Bolu Hakkında Bilgi

'Bolu Tanıtımı' forumunda =FiRaRi tarafından 14 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu

  1. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Bolu Hakkında Bilgi konusu Bolu Genel Bilgi


    [​IMG]Karadeniz Bölgesi'nin Batı Karadeniz Bölümü'nde yer alan Bolu, kuzeyde Karadeniz ve Zonguldak, doğuda Çankırı ve Ankara, güneyde yine Ankara ve Eskişehir, batıda Bilecik ve Sakarya illeri ile çevrilidir. Karadeniz ile İç Anadolu arasında, çok engebeli ve dağlık bir alanda yer alır. Yüzey şekillerini Batı Karadeniz Dağlarının uzantıları ile bu yükseltiler arasında kalan çukur bölgeler belirler. İl sınırları içerisinde, kıyıdan iç kesimlere doğru üç dağ sırası vardır. Bu dağlardaki en yüksek nokta Kızıltepe'dir (1.486 m.). İkinci sırayı oluşturan Bolu Dağları daha yüksektir. Yükseklik Çele Tepesi'nde 1.911 m.ye ulaşır. Üçüncü sıra dağı ise İlin güney ve doğusunu bütünüyle kaplayan, kuzeydoğu-güneybatı doğrultulu Köroğlu Dağlarıdır. Bunların en yüksek noktası Köroğlu tepesi'dir (2.499 m.). Bu dağlık alanda çok sayıda yayla bulunmaktadır. En önemlileri Bolu Dağlarındaki Mengen ve Bolu yaylaları, Köroğlu Dağlarındaki Gerede, Kıbrıscık, Seben, Mudurnu ve Göynük yaylalarıdır.
    [​IMG]İl sınırları içerisinde, Efteni, Filyos ve Sakarya olmak üzere üç su toplama havzası vardır. Efteni Havzası, Efteni Gölü'ne dökülen Aksu, Asar Suyu ve Uğur Suyu ile gölün sularını Karadeniz'e boşaltan Büyük Melen'i kapsar. Abant Gölü'nün ayağı olan Büyüksu (Bolu Suyu) ve Ulusu Filyos Havzası'nın sularıdır. Sakarya Havzası'nın ise başlıca suları Mudurnu Çayı, Aladağ Suyu ve Göynük Suyu'dur. Bolu'da bir çok da göl bulunmaktadır. Abant ve Efteni gölleri dışında, Çağla Gölü, Çubuk, Sünnet, Yedigöller, Karagöl ve Karamurat Gölü bu göllerden başlıcalarıdır.Ayrıca Mudurnu ve Büyüksu çayları üzerinde kurulmuş olan Gölköy Barajı ile, Küçük Melen Suyu üzerindeki Hasanlar Barajının oluşturduğu göller de önemlidir. İl alanının %9'u ovadır. Bu ovalardan en önemlisi ilin kuzeybatısındaki Düzce Ovasıdır.Ayrıca Bolu, Gerede, Himmetoğlu ve Mudurnu ovaları da önem taşımaktadır. Yüzölçümü 8.294 km2 olup, toplam nüfusu 270.654'dür.
    İstanbul ve Ankara'yı birbirine bağlayan karayolu üzerinde bulunuşu Bolu'nun sosyo-ekonomik yapısını olumlu yönde etkilemiştir. Bolu'nun ekonomisi tarım, ormancılık, hayvancılık ve turizme dayalıdır. tarımsal ürün olarak, baklagiller, sanayi bitkileri, buğday, arpa, mısır, fasulye, şeker pancarı, tütün, patates, fındık ve meyve üretilmektedir. Bitkisel üretimden sonra ormancılık önemli bir ekonomik güçtür. İl yüzölçümünün yarısını kaplayan ormanlarda karaçam, [​IMG]sarıçam, göknar ve kayın ağaçları çoğunluktadır. Ayrıca orman ürünlerini işleyen sanayi kuruluşları da bulunmaktadır. hayvancılık güneydeki dağlık kesimde yaygındır. Mera hayvancılığı yapılan ilde, en çok koyun, sığır, tiftik keçisi ve kıl keçisi beslenir. Kümes hayvancılığında da büyük bir gelişim yakın zamanlarda başlamış ve bir çok tavuk çiftlikleri kurulmuştur. Bolu Dağı'nın batı yamaçlarında arıcılık, ırmak ve göllerinde de balıkçılık yapılmaktadır. Alabalık ve sazan ön plandadır.
