Bronzlaşayım derken kanser olmayın

'Genel Sağlık' forumunda KaRDeLeN tarafından 6 Nisan 2009 tarihinde açılan konu

  1. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Bronzlaşayım derken kanser olmayın konusu Dr. Özüntürk Güneş ışınlarının cildin erken yaşlanmasını sağladığını ve güneş ışığının altında aşırı derecede yanmanın kansere sebep olduğunu söyledi.

    Radyo 7’nin sevilen programcılarından Eda Çelebi’nin hazırlayıp sunduğu Eda’yla Gün Ortası programının dünkü konuğu Dermatolog Dr. Erçin Özüntürk oldu.

    > Kozmetik dermatoloji nedir?
    >Kozmetik dermatoloji derinin bilinen klasik hastalıklarının dışında estetikle ilgili sorunların ele alındığı cildin daha genç kalmasını sağlayan, daha sağlıklı görünmesine vesile olan bütün uğraşıları içerisine alan bir bilim dalıdır.

    >İçeriğinde ne gibi uygulamalar var?
    >Deride cerrahi olmayan bütün teknik uygulamalar, haricen kremler sürmek, derinin katmanlarına bir takım enjeksiyonlarla tedaviler yapmak, ışık tedavileri ve masaj gibi işlemleri oluşturabilmek kozmetik dermatolojinin estetik amaçlı yaklaşımlarını oluşturmaktadır.

    > Yani kozmetik dermatoloji kış mevsiminden o yorgunluğu atıpta baharla beraber yaza hazırlanmak isteyenlerin dikkatini daha mı fazla çeker?
    > Aslında bütün bu uğraşların arkasında bir yaşlanmama isteği oluşmaktadır. Doğar doğmaz yaşlanmaya başlayan ilk organımız deridir. Ancak 20’li yaş düzeylerine ulaşınca deride yaşlılık belirtilerini yavaş yavaş görmeye başlarız. 30’lu yaşlara ulaştığımızda bu yaşlılık belirtileri farklıdır. 40’lara, 50’lere, 60’lara ulaştığımızda daha belirgin farklılıklar ortaya çıkar. İnsanın derisinin yaşlanmasını ilk ortaya koyan bölgeleri yüz, boyun, dekolte kısımları ve sırtlarıdır. Dolayısıyla insanoğlu daha sağlıklı olarak bu bölgelerin genç ve pürüzsüz gözükmesini arzu eder. Ama yaz mevsiminden kış mevsimine girdiğimizde gözle görülen ya da görülmeyen bölgelerimizde bir takım değişikliklerin olması da o değişikliklerden uzaklaşılmayı gerektiren kaçınılmaz bir istek olur. Bunlar hanımlarda selüloit diye tabir ettiğimiz oluşumlar ya da erkek veya kadında da olabilen yağ birikintileri ve erkeklerde daha fazla ve hanımlarda daha az olan saç dökülmeleri sorunları bizim uğraşı alanlarımızdandır.

    > İnsanlar en çok hangi şikâyetlerle geliyorlar?
    > Böyle bir istatistiksel veri yok ama erkekler çoğunlukla saç dökülmesi şikâyetleriyle geliyorlar. Saç dökülmesini durdurabilmek veya dökülmüş saçların yeniden çıkmasını istiyorlar. Bu arada kozmetik dermatoloji de yine sıklıkla erkeklerin başvurduğu istenmeyen bölgelerdeki tüylerin yok edilmesi oluyor. Örneğin elmacık kemikleri üzerindeki, burun ve kulak üzerindeki kıllardan kurtulabilmek yada bir nebze azaltabilmek erkeklerin çok başvurduğu istekler. Bunun yanında erkekler yağ birikintilerinden kurtulmakta isteyebiliyorlar. Yavaş yavaş erkekler yüzlerinin daha genç gözükmesi için botoks gibi işlemlerin yapılması istekleriyle bizlere gelmeye başladılar.

