Bu Kadar Sevebilir misiniz ?

'Aşk Hikayeleri' forumunda gül_üm tarafından 16 Şubat 2010 tarihinde açılan konu

  1. gül_üm

    gül_üm Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Bu Kadar Sevebilir misiniz ? konusu Bu Kadar Sevebilir misiniz ?

    Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu
    öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra bir kere bir kere bir kere
    daha karşılaşabilmek için hep aynı saatte aynı duraktan aynı otobüse
    bindiler. Gençtiler çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları
    biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse
    bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için
    o duraktan binmişti otobüse kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini
    görebilmek için her sabah erkenden evlerinden çıkıp şehrin öbür ucundaki o
    durağa onların durağına geldiklerini gülerek itiraf ettiler bir süre
    sonra...

    Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu...
    Bazen işsiz bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki
    yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri
    günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep
    mutluydular. Zaman aşımına uğrayan alışkanlıklara yenik düşen banka
    hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık
    hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki...
    Günler günleri yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü büyüdü...
    Tek ek***leri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman
    çocuk sahibi olmayınca "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek
    bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine sevgilerini
    büyüttüler... "Senin için ölürüm" derdi kadın sımsıkı sarılıp adama ve adam
    "Hayır ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep...

    Bazen eve geldiğinde aynanın üzerinde bir not görürdü kadın "Bir tanem
    kütüphanenin ikinci rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir
    not olurdu "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın
    unutma" Mutfaktaki masadan salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya
    koşturan kadın sonunda kimi zaman bir demet çiçek kimi zaman en sevdiği
    çikolatalar kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı
    hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....

    Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep
    birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların
    ortalarına geldiklerinde daha az çalışmaya karar verdiler. Adam hastaneden
    ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık
    bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla
    beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken harap durumda bir ev
    gördü kadın üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin bu evi
    alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır harika bir ev yaparız.
    Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan martıları kahvaltıya davet
    edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır
    diyebilirmiyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden döner
    dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun burası bizimdir artık...."

    Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde ayrılmaları zor oldu
    adam Amerika'ya giderken. Her gün her saat konuştular telefonla. Gözyaşları
    içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra kocasında bir
    tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor
    konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için sahildeki evi hatırlattı ve
    çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: "Canım o ev
    bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..."

    Mutsuzluk mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı daha da
    çekilmez gelir. Kadın hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini
    söylemesi için yalvardı adama "Senin için ölürüm biliyorsun ne olur
    anlat" diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam duyarsız ve
    sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça beton
    duvarlara çarpıyordu kadın her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...

    Bir gün çocukluğunun gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği
    arkadaşına dert yanarken "Artık dayanamıyorum sana söylemek zorundayım"
    diye sözünü kesti arkadaşı. "O seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki
    restoranda genç bir kadınla yemek yiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş
    biniyorlar arabaya...."

    "Sus sus çabuk duymak istemiyorum bu yalanları" diye bağırdı kadın. Onca
    yıllık arkadaşını kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün öğle vakti
    o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının
    sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı
    genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına
    nasıl sarıldığını gördü adamın...

    Akşam kocası eve gelir gelmez bazen bağırıp bazen ağlayarak bazen ona
    sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar
    etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği insanların orta yaşa
    geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu
    alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken "son bir kez kucaklamak isterim seni"
    diyecek oldu ama kadın "defol" dedi nefretle...

    İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına
    kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın.
    Adamın sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız
    kaldığında onu hala sevdiğini hissedince ağlama nöbetleri geçiriyor aşkın
    yerini en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua
    ediyordu.

    Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile
    kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah ısrarla çalan zilin sesiyle
    uyandı. Kapıyı açtığında karşısında o kadını gördü. "Sen buraya ne yüzle
    geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen içeri girmeme
    izin ver mutlaka konuşmamız gerekiyor." dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve
    zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir şey göründüğü gibi değil
    aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika'daki kongre
    sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna
    dayanamayacağını hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini
    biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için benden sevgilisi rolünü
    oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya
    yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının
    karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama
    olmadı. Gece fenalaşmış bakıcısı beni aradı son anda yetiştim. Sana bu
    kutuyu vermemi istedi..." Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını
    biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu
    açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt
    duruyordu kutuda. İlk kağıtta "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem"
    diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim" "Seni sevmekten hiç
    vazgeçmedim" "Senin için ölürüm derdin hep doğru söylediğini bilirdim."
    "Fakat benim için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni istiyorum."
    "Benim için yaşayacaksın anlaştık mı?" son kağıdı eline alırken kutuda bir
    anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:

    "Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta
    martılarla kahvaltı ederken ben hep seni izliyor olacağım...."
     
  2. offfffffffff süper yaaa ama ayrılık işte olmasaydı nolurdu?
     

Bu Sayfayı Paylaş