUNUYOR

    Onca atılıştan sonra
    balkonuma döndüm
    Onca bilgi utandığım çocukluğum içindi
    Çünkü beni hep bir başkası savunuyor
    Sesimden, ellerimden, gülüşümden biliyorum

    Hep sakladığım yara izini
    balkonumdan odama götürüyorum işte...
    odamdan bir kez olsun cıkartmadığım
    sesimden, ellerimden, gülüşümden
    biliyorum...

    Cezmi Ersöz



    BİLİYORUM BU YARA HİÇ KAPANMAYACAK

    Telefonlarıma cevap vermeyeceksin…Cevap versen bile, öyle yorgun öyle
    isteksiz çıkacak ki sesin, bir küfür gibi…

    Sevmeyeceksin beni…Biliyorum bu şehri bana dar edeceksin…
    Çünkü anladın; sevgimden tanıdın beni.O yanık, o hasta bakışımdan…Uçuruma
    atlar gibi sevdalanışımdan…
    Sevmek deyince, hemen ardından, ölüm, dememden anladın…
    Anladın ve kardeşini bir kabustan uyandırır gibi çırılçıplak gerçeğe
    uyandırdın beni; uyandırdın ve kaçtın…
    Çünkü sen de benim gibiydin; sen de benim gibi seni sevmeyeni sevdin hep.Sana
    acı çektireni…Seni aramayanı, telefonlarına çıkmayanı, çıkınca seninle bir küfür
    gibi konuşanı sevdin…Sen de benim gibi seni incitip üzeni sevdin hep.
    Bakışından hissettim bunu, kokundan, dokunuşundan…
    Beni sevmeyecektin biliyorum ama…Ama, öyle susamıştımki kendim gibi birini
    sevmeye…Öylesine muhtaçtımki gercekten incitilmeye, gercekten acı
    çekmeye, kendim gibi birini özlemeye öylesine muhtaçtım ki, seni tanır tanımaz
    çözüldüm…
    Sana da olmuştur…Öylesine susamışsındır ki sevilmeye, kendin gibi birini
    bulunca tutamaz kendini, herşeyi, belkide söylenmiycek her şeyi o an, garip bir
    telaşla söylersin…
    Hatta söylerken anlarsın, söylememen gereken şeyleri söylediğini
    hissedersin, battığını, giderek çıkmaza girdiğini…Ama yine de engelleyemezsin
    kendini tutamazsın.
    Aleyhinde olabilecek herşeyi söylersin…Üstelik bunu anladıkca daha da
    batırmak istersin kendini…Biraz daha zor duruma düşürmek…
    Daha da kaybetmek, daha da dibe batmak istersin…Sanki bile isteye kendi
    mutlulugunu kendi elinle bozmak istersin…Kendinden gizli bir öç alır gibi.
    Sanki hiç mutlu olmak istemiyormuş gibi…Sanki hiç sevilmek istemiyormuş
    gibi…
    Bir tür gurur muydu bu?
    Birgün nasılsa ve hiç olmadık bir anda alınıp kopartılmadan, kendi
    ellerimizle onu yok etmek, bizim gibilerin mutluluğuna tahammül edemeyen bu
    hayatta, bu hayatın zorba kurallarına bir tür başkaldırmak mıydı?
    Bir şizofren çocuk tanımıştım bir gün.Tam karşımda
    oturuyordu.gencecik, yakışıklı bir çocuktu.Şizofren olduğunu
    biliyordu.Biliyordu iyileşemiyeceğini…İki de bir, önce kolunu uzatıp, sonra
    avucunu açıyor; Mutluluk avuçlarımdaydı, yakalamıştım ama kaçtı
    diyor, kaçtı, derken avuçlarını boşluğa kapatıyordu…
    Hiç unutmuyorum, bu hareketi defalarca yapmıştı…
    Yine hiç unutmuyorum; burjuvalara özenen bir ailede büyüdüm ben.Görgü kitabı
