CİBRİL HADÎSİ - İslami Sözlük

'Dini Terimler Sözlüğü' forumunda Dine tarafından 26 Ocak 2010 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    CİBRİL HADÎSİ - İslami Sözlük konusu CİBRİL HADÎSİ

    Cebrail aleyhisselâm, Hz Peygamber'in de aralarında bulunduğu bir sahabe' topluluğuna insan suretinde gelmiş, iman, İslâm, ihsan ve kıyamet alâmetleri gibi bazı soruları Allah Rasûlüne sorarak cevaplarını almıştır İşte Cebrail (as)'in bizzat soru sorarak ve cevaplarını tasdik ederek telkin ettiği bu hadise "Cibril hadîsi" adı verilmiştir

    Abdullah b Ömer'in, babası Hz Ömer'den naklettiği bu hadis şöyledir:

    "Bir gün Rasûlullah (sas)'in yanında bulunduğumuz sırada âniden yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bir zat çıkageldi Üzerinde yolculuk eseri görülmüyor, bizden de kendisini kimse tanımıyordu Doğru peygamber (sas)'in yanına oturdu ve dizlerini onun dizlerine dayadı Ellerini de uylukları üzerine koydu Ve:

    "Ya Muhammed! Bana İslâm'ın ne olduğunu söyle" dedi Rasûlullah (sas): "İslâm; Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in de Allah'ın Rasulü olduğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve gücün yeterse Beyt'i hac etmendir" buyurdu O zat: "Doğru söyledin" dedi Babam dedi ki: "Biz buna hayret ettik Zira hem soruyor, hem de tasdik ediyordu"

    "Bana imandan haber ver" dedi Rasûlullah (sas): Âllah a, Allah'ın meleklerine kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inanman, bir de kadere, hayrına şerrine inanmandır" buyurdu O zât yine:

    "Doğru söyledin" dedi Bu sefer:

    "Bana ihsandan haber ver" dedi Rasûlullah (sas):

    " Allah'a O'nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir Çünkü her ne kadar sen onu görmüyorsan da, o seni muhakkak görür" buyurdu O zat:

    "Bana kıyametten haber ver" dedi Rasûlullah (sas) "Bu meselede kendisine sorulan, sorandan daha çok bilgi sahibi değildir" buyurdular

    "O halde bana alâmetlerinden haber ver" dedi Peygamber (sas):

    "Câriyenin kendi sahibesini doğurması ve yalın ayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir" buyurdu Babam dedi ki:

    Bundan sonra o zat gitti Ben bir süre bekledim Sonunda Allah Rasûlü bana: "Ya Ömer! O soru soran zatın kim olduğunu biliyor musun?"dedi "Allah ve Rasûlü bilir" dedim

    "O Cibrîl'di Size dininizi öğretmeye gelmişti" buyurdular (Buhârî, İman 1; Müslim, İman 1)

    Abdullah b Ömer bu hadîsi Basra' dan Hacc veya Umre için Hicaz'a gelen Yahya b Yamer ve Humeyd b Abdirrahmân el-Himyerî'nin kader hakkında soru sormaları üzerine rivayet etmiştir Basra'da ilk olarak Ma'bed el-Cühenî ve ona tabi olanlar kaderi inkâr etmişler; hâdiselerin, Allâh'ın hiç bir takdir ve bilgisi olmaksızın yeni yeni husûle geleceğini ileri sürmüşlerdir Abdullah b Ömer onları dinledikten sonra şöyle demiştir:

    "Sen Basra'da onlarla görüştüğün zaman kendilerine söyle ki, ben onlardan uzağım Onlar da benden uzaktır Allah'a yemin olsun ki onlardan birinin Uhud dağı kadar altını olsa da onu hayra harcasa, kadere inanmadıkça Allâh onun hayrını kabul etmez" Sonra Abdullah (ra) yukarıdaki hadisi nakletmiştir (Ahmed Davudoğlu, Sahîh-i Müslim Tercüme ve Şerhi, İstanbul 1977, I, 106)

    Kader, sözlükte; miktar, meblağ, büyük sayma, güç, kudret ve bir şeyi kısmak anlamlarına gelir Şer'î bir terim olarak; meydana gelecek şeyleri ve o şeylerin ne zaman nerede, ne gibi nitelik ve özelliklerle meydana geleceğini Allâhü Teâlâ'nın takdir ve tahdîd etmesi demektir Takdir buyurduğu şeyleri, zamanı gelince birer birer icad etmesine de "kazâ" denir Bu duruma göre, kader ilim ve irade sıfatına; kaza da tekvin (yaratma) sıfatına döndüğü için kaza ve kadere inanmak, temelde Allâhü Teâlâ'ya imanla eş değerdedir Bütün sıfatlariyle Allah'a iman eden, bunlara da inanmış olursa da, önemine binâen kaza kader meselesi kelâm ilminde ayrıca ele alınmıştır Kader konusunu daha önce Mekke'de öne sürüp, bunu inkâr edenlerin bulunduğu da nakledilir Abdullah b Zübeyr'in ordusu Mekke'de Haccac-ı Zâlim, tarafından muhasara edildiği zaman Kâbe-i Muazzama yanmıştı O zaman bazıları bunun bir ilâhi takdir (kader konusu) olduğuna inanmış, bazıları da Kâbe'nin takdirle yanmadığını söyleyerek kaderi inkâr etmişlerdir (A Davudoğlu, age, I, 106-108)

    Cibril hadisinde ikinci soru ve cevabı, iman esaslarını bildirir Bunlar altı tanedir:

    1) Allah'a iman: Bu iman, Allah'ın varlığını ve hakkında vacip, mümteni; (imkânsız) ve caiz olan bütün sıfatları bilerek tasdik etmekle meydana gelir Bazı kelâm bilginleri Allahu Teâlâ'nın sıfatlarını selbiyye ve sübütiyye olmak üzere ikiye ayırırlar:

    Selbî sıfatlar altı tane olup şunlardır:

    a) Vücud: Allah'ın varlığı, b) Kıdem: Ezelî olması, yani varlığının evveli olmaması, c) Bekâ: Ebedî olması, yani varlığının sonu bulunmaması, d) Muhâlefetün li'l-havâdis: Allah'ın varlıklardan hiçbir şeye benzememesi, e) Kıyam bi zâtihi: Varlığının kendisinden olması, f) Vahdaniyet: Allah'ın bir olmasıdır

    Sübûtî sıfatlar sekizdir:

    a) Hayat: Allahu Teâlâ'nın diri olması, b) İlim: Her şeyi bilmesi,

    c) İrade: Her mümkünü caiz olan bir şekle ve vakte tahsis etmesi, d) Kudret: Her şeye gücünün yetmesi, e) Semî': Her şeyi işitmesi, f) Basar: Her şeyi görmesi, g) Kelâm: Ses ve harfe muhtaç olmadan konuşması, h) Tekvin: Var etme, yok etme, yaşatma ve öldürme gibi fiillerin başlangıcı olan bir sıfattır

    2) Meleklere iman: Bu, Allah'ın melek denilen, nurdan yaratılmış ve istediği şekle girebilen bir takım masum kulları olduğuna inanmaktır Ban bakımlardan meleklere benzeyen, diğer bir takım görünmez yaratıklar vardır ki, bunlara da "cin" denir Cinler saf ateş alevinden yaratılmış olup, melekler gibi onlar da ağır işleri yapabilir ve istedikleri şekillere girebilirler Yalnız bunlar melekler gibi masum (günah işlemez) değildir Mümini, kâfiri vardır, "yer, içer, ürer ve ölürler " (en-Neml, 27/87; ez-Zümer, 39/68; İnfitar, 82/10-12; el-Kehf, 18/50; er-Rahmân, 55/31; Müslim, Zühd, 10; Ahmed b Hanbel, Müsned, VI, 153, 168; Taberi, XX, 29; İbnü'l-Kayyim el-Cevziyye, Kitâbu'r-Ruh, Haydarâbâd 1357, s 41; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, cin bahsi)

    3) Kitaplara iman: Allahu Teâlâ, bazı peygamberlerine gerçek ve hükümleri bildiren bir takım ibareye lafızlar indirmiştir ki; bunlara "kitap" denir Büyük kitaplardan Tevrat Hz Musa'ya, Zebur Hz Dâvud'a, İncil Hz İsa'ya, Kur'an-ı Kerîm de Hz Muhammed (sas)'e indirilmiştir Bunlardan başka çeşitli peygamberlere yüz adet suhuf (sahifeler) verilmiştir İşte bütün bu kitaplara iman etmek farzdır (eş-Şûrâ, 42/51; el-A'lâ, 87/67; el-Hıcr, 15/9; Hud 11/49; İsrâ, 17/88)

    4) Peygamberlere iman: Allâh'u Teâlâ hazretleri kullarına doğru yolu göstermek için bir takım peygamberler göndermiştir Bunlardan kendilerine kitap ve şerîat verilenlere "Rasul" denir Başka bir peygamberin şeriatiyle amel ve onun getirdiği hükümlerini insanlara bildirmeye memur olanlara ise "nebî" adı verilir İlk peygamber Hz Âdem, son peygamber Hz Muhammed (sas)'dir (en-Nahl, 16/36; en-Nisâ, 4/164; el-Ahzâb, 33/40)

    5) Âhiret gününe iman: Âhiret günü haşirden, bütün ölenlerin diriltilmesinden başlayan sonsuz bir gündür Kıyametin kopması, sûrun üfürülmesi, ölülerin diriltilmesi, kitapların verilmesi, mîzanın kurulması, kulların sorguya çekilmesi, havz-ı kevser, şefâat, sırat, Cennet ve Cehennem ahiret gününün muhtevasına dahil olduğundan bütün bunlara inanmak farzdır (Âli İmrân 3/185: Duhân, 44/56; Mü'min, 40/11; Tâhâ, 20/74; el-Bakara, 2/28; et-Tür, 52/45; el-En'âm,6/93; el-Fecr, 89/27-30; eş_Şems, 91/97; ez-Zümer, 39/42; Buhârî, Husûmât, Müslim, Fezâil,10,161, 162; Tirmizî, Kıyâme, 26; Kurtubî Tefsiri, Tûr Sûresi 45 ayetin tefsiri)

    6) Kadere İman: Yukarıda kadere imandan söz etmiş, Cibril hadisinin kaderi inkâr edenlerle ilgili bir soru üzerine nakledildiğini belirtmiştik Hadis-i şerifte kadere imana özellikle yer verilmesi, bu konuda ümmetin ileride görüş ayrılıklarına düşeceğini Hz Muhammed (sas)'in bildiğini gösterir (et-Talâk, 65/3; Buhârî, Cenâiz, 83; Tefsîru Sûre, 92/6; Müslim, Kader, 1,8; İbn Mâce, Mukaddime, 10)

    Hadîs-i şerifte ilk soru İslâm'ın şartlarını telkin için sorulmuştur Bunlar; Allah'tan başka ilâh olmadığına şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek ve gücü yeterse hacc etmektir Bu şartlar Kur'an-ı Kerîm'in çeşitli ayetlerinde yer almış ve tekrarlanmıştır (el-Bakara, 2/238; Buhârî, İman 1, 2; Zekât, 41, 63; Meğâzî, 60, Tevhîd, 1 ; Müslim, İman, 19-22; Nesâî, Zekât,1; İbn Mâce İkâme,193; Ahmed b Hanbel, I, 72; Dârimî, Zekât 1)

    Üçüncü soru "ihsân nedir?" sorusu ve Hz Peygamberin "İhsan, Allah'ı görüyormuşsun gibi Allah'a ibadet etmendir" cevabı, mümini ibadet sırasında manevî âlemlere yüceltmek içindir Her şeklin bir de gerçeği vardır Namaz da bir şekildir O şeklin içindeki gerçek ihsandır Meselâ İslâm'da fıkıh ilmi namazın dış şekli ile uğraşır; tasavvuf ise bu şeklin içindeki gerçeği yani ihsan derecesini bulmaya çalışır İbadeti kuru bir şekil ve beden hareketleri olarak değil, Allah'ın huzurunda bulunduğunu bilerek ve düşünerek yapmak gerekir İbadetin asıl hedefi Allah'u Teâlâ ile bu mânevi diyalogu kurmak ve bunu ibadet süresince devam ettirmektir

    Hadisteki diğer bir soru kıyamet zamanı ile ilgilidir Hz Peygamber bu konuda soru sorandan daha fazla bilgi sahibi olmadığını bildirmiştir Cenâb-ı Hak kıyametin kopma zamanını gizli tutmuştur İnsanların ileride meydana gelecek bir takım olayları önceden bilmemesi çoğu zaman bir nimettir Müminin önceki tecrübelerine ve bilimin kurallarına göre gerekli önlemleri aldıktan sonra, sonucu Allahu Teâlâ'dan beklemek gerekir Bütün önlemler alınmasına rağmen doğacak olumsuz sonuçlardan insanın sorumluluğu bulunmaz Zaten böyle bir sonucu önleme gücü de insanoğluna verilmemiştir Çünkü o, ancak gücünün yeteceğinden sorumludur

    Kur'an-ı Kerîm'de beş şeyin insanlardan gizlendiği bildirilir ki, bunlara "muğayyebât-ı hamse*" denir Bunlardan ilki kıyametin kopma zamanıdır

    "Kıyametin ne zaman kopacağına dair bilgi, ancak Allah katındadır Yağmuru o indirir Rahimlerde olanı o bilir Hiç bir kimse yarın ne kazanacağını bilmez Hiç bir kimse nerede öleceğini de bilmez Şüphesiz Allah "Âlîm'dir, Nabîr'dir" herşeyi çok iyi bilir, her şeyden haberdardır" (Lokman, 31/ 34)

    Hamdi DÖNDÜREN Cebrail aleyhisselâm, Hz Peygamber'in de aralarında bulunduğu bir sahabe' topluluğuna insan suretinde gelmiş, iman, İslâm, ihsan ve kıyamet alâmetleri gibi bazı soruları Allah Rasûlüne sorarak cevaplarını almıştır İşte Cebrail (as)'in bizzat soru sorarak ve cevaplarını tasdik ederek telkin ettiği bu hadise "Cibril hadîsi" adı verilmiştir

    Abdullah b Ömer'in, babası Hz Ömer'den naklettiği bu hadis şöyledir:

    "Bir gün Rasûlullah (sas)'in yanında bulunduğumuz sırada âniden yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bir zat çıkageldi Üzerinde yolculuk eseri görülmüyor, bizden de kendisini kimse tanımıyordu Doğru peygamber (sas)'in yanına oturdu ve dizlerini onun dizlerine dayadı Ellerini de uylukları üzerine koydu Ve:

    "Ya Muhammed! Bana İslâm'ın ne olduğunu söyle" dedi Rasûlullah (sas): "İslâm; Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in de Allah'ın Rasulü olduğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve gücün yeterse Beyt'i hac etmendir" buyurdu O zat: "Doğru söyledin" dedi Babam dedi ki: "Biz buna hayret ettik Zira hem soruyor, hem de tasdik ediyordu"

    "Bana imandan haber ver" dedi Rasûlullah (sas): Âllah a, Allah'ın meleklerine kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inanman, bir de kadere, hayrına şerrine inanmandır" buyurdu O zât yine:

    "Doğru söyledin" dedi Bu sefer:

    "Bana ihsandan haber ver" dedi Rasûlullah (sas):

    " Allah'a O'nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir Çünkü her ne kadar sen onu görmüyorsan da, o seni muhakkak görür" buyurdu O zat:

    "Bana kıyametten haber ver" dedi Rasûlullah (sas) "Bu meselede kendisine sorulan, sorandan daha çok bilgi sahibi değildir" buyurdular

    "O halde bana alâmetlerinden haber ver" dedi Peygamber (sas):

    "Câriyenin kendi sahibesini doğurması ve yalın ayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir" buyurdu Babam dedi ki:

    Bundan sonra o zat gitti Ben bir süre bekledim Sonunda Allah Rasûlü bana: "Ya Ömer! O soru soran zatın kim olduğunu biliyor musun?"dedi "Allah ve Rasûlü bilir" dedim

    "O Cibrîl'di Size dininizi öğretmeye gelmişti" buyurdular (Buhârî, İman 1; Müslim, İman 1)

    Abdullah b Ömer bu hadîsi Basra' dan Hacc veya Umre için Hicaz'a gelen Yahya b Yamer ve Humeyd b Abdirrahmân el-Himyerî'nin kader hakkında soru sormaları üzerine rivayet etmiştir Basra'da ilk olarak Ma'bed el-Cühenî ve ona tabi olanlar kaderi inkâr etmişler; hâdiselerin, Allâh'ın hiç bir takdir ve bilgisi olmaksızın yeni yeni husûle geleceğini ileri sürmüşlerdir Abdullah b Ömer onları dinledikten sonra şöyle demiştir:

    "Sen Basra'da onlarla görüştüğün zaman kendilerine söyle ki, ben onlardan uzağım Onlar da benden uzaktır Allah'a yemin olsun ki onlardan birinin Uhud dağı kadar altını olsa da onu hayra harcasa, kadere inanmadıkça Allâh onun hayrını kabul etmez" Sonra Abdullah (ra) yukarıdaki hadisi nakletmiştir (Ahmed Davudoğlu, Sahîh-i Müslim Tercüme ve Şerhi, İstanbul 1977, I, 106)

    Kader, sözlükte; miktar, meblağ, büyük sayma, güç, kudret ve bir şeyi kısmak anlamlarına gelir Şer'î bir terim olarak; meydana gelecek şeyleri ve o şeylerin ne zaman nerede, ne gibi nitelik ve özelliklerle meydana geleceğini Allâhü Teâlâ'nın takdir ve tahdîd etmesi demektir Takdir buyurduğu şeyleri, zamanı gelince birer birer icad etmesine de "kazâ" denir Bu duruma göre, kader ilim ve irade sıfatına; kaza da tekvin (yaratma) sıfatına döndüğü için kaza ve kadere inanmak, temelde Allâhü Teâlâ'ya imanla eş değerdedir Bütün sıfatlariyle Allah'a iman eden, bunlara da inanmış olursa da, önemine binâen kaza kader meselesi kelâm ilminde ayrıca ele alınmıştır Kader konusunu daha önce Mekke'de öne sürüp, bunu inkâr edenlerin bulunduğu da nakledilir Abdullah b Zübeyr'in ordusu Mekke'de Haccac-ı Zâlim, tarafından muhasara edildiği zaman Kâbe-i Muazzama yanmıştı O zaman bazıları bunun bir ilâhi takdir (kader konusu) olduğuna inanmış, bazıları da Kâbe'nin takdirle yanmadığını söyleyerek kaderi inkâr etmişlerdir (A Davudoğlu, age, I, 106-108)

    Cibril hadisinde ikinci soru ve cevabı, iman esaslarını bildirir Bunlar altı tanedir:

    1) Allah'a iman: Bu iman, Allah'ın varlığını ve hakkında vacip, mümteni; (imkânsız) ve caiz olan bütün sıfatları bilerek tasdik etmekle meydana gelir Bazı kelâm bilginleri Allahu Teâlâ'nın sıfatlarını selbiyye ve sübütiyye olmak üzere ikiye ayırırlar:

    Selbî sıfatlar altı tane olup şunlardır:

    a) Vücud: Allah'ın varlığı, b) Kıdem: Ezelî olması, yani varlığının evveli olmaması, c) Bekâ: Ebedî olması, yani varlığının sonu bulunmaması, d) Muhâlefetün li'l-havâdis: Allah'ın varlıklardan hiçbir şeye benzememesi, e) Kıyam bi zâtihi: Varlığının kendisinden olması, f) Vahdaniyet: Allah'ın bir olmasıdır

    Sübûtî sıfatlar sekizdir:

    a) Hayat: Allahu Teâlâ'nın diri olması, b) İlim: Her şeyi bilmesi,

    c) İrade: Her mümkünü caiz olan bir şekle ve vakte tahsis etmesi, d) Kudret: Her şeye gücünün yetmesi, e) Semî': Her şeyi işitmesi, f) Basar: Her şeyi görmesi, g) Kelâm: Ses ve harfe muhtaç olmadan konuşması, h) Tekvin: Var etme, yok etme, yaşatma ve öldürme gibi fiillerin başlangıcı olan bir sıfattır

    2) Meleklere iman: Bu, Allah'ın melek denilen, nurdan yaratılmış ve istediği şekle girebilen bir takım masum kulları olduğuna inanmaktır Ban bakımlardan meleklere benzeyen, diğer bir takım görünmez yaratıklar vardır ki, bunlara da "cin" denir Cinler saf ateş alevinden yaratılmış olup, melekler gibi onlar da ağır işleri yapabilir ve istedikleri şekillere girebilirler Yalnız bunlar melekler gibi masum (günah işlemez) değildir Mümini, kâfiri vardır, "yer, içer, ürer ve ölürler " (en-Neml, 27/87; ez-Zümer, 39/68; İnfitar, 82/10-12; el-Kehf, 18/50; er-Rahmân, 55/31; Müslim, Zühd, 10; Ahmed b Hanbel, Müsned, VI, 153, 168; Taberi, XX, 29; İbnü'l-Kayyim el-Cevziyye, Kitâbu'r-Ruh, Haydarâbâd 1357, s 41; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, cin bahsi)

    3) Kitaplara iman: Allahu Teâlâ, bazı peygamberlerine gerçek ve hükümleri bildiren bir takım ibareye lafızlar indirmiştir ki; bunlara "kitap" denir Büyük kitaplardan Tevrat Hz Musa'ya, Zebur Hz Dâvud'a, İncil Hz İsa'ya, Kur'an-ı Kerîm de Hz Muhammed (sas)'e indirilmiştir Bunlardan başka çeşitli peygamberlere yüz adet suhuf (sahifeler) verilmiştir İşte bütün bu kitaplara iman etmek farzdır (eş-Şûrâ, 42/51; el-A'lâ, 87/67; el-Hıcr, 15/9; Hud 11/49; İsrâ, 17/88)

    4) Peygamberlere iman: Allâh'u Teâlâ hazretleri kullarına doğru yolu göstermek için bir takım peygamberler göndermiştir Bunlardan kendilerine kitap ve şerîat verilenlere "Rasul" denir Başka bir peygamberin şeriatiyle amel ve onun getirdiği hükümlerini insanlara bildirmeye memur olanlara ise "nebî" adı verilir İlk peygamber Hz Âdem, son peygamber Hz Muhammed (sas)'dir (en-Nahl, 16/36; en-Nisâ, 4/164; el-Ahzâb, 33/40)

    5) Âhiret gününe iman: Âhiret günü haşirden, bütün ölenlerin diriltilmesinden başlayan sonsuz bir gündür Kıyametin kopması, sûrun üfürülmesi, ölülerin diriltilmesi, kitapların verilmesi, mîzanın kurulması, kulların sorguya çekilmesi, havz-ı kevser, şefâat, sırat, Cennet ve Cehennem ahiret gününün muhtevasına dahil olduğundan bütün bunlara inanmak farzdır (Âli İmrân 3/185: Duhân, 44/56; Mü'min, 40/11; Tâhâ, 20/74; el-Bakara, 2/28; et-Tür, 52/45; el-En'âm,6/93; el-Fecr, 89/27-30; eş_Şems, 91/97; ez-Zümer, 39/42; Buhârî, Husûmât, Müslim, Fezâil,10,161, 162; Tirmizî, Kıyâme, 26; Kurtubî Tefsiri, Tûr Sûresi 45 ayetin tefsiri)

    6) Kadere İman: Yukarıda kadere imandan söz etmiş, Cibril hadisinin kaderi inkâr edenlerle ilgili bir soru üzerine nakledildiğini belirtmiştik Hadis-i şerifte kadere imana özellikle yer verilmesi, bu konuda ümmetin ileride görüş ayrılıklarına düşeceğini Hz Muhammed (sas)'in bildiğini gösterir (et-Talâk, 65/3; Buhârî, Cenâiz, 83; Tefsîru Sûre, 92/6; Müslim, Kader, 1,8; İbn Mâce, Mukaddime, 10)

    Hadîs-i şerifte ilk soru İslâm'ın şartlarını telkin için sorulmuştur Bunlar; Allah'tan başka ilâh olmadığına şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek ve gücü yeterse hacc etmektir Bu şartlar Kur'an-ı Kerîm'in çeşitli ayetlerinde yer almış ve tekrarlanmıştır (el-Bakara, 2/238; Buhârî, İman 1, 2; Zekât, 41, 63; Meğâzî, 60, Tevhîd, 1 ; Müslim, İman, 19-22; Nesâî, Zekât,1; İbn Mâce İkâme,193; Ahmed b Hanbel, I, 72; Dârimî, Zekât 1)

    Üçüncü soru "ihsân nedir?" sorusu ve Hz Peygamberin "İhsan, Allah'ı görüyormuşsun gibi Allah'a ibadet etmendir" cevabı, mümini ibadet sırasında manevî âlemlere yüceltmek içindir Her şeklin bir de gerçeği vardır Namaz da bir şekildir O şeklin içindeki gerçek ihsandır Meselâ İslâm'da fıkıh ilmi namazın dış şekli ile uğraşır; tasavvuf ise bu şeklin içindeki gerçeği yani ihsan derecesini bulmaya çalışır İbadeti kuru bir şekil ve beden hareketleri olarak değil, Allah'ın huzurunda bulunduğunu bilerek ve düşünerek yapmak gerekir İbadetin asıl hedefi Allah'u Teâlâ ile bu mânevi diyalogu kurmak ve bunu ibadet süresince devam ettirmektir

    Hadisteki diğer bir soru kıyamet zamanı ile ilgilidir Hz Peygamber bu konuda soru sorandan daha fazla bilgi sahibi olmadığını bildirmiştir Cenâb-ı Hak kıyametin kopma zamanını gizli tutmuştur İnsanların ileride meydana gelecek bir takım olayları önceden bilmemesi çoğu zaman bir nimettir Müminin önceki tecrübelerine ve bilimin kurallarına göre gerekli önlemleri aldıktan sonra, sonucu Allahu Teâlâ'dan beklemek gerekir Bütün önlemler alınmasına rağmen doğacak olumsuz sonuçlardan insanın sorumluluğu bulunmaz Zaten böyle bir sonucu önleme gücü de insanoğluna verilmemiştir Çünkü o, ancak gücünün yeteceğinden sorumludur

    Kur'an-ı Kerîm'de beş şeyin insanlardan gizlendiği bildirilir ki, bunlara "muğayyebât-ı hamse*" denir Bunlardan ilki kıyametin kopma zamanıdır

    "Kıyametin ne zaman kopacağına dair bilgi, ancak Allah katındadır Yağmuru o indirir Rahimlerde olanı o bilir Hiç bir kimse yarın ne kazanacağını bilmez Hiç bir kimse nerede öleceğini de bilmez Şüphesiz Allah "Âlîm'dir, Nabîr'dir" herşeyi çok iyi bilir, her şeyden haberdardır" (Lokman, 31/ 34)

    Hamdi DÖNDÜREN
     

Bu Sayfayı Paylaş