    Bolu topraklarında linyit kömür yatakları oldukça zengindir. Kalorisi yüksek olan Bolu linyitleri çeşitli kuruluşlar tarafından işletilmekte, kükürt oranının fazlalığı da sanayide kullanılmasına neden olmaktadır. Ayrıca kahverengi ve siyah desenli mermerler, alçı taşı üretimi de ihraç malzemesidir.
    [​IMG]Zengin bir turizm potansiyeline sahip olan Bolu'da Köroğlu Dağları'ndaki Kartalkaya, Sarıalan başlıca kayak ve dinlenme merkezleridir. Abant Gölü ve Yedigöller yörenin turistik bölgeleridir. Bu nedenle de Yedigölleri çevreleyen geniş bir alan ulusal park ilan edilmiştir. Büyük ve küçük kaplıca, Efteni, Babas, Bağlum, Sarot kaplıcaları ile Dernin Hamamı bölgedeki termal kaynaklarıdır.
    Bolu ve çevresinde bulunan Eski Çağ kültürlerinin izleri, mimari kalıntılar, heykeller ve çok sayıda lahit ile kitabeler ilin tarihi ile ilgili yeterli bilgiyi vermektedir. Buna göre; Bithynion ismi ile kurulan bir İlk Çağ kenti olarak kurulan Bolu'ya İmparator Cladius zamanında Onun isminden ötürü Cladiopolis denilmiştir.
    Eski Bolu'nun bugün Bolu Müzesinin bulunduğu tepe üstü alanda ya da, yöre halkının Eskihisar/Hisartepe dedikleri alanda yer aldığı kesinlik kazanamamıştır. Yöre, Lydia Krallığının sınırları içerisinde kalmış, Anadolu'yu işgal eden Persler Büyük İskender'in Anadolu'ya gelişine kadar buraya egemen olmuşlardır. Çevrede bulunan bazı kalıntılar Hititlerin de bu bölgeye kadar uzandıklarına işaret etmektedir.
    [​IMG]Bithynion’un, Bithynia krallarından I.Nikomedes (İÖ.280-260) ya da Ziaela (İÖ.260-228) döneminde kurulduğu sanılmaktadır. Bithynion’a yerleşen halk Bithynia’nın yerlisi değil, Yunanistan’da Arkadia bölgesindeki Mantineia kentinden gelme göçmenlerdir.Bithynia kralları kendilerinden önceki karia kralı Mausolos’un yaptığı gibi, kendi ülkelerini Hellenleştirme politikasını izlemişlerdir. Bithynhlerden sonra, yöre Romalıların egemenliğine geçmiştir. Strabon, Bithynia’nın iç kısımlarında, Tieion’un üst tarafında kurulmuş olup, sığırlar için en mükemmel otlak olan ve Salanites peynirinin yapıldığı Salona etrafındaki toprakları da içine alan Bithynion ve aynı zamanda Bithynia’nın merkezi olan (Bithynion) ve çok geniş ve verimli olduğu halde, yazın sağlık için hiç de iyi olmayan bir ova tarafından çevrili bulunan Askania gölünün kenarında kurulmuş Nikeia'nın yer aldığından söz etmektedir.
    Antik Bithynion, Batısında Kieros/Prusias ad Hypium, doğusunda ise Paphlagonia yolu üzerindeki Krateia yer almaktadır. MS.I. yüzyılda Bithynion ismi terk edildi. İmparator Claudius (41-54) kendi adına aynı yerde yeni bir şehir kurdurmuştur. Günümüze ulaşan kalıntılardan anlaşıldığına göre bu şehir Bithynion’un kalıntıları üzerinde kurulmuştur. MS.II.yüzyılda Claudiopolis kenti, en ince ayrıntısına kadar bir Roma kenti özelliğini yansıtmaktadır. Claudiopolis’in güneyinde Olympus Bithynicus, Ala Dağ eteğindeki sıcak su banyoları da Plinius ile Traianus arasındaki bir mektuba konu olmuş, bu kaplıcaların yapımında kullanılacak bir mimar istenmiştir.
