Bu oyun, bir oyun olmamalı…

'Tiyatro ve Skeçler' forumunda Mavi_Sema tarafından 17 Ekim 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Bu oyun, bir oyun olmamalı… konusu
    Bu oyun, bir “oyun” olmamalı…





    Bedreddin düşlerini kurduran; aileme...

    “Oyun, bir sahtecilik değil,tam tersine hayatın ta kendisidir.”


    Bir düşünün. Bir oyun izlemeye geldiniz. Kim bilir ne sıkıntılar, ne sorunlarla boğuştunuz gelirken. Belki de çok sevdiğiniz bir kişiyi, bir işi ya da, ardınızda bıraktınız. Hatta hatta belki de seçerek gelmediniz, istemeyerek, bir takım zorunluluklar nedeniyle (kim bilir belki de rastlantılar) sonucu buradasınız.
    Peki ama, tüm bu ve benzer olasılıkların içinde, neden ve nasıl bir oyun izlemeye geldiniz. Hayatımızın büyük bir bölümü sahte yüzler ve ilişkilerle doluyken, bir tane daha niye izleyesiniz ki?
    Gerçekten de, artık gerçek olma (ya da ben burada ona “samimi olma” diyeceğim) olanaklarından uzak kaç ömür daha yaşayabiliriz ki? Yaşadığımız sistem bizi insandan, bizi kendimizden uzaklaştırıyor. Yabancılaştırıyor bizden bizi. Öteliyor, örseliyor bizde bizi. Tamam kabul o halde, artık çok zor “samimi olmak”. Hakkaten hakiki insan ilişkisi yakalamak. Her şey alınıp satılabiliyor. Her şeyin bir fiyatı var. Samimiyetiniz ne kadar? Satın alınamayacak neyimiz kaldı acep?
    Bütün bunların arasında, bir sahte düzlem daha… Niye katlanasınız ki? Neden ama? Haklısınız. Ben de sıkıldım bu yanılsamalar dünyasından. Sahiden sahicilik, samimiyet olmalı ve dolmalı yüreklere. Hissetmeli içimizdeki yaranın acısını, çığlığı duyulmalı “benden içerdeki ben”in. Peki ama nasıl?
    Bir oyun yapacaksınız ve bu soyutlama sahteciliğini yaşatmayacaksınız. O zaman kesinlikle Brecht’e ihtiyacınız var. Gözüne sokarcasına, yaşamlarına yabancıları, yabancılaştırmalısınız yabancılığına. Sürekli kurup dramatik anı, ha bire yerle bir etmelisiniz. Kimse kapılıp gitmemeli sonuna kadar. Hep akla gelmeli, “sonuçta bu bir oyun”. Devrede artık akıl. Yolun yarısını atlattık sayılır.
    İyi ama aslı mesele bu oyunu da kırmak değil miydi? Evet. O halde şimdi Boal gelmeli yardımınıza. Denenmeyeni denemek için, cesur olmalı. Mutlu olmanın tek çıkar yolu bu. Cesaret! O halde şimdi hedef, yabancılaştırdığımız seyredeni, seyreyleyen (hem seyreden hem eylem halinde olan, çeviren Semih Çelenk sağolasan) haline getirmeli. Kolay mı? Değil. Ama denemeli. Demeli ki insanlar, “yahu kalkıp oynayasım geldi” ya da daha ideali “kalktım oynadım”.
    Ama ortada “kurgulanmış, yazılmış, oynanan” bir oyun varken olacak iş mi bu? Olur olur, tek anahtarımız “samimiyet”. Peki bunu yapmak için çok iyi olmak gerekmez mi? Hani Brecht hani Boal çok zor değil mi? Haklısınız çok zorlar. Ama zor olmaları “çok iyi olmak kaygısından doğuyor belli ki. Ne demişti Boal “herkes oynayabilir hatta aktörler bile”. Evet aynen böyle demişti. O halde çok iyi olmak için sıradanlaşmalıyız. Mükemmele olan inancınızı atın bir köşeye. Mükemmel diye bir şey yoktur. Olabilseydi tanrı olurdu. O da olmadığına göre… O zaman, neden hata yapmak üstüne bir oyun olmasın ki. Hem hata yaptıkça seyreyleyenle aramızdaki mesafe de kısalacak, kesin. Çünkü hata yaptıkça “ben de yapabilirim bu kadarını” diyecek. Ama öyle olmalı ki bir an bıraksa izlemeyi tadı damağında kalacak. Tavana vuran bir duygu yahut bir düşünce olana dek beklemeli. Sonra bu oyun senin için, sen de oynayasın diye oynanıyor demeli. Birlikte. Aslında kısacası, demek istiyorum ki, bu bir oyun olmamalı. Oyun olmayacak kadar sade ve sıradan. Sanki seyreyleyen ile bir araya gelmişiz de dost sohbeti, muhabbetgahtayız diye düşünmeli… Sohbetin bir yerinde, hep türkü söylenmez ya, işte bu sefer de bir “oyun oynamak” geldi içimizden. İşte öyle.
    Mevzuumuz Bedreddin olunca mülkiyette ötede kalıyor. “Yarin yanağından gayrı, her yerde, her şeyde, hep beraber…” O halde, nasıl olur da rollerin sahibi olur ki? Olmamalı. İsteğim ve idealim şudur; bu oyunda isteyen herkes istediği rolü oynamalı. Bu bir oyun olmamalı. İsteyen kendini atmalı ortaya, oynamaya başlamalı. Ne zaman başladığı da, ne zaman biteceği de belli olmamalı. Seyreyleyen ne zaman o hazza, o dem’e ulaşırsa.
    Bu oyun, bir oyun olacak kadar sahte değil. Bu oyun bir oyun olacak kadar yabancı değil. Bu oyun aidiyetli ve mülkiyetli değil. Bu oyun ego’lu ve legolu değil. Aslında sözün özü “bu bir oyun değil”.




    Hamit Demir / Yönetmen
     

Bu Sayfayı Paylaş