    masanın üstünde dururdu hep.
    Annem o kitabı defalarca ezberletirdi bize.Yemeğe nasıl oturulacak..çorba
    nasıl içilir? Kaşık nerede, çatal nerede durmalı…Balık nasıl yenir? Peçete nasıl
    katlanır…Sinemada nasıl oturulur…
    Ben de eskiden senin gibi saftım.İnanırdım bu dünyada bile şölenler
    olacağına…Bu dünyada anne, baba, kardeşler, bir sofrada lekesiz bir mutluluk
    yaşayabilirler diye inanırdım…O kasvetli görgü kuralları kitabına rağmen
    inanırdım…
    Önce dilediğim gibi başlardı herşey.Herkes bir arada, sonsuz mutlu gibi…Sonra
    birden hiç beklenmedik bişey olur, biri ağlayarak odaya kaçardı…İçerden, arka
    odadan, ağlamaklı, sonsuz küskün sesler gelirdi; bıktım artık, bıktım, usandım
    hepinizden, gideceğim buralardan, yetti artık! …
    Ben de senin gibi saftım o zamanlar…Gidilecek neresi var dı ki derdim…İşte
    hep birlikteyiz…Alemi var mı bu mutluluğu bozmanın? …
    Sonraları çok sonraları anladım.Meğer biz, bizim aile, herkes, tesadüfen bir
    araya gelmişiz tesadüften de öte…Biz…bizim aile, herkes, aslında hiç
    istemeden, nedeni bilinmeyen bir zorunluluk sonucu bir araya gelmişiz…
    Aslında biz bir araya gelmemek için yaratılmışız.
    Hayatın en büyük yanlışıymış bizim bir arada olmamız! …
    Evet cok geç anladım…
    Bıraktım lekesiz mutlulukları; ben kavgasız, üzüntüsüz bir pazar sofrası
    özlerken, aslında herkes…annem, babam, kardeşim o evden uzaklara, hiç dönmemek
    üzere çok uzaklara gitmek istiyormuş…
    Dünyanın en mutsuz otogarı…Dünyanın en imkansız istasyonuydu bizim
    evimiz…Yıllarca uzaklara, cok uzaklara gitmek isteyip, bir türlü gidemeyenlerin
    sonsuz bekleme durağıydı bizim evimiz…
    İşte bu yüzden sevmek benim için bir tutsaklıktı, tuzaktı böylesi sevip
    bağlanmak.Uzaklara cok uzaklara gitmek isteyenleri engellemekti.
    Sevgi yüzünden bizim ailedeki hiç kimse istediği yere
    gidemiyordu…Birbirimize duyduğumuz sevgi, aynı zamanda bizi birbirimize düşman
    ediyordu…
    Hem biz, bizim aile…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak yağmurlar
    gibiydik…
    Bu yüzden hep hırçın, hüzünlü, kırgındık…
    Bu yüzdendi, her şeyi, çok iyi gidiyor sanırken, içimizde yükselmesine bir türlü
    engel olamadığımız o felaket duygusu…
    Anlamıştım senin ailen de böyleydi…
    Üstelik öyle severlerdi ki sizi, birgün hiç olmadık bir anda, aslında
    istenmeyen çocuklar olduğunuzu söylerlerdi size! …
    Sana ya da kardeşine…Tesadüfen dünyaya geldiğinizi…Beklenmedik bir misafir
    olduğunuzu! …Aksi gibi, istikbaliniz için hiçbir şeyi esirgemediklerini
    söyledikten sonra söylerlerdi böyle sıradan şeyleri! …
    Sizin için…Senin için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadıklarını söyledikten
    sonra…
    Senin de ailen benimki gibiydi…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak
    yağmurlar gibiydi…Bu yüzden sen de benim gibi böyle hırçın, hüzünlü, kırgınsın
    her şeye…
    Yıllar önce tanıdığım o şizofren çocuk gibi; tam mutluluğu yakalamışken
    kaybetmiş gibisin hep…
    Ben beni istediğim gibi sevmemiş olan annemin hayaletini arıyorum imkansız
    kadınlarda…
    Sen, seni istediğin gibi sevmemiş olan babanın hayaletini arıyorsun imkansız
    erkeklerde…
    Biliyorum ne ben o kadını bulacağım ne de sen o erkeği bulacaksın…
    Ve ne acı ki, hep bizi sevmemiş olanları seveceğiz ikimizde…Ne acıki, hep bizi
    incitip üzenlere bağlanacağız…Telefonlarımıza çıkmayanlara… Çıksa bile küfür
    gibi konuşanlara sevdalanacağız…
    Bizden bir çift güzel laf esirgeyenleri özleyecegiz…
    Ölesiye, amansız seveceğiz onları…
    Biliyorum, bu yüzden odan böyle…Güncelerin ortalık yerde…Kitapların
    orada, burada…Anıların saçılmış ortalık yere…Her şeyin darmadağın…
    Biliyorum bu yüzden düzenden, adı düzen olan her şeyden nefret ediyorsun…Sen
    de benim gibi; toparlayıp da ne yapacağım, düzenli olunca ne olacak; sonunda bir
    gün biri gelip her şeyi, biriktirdiğim, düzenlediğim, üzerine özenle titrediğim
    her şeyi daha önce hep olduğu gibi hiç beklemediğim bir anda savurup, bozup
    gitmeyecek mi, diye düşünüyorsun…
    Biliyorum, sen benim için hiç bir zaman ulaşamayacağım annemin
    hayaletisin…Ailemdeki insanlar gibisin çok duygusal çok güçlü, çok yaralı…
    Onlar da senin gibi seninkiler gibiydi…Aklı başında, mazbut insan rolünü
    oynamaktan ve ertelenmiş düşleri yüzünden yorgun düşmüş, yarı çılgınlardı…Hepsi
    yanlış evde ve yanlış bir yerde yaşadıklarını söylerlerdi…Düşleri çok
    garipti…En kısa yolculuk bile onları yorduğu halde; okyanusları aşmayı ve başka
    kıtalara gitmeyi düşlerlerdi…
    Yine aradım seni, yoksun…bulsam, benimle küfür gibi konuşacaksın…
    Bir kere çözüldüm sana…Bir kere sana senin gibi olduğumu hissettirdim…
    Oysa baştan beri biliyordum; sen.seni sevmeyenleri seversin.Tıpkı benim
    gibi…
    Ama öyle özledim ki benim gibi birini sevmeyi…Öyle özledimki kendim gibi
    biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi…
    Yine aradım seni yoksun…Beni de birileri arıyor…Beni de kendi gibi birini
    sevmeyi özleyenler arıyor…Kendi gibi biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi
    özleyen birileri arıyor.
    Hiç cevap vermiyorum…BEN SENİ İSTİYORUM, SENİ ARIYORUM…
    Kayıtsızlığınla beni yok ediyorsun, geride sen kalıyorsun.Ama seni de biri
    yok ediyor…
    Aslında bu oyunda herkes birbirini yok ediyor…
    Ben birilerini, o birileri başkalarını.Sen beni…Seni bir başkası…
    Hem çok iyi biliyorum; beni sevsen bile hiç kapanmayacak bu yaram…Seni biri
    sevse de hiç kapanmayacak bu yaran…
    Hiç kapanmayacak! …Avuçların hep boşluğa kapanacak.Tıpkı o şizofren genç
    gibi…

