Cennetin Dibi - Cennetin Dibi Kitap Özeti

'Kitap Özetleri & E-Kitaplar' forumunda Mavi_Sema tarafından 25 Ekim 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Cennetin Dibi - Cennetin Dibi Kitap Özeti konusu
    Cennetin Dibi Kitap Özeti

    Gündüz Vassaf’ın, gündelik hayatta totalitarizm alt başlığıyla yayınlanan, rejimlerin yönetim biçimlerini; teoride bahsedilen tarzda değil de pratik hayatta kullanılan toptan/süpürücü bir mantıkla yürütmeleri neticesinde birey ve toplumsal özgürlüğün nasıl yok edildiğini, totalitarizmin, aynı prototipte insan yaratarak, özgürlükçü duruşun hep bir tehdit olarak algılandığını anlatan ve totaliter sistemlere (devlet, patron, asker, okul v.b.) başkaldırı temelli yazılar barındıran cehenneme övgü‘den dört yıl sonra yayınlanan ve on üç ana başlıktan oluşan cennetin dibi, kitabın ilk bölümlerinden olan büyük marlboro meydan muharebesinde anlatılan; savaşların, askerlerin, ordu ve silahların tek tipleştiği, artık bir monitör ve düğmeyle savaşıldığı, sanılanın aksine eski zamanlarda insanın ve atın daha değerli olduğu, eski savaşlarda zırh kuşanan insanın atına da zırh bağladığı, günümüz savaşların da ise cinsiyet, yaş, mazlum gibi ayrımlar yapılmaksızın, tüm renklerin birbirine girerek galibin, mağlubun, cesur ve korkağın bilinemediğine nazire yaparcasına “bombalardan önce bıstrıc medrese sokağı otuz yedi numarada oturan saraybosnalı dayı kızımız Sırıye abla’nın çocuklarına” atfıyla başlıyor.
    Kitabın ön iç kapağında sırıtarak selam veren iskelet, arka iç kapakta aynı pozu bu kez sırtı dönük şekilde veriyor. Belki de kitabın bir dönüm noktası olma iddiasıdır bu ironize. Cennetin dibi, Birçokları için başucu kitabı olan cehenneme övgü’ nün izleği niteliğinde metinler barındırsa da modern zamanlarda eğlencelik hayat alt başlığının rahatlığına yaslanıp okuyucuyu tarihi ve teknik bilgi bombardımanına tutuyor. Totalitarizm ve modernizm üzerine denemeleri merkez niteliğinde olan ve hatta bunları kendini yeniden yazan metinler olarak ifade eden yazar, cennetin dibi’ nde deneme, düşünce, anı ve roman sayılabilecek nitelikte, oldukça farklı yazılara yer veriyor.

    Yazarın, talim yılları ve 68 kuşağı 68 de nasıl para kazandı diye adlandırdığı bölümlerde geçen, 1968 yılında Amerika’da henüz üniversite öğrencisiyken, iki arkadaşıyla beraber yaşadığı olaylar oldukça ilginç. Kumar oynayıp, kazandıkları parayla spor araba almaları, kiralık helikopterde alem yapmaları, bağımsızlık günü arifesinde kentteki havuz, fıskiye ve çeşmeleri çamaşır tozuyla köpürtmeleri, yine bu süreçte CIA’ e bağış yapıp bir anda kahraman olmaları ve nihayetinde İsrail büyükelçiliği tarafından sunulan okulda Yahudi propagandası yapma teklifini kabul edip para kazanmaları, Kuveyt elçiliğinden gelen 20-30 kişilik Arap kızları koruma görevini üstlenmeleri gibi anıları, okul bitiminde AİDS’lilerin sigarası sloganıyla marlboro imajını yıkma kampanyasını, kampanya mağduru firmadan gelen hatırı sayılır bağışla, zehri yaratan panzehirin de ustasıdır diyerek bu kez övücü bir kampanyaya döndüren bir hikayeyle devam ediyor.
    Sıkıştırılmış roman havasındaki cinsel özgürlük, kadın erkek eşitliği, erkek/cinsel güç temalı, komünist partili ilerici çift çelik ve duygu’nun siyasi mülteci olarak sığındıkları İsveç’te başlayıp, oğullarını eşcinsel bir çiftin evlatlık almasıyla devam eden ve bir erkeğin hadım edilme merasimiyle son bulan yaklaşık kırk sayfalık bölüm bize göre kitabın en zayıf halkası olmakla birlikte kitaptan bağımsız bir alan görünümü veriyor. Yuvamız, mutlu yuvamız a.ş. başlıklı bölüm yukarıda bahsi geçen bölümle benzerlikler gösterse de kitap bütünlüğünden tamamen ayrılmış değil.
    Dünya yıllık idam rekorunu elinde tutan Çin Komünist Partisi’nin infaz ettiği mahkûmların böbreklerini satması, Fransa’da cenaze malzemelerinin satıldığı süpermarketlerin olması, Kızılhaç’ın kaynak bulmak amacıyla popüler sanatçı John Lennon’un katilinin imzasını açık artırmayla satışa çıkarması gibi bilgiler ışığında yazarın, ölümlerin ne kadar kalitesizleştiğini, ölünün, ölümün ranta dönüştüğünü, şehir merkezindeki mezarlar üzerinde alışveriş merkezi hayalleri kurulduğunu, merasimlerinin çirkinleştiğini anlattığı ölüm marketleri isimli enfes bölümde sarf ettiği şu söze kulak verelim; inanın, kiliseye, camiye girmiyorsanız bedava diyedir.
    Gündüz Vassaf, herkesin baktığı yere bakıp, herkes gibi görmeyen bir adam. Kitabın ilk bölümlerinden itibaren beliren bu algı genişliği okuyucunun zihnindeki birçok masalı da yıkıyor. Vassaf, gölgenin aslıyla nasıl yer değiştiğini ve aslolana ulaşmak için kırılması gereken tabular olduğunu söylüyor okuyucuya. Tatil köylerine verilen su yüzünden Ege’de kuraklık olduğunu, güney’de gelişen kumar turizmini, mutfağımızın, el sanatlarımızın, danslarımız, adetlerimiz ve huylarımızın turist dolarları karşısında maskaralaştığını, ulusal kurtuluş savaşlarının asıl bu durum karşısında verilmesi gerektiğini anlatıp, orduya yapılan harcamaların ne kadar saçma olduğundan dem vurduğu turistlere ehliyet, yine, korkudan sokağa çıkamayan insanın imdadına yetişen teknolojinin aslında insanı hapsetmesi, kadın erkek geçimsizliği neticesinde apartmanlarda tek kişiye uygun dairelerin yapılması, AİDS gibi hastalıklardan ötürü soyun gerilemesi, toplumların bireyselleşmesinin aslında küresel bir Pazar yaratma kaygısıyla doğduğu, çokuluslu şirketlerin üçüncü sınıf ülkelerde açtıkları şirketler aracılığıyla özünde rüya üretim merkezlerinin temellerini attığını ifade ettiği Şirket_i Sefahat‘ gibi bölümler kitabın lokomotifleri olarak karşımızda durmakta.
    ardı ardına gelen imge patlamaları bir önceki imgenin unutulması, eksik alımlanmasını da sağlamıyor değil. Konuların süreli örneklendirilmesi de merkezin kaçmasına sebep olabiliyor. Kuşkusuz bu kitabın okuyucuda bırakacağı en büyük şey, kitabı tekrar okuma isteği olacaktır. Yine de cehenneme övgü‘de oluşan düşünsel zemin bu kitapta kendini geçişleri olan bir yola bırakacak ve okuyucuya şu soruyu soracaktır;
    Nelere kanmışız!



    alintidir
     

Bu Sayfayı Paylaş