Burdur ili geleneksel eğlenceler

'Burdur Tanıtımı' forumunda ASİ MARDİNLİ tarafından 27 Mart 2009 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Burdur ili geleneksel eğlenceler konusu BURDUR İLİ GELENEKSEL EĞLENCELER

    Toplumda yüzyıllardır yerleşmiş, bozulmadan devam eden bazı alışkanlıklar vardır. Bu alışkanlıklar örf ve adetlerin birer parçasıdır. Onlar hayatı tamamlayan, yapılmadığı zaman eksikliğinin duyulacağı inancını aşılayan iyi alışkanlıklardır. Bunlar bölgelere göre farklılıklar göstermesine rağmen özünde aynı kültürün yansımaları olduğu anlaşılır. Burdur'da da bugüne kadar yapıla gelen bu örf ve adetlerden birkaçını açıklamak gerekir.

    1 - Yünüm Böğedi:

    Tefenni ve Gölhisar ilçeleri ve bazı köylerinde genellikle Ağustos ayının son haftası yapılan bir şölendir.Koyun sürülerini otlatmak için çobanlar 1Nisandan 15 Eylül'e kadar tutulurlar. Tutulan çobanlar, Ağustos ayının son haftasında yapılacak olan şenliğe hazırlanmak için koyunların otlatılması gerekir. Ağustos ayının son haftasında yapılan bu şenlik aynı zamanda koyunların yıkanması, yapağın ve yünlerin temizlenmesidir. Önce Yün Böged'i hazırlanır, Bunun için akarsuyun önü kesilerek bent yapılır ve su toplanarak gölcük oluşturulur ki, buna Böged denir.

    [​IMG]

    Diğer taraftan koyunlar Bögedin etrafında toplanmaya başlanır. Üç gün önceden koyunların sırtları boyanır, her sürünün başını çeken bir koyun vardır. Bu koyun çobanla en iyi anlaşan koyundur. Bu koyunlara Elcik koyun denir. Onun kaval sesini duyunca arkasından giden, çoban uyurken sürünün hareketi başlayınca onu uyandıracak şekilde yetiştirilmiştir. Elcik koyunlar renk renk boyanır, üstlerine kolanlar bağlanır, çanlar takılır. Daha önceden haber verilen köylüler, Yünüm Böğedinin etrafında toplanırlar. Önce kura ile sıra tespit edilir ve sırası gelen sürü bende doğru ilerler. Suya yaklaşan sürünün çobanı Elcik Koyun'a önceden öğrettiği sözlerle seslenir, onu suya atlaması için teşvik eder. Bu arada toplanan kalabalık davul zurna ve silah sesleri eşliğinde koyunu böğede atlaması için coşturur. Elcik koyun böğede çobanla beraber atlayınca sürünün diğer koyunları da arkasından atlar. Bende daha önceden giren yıkayıcılar atlayan koyunları tutarak yıkarlar, suyun dışına gönderirler. Bu arada çobanlar birbirlerine beyitler, yakımlar, taşlamalar söyler. Bütün bu olaylar; şafak söktüğü zaman başlar, gün doğup insan boyu yükselene kadar devam eder.

    2 - Kütük Atma :

    Bu gelenek Tefenni ilçeleri ve köylerinde ailenin dünyaya gelen ilk oğlan çocuğuna yapılır. Bu gelenek ailenin soyunu devam etmesi yönünden önemlidir. Önce aile reisinin rızası alınır.

    Aile reisine "Oğlana kütük atmak istiyoruz, rızan var mı?" diye sorarlar. Aile reisi izin verirse kütük atılır. Önce büyükçe ve çok budaklı bir çıra kütüğü bulunur. Kütüğün üzerine renkli ve ipekli bir poçu bağlanır. Poçunun üzerine altın, kağıt para bağlanır, içine de madeni para konur, böylece kütük hazırlanmış olur. Bu kütük, kalabalık bir toplulukça davul zurna eşliğinde dünyaya yeni gelen oğlan çocuğunun evine götürülür, kütük iki veya üç kişiyle evin damına çıkarılır. Kütüğü çıkaranlardan birisi evin bacasından aşağı bağırarak bir tekerleme söyler, Oğlan babası ,çocuğu kucağına alarak bacanın sağ tarafında oturur ve bacayı dinler, Tekerleme oğlan babasının adı ile başlar:

    Ula Ahmat..........ayyyyyyyy amat
    Olun yaşı uzun olsun,
    Düğünü güzün olsun,
    Ardıç gibi kollu olsun,
    Keklik gibi dilli olsun,
    Dağda koyun kışlatsın,
    Ovada çifti işletsin,
    Allah seni bu oğlana bağışlasın,

    Delikanlılar toplanırlar. Çalgı ve davul zurna çalınır, oyunlar oynanır ve muhabbet yapılır. Bu arada hazırlanan yemek ve çerez konuklara ikram edilir. Kütüğe bağlanan hediyeler, konukların hediyesi olarak kabul edilir. Kütük ise oğlanın evlendiği gün maşalada yakılmak üzere babası tarafından saklanır.

    3 - Maşala :

    Düğünlerde üçüncü günü akşamı yapılan bir eğlence türüdür. Bu eğlence için bir kişi görevlendirilir. Lazım gelen malzemeler toplanır. Bu malzemeler bir ekmek sacı, yeteri kadar çıralı odun ve kütük atma geleneğindeki saklanan kütüktür. Sac meydan da taşların üzerine konur, ateş yakılır. Ateşin etrafına davetliler oturur. Davul ve zurna deliğinde program başlatılır.

    Haberciler efelerin geldiğini haber verirler. Davul zurna efeleri karşılamaya gider. Davul zurna eşliğinde efe elbiseleriyle donatılmış kişiler maşala meydanına gelirler. Kadın kıyafeti giymiş bir efe de grubun içindedir. Efeler önce davul zurna eşliğinde maşalanın etrafında dönerler. Efe başının “Oooop, ses yok” demesiyle davul zurna susar. Herkes dikkat kesilir. Efe başı yüksek sesle: “Elli çuval, yüz karar. Sinek zırıltısı gayet zarar. Nerede buranın ayanı, azası?” der. Düğün sahibi kalkar efelerin isteklerini dinler, yerine getirmek için oradan ayrılır. Bu arada efelerden biri oyuna kaldırılır. Bir iki oyundan sonra efe oturur.

    Bu arada yüzü tencere karasına boyanmış, yırtık pırtık elbise giymiş, ayakları çıplak, sırtında bir heybe, elinde değnek olan “Arap” gelir. Heybenin bir gözünde ekmek, diğerinde kül vardır. Ekmeği ateşte gevretip soğanla yemeye başlar. Yemekten sonra düğün sahibinin ve şaka kaldıranların üzerine külü serperek uzaklaşır.

    Arkasından iki efe daha oynar ve sonra yularından Yörük kıyafeti giymiş biri çekerek bir yapma deve meydana gelir. Yörük ticaret yapmaktadır. Bu arada Arap yine sahneye çıkar, külü serper ortalığı karıştırır. Yörüğün yanına bir şeyler almak için şişman ve obur iki insan yanaşır. Bunlar pazarlık sonucu yörüğün malını satın alırlar ve Yörük meydanı terk eder. Meydan da kalan iki şişman “yoğurt senin, yağ benim” derken anlaşmazlık çıkar. Ellerindeki sopalarla, yastıkla şişirilen vücutlarına vurarak kavga ederler. Vura vura uzaklaşırlar.

    En son olarak efelerin içinde bulunan kadın kılığındaki efe oyuna kalkar. Kadın oynarken alana hızla giren Arap, kadını kaçırır. Efeler hep birlikte ayaklanırlar. Önce içlerinden birinin kadını sattığını zannederek aralarında kavga ederler. Daha sonra kadını bulmak üzere Arap’ın peşinden giderler.

    Efelerin gitmesi maşalanın dağılması demektir. Davul zurna hemen Köroğlu havasını çalmaya başlar. Misafirler dağılırken ateş de söndürülür.

    Efeler, arap, şişman müşteriler, deveyi canlandıran kimseler, önce kız evine götürülüp ağırlanırlar. Bahşişlerini alırlar. Daha sonra efeler oğlan evine giderler. “Yat geber” adı verilen yemeği yedikten sonra dağılırlar.

    4 - Bayram Yemeği :

    Bucak ilçesinde, Ramazan ve Kurban Bayramlarının ilk günü Bayram namazını kılan erkekler, mezarlığı ziyaret ettikten sonra, evlerinde arife günü hazırladıkları yemekleri ve tatlıları camiye getirirler. Fakir fukarayla birlikte yenir.

    Karamanlı ilçesinde de Ramazan ve Kurban Bayramlarının ilk günü öğle namazını cemaatle kılan erkekler, evlerinden birer tepsi börek ve baklava alarak, toplu halde tekbir getirerek mezarlığa giderler. Ağaçların altına sofra kurulur ve fakirlerle beraber getirilenler yenir. Hep birlikte tekbir getirilip dua edildikten sonra dağılır. Bu Bayram yemeğine Siyret Yemeği denir.

    5 - Güreş :

    Türk milletinin milli sporu olan güreş, eskiye nazaran bir gerileme içine girmesine rağmen bilhassa belediyelerin gayretiyle yaşatılmaya çalışılıyor. Yağlı ve karakucak güreşleri halk tarafından zevkle takip edilen eğlencelerdendir. Kispetini giyen güreşçi davul zurnanın çaldığı peşrev havaları eşliğinde perdah çekerek güreşe tutuşurlar.
    Pehlivanlar; deste, ayak, orta, başaltı ve baş'a güreşirler. Cazgırların pehlivan okşamaları şenliğe renk katar.

    [​IMG]


    Örnek:
    Mekke’de doğdu, tekkede büyüdü
    Az saftır, almaz öğüdü
    Analar mı doğurur senin gibi yiğidi.
    Pehlivan........... pehlivan................
    Şu dört tane pehlivanda büyük ayak,
    Sağdan birinci İbecikdereli Koca Mustafa.
    Gıyamete kadar bakidir bizim din,
    İkinci de güççük ayakçılardan Gedizli
    Fahrettin.
    Ayağıya giymiş kispet
    Ne darılmak bilir ne küsmek
    Üçüncü de büyük ayakçılardan İsmet
    Meşhurdur Isparta’nın halısı
    Şu bir çift pehlivan da destenin dolusu.

    6 - Hıdrellez

    Hıdrellez, ülkemizde tabiatın canlanması, bolluk, bereket ve sağlık inançlarını içine alan ve Türk Kültürünün en önemli öğelerinden olan bir bayramdır.Fakat ilimizde Hıdrellez eski canlılığını kaybetmiştir. 1990 yılından bu yana bütün Türkiye’de İl Kültür ve Turizm Müdürlüklerinin katkılarıyla bu bayramlar tekrar canlandırılmaya başlanmıştır.

    [​IMG]


    Hıdrellez yaklaştığı zaman çoğu evlerde zengin-fakir fark etmez bir takım hazırlıklar yapılır. Bu hazırlık: temizlik, yiyecek ve giyecek konusundadır.
    Önce temizlik yapılır. Ev ve varsa bahçesi temizlenir. Bazıları, evlerini badana ederler. Yeni elbiseler hazırlanır. Yiyecekler normal zamanda yapılan yemeklerden daha fazladır. Özellikle yeşil sebze yemekleri ağırlıktadır. Bütün bu hazırlıkların bir sebebi vardır. O da şudur: O gün, Hızır evleri ziyaret edecektir. Hızır, pis eve uğramayacağına göre evlerin temizlenmesi gerekir.

    Hıdrellez sabahı gün doğmadan kalkılır, yeni elbiseler giyilir. Çeşmeden su alınarak, süpürge ile evin dört yanına serpilir.

    Hıdrellez kutlamalarının yapıldığı yerden toplanan taşlar, evdeki yiyeceklerin yanına konarak “artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin” şeklinde dilekte bulunulur.
    Kutlanacak alana gidilir, salıncaklar kurulur. İp atlanır, birdirbir oynanır. Erkekler grup halinde Serenler Zeybeği, Teke Zortlatması, Ağır Zeybekler gibi mahalli oyunları; davul zurna, sipsi ve cura eşliğinde oynarlar. Burdur ve Bucak’ta Hıdrellezin en önemli töreni “Niyet Oyunu”dur. Bilhassa genç kızların talihlerini açmak, kısmetlerini belirlemek için oynanır.

    Bu oyunun Burdur’da ki adı “Bahtıvar”, Bucak’ta ki adı “Batıbar” dır.
     

Bu Sayfayı Paylaş