    Cezmi Ersöz



    BİR DAHA UYANAMAZDIM

    Bir Daha Uyanmazdın
    Martıların sana doğruyu söyleyecekti
    arzu tramvaylarına binmeseydin
    Acıların seni yeni bir şehre götürecekti
    Yürüyüşüne vurulmasaydın...
    Tuhaf, ele geçmez, tehlikeli bir hayvandın
    Şehrin yaban adamları sana öyle bakmasaydı
    uyur, bir daha uyanmazdın...

    Cezmi Ersöz



    BİR SEVGİ İLETİSİ

    Kadın sevdiği adama sorar: ' Neden Ağlıyorsun? '
    Adam cevap verir: ' Seni sevemediğim için.'

    İşte bu yüzden bir kez daha iyi ki varsın diyorum sana.

    Senin de beni sevmeni elbette çok isterim.
    Belki de inanmayacaksın ama, olmasa da olur.
    Çünkü yıllarca sevgimin öyle çok düşmanı, öyle çok muhafızı vardı ki,
    ben seninle onları aştım, inan varolman bile yeterli
    ve seni seviyor olmak bile büyük bir nimet benim için.

    Ve şunu bil ki bu sevgime asla çoklarının yaptığı gibi yeteneksizliklerimi, kusurlarımı, yalnızlık korkumu, başarısızlıklarımı yüklemiyorum. Eğer öyle olsaydı, yitirmekten ölesiye korkar,
    seni kör bir tutkuyla sahiplenirdim.

    Oysa seni bir dine bağlanır gibi değil,
    kendi özgürlüğümü sever gibi seviyorum

    Cezmi Ersöz



    BİRAZ EĞİL

    Bu yaz Latince kursuna gitme,
    beni incele.
    Seneye uçarsın planorle.
    Bu yaz boşluğu benim cinnetimde dene...
    Sana cağdışı bir romantizm getirdim,
    ilkel bir soyutlama...
    İşletme tezini sonra verirsin, bu yıkımı
    kaçırma...
    Hırslarını yatıştır bir süre için...
    Biraz eğil, nefesimi dinle,
    hiç olmazsa, uzülüyormuş gibi yap...
    Yeniden dönersin eski hayatına,
    biraz saygı duy, biraz zaman kaybet...
    Bak beni nasıl zehirleyecek,
    içinde taşıdığını bile farketmediğin o aşk...
    Küçümseme, deneyimdir ; soranlara
    anlatırsın
    Senin için bu yenilgi, bu dağılıp
    parçalanma...

    Bu yaz Latince kursuna gitme, beni incele...

    Cezmi Ersöz



    ELLERİN VİTRİNİN DIŞINDA NASILDA SICAK

    Beyza'ya

    Ellerinden utanıyorsun.
    Benim umutlu olmaktan utandığım gibi...
    Gösterişli bir vitrin gibisin.
    Ağladığını bir tek sen biliyorsun
    Ağladıkça daha da ışıldıyor sahipsiz güzelliğin.
    Bense hep yoldayım. Evim hiç olmadı. Kaçıyorum...
    Sahipsiz güzelliğin verdiği acıdan kaçıyorum.
    Kaçmaktan kaçıyorum.
    Hiçbir şey istemiyorum.
    Belki utandığın ellerini sadece...
    Ellerin vitrinin dışında, nasıl da masum sıcak.
    Alışmamışım mutlu olmaya ben,
    Ellerini vitrine koyup, kendimden kaçıyorum

    Cezmi Ersöz
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 3 Eylül 2015
  2. ESKİ BİR KADINSIN SEN

    Eski bir kadınsın sen,
    aşkı öğretmek için tekrar tekrar dirilen...

    Ölümünü ekletiyor simdi seninle
    sevdası yarim kalmış ömürler.

    Boğulmuş ve kanla karışmış yüzü denizin
    sevginle duruluyor...

    Aşk, unutulmuş bir sanat gibi,
    ağırbaşlı bir çileyle öğreniliyor simdi

    Eski bir kadınsın sen,
    askı öğretmek için celladını tekrar tekrar
    dirilten...

    Cezmi Ersöz



    GEL

    Biliyorum, konuşucak birşeyimiz yok
    Ama yine de gözlerini al gel
    Elindeki yarayı, suskunluğunu, acemiliğini
    Beni biri severse inanmam
    Seni biri severse utanırsın
    Bilmediğin bir hastalığa acımak gibi bile olsa gel
    Biliyorum konuşacak bir şeyimiz yok
    Ama ıstırabım sende, mutlaka al da gel

    Cezmi Ersöz



    GÜNAHKAR MEVSİM

    Yakınlaştıkça kaybolan
    Bir kente dönüşürdün
    Keşfedilmezim olurdun
    İçinde yolculuk etsem de...
    Günahkar mevsimimdin.

    Hiç umut yoktu sende,
    O yüzden vazgeçilmezdin,
    Vazgeçilmezimdin...

    Cezmi Ersöz



    HAYALLERİNİ YAK EVİ ISIT

    Sevgim seni yurduna getirdi:
    tuzak ev,dilsiz baba,yenik anne...
    İşte hepsi bu...
    Hayallerini yak,evi ısıt.
    Gideceğin en büyük oda arka odan.
    İçerden sesleri geliyor annenle babanın,
    yanlış ilişkiler ayaklarını yerden kesiyor.
    Artık biliyorsun çarpınca duvara ne kadar
    acıyacağını kalbinin.
    Sevgim seni yurduna getirdi...

    Arkadaşların çok uzaklara gitti.
    Sevmeden seviştiler özgürlük adına
    Kaptırmadan kendilerini hiçbir şeye,
    bütün hazları tattılar.
    Sense evinde kaldın,
    acıları gömme töreninde.
    Katı kuralların vardı,
    tutucuydun onlara göre.

    Döndüler sonra birer birer
    sana sordular yine de kaderlerini.
    neydi yaşamak, neydi hayatın anlamı...

    Bütün yanlış ilişkiler seni yurduna getirdi.
    Artık biliyorsun yere düşünce ne kadar
    acıyacağını kalbinin.
    Sevgim seni yurduna getirdi.

    Cezmi Ersöz


    İKİ KARANLIK ORMAN BİRBİRİNİ SEVSE NE OLUR SEVMESE NE

    Anlaşmak diye birşey yoktur aslında
    dillerin ve yüzlerin altında başıboş zamanlar
    dolaşır
    sokaklarda bir kıç,bir penis,bir çocuk-köpek gibi
    dolaştığım zamanlar
    varlığımı koruyabilmek için
    masaların altında ellerimi, ayaklarımı
    parçaladığım
    zamanlar

    Zamanlar haindir,zamanlar muhbir
    İki karanlık orman birbiriyle anlaşsa ne olur,
    anlaşmasa

    Güvenmek diye birşey yoktur aslında
    dillerin ve yüzlerin altında başıboş korkular
    dolaşır
    bense korkumu ölümümün altına sakladım
    hep
    korkumun kokusunu aldılar
    kaçtım kovaladılar
    İki karanlık orman birbirine güvense ne olur,
    güvenmese

    Sevmek diye birşey yoktur aslında
    dillerin ve yüzlerin altında başıboş yalnızlıklar
    dolaşır

    uydurulmuş anılar,sahte öyküler,hiç
    kullanmadığım
    yerlerimi bıraktım onlar
    yine de son kapıma dayandılar
    kapının ardı karanlık deniz
    denizde masum,tetikteki sızım,son inancım
    gördüler onu

    Artık şimdi o karanlık denizde
    'binlerce hiçkimseyim'

    İki karanlık orman birbirini sevse ne olur,
    sevmese

    Cezmi Ersöz



    KALP AĞRISI

    İşte yine başbaşayız içimin acısı
    yine birlikteyiz
    ver elini
    sus ve ne olur incitme beni

    Ey kalbimin ağrısı
    ver elini
    çıkalım seninle soluksuz kalmadan sessizce
    bu karanlık ve uğultulu ormandan

    İçimin acısı, kalbimin ağrısı, aşkım
    işte yine başbaşayız
    ver elini
    sus ve ne olur incitme beni

    Cezmi Ersöz



    SEN ASLINDA ÇOK ESKİ BİR ŞEYE AŞIKSIN

    künyeme kazıdım ölü doğmuş sevinçlerimi
    ölürsem beni seninle ararlar şimdi

    bak, incelirken zehirleniyorsun yavaş yavaş
    beni yanaşma ruhum boğuyor geceleri

    ölürsem beni seninle ararlar şimdi

    yüreğim paslı bir sarnıç
    gözyaşlarının demi hala avuçlarımda

    sesleniyorsun sevdaların kilitlendiği manastırlardan
    yaşamak güçlü olmak değildir her zaman

    künyeme kazıdım ölü doğmuş sevinçlerini
    ölürsem beni seninle ararlar şimdi

    Cezmi Ersöz



    SENİN GEMİN CAMDAN SEVGİLİ

    Duydum ki yine umudunu kesmişsin insanlardan,
    dostluklardan... Duydum ki yine acımaya başlamışsın
    kendine...
    Yolunu kimselerin bilmediği, bilmek de istemediği
    sevginin o hayal ülkesinde birilerini beklerken çok
    üşümüşsün...
    İnsan ancak kendisine sevgili olabilir, diyormuşsun.
    Şimdi artık yollarda ve binbir hayalin peşinde
    sürüklediğin ve yıprattığın sevgine minnet borcunu
    ödeyecekmişsin...
    Acıyan sevgini şımartacak, onu örtülere saracakmışsın.
    Onu kendini güçlü ve korunaklı olduğunu hissetmediğin
    hiçbir yerde ortaya çıkarmayacakmışsın...
    Sevgini yırtıcı bir kuş gibi yetiştiriyormuşsun.
    En iyi savunmanın saldırı olduğunu ve yokolmamak için
    yoketmek gerektiğini öğretiyormuşsun ona...
    Ona onu, sabırlar, merhametler ve inceliklerle değil,
    hazlar, hayranlıklar ve kıskanç ilgilerle
    besleneceğini vadediyormuşsun.
    Her gece uyumadan önce arkasında Che Guevera'nın resmi
    olan aynanla konuşuyormuşsun: Bir sen varsın önemli
    olan, bir sen varsın gerçek olan... Hem onca acıya
    rağmen hala güzelim...
    Ve artık kendime yasaklıyorum başkalarına acımayı ve
    hayatın acısını...
    Aynadaki nefesinin buğusunu görüyorum buradan.
    Gözlerinle gözgöze gelemediğim için tutup aynadaki
    buğuyu öpüyorsun.
    Yaralı kendini öpüyorsun...
    Çekmeceden cüzdanının çıkarıp içindeki kredi
    kartlarını seyrediyorsun zoraki bir hayranlıkla.
    İçinde sevgini sakladığğın kaleyi daha da
    güçlendirmeyi geçiriyorsun aklından.
    Kredi kartlarını yalıyorsun dilinle ve onların zehirli
    tadını içine akıtıyorsun.
    Bankamatikten her para çektiğinde kulağına gelen ölüm
    çığlıklarına alıştırmak istiyorsun kendini böylece.
    Hem senden güçsüzlerin ölümü, hem bu ölümleri gizleyen
    ve bütün katliamları anında temize çeken teknolojinin
    zehirli tadı sarıyor şimdi sevginin yaralarını.
    Bankamatikten her para çektiğinde kulağına gelen
    çocukların ve kimsesizlerin ölüm çığlıklarına
    dayanamadığını hissettiğin anlar, senin için hayatta
    sadece annenin babanın ve kardeşlerinin önemli
    olduğunu söylüyorsun kendine ve akşam iş dönüşü onlara
    hediyeler alarak evine dönüyorsun...
    Ve eskiden, sevgini bir kalenin ardına saklamadan önce
    sadece kendi çocuklarını sevenleri kınadığını unutmak
    içinse bu defa başkaları değil kendin kanatıyorsun
    sevgini.
    Sonra küçük, tüylü bir köpek almak istiyorsun kendine.
    Köpegi severken, kucaklarken sana acımasızlık eden
    dostlarının, seni sevginin o hayal ülkesinde yıllarca
    bekletip düşlerini ve ömrünü çalan sevgililerin
    yüzleri geçsin istiyorsun karşından.
    Onların yüzleri geçtikçe sahibin olduğun için senden
    başka kimseyi sevmeyecek ve bağlanmayacak olan
    köpeğine daha da sıkıca sarılmak istiyorsun, öpüp
    koklamak.
    Kendini öper gibi, yaralı ve belki de artık hiç
    iyileşmeyecek olan kendini.
    Hiç iyileşmeyeceğini artık kendinden bile
    saklayamadığın böyle anlarda para kazanmak istiyorsun,
    iş kurup daha çok para kazanmak.
    Böyle anlarda bir kalenin ardında gizlediğin herşeye
    yanlışlarla dolu olsa da senden izler taşıyan tarihine
    bile düşman oluyorsun.
    Seni bu hale getirenlerle bir olup bu belki de artık
    hiç iyileşmeyecek yaralı kendini yoketmek
    istiyorsun... Sonra yorgun düşüyorsun... Artık
    dinlenmek istiyorsun. Yarına daha dinlenmiş ve
    korkularından kurtulmuş olarak uyanmak istiyorsun...
    Ve uykuya dalmadan önce vitrinlere bıraktığın
    dalğınlığın geliyor aklına...Kendine bir kez daha
    acıyorsun ve bu yüzden pahalı bulup da almadığın
    giysileri almaya karar veriyorsun.
    Bu pahalı giysiler sayesinde ilgilerin kölesi değil,
    ilgilerin merkezi olmayı istiyorsun.
    Bu giysiler sayesinde sızlayan sevgilerini örtmek,
    örtmek, örtmek istiyorsun. Görünmez olmak istiyorsun.

    Oysa senin gemin camdan sevgili...
    İşte güçlü balığın güçsüz balığı yokettiği kanlı
    denizin her tarafından seni görebiliyorum...
    Sadece ben değil dost düşman herkes uykuya daldığını
    görebiliyoruz buradan.
    Çünkü senin gemin camdan sevgili.
    Sıkıntından yediğin tırnaklarının kenarlarını...
    Korkulu bir rüya gördüğünde birden silkinişini...
    Yaralı sevgini korumak için aldığın onca kötücül
    karara rağman nasılsa hep masum kalan sayıklamalarını
    görüp duyuyorum buradan...
    Kaleni ve kalenin ardında sakladığın yaralı sevgini.
    Boşuna saklama sevgini. Senin gibiler hiç örtünemez
    sevgili...
    Seni bu kanlı deniz ve düşmanların da dostların da
    hemen tanır.
    Ya benzerini bulup gidersin buralardan.
    Ya da seni yokederler sevgili...
    Herkes gibi ve herşeyi bilerek yaşamaszın sen
    Senin gibiler örtünemez...
    Bu kanlı denizde senin gemin camdan sevgili.

    Cezmi Ersöz



    ŞİMDİ BURDA DEĞİLSİN

    şimdi burda değilsin....
    ama beni duyuyosunn...biliyorum...
    kapat gözlerini benim için ve dinle n'olur...
    bak yoksun...
    bunun anlamını biliyomusunn....
    yokluğun
    yüreğimmdeki bu yıldızsız,
    bu dipsiz, karanlık gece...
    yokluğun, odamın duvarlarına astığım suretlerine bakarken,
    unuttuğum dalgın gözlerim....
    yokluğun yastığımda bıraktığın bu kimsesiz saç telleri...
    sırf kalemini değdirdiğin için atmaya kıyamadığım bu kağıtlar...
    her an gözümün önünde sakladığım mektupların,
    peçetelere yazdığın şiirlerin,
    hediyelerini sardığın paket kağıtların...
    sen gidince,
    hala sen kokuyodur, diye üzerime giydiğim
    ve derinn derinn
    soluduğumm giysilerin....
    bu yarı deli...
    bu hayattan kopuk ruhum...
    kapat gözlerini ve bana baak....
    ben ne diye varsa gördüğün, işte o senin yokluğun....
    söyle.!
    sana neyi anlatayımm...
    sabaha karşı çalan telefonumun ucunda,
    n'luuur bana hayattan kötü davranma diyen...sayıklayan..
    o kırgın, o kendine çarpan sesini mi..! !

    Cezmi Ersöz


    VAZGEÇİLMEZİMDİN

    Yakınlaştıkça kaybolan
    bir kente dönüşürdün
    Keşfedilmezim olurdun
    içinde yolculuk etsem de...
    Günahkar mevsimimdin.

    Hiç umut yoktu sende
    o yüzden vazgeçilmezdin,
    vazgeçilmezimdin...

    Cezmi Ersöz



    YOK KARŞILIĞI YÜZÜNÜN

    Senin sana rağmen bir yüzün var
    herkesin ilk aşkına benzeyen
    beklemek kadar acı, anlamak kadar zor
    nedensiz ölümlerin suskunluğu gibi
    yok karşılığı yüzünün...

    Senin sana rağmen bir yüzün var
    herkesin ilk aşkına benzeyen
    yakınlaştıkça imkansız uçurumlar
    nedensiz hayatların o büyük acısı gibi
    yok karşılığı yüzünün...

    Cezmi Ersöz
     
  3. Google

    Google Özel Üye

    Paylasım için tesekkürler
     

Bu Sayfayı Paylaş