|| Bugünün ve Yarının Şehri....TORONTO [Kanada] ||

'Yabancı Tatil Yerleri Hoteller' forumunda Siraç tarafından 8 Ağustos 2009 tarihinde açılan konu

  1. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    || Bugünün ve Yarının Şehri....TORONTO [Kanada] || konusu
    Eğer Kanada’nın kalbi Toronto’da atıyorsa Toronto’nun kalbi de dünyanın en uzun caddesi olan Yonge ile Bloor’un köşesinde atar.

    [​IMG]
    [​IMG]

    [​IMG]

    Yaz akşamlarında, Kanada’da yaşayan Çinliler, İtalyanlar, Portekizliler, İngilizler ve Hintliler kafelerde ve popüler restoranlarla dolu olan kaldırımlarda turistlere eşlik ederler. Sokak çalgıcıları gitar, davul ve hatta Ant bölgesine özgü flütler çalar, gezginler ise bu müreffeh ve derin şehrin enerjisini içlerine çekerler. Kanada’nın Ontario eyaletinin başkenti olan Toronto, dünyadaki en çok kültürlü şehirlerden biridir fakat nüfustaki bu çeşitliliğe rağmen tüm Kuzey Amerika şehirlerinden daha düşük bir suç oranına sahiptir. Genç ve heyecanlı bir nüfusa sahip olan Toronto, yaşamak ve çalışmak için dünyadaki en uygun şehirlerden biridir. Bu mega şehir, seyahat edenler için konserlerden, festivallerden, müzelerden, parklardan ve sahillerden oluşan birçok kültürel ve doğal zenginlik sunar. Ekonomik krizin çok fazla etkilemediği ve silüetine yepyeni çelik ve cam gökdelenler ekleyen Toronto, 21. yüzyılı güvenle karşılayan bir şehirdir.

    ŞEHRİN TARİHİ

    Kanada’nın en büyük şehri, ticaret ve kültür merkezi olan Toronto, 643 kilometrekarelik bir alanı kapsar fakat bu gelişmenin tarihi çok da eskiye dayanmaz. Aborjinler 11 bin yıldan daha uzun bir süre Ontario Gölü’nün kuzey batı tarafındaki düz arazide yaşamış ve 17. yüzyıla kadar Avrupalılar ile hiçbir temasları olmamıştır. 18. yüzyılda Fransızlar bölgede küçük ticaret noktaları oluşturdular fakat asıl İngiliz kolonileri yerlilerden arazi satın alıp bir askeri üs ve meskun bölge kurarak buraya yerleştiler. 1940’lara kadar Toronto’nun nüfusu yoğunlukla İngiliz kökenliydi. 20. yüzyılda, özellikle de II. Dünya Savaşı’nın ardından şehir, göç almaya başladı. Kısa süre sonra Toronto, ülkenin kültür merkezi olma açısından Montreal ile rekabet eder hâle geldi. Bugün Toronto’da beş buçuk milyon insan yaşıyor ve bunların yaklaşık yarısı Kanada dışında bir ülkede doğmuş.

    [​IMG]

    [​IMG]

    TORONTO’DAYKEN MUTLAKA…

    Uzun yıllardır tebrik kartlarında ve anahtarlıklarda Toronto’nun sembolü olarak Canadian National (CN) Kulesi kullanıldı. Bugün birçok görkemli ve yüksek yapı CN Kulesi ile yarışıyor ama bu kule hâlâ turistlerin ziyaret ettiği yerlerin başında geliyor. Bir mühendislik harikası ve dünyanın en yüksek ikinci yapısı olan CN Kulesi, Toronto’nun silüetini kaplar. Saatte yaklaşık 22 kilometre hız yapan asansör sayesinde, tüm bölgenin izlenebileceği veya dönen restoranda şık bir yemeğin yenilebileceği tepe noktasına birkaç saniyede varılabilir.

    Toronto’da iken ziyaretçilerin görmeden geçmeyeceği bir diğer kültürel ve mimari harika Royal Ontario Museum’dur. Kanada’nın en önemli ve geniş eser koleksiyonuna sahip olan bu müzenin en son eklenen kısmı mimar Daniel Libeskind tarafından çelik ve cam kullanılarak inşa edilmiştir. (Beş katlı olan ve dev kristalleri andıran bu bina kısa bir süre sonra dinozorlarla ilgili bir sergiye ev sahipliği yapacak.) Birçok ziyaretçi bu modern şehirde Casa Loma gibi Edward döneminden kalan bir yapıyı gördüğünde şaşırır. Sir Henry Pellat adındaki bir zengin, 19. yüzyılın sonlarında Kanada’daki en büyük malikâneyi inşa ettirmek istemiş ve şehre tepeden bakan bu 98 odalı dev yapı ortaya çıkmış. Her ne kadar Casa Loma, Sir Henry’nin iflasına neden olsa da ortaya zengin ahşap oymalar ve cam dekorasyon ağırlıklı bir sanat eseri çıkmış.

    Nostaljik mimari severler için Toronto’nun Distillery Bölgesi mutlaka görülmesi gereken bir yerdir. Toronto’ya bundan birkaç yıl önce yaptığım bir seyahatte Hollywood’dan gelen bir film ekibi bu bölgedeki 19. yüzyıldan kalma bir fabrika binasında 1920’lerin Chicago’sunu canlandıran bir set kuruyordu. 19. yüzyılda İngiltere’deki en büyük viski üreticisi olan Gooderham and Worts Distellery’nin tuğladan yapılan binaları bugün sanat galerilerine, butiklere, bir çikolata fabrikasına, restoranlara ve hatta bir sinemaya ev sahipliği yapıyor.

    Toronto’nun yeni simgesi olan belediye binası da mutlaka görülmesi gereken yerlerden biridir. Bu modern bina, Finlandiyalı mimar Viljo Revell tarafından 1965 yılında tamamlanmış ve binadaki iki yarım daire şeklindeki kuleler, ‘şehrin gözleri’ olarak düşünülmüş. Torontoluların tamamlanmasını heyecanla bekledikleri bir diğer yaratıcı tasarım ise Diamond Schmitt tarafından tasarlanan ve Canadian Opera Company ile National Ballet of Canada’ya ev sahipliği yapan Four Seasons Performing Art Centre’dır. Toronto’da sanata olan ilginin artmasıyla birlikte Toronto Sanat Galerisi de Frank Gehry tarafından yeniden tasarlandı ve sanatseverlerin gözlerine ziyafet çektirecek bir hale getirildi.

    Kanada’nın milli sporlarından olan hokey için şehirde kurulan Hockey Hall of Fame müzesi, tüm Kuzey Amerika’daki en büyük hokey müzesidir. Hokey fanatikleri burada hokeyin kıtada başlangıcından bugüne dek çeşitli evrelerine tanıklık etme şansı bulurlar.

    20. yüzyılın hemen başında inşa edilen bir diğer temel mimari eser olan Fairmont Royal York Hotel Toronto şehir merkezinde hâlâ ayaktadır. Lord Willington tarafından 1929’da devralınan bu aristokrat görünümlü bina bir zamanlar Büyük Britanya İmparatorluğu’nun en yüksek binasıydı. Toronto’daki alışveriş alternatiflerine değinmemek hata olur. Kuzey Amerika’nın ilk şehir içi alışveriş merkezlerinden biri olan Eaton Center, 1977’de Toronto’da açılmıştır. Geniş koridorlara ve cam tavana sahip olan bu bina o dönemde devrimsel bir yapı olarak görülmekteydi. Burası alışveriş severler için bir cennet. Daha özel ürünler peşinde olan alışveriş severler içinse doğru adres, üst uç ürünlerin satıldığı Yorkdale Mall.

    [​IMG]

    [​IMG]

    TORONTO’NUN SOSYAL YAPISI

    Toronto’da yaşayan bir dostuma bu şehrin nesini sevdiğini sordum. “Bence Toronto hakkındaki en güzel şeylerden biri çoğunlukla etnik karaktere sahip olan ama her daim kendine has özellikleri de barındıran mahalleleridir” dedi. Gerçekten de Toronto kendine has etnik özelliklere ve çeşitliliğe sahip bir şehir. İstatistiklere göre 2006 yılında şehirde 200’den fazla değişik etnik kökene sahip insan yaşıyor ve bunların yarısından daha azı son 15 yıldır Kanada’da yaşamayı sürdürüyor. Şehirde 140’dan fazla dil ve lehçe kullanılıyor ama herkesin ortak dili İngilizce.

    Şehrin mutfağı ve kültürel yapısı bu etnik çeşitliliği yansıtıyor. Spadina Avenue’nun birkaç sokak ötesine yürüdüğünüzde karşınıza Çin Mahallesi çıkıyor. Burada ucuzdan pahalıya birçok restoran ve oryantal yemek malzemeleri satan dükkanlar bulunuyor. Kensington Market olarak bilinen bölgede yapacağınız kısa bir yürüyüşle ‘Little Italy’ye ulaşabilirsiniz. Burada İtalyan mutfağının en güzel örneklerini bulmanız mümkün. Toronto’daki East Indian Enclave’de bin bir çeşit farklı baharatla servis yapılan haşlanmış mısırı sokak satıcılarından satın alabilirsiniz. Yedi binden fazla restoran alternatifiyle Toronto, Kanada’daki en iyi mutfağı sunar sizlere.

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    DOĞAL GÜZELLİKLER VE PARKLAR
    Önce iklimle ilgili birkaç söz: Kanada’da kışların zorlu geçtiği aşikârdır. Fakat Ontario Gölü nedeniyle Toronto’nun havası nispeten daha yumuşaktır. Torontolular, turistlere bilgi verirken şehrin Fransız Riviera’sıyla aynı rakımda olduğunu söylemeyi ihmal etmezler. Kışın ise popüler bir yer olan Queens Quay’den birkaç kilometre ötede Ontario Gölü’nün harika kumsallarını ve adalarını görmek iyi bir fikir olabilir. Yazın ise Ontario Adaları’nda birçok etkinlik bulmanız mümkün. Buradaki yürüyüş parkurları, kumsallar ve oyun alanları hem Torontolular hem de turistler için dinlenme ve tazelenme sağlar. Niagara Şelaleleri şehre sadece 2 saat uzaklıktadır.

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    KÜLTÜR VE SANAT

    Toronto, kültür açısından oldukça gelişmiş bir atmosfere sahiptir. Şehrin gurur kaynağı olan Royal Ontario Museum (ROM) 1912’de yapılmıştır. Toronto Senfoni Orkestrası 1922’de kurulmuştur. Orkestra, 1982’den bu yana camdan bir kubbeyi taşıyan çarpıcı bir mimariye sahip olan ve King St. Disctrict’in simgesi haline gelen 2630 koltuk kapasiteli Roy Thompson Hall’da sahne alıyor. İki büyük ve birçok küçük opera kumpanyası yıl içinde performanslarını sergiliyor ve çoğu zaman da bu gösterilere bilet bulmak imkânsız oluyor.

    Toronto, New York’dan sonra en fazla tiyatroya ve sinemaya sahip olan şehirdir ve her yıl Eylül ayında uluslararası film festivaline ev sahipliği yapar. Kuzey Amerika’daki en büyük Karayip festivali olan Carabina Temmuz’un sonunda başlar ve Ağustos’un ortasına dek sürer. Toronto Müzik Festivali şehrin parklarını birer müzik odasına dönüştürür. Ağustos’un sonunda gerçekleşen Chinatown Festivali’nde caddeler ve sokaklar, Çin yemeklerine, değişik kostümlere, müziğe, dansa ve Kung-fu gösterilerine ev sahipliği yapar.

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]


    GELECEK ŞİMDİ...

    Sanırım ki Toronto’nun 21. yüzyıldaki durumunun en iyi göstergesi, sürmekte olan mimari rönesanstır. Şehir, bu yeni yüzyılda değişime açıklık ve farklılıkların toleransı ile özdeşleşecektir. Eğer geleceğin kendine güvenli, sofistike, çok kültürlü şehri nasıl olmalı diye merak ediyorsanız Toronto’yu mutlaka görmelisiniz.

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]


    ÜSTÜN BİLGEN-REINART - ERSİN DEMİREL
     

Bu Sayfayı Paylaş