    [​IMG]Roma İmparatoru Hadrianus (117-138) da bu kente özel ilgi göstermiş, Claudiopolis onun döneminde daha da gelişmiştir. Claudiopolis, Roma’nın dörtlü idare zamanında da önemini korumuştur. Nicomedia’nın doğu başkenti olarak seçilmesinin de bunda önemli rolü vardır. Diocletianus zamanında Hıristiyanlık Bithynia’da kalıcı bir suretle yayılmaya başlamış, Romalılar bu din taraftarlarına eziyette bulunmuştur. Buna rağmen paganizm Hristıyanlık karşısında tutunamamış, kısa zamanda Bithynia’nın bir çok yerine kiliseler yapılmıştır. Claudiopolis, Heracleia ve Prusias ad Hypium gibi merkezlerde de büyük kiliseler yapılmış, ancak bunların hiç biri günümüze kadar gelememiştir.
    Bolu’da belirgin bir Roma dönemi yapılarına rastlanmamaktadır. Kentin Osmanlılar döneminde kuruluşu sırasında, bunların büyük bir kısmının tahrip edildiği sanılmaktadır. Yalnızca, temel kazılarından rastlantı sonucu Roma dönemine ait mimari yapı kalıntıları ile çeşitli buluntular çıkmaktadır.
    [​IMG]Bolu, Roma İmparatorluğu'nun ikiye bölünmesinden sonra Bizans İmparatorluğunun payına düşmüşse de eski önemini bu devirden itibaren kaybetmiştir. VII.ve IX. yüzyıllar arasında Anadolu içinde batıya yönelen Araplar, sarp dağlardan ötürü buraya ulaşamamıştır. XII.yüzyılda Anadolu Selçukları, ardından İlhanlılar bütün bu yöreyi ele geçirmişlerdir.
    Orhan Gazi tarafından Bolu ve yöresi ele geçirilmiş, Sultan Yıldırım Beyazıt tarafından şehir imar edilmiş, hanlar, hamamlar, yollar ve camiler yapılmıştır. Timur'un Anadolu istilasından sonra Bolu yöresi, İsfendiyaroğullarının eline geçmiş, Sultan II.Murat zamanında da Osmanlı egemenliği altına girmiştir. Osmanlı- Çandaroğlu, sonra İsfendiyarlılar zamanında, sık sık bu bölgede egemenlik mücadeleleri olmuştur. XVI.yüzyılda yaşamış ve Bolu Beyi'ne baş kaldırmış halk ozanı ve destan kahramanı Köroğlu da Bolu'da yaşamıştır. El-Ömerî ve İbn Batûta da Bolu ile ilgili bilgiler vermektedir. İngiliz Gezgin Richard Pococke, Bolu'ya gelmiş, şehrin kurulduğu yerin topografyasını anlattıktan sonra bazı bilgiler vermiştir. Şehrin kısmen bir tepenin batı ve güney yamaçlarında kurulu olduğunu belirttikten sonra tepede eski tarihlerden kalan duvar kalıntılarını, bir çok yazılı kaideyi gördüğünü belirtmiştir.
    [​IMG]Osmanlı döneminde Bolu, uzun süre önce Anadolu ve daha sonra da Kastamonu eyaletinin ilçe merkezi olmuştur. Yapılan idari düzenleme sonunda 1867'de Kastamonu'nun bir sancağı olmuş, II. Meşrutiyetten sonra Bolu-Viranşehir ismiyle yeniden sancak haline getirilmiştir. Milli Mücadele sırasında çeşitli ayaklanmalara sahne olmuş, Cumhuriyetin ilanından sonra da İl haline getirilmiştir.
    Bolu'da günümüze gelebilen eserler arasında, İl merkezinde Bithynion'a ait olduğu sanılan bir çok kalıntı ile karşılaşılmıştır. Ancak bunların üzerinde Osmanlı yerleşimi olduğundan yeterli bir araştırma yapılamamıştır. Rastlantı sonucu bulunan Antik Çağlara ait eserler Bolu Müzesi'ndedir. MS.130-138 arasında İmparator Hadrianus'un yaptırdığı Antionos Mabedi, Yıldırım Beyazıt'ın 1300'lerin sonlarına doğru yaptırdığı Yıldırım Beyazıt Külliyesi, Kadı Camisi (XVI.yüzyıl), Saraçhane Camisi (1750), İmaret Camisi ve Medresesi (XVI.yüzyıl), Karaköy Cuma Camisi (1562), Tabaklar Camisi (1897), Ilıca Camisi (1510-1511), Karaçayır Camisi (1571), Gölyüzü Türbesi, Aktaş Türbesi, Yozgat Kasım Dede Türbesi, Taşhan (1804), Tabaklar Hamamı (XVI.yüzyıl), Orta Hamam (1388), Sultan Hamamı (XVI.yüzyıl) İlin belli başlı tarihi yapılarıdır.
     
  2. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Bolu Gezgin Gözüyle

    [​IMG]
    Bolu, tarihi ve kültürel zenginlikleri yanında, sonsuz doğal güzellikleri ile de kış ve yaz turizminde ülkemizin önemli bir turistik merkezi niteliğindedir. Bolu, Cumhuriyetin kurulduğu yıllardan itibaren başkent Ankara'ya olan yakınlığı ile turizmde avantajlı bir konumda bulunmaktaydı. Özellikle Abant, Akçakoca ve Esentepe Bolu'nun adeta simgesi durumuna gelmişti. Sonraki yıllarda Ege ve Akdeniz'in çekiciliğinin artması ve ulaşımının kolaylaşması Bolu için bir dezavantaj durumuna gelmişse de özellikle son yıllarda Kartalkaya, Kaplıcalar, Gölcük, Abant, Yedigöller, Akçakoca, Gerede gibi merkezler turistik cazibelerini yeniden kazanarak yerli ve yabancı turistlerin akınına uğramışlardır.
    [​IMG]
    Ayrıca geçmişte Bolu, Abant ve Akçakoca'da birkaç küçük tesis mevcutken, özellikle 1990'lı yıllardan sonra Bolu'nun her yerinde yeni ve kaliteli tesislerin sayısı hızla artarak bugünlerde 3051 adet turistik belgeli yatağa ulaşılmıştır. Coğrafi konumu itibariyle Bolu, Ankara ve İstanbul gibi iki büyük metropole olan yakınlığı ve bu yakınlığı Ankara'yı 1.5, İstanbul'u 2.5 saate indiren otoyol geçişi ile büyük bir avantaja sahip bulunmaktadır. Kış ve dağ turizmi , yayla turizmi, sağlık turizmi, deniz, kamp ve av turizmi imkanlarının bulunması ve Turizm Bakanlığımızdan belgeli tesislerin var oluşu, ilimizin turizm alanındaki çekiciliğini her geçen gün artırmaktadır. Köroğlu Dağlarının turizme açılması bunu daha da pekiştirecektir.
     
  3. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Bolu Sözlü Tarih


    KÖROĞLU DESTANI

    [​IMG]Türk Destanları içinde en geç teşekkül eden, diğerlerine göre çok yeni bir destanıdır. Türklerin, bu günkü büyük ve son yurdumuzun olan ve bunun içinde de her Türk için çok büyük bir değer taşıması, üzerinde hayatından fazla titremesi lazım gelen Anadolu’muzda yerleşmesinden sonra meydana gelmiş olması Köroğlu Destanının bugüne kadar aynı tesir ve kuvvete yaşamasına sebep olmuştur. Hala Anadolu ve Rumeli Türkü, Köroğlu Destanını bilir ve anlatıldığı zaman heyecanlanır.

    Bununla beraber Köroğlu Destanının da kaynağı, bütün öteki destanlarımızda olduğu gibi, önceki sayfalarda anlattığımız asıl büyük Türk destanlarıdır. Motifler hayaller, muhit ve adetler bütünüyle bu destanlarımızdan alınmış ve onların üzerine kurularak geliştirilmiştir.

    Bugüne kadar duyulan Köroğlu Destanı rivayetleri, Azerbaycan’dan Rumeli’ne kadar uzanan geniş sahada yirmi dört çeşitleme halindedir. Bunlar, birbirinden farklı gibi görünse de aslından tek bir çekirdeğin etrafında gelişen parçalar gibidir. Nitekim, hala halk arasında söylenen Köroğlu şiirleri de ya birer vakıa anlatmakta, ya bir güzelleme ile destandaki olayların çevre olarak mekanını tespit etmekte; ya bir koçaklama ile destan kahramanlarından birini çizmekte veya birinin macerasını vermekte; yahut da türkü ile olayları birbirine bağlamaktadır.

    Bunlardan da anlaşılacağı üzere Köroğlu Destanımız bütün güzelliğine ve tam gibi görünmesine rağmen, destan olarak tekamül devresini tamamlamamıştır. Çekirdeği vardır ve tabii gelişmesini göstermiştir; muhtelif zamanlarda ve muhtelif ozanların eliyle ve diliyle ayrımları yapılıp eklemeleri eklenmiş ve bunlar bir halk süzgecinden geçerek halkın o güzel muhayyilesinden de olacağını alıp şekillenmiştir. Fakat, yazılı tespit şekli, tamamı üzerinden ve nazım halinde bir tek ozanın işlemesine mazhar olmamıştır. Bu kısım da yapıldıktan sonra elimizde tam ve mükemmel bir Köroğlu Destanı var diyebileceğiz.

    Bugün hala değişik rivayetlerde anlatılan destanın, ana hatlarıyla hülasası şu şekildedir:

    Köroğlu’nun babasının adı Yusuf’’ tur. Bir Beyin yanında çalışmaktadır ve bilhassa atlardan çok iyi anlamaktadır. Yusuf’ un Ali adında, yiğit delikanlı bir oğlu vardır.

    Günlerden bir gün Bey, Yusuf’ a, kendisi için çok güzel bir at seçip getirmesini ister. Yusuf da, çok gösterişsiz, uyuzumsu bir tayı beğenir, alır gelir.

    Fakat Bey çok kibirli, gösterişi seven, burnundan kıl aldırmayan ve çok zalim bir Beydir. Böyle bir atı kendisine seçip getirdiği için Yusuf’ a fena halde öfkelenir.

    Halbuki Yusuf’ un getirdiği tay öyle bilinen taylardan değildir. Sulardan çıkan bir aygırın dölünden gelme bir kır taydır. Kanatlanıp uçma yeteneği vardır. Bakılır, terbiye edilirse eşi menendi bulunmayacak cinstendir. Ama Bey, bunların hiçbirini anlamaz ve zalimliği üstün gelip Yusuf’ un gözlerine mil çekilip kör edilmesi buyruğunu verir. Buyruğu da, kendisi gibi zalim olan adamları düşünmeden yerine getirirler.

    [​IMG]İki gözü kör edilen Yusuf köyüne döner, O uyuzumsu tayı, hiç ışık görmeyen bir yerde besleyip terbiye eder ve eşi menendi bulunmayan bir kır at haline getirir. Oğlu Ali de o zamana kadar daha yetişip daha yiğit daha gürbüz bir delikanlı haline gelmiştir. Baba-oğul bir arada karar verip Beyden öç almağa yemin ederler. