Cennet Gençlerinin Efendisi Hzİmam Hüseyin (ra)

'Sahabeler ve Alimler' forumunda Fatma tarafından 22 Şubat 2009 tarihinde açılan konu

  1. Fatma

    Fatma Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Cennet Gençlerinin Efendisi Hzİmam Hüseyin (ra) konusu
    Cennet Gençlerinin Efendisi Hzİmam Hüseyin (ra)


    "De ki; vazifem karşılığında sizden bir ücret istemiyorum; sizden istediğim ancak akrabaya sevgi ve ehl-i beytime muhabbettir"
    (Şurâ sûresi, 23 Âyet)

    Ey İmam (ra)! Ne vakit muharrem gelse, sevenlerinizin boğazına bir düğüm, yüreklerine bir hançer saplanır Size olan sevgileri kimileri ifrat sanır, bir o kadarı sevgisizlikle tefrite gömülür Halbuki kimin sevgisi aşacaktır gül çehrenize bir buse konduran Beşerin Efendisi’nin sevgisini Sen O’ndansın, O da senden Ne zaman isminiz anılsa, sizi Sevgili Dedenizin omuzlarında görür gibi oluruz, daha sonra da ‘Muhammed ümmetindenim’ diyenlerin kıymet bilmez işleri sevgimizi hüzünle karıştırıverir Doğduğunda binlerce melek tebrik etmişti sizi Şehid olduğunuzda gökyüzü karanlığa bürünmüştü Ancak siz ‘Cennet geçlerinin Efendisi’siniz Şu duamıza âmin der misiniz:

    “Allah’ım Ehl-i Beyti bize, bizi Ehl-i Beyt’e aç Gönlümüzü onların yakınlık kokan sevgileriyle doldur Bu sevgimizden ötürü Cihan Güneşi Efendimizi bizden hoşnut kıl Ahirette de Ehl-i Beyt âşıklarıyla haşret ve Kevser havuzundan Ehl-i Beyt’in elinden içmeyi nasip et”

    * * *

    Sevgili Peygamberimizin (sav) ciğerparesi İmam Hüseyin, Hz Fatıma (ranhâ) validemiz ile Hz Ali (ra) Efendimizin ikinci oğullarıdır Hicretin dördüncü yılı Şaban ayının beşinde dünyaya teşrif etti Çocukluğu, Mübarek dedeleri, Âlemlerin Sultanı’nın (sav) yanında, şefkat ve sevgisinde geçti

    İbn Abbas (ra) anlatır: Rasûlullah (sav) her sabah namazını kıldıktan sonra mübarek yüzünü Ashab-ı Kiram’a çevirirdi Üzüntülü kimseler görmezse mesrur olurlardı

    Bir gün sabah namazından sonra yüzlerini döndürmeden Hazret-i Ali (ra)’yi çağırdılar Beraber mescitten çıktılar Ashab-ı Kiram nereye, niçin gittiklerini anlayamadılar Tekrar dönerler diye oturdular İkisi Hazret-i Fatıma (ranhâ)’nın evine gitmişlerdi Hazret-i Ali (ra) kapıda durup, kimseyi içeri sokmamasını emretti Hazret-i Hüseyin (ra) doğmuştu Melekler tebrik etmek için gelmişlerdi (Ehl-i Beyt ve On İki İmamlar, Abdullah Farukî el-Müceddidî ( ks), s273)

    Güzel isimleri Cebrail (as) tarafından bildirilmişti Bu isim, Hz Harun’un (as) oğlunun ismi olan Hüseyin ismiydi Hz Hüseyin, Peygamberimize çok benziyordu Hz Ali (kv): “Hasan, Rasûlullah'a (sav) göğsünden başına kadar olan kısmında, Hüseyin de bundan aşağı olan kısmında çok benzerdi” (Ahmed b Hanbel Müsned, 1, 108) buyurmuşlardır

    Sevgili Peygamberimiz torunlarını çok severlerdi "Allah'ım! Ben, bunları seviyorum Onları Sen de sev” (Tirmîzî, V, 661), "Hasan ve Hüseyin, benim dünyada kokladığım iki reyhanımdır", "Hasan ve Hüseyin'i seven, beni sevmiş, onlara kin tutan da bana kin tutmuştur" (Ahmed b Hanbel, Müsned, II, 288) buyururlardı
    Peygamber Efendimiz (sas) Hz Hasan ve Hz Hüseyin’e gönüllerince oynayıp eğlenmeleri için eşlik eder, bir çocuk gibi onlarla oynardı Hz Hüseyin, Rasûlullah (sav) ile devecilik oynamak istediklerinde Efendimiz (as) hemen yere eğilir ve onları mübarek sırtına alırdı Arkasından da "Bundan güzel deve olabilir mi?" buyururlardı

    Efendimiz (as) namaz kılarken torunları yanına gelirler ve secdeye gitmesini adeta dört gözle beklerlerdi Secdeye giden Hz Peygamber (sav) ’in kutlu omuzlarına çıkarlardı Allah Rasûlü, çok sevdiği bu iki yavruya bir zarar gelmemesi için, onlar ininceye kadar secdede kalırdı

    Peygamber Efendimiz, bir gün, cenazelerin konulduğu yerde oturuyordu Hz Hasan ile Hz Hüseyin, güreşmeye başladılar Peygamber Efendimiz gülerek "Ha gayret Hasan; göreyim seni, yakala Hüseyin'i!" diyerek Hz Hasan'ı kayırınca, Hz Ali: "Yâ Rasûlallah: Hüseyin'i kayırmalı değil miydin? Hasan daha büyüktür" dedi Peygamberimiz: "Baksana Cebrail'de, Hüseyin'e: ‘Ha gayret Hüseyin göreyim seni’ diyor" buyurdular (Zehebî, Siyer Alâmü'n-Nübelâ, 111, s 190-191)

    "Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden kiri, günahı gidermek, sizi tertemiz yapmak ister" (Ahzab sûresi, 33/33) âyet-i kerimesi nazil olduğunda, Ümmü Seleme annemizin evinde Peygamber Aleyhisselam mübarek kızları Hz Fatıma’yı, Hz Hasan’ı ve Hz Hüseyin’i (r anhüm) çağırdı Onları bir örtü içine aldı, o sırada Hz Ali (ra) geldi, onu da örtü içine alarak: "Allah’ım bunlar benim Ehl-i Beytim’dir, bunlardan günah kirini gider, kendilerini tertemiz yap!" diyerek duada bulundu
    * * *
    Yedi yaşında dedesini kaybeden Hz Hüseyin (ra), sekiz yaşında da annesini kaybetti Küçüklüğünden itibaren özenle yetiştirilen Hz Hüseyin, ilk eğitimini Allah’ın Elçisinden (sav) aldı Daha sonra babasının gözetiminde Ebu Abdurrahman es-Sülemî (ra) tarafından Medine Mescidi’nde, diğer çocuklar ile birlikte kıraat okudu Babasından da fıkıh dersleri aldı Bu gayretlerin sonucunda bir fakih ve muhaddis olarak yetişti Nitekim muhtelif kaynaklarda kendisine ait fetvaların yanı sıra dedesi, babası ve diğer bazı sahabelerden rivayet ettiği hadisler de bulunmaktadır (Yrd Doç Dr M Mahfuz Söylemez, Hz Hüseyin (ra))
    Hz Hasan ve Hz Hüseyin, gerek yaşları ve gerekse tahsil ettikleri ilim nedeniyle ilk iki halife döneminde cereyan eden önemli olaylarda fiilen yer almadılar Hz Osman (ra) zamanında, İslâm sancağının daha da ileri bir noktada dalgalandırılması amacıyla yapılan fetihlere, o da ağabeyi ile beraber bir nefer olarak katıldı ve Said b el-As’ın komutasında gerçekleşmiş olan Horasan’ın fethinde kendisine düşen görevi en iyi şekilde yerine getirdi Daha sonra, Hz Osman’ın (ra) evini kuşatan isyancılara karşı babası Hz Ali (ra) tarafından yine ağabeyi ile beraber halifeyi korumak ve evine su taşımakla görevlendirildi

    Babasının halifeliği sırasında Hz Hüseyin (ra), onun bütün seferlerine katıldı (İslâm Ansiklopedisi, DİB Yay Hz Hüseyin maddesi)
    Babalarının şahadetinden sonra ağabeyi Hz Hasan’a biat etti Hz Ali (ra), kendilerine, abisine itaat etmesi hususunda vasiyet buyurmuşlardı, o da bu emri sonuna kadar yerine getirdi İmam-ı Sadık (ra) bu konuda şöyle demiştir: “İmam-ı Hüseyin (ra), Hazret-i Hasan’a (ra) hürmeten önünden hiç yürümemiştir”
    Hz Hasan (ra), Hz Muaviye (ra) ile anlaşmaya varıp hilafeti ona devredince, Hz Hüseyin de ağabeyine itaat etmiş ve Medine’ye yerleşmiştir Burada zühd ve takvaya dayalı bir hayat sürdü Bütün vaktini Allah’a (cc) itaat ile geçirmiş ve her gece bin rekat namaz kılmıştır Tarih ve siyerciler, Hz Hüseyin (ra) Efendimizin yirmi beş defa yürüyerek haccettiğini ve her gece bin rekat namaz kıldığını haber vermektedirler (Age, Abdullah Farukî el-Müceddidî (ks), s269)

    Hz Hüseyin'in hususi özelliklerine gelince onu tam manasıyla Peygamber Ocağı’nda yetişmiş bir gül gibidir diye tarif ederiz Yiğitlik ve şecaat sahibiydi Geceleri Medine’nin karanlık sokaklarında tebdili kıyafet içinde kapı kapı dolaşırdı Fakirlerin kapısına uğrar, ihtiyaçlarını bırakır, kimseye görünmeden kaybolurdu Tanınmamak için de yüzünü örter ve sadece gözleri görünürdü Medineliler, bu yardımların kimin tarafından yapıldığını bilmezdi
    * * *
    Saltanatla iş başına gelen Yezit, Ashab-ı Kiram’dan bir çoklarının istememesine rağmen herhesten zorla biat almaya çalışıyordu Kendisine biat etmeyenleri de cezalandırmak istiyordu Medine valisi Velid’ten, kendisi gibi günahları açıktan işleyen ve Asahâb-ı Güzînin istekleri olmadığı halde zorla işbaşına gelen birisine biat etmeyeceğini bildiği Hz Hüseyin’i biata zorlanmasını istiyordu Hatta Yezid’in adamlarından Mervan, Medine Valisi Velid’e, Hz Hüseyin eğer Yezid’in halifeliğini kabul etmezse O’nu öldürebileceğini söyler Bu duruma çok kızan Velid, “Sen benim için dinimi yıkacak bir şey tavsiye ediyorsun Yemin ederim ki Hüseyin’i öldürmek suretiyle dünyanın her yanına, üzerine güneşin doğup battığı bütün mal ve mülküne sahip olacağımı bilsem yine de bunu istemem” diyerek tavsiyesini reddetmiş ve Hz Hüseyin’le (ra) görüştükten sonra O’nun Medine’den ayrılmasına müsaade etmiştir Bu gelişmeden sonra da Hz Hüseyin (ra), Mekke’ye yerleşmiştir (İslâm Ansiklopedisi, DİB Yay Hz Hüseyin maddesi)

    Hz Hüseyin’in Yezid’e biat etmeyip Mekke’ye gittiği haberini alan ve aralarında Müseyyeb b Necebe, Rifaâ b şeddad, Habib b Muzahhar ve Süleyman b Surad el-Huzaî’nin de bulunduğu Kûfe’nin ileri gelenleri, sayısız mektup göndererek Onu Irak’a davet ettiler

    Bunun için durumu yerinde incelemek üzere amcasının oğlu Müslim b Akil’i bu şehre gönderdi Muhtar b Ebî Ubeyd es-Sekafî’nin evinde konaklayan Müslim, Hz Hüseyin (ra) adına 18000 kişinin biatını alınca kendisine haber gönderdi ve bir an önce Kûfe’ye gelmesini istedi Hz Hüseyin (ra), Müslim tarafından gönderilen bu haberlerden sonra Kûfe’ye gitmek üzere hazırlanmaya başladı ve hicri 61/680 yılı Zilhicce ayının üçüncü günü Kûfe’ye hareket etti

    Hz Hüseyin’in Kûfe’ye gelmek üzere yola çıktığı, halkın önemli bir kısmının kendisine biat ettiği haberi Kûfe valisi Nu’man b Beşir’e ulaşınca, vali buna sevinmemekle beraber, ciddi bir önlem almak için de harekete geçmedi Çünkü o, Hz Peygamberin torunu Hüseyin’e (ra) karşı gelişecek bir hareketin içerisinde yer almak istemiyordu Bunu fark eden Emevî taraftarları, durumu Emevî halifesi Yezid b Muaviye’ye bildirdiler Yezid, Nu’man b Beşir’i valilikten aldı ve yerine Ubeydullah b Ziyad’ı atadı

    Hiç zaman kaybetmeden Basra’dan Kûfe’ye hareket eden Ubeydullah, önce Kûfe’deki Hz Hüseyin taraftarlarını sindirmek için harekete geçti ve Hz Hüseyin adına Müslim b Akil’e destek veren grubu dağıtmaya çalıştı Ubeydullah b Ziyad ve Kûfe’nin ileri gelenleri bu insanları, Suriye’den gelmekte olan askerler ve aldıkları yardımların kesilmesi ile tehdit ettiler Müslim b Akil ve Hz Hüseyin’e (ra) verdikleri desteği çekmeleri durumunda, kendilerine yapılmakta olan ekonomik teşviklerin artırılacağı vaadinde bulununca halk dağıldı Halkı dağıtmayı başaran Ubeydullah b Ziyad, Hz Hüseyin adına biat toplamakta olan Müslim b Akil ile onu koruyan Hani b Urve’yi yakalatarak öldürdü

    Kûfe’ye gitmek için yola çıkmış olan Hz Hüseyin, es-Sa’lebiye geldiğinde, Kûfelilerin ihanetine uğradığını ve Müslim b Akil’in, Ubeydullah b Ziyad tarafından şehit edildiğini öğrendi ve geri dönmek istedi Ancak Müslim b Akîl’in çocukları ileri atılarak, "Allah’a yemin ederiz ki ya intikamımızı alırız, ya da Müslim’in tattığını tadarız" diyerek, Hz Hüseyin’i Kûfe’ye gitme hususunda ikna etmeye çalıştılar

    Bunlardan bazısı Hz Hüseyin’e kendisinin Müslim b Akil gibi olmadığını, Kûfe’ye ulaşması durumunda halkın etrafında toplanacaklarını belirttiler Bununla ikna olmuş gibi görünen Hz Hüseyin (ra), Kûfe’ye doğru yoluna devam etti Zübale denilen yere geldiğinde, Müslim b Akil’e elçi olarak gönderdiği, Abdullah b Yaktur’un da öldürüldüğü haberini aldı

    Öte taraftan Müslim b Akîl ve Hanî’yi öldüren Ubeydullah b Ziyad, Kûfe’den Hz Hüseyin’e destek amacıyla gidebilecek olanları engellemek ve Hz Hüseyin tarafından Kûfe’ye gönderilebilecek olan elçilerin şehre girişine mani olmak için, Husayn b Numeyr komutasında 4000 kişilik kuvveti Kadisiye’ye gönderdi Hac ve umre amacı dışında Mekke yönüne gidecek olan hiç kimsenin geçmesine müsaade etmemelerini emretti Kûfe’yi abluka altına alıp, giriş çıkışları kontrol etmeyi başaran Ubeydullah, daha sonra Hurr b Yezid et-Temimî’yi 1000 kişilik bir kuvvetle Hz Hüseyin’in gelişini durdurmak üzere gönderdi ve Hz Hüseyin’in biatını almadan kendisini kesinlikle bırakmamasını emretti Hurr, Hz Hüseyin’in Kûfe’ye girişine engel olmasına rağmen kendisine saygıda kusur etmedi, namaz vakitlerinde onun arkasında namaz kılıyor, sofrasında kendisine eşlik ediyor, sohbetine katılıyordu Hurr’un, Hz Hüseyin’i (ra) cezalandırmayacağını anlayan Ubeydullah b Ziyad, bu amaçla Ömer b Sa’d b Ebi Vakkas’ı dört bin kişilik bir kuvvetin başında gönderdi Ömer b Sa’d, Hz Hüseyin’e uygulanmakta olan ablukayı daha da daralttı Direnişini kırmak için Fırat nehrinden içme suyu almalarına dahi müsaade etmedi Hz Hüseyin, Kûfe’ye giremeyeceğini anlayınca, geldiği yere geri dönmesine müsaade edilmesini istedi

    Hz Hüseyin’in bu isteği Ömer b Sa’d tarafından Ubeydullah’a iletilince, kabul etmedi ve Hz Hüseyin’in hiçbir şart ileri sürmeden kendisine biat etmesini, aksi takdirde öldürülmesini emretti

    Netice itibarıyla Yezid b Muaviye’ye biat etmeye zorlanan Hz Hüseyin bunu kabul etmedi ve 61/680 yılında, Ömer b Sa’d komutasındaki ordu tarafından, Ubeydullah b Ziyad’ın emriyle, beraberindeki yetmiş iki kişi ile birlikte Kerbelâ’da şehit edildi Hz Hüseyin’in şahadeti Emevîler’in durumlarını sağlamlaştırmadı, aksine daha da zorlaştırdı Zira bundan sonra başta Kûfe olmak üzere, İslâm âleminin birçok yerinde çıkan hadiselerin temelinde, Hz Hüseyin’in (ra) şahadeti yatacaktır (Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, Çağ Yayınları, c2, s328)
    Tarihte çok derin izleri olan ve “Kerbela Vakası” olarak anılan bu olay 10 Ekim 680, hicri takvime göre de Muharrem ayının 10 günü meydana gelmiştir Bu olaydan erkeklerden yalnızca Hz Hüseyin’in oğlu Zeynel Âbidin (ra) sağ olarak kurtulmuş, nesl-i pakî Mustafâ’nın bu kanadı halen Mısır’da medfun olan bu zât-ı kiramdan zuhur etmiştir

    Hz Hüseyin’in (ra) katillerinden veya onların arkadaşlarından, bir belaya uğramadan ölen yoktur Hz Hüseyin’in (ra) şehid edilmesinden sonra şöyle bir olayın yaşandığı rivayet edilir:

    “Ubeydullah b Ziyad ve arkadaşlarının başlarını Kufe mescidine getirdiler Oradakiler: ‘Geldi’ dediler Sonra bir yılan geldi O başların arasına girdi

    Ubeydullah b Ziyad’ın burnundan içeri girdi Biraz durdu Sonra çıktı Yine etraftan ‘Geldi, geldi’ dediler Yine o yılan geldi Evvelki gibi yaptı Böylece birkaç defa tekrarlandı” (Age, Abdullah Farukî el-Müceddidî (ks), s269)
     

Bu Sayfayı Paylaş