    > Cildin erken yaşlanmasında güneşin çok fazla etkisi var mı? Ne gibi önlemler alınabilir?
    > Tartışmasız güneş ışınları yaşlanmayı oluşturan fizik etkenlerinin başında yer almakta. Ama sadece güneş ışıkları değil. Genetik faktörler, beslenme alışkanlıkları, kötü alışkanlıklar dediğimiz sigara içmek, alkol almak ve en önemlisi güneş ışınları altında korumasızca kalmak. Malum atmosfer zedelenmekte ve ozon gündeme gelmekte dolayısıyla güneş hasarlanmaları son derece üst düzeyde olmakta. Bunlar güneşe bağlı hemen oluşabilecek değişiklikler olduğu gibi uzun sürede ortaya çıkabilecek değişiklikler de olabilmektedir. Örneğin deri kanserinin oluşması erken yaşlarda korumasızca güneş altında kalmakla tohumları atılan bir süreç içerisinde gelişen, belirli yaş düzeylerine ulaştığımızda aşikâr bir şekilde karşımıza çıkan, hayatı tehdit edebilecek değişikliklerdir. Önceleri güneş altında kalarak bronzlaşma çok rağbet edilen bir deri rengi değişikliğiyken biz deri hekimleri bronz tenin artık hoş olmayan bir görüntü oluşturduğunu, yaşlanmanın belirtisi olduğunu ve güneşin kaçınılmaz zararlı ortaya çıktığından dolayı güneş altında kalmayı pek tasvip etmeyiz ve korumanın gerekli olduğunu söyleriz.

    > Halk arasında bronzlaşmanın sağlıklı olduğu bilinir. Güneşlenmenin bir ölçüsü var mıdır?
    > Güneşlenmek gerçekten çok yararlı. Özellikle mutluluk hormonunun açığa çıkmasında güneşin çok olumlu etkileri var. Güneşli havayı gördüğümüz zaman gevşeriz. Biz güneşten tamamen uzak durun demiyoruz. Koruma önlemleri alarak güneşten yararlanmalıyız diyoruz. Bir de bildiğimiz bir şey var güneş kemiklerimizde D vitaminin vücudumuz sentetize ederek yararlı olur. Ama bilim adamları araştırmalarında bir avuç içini 5 dakika güneşe maruz bırakmakla D vitamininin sentetize edileceğini ifade etmektedirler. Onun için sere serpe saatlerce güneş altında kalmanın yararı yok. Özellikle yaz mevsiminde saat sabah 10 ile akşamüstü 4 arasında güneş altında kalmamak gerekiyor. Üç yaşından küçük çocukları direk güneş ışınlarına maruz bırakmamak çok önemlidir. Eğer bu kurallara riayet edersek ve bu saatlerin dışında kalan zamanlarda güneşten yararlanacağımız zaman güneş koruyucu kremlerimiz kullanırsak çok sağlıklı bir şekilde güneşten yararlanmış oluruz. Mutluluk hormonumuz salgılanır. D vitamini vücudumuzda yine sentetize edilir. Ama bir güneşin oluşturabileceği hasarlanmalarda ileri derecede yanmak kansere yol açabilir.

    > Halk arasında en çok bilinen tür uçuktur. Uçuk nedir, neden oluşur?
    > Uçuk bir virüsün yol açtığı hastalıktır. Her cinste olur. Vücudumuzun hemen her yerinde ortaya çıkabilir. Genellikle bu virüs vücudumuza girdikten sonra uzun bir süre vücudumuzda kalır. Bazen kış uykusuna yatar ve kendisini unutturur. Kış uykusundan uyandıktan sonra da bulunduğu yerde hastalık tablosunu ortaya çıkartır. Bu virüsün iki tipi vardır. Tiplerden bir tanesi çoğunlukla edep bölgesine yerleşerek kendisini belli eder. Ancak bu virüs ihmal edildiğinde özellikle hanımlarda rahim ağzı kanserine sebep olabilir. Dolayısıyla bunun belirlenmesi ve ona göre tedavi edilmesi gerekir. Çoğunlukla stres bu canlıları kış uykusundan uyandırır. Genellikle şehir ortamında telaşlandığımızda, bir şeye canımız sıkıldığında o olayı takip eden saatlerde virüs kendisini göstermeye başlar. Ateşli hastalıklarda bunların belirtilerini ortaya koyar. Bunun dışında güneş altında korumasız kalmakla da ortaya çıkabilir.

    > Yazın havuzdan da uçuk olabiliyor mu? Yazın havuzdan mikrop kapmakta etken midir?
    > Olabilir ama genellikle bu bizim geleneklerimizde var. Birbirimizle karşılaştığımız zaman kucaklaşıp öpüşürüz. Bu geleneklerimiz de hastalığın bulaşmasına öncülük edebilir. Eğer karşıdakinde varsa bizde bu virüsü alabiliriz. Virüs uzun süreli sessiz kalabilir. Ortam ne zaman müsait olursa kendini gösterir ve belirtilerini verir.

