Cehennem Azabı Nedir? - Yangın Azabı Nedir?

'Dini Sorular ve Cevaplar' forumunda SeLeN tarafından 5 Ocak 2011 tarihinde açılan konu

  1. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Cehennem Azabı Nedir? - Yangın Azabı Nedir? konusu yangın azabı nedir - cehenmem azabı hakkında - burc süresi - mümin kadınlara eziyet edenlerin günahı



    Soru

    "Mümin erkeklere ve mümin kadınlara eziyet eden, sonra tövbe de etmemiş olanlar için Cehennem azabı ve yangın azabı vardır." (Buruc, 85/10) ayetinde geçen "yangın azabı" nedir? İkinci bir Cehennem midir?



    Cevap


    İlgili ayetin meali:

    “O kimseler ki, inanan erkek ve kadınlara işkencede bulunup fitne çıkardılar; sonra da (bu yaptıklarından dolayı) tövbe etmediler; onlar için Cehennem azabı vardır; o çok yakıcı azap onlar içindir.” (Buruc, 85/10)

    Onlar, mümin erkek ve kadınlara fitne yapmışlar, imanlarından çevirmek için onlara bela olmuş, sıkıntı ve eziyet vermişler, "Sonra da tövbe etmemişlerdir". Bundan dolayı "onlara muhakkak" "cehennem azabı vardır". Bu, küfürlerinin, inkâr etmelerinin karşılığı olan azaptır. Ve onlara yangın azabı vardır. Bu da gittikçe yayılması itibarıyla bir yangına benzeyen fitnelerinden dolayı kendilerini saracak olan diğer bir ateş azabıdır. (bk. Elmalılı Hamdi, Hak Dini, ilgili ayetin tefsiri)

    Küfür, imânın karşıtıdır. Biri bâtıl, diğeri haktır. İman, hakkı bulup seçmenin ve hakka teslim olmanın yolu ve belirtisidir. Küfür ise, hakkı gizleyip örtmenin, onu reddetmenin, yalan saymanın ve her vesileyle bâtılı savunmanın yolu ve belirtisidir. Böylece kâinatta hemen her şey çift yaratıldığı, yani her şeyin zıddının bulunduğu gibi imânın da zıddı küfür olarak belirlenmiştir.

    Kâfirlerin, bâtılı seçip savundukları ve hakkı reddettikleri için sağlam hiçbir dayanakları, inandırıcı hiçbir delil ve belgeleri yoktur. Olmayınca da konuyu saptırma, şiddete baş vurma, ortalığı karıştırıp bulandırma, müminler üzerinde caydırıcı baskı uygulama ihtiyacını duyarlar. Hakk'a inanıp bağlanmanın her iki hayatta da mutluluk, huzur ve güven, kardeşlik ve gerçek dostluk vadettiğini anlayamadıklarından dinden ve gerçek dindardan korkar ve her vesileyle endişe duyarlar. Bunun için durmadan onları etkisiz hale getirmek için fitne, baskı, işkence, terör havasını estirerek din ve vicdan hürriyetine imkân vermek istemezler.

    İslâm'ın ilk yıllarında Mekkeli müşriklerin, imân cephesine karşı tutum ve uygulamaları bunun açık misallerinden biridir. Tarih boyunca hak ile bâtıl mücadelesinin seyri hep bu metodun sahnede tutulmasıyla devam edegelmiştir. Bugün hâlâ birçok ülkede mevcut Müslümanların dinlerinden, imânlarından ve öz değerlerinden koparmak için aynı veya benzeri şiddet anlamında bir plân ve strateji uygulanmaktadır

    Ancak Cenâb-ı Hak bu zıtların sürtüşmesini hemen makas atıp kesmemekte; inkarcı zâlimlerin gerçeği anlayıp hakka dönmelerini telkin ve tavsiye ederek tövbe kapısının açık tutulduğunu bildirmektedir. Çünkü O'nun rahmeti hep gazabının önüne geçmekte ve sünnetullah gereği ıslâhı ifsada tercih etmektedir.

    Ne var ki, inkarcı sapıklar haddi iyice aşıp belli çizgiye gelince, ilâhî hüküm iner ve artık onu geri çevirecek bir kuvvet bulunmaz. (Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, ilgili ayetin tefsiri)

    Diğer taraftan, hayat bir imtihandır. Bu imtihanda insan kendisine verilen akıl, irade ve ömür sermayesiyle ya Yaratıcısının emirlerine uyarak melekleri geçebilecek seviyeye yükselecek, ya da nefis ve şeytanı dinleyerek hayvanlardan da aşağı dereceye düşecektir.

    Bu sayede nebiler, veliler gibi insanlığın güneşi, ayı ve yıldızı olmuş nice büyükler boy gösterirken ne yazık ki ilâhlık dâvâsında bulunacak ve canavarlara taş çıkartacak derecede alçalabilen Nemrut, Firavun, Şeddad, Süfyan, Deccal gibi nice zalimler ortaya çıkmıştır.

    Evet, bir kısmı kul oluşunu, acz, fakr ve zaafını hissedip Rabbine yönelerek yücelirken, diğerleri aciz ve zayıf oldukları halde makam, mevki, saltanat, zenginlik, ilim gibi bir kısım maddî imkânlarına dayanarak havalara girip ilâhlık dâvâsında bulunacak derecede yoldan çıkmış nice insan zuhur etmiştir.

    Şunu da ifade etmeliyiz ki, bu ayetten nefsimiz açısından alacağımız bir ders de olabilir. Sadece dışımızdakilere değil kendimize de sormalıyız. Acaba bizler de insanlara, çevremize işkence edenlerden miyiz? Eğer hanımlarımızı cehennemden, ateşten kurtarma adına bir gayretin içine girmiyorsak, bilelim ki biz de onlara işkence ediyoruz demektir. Eğer çocuklarımızı Kur’an ve Sünnetle tanıştırıp onların cennet yollarını açmıyorsak, bilelim ki bizler de işkenceciyiz. Eğer çevremizdeki Allah kullarına Allah dinini ulaştırarak onların cehennem yollarına barikatlar koyma çabası içine girmiyorsak, onların ateşe gidişlerine göz yumuyorsak, bilelim ki biz de onlara işkence ediyoruz demektir.
     

Bu Sayfayı Paylaş