    > Uçuğun illa dudak kenarlarında çıkması gerekmiyor, vücudun her yerinde çıkabilir değil mi?
    > Çoğunlukla yüz bölgesinde görürüz dudak ve burun çevresinde ama vücudun deri ve derinin mukoza bölgelerinde (ağız içi bölgesi gibi) sıklıkla çıkabilir. Ama önemli olan kanser yapabilme riski bulunan o canlıları organizmadan uzaklaştırmaktır. Bunun içinde belirli bir süre tetkikler yapıldıktan sonra hastalarımızı tedavi altına alırız, başarıyla tedavi ettiğimiz sorunlu olan bu kimselerde de kış uykusundan uyanmamak üzere virüsleri yok ederiz.

    > Bir de genel olarak halk arasında sivilce adıyla bildiğimiz akneler vardır ki aslında en büyük cilt problemlerinden biridir. Sivilceler neden meydana geliyor, tedavi şekli var mı, uzun süreli mi tedavi gerektiriyor?
    > Akne Latince sivilce anlamında kullandığımız bir tabirdir. Genellikle ergenlik sivilcesi olarak görülen oluşumlar ergenlik yaşının başlamasıyla birlikte belirli bir devre şiddetli bir şekilde devam ederek ergenlik yaşının bitmesiyle ortadan kalkarlar. Çoğunlukla halk arasında ben ergenlik devrini geçirdim, evlendim, çoluk çocuk sahibi oldum ama hala sivilcelerim çıkıyor diye yakınmalar vardır. Bunlar olabilir. Ama çoğunlukla 12–13 yaş grubundan itibaren ortaya çıkan yağ bezlerinin hastalığıdır. Yağ bezleri vücudumuzda en çok yüzümüzde bulunur. Yaklaşık 3000 tane yağ bezi yüzümüzü kaplar. Bunların 200 tanesinin hastalanması ciddi anlamda sivilce sorununun ortaya çıkmasına sebep olur. Genellikle gençler o yaşlarda haklı olarak böyle sorunları olsun istemezler. Ben şunu hatırlatmak istiyorum: insanlar dudakların birleştiği yerden kulak memesine doğru bir çizgi çekildiğini varsaysın. Bu çizginin üzerinde kalan sivilceleri sıkmayı hiç önermeyiz. Çünkü bu bölgedeki sivilcelerde yüzün o bölgedeki damarlarının beyinle ilişkileri olduğu için iltihabı çok kolay bir şekilde merkezi sinir sistemi dediğimiz beynin olduğu yere iletirler. Ciddi sorunlara yol açarlar. Onun için bunu hiç unutmayalım. İkincisi biz sivilceleri bildiğimiz yöntemlerle sıktığımız zaman iki parmağımızla yandan bastırarak iltihabı boşaltmaya çalışırız. Bu bastırma esnasında yağ bezelerinin yapısını bozarız ve bu bozulmadan dolayı ilerde sivilce geçse bile ya çukur ya da tümsekçik şeklinde bir iz bırakır. Çoğunlukla sivilcelerden arta kalan izler bu tür uygulamaların sonucunda ortaya çıkan belirtilerdir. Tabi leke olarak tabir ettiğimiz derin izler estetik kusur bırakan, canımızı sıkan sonra ortadan kaldırabilmek için binlerce lira para harcadığımız oluşumlar olarak bizi rahatsız eder.

    > Yazın sıcaklarda yüzde ve ellerde kızarıklıklar oluyor. Bunun nedeni ne olabilir?
    > Güneşin verdiği ultraviyole ışıklar (özellikle ultraviyole A ve ultraviyole B ışıkları) bizim için hem yararlı hem de korunmasını bilmezsek zararlı ışıklardır. Ultraviyole B ışıklarının etkisi hemen ortaya çıkar. Bunlar deride kan damarlarını açarak kanın fazla dolaşmasını sağlarken bu hızlı dolaşım belirli bir zaman sonra kaybolabilen ama güneşin altında ısrarcı bir şekilde kalmaya devam edersek sebat eden kızarıklığı oluşturur. Biz buna dermatoloji dilinde eriten adını veriyoruz ve minimal eriten dozu dediğimiz bir değerlendirme de güneşte ne kadar korunmasız kalabileceğimizin ölçüsü olarak karşımıza çıkar. Kullanılan güneş kremlerinin üzerinde 30–50 vb. gibi bazı rakamlar görürüz. Bunlar güneşten koruma derecesini gösteren rakamlardır. Sağlıklı bir insan öğlen saatlerinde deniz kenarında herhangi bir koruma almadan güneş altında kaldığı zaman kızarıklık tarzında bir belirtinin ortaya çıkması için geçen zamana biz minimal eriten dozu deriz. Genellikle buna 2-3 dk. arasında değişir. Uzun süreli korunmasız bir şekilde güneşin altında kalırsak güneş yanıkları oluşur ve hayatı tehdit eder. Hatta ölüm dahi ortaya çıkabilir.

    > Güneşlenmelerde özellikle sırt bölgelerinde su toplar.
    > Onlar genelde ikinci derecede güneş yanığıdır. Ondan sonra o su toplamalar kaybolarak yerlerini lekelere bırakır. Çoğunlukla bu şekilde güneş korumasız yanan kimselerde bunların belirtilerini görürüz. Gençlik yıllarında oluşupta ileriki yaşlarda kahverengi lekelerle tarzında karşımıza çıkar. Bunlarda ilerde kanserin başlangıç zeminin oluşturabilir. Dolayısıyla çok iyi korunulması gerekiyor.

    > Peki olan lekeleri yok etmek mümkün mü?
    > Mümkündür. Günümüzde gelişen teknolojiler bize bu imkânı sağlamıştır. Bunlar için değişik şekillerde tedavi yaklaşımı vardır. Ben lazer ışıkları kullanarak o tür lekeleri tedavi etmeye çalışıyorum. Başarılı bir şekilde de tedavi edebiliyoruz. Burada ışık kaynağı hedef dokusu olan lekeye yöneliyor. Lekeye gönderdiğimiz ışık kaynağı lekeyi yapan boya maddesini parçalıyor. Parçalanana boya maddesi dolaşıma katılıyor. Karaciğer yoluyla veya idrar yoluyla vücut temizleniyor.

    > Bu anlamda kansere yol açacak lekelerden de kurtulmuş oluyor muyuz?
    > Genellikle leke dediğimiz zaman aklımıza çoğunlukla derinin renginden koyu oluşumlar gelir. Bunlarda ya güneş ışıklarından ya da kullandığımız kimyasal maddelerin deriyi güneş ışıklarına karşı hassaslaştırması sonucu veya genetik geçiş gösteren, bir sivilceyi sıktıktan sonra oluşan tahribat gibi nedenlerde karşımıza çıkar. Dolayısıyla bütün bunların tedavi imkânları şimdi var.

    > Ciltte görülen hastalıkların çoğu karaciğer bozukluğuna bağlı olur diye halk arasında bir inanış vardır. Bu düşünceden yola çıkarakta insanlar doktorlardan duyduklarından çok bu tür inanışlarla hareket ederler. Bu ne kadar doğrudur ya da doğru bildiğimiz bir yanlış mıdır?
    > Evet bu doğru bildiğimiz yanlışlardan bir tanesidir. Karaciğerimiz çok sabırlı ve dayanıklı bir organdır. Ama biz onu bozabilmek için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Mesela aspirin hepimizin bildiği çok yararlı bir ilaç ama yapılan araştırmalarda bir aspirin tableti aldığımız zaman aspirinin karaciğeri 6 ay boyunca meşgul ettiğiyle karşı karşıyayız. Aspirini vücuttan atabilmek, zararlı etkilerini ortadan kaldırabilmek için karaciğer geceli gündüzlü 6 ay boyunca çalışıyor. Tabi ki biz aspirini doktor reçetesi olmadan bakkaldan bile alabiliyoruz. İlaç kullanımı çok önemli. Herhangi bir şeyi gerekli olmadıkça bir hekimin önerisi dışı almamak gerekiyor. Deri hastalıkları 300 bin kadar değişik ismin içersinde yer aldığı çok geniş hastalıklar grubudur. Deri çok geniş bir bilim dalı. Dolayısıyla organlara ait deri belirtileri karşımıza çıkar. Bir deri hekimi deriyle ilgili bu konuda en sağlıklı yaklaşımda bulunan en çok bilgiye sahip olan bir hekimdir. Deride kendini gösteren bazı belirtiler vardır ki o belirtileri görmekle kişinin hiç bilgi sahibi olmasak bile şeker hastası olduğunu biliriz. Ya da bir karaciğer hastası, bir safra kesesi rahatsızlığı veya nörolojik bir takım belirtilerinin olduğunu bilerek yorum yaparız. Hatta o hastaların hiç haberleri olmadığı halde bu konuda bilgilendirerek ilgili branş hekimlerine yönlendiririz. Deri böyle bir bilim dalıdır.

    (Haber 7)
     
  2. maviboncuk

    maviboncuk Üye

    bilgi için teşekkürler canım
     

Bu Sayfayı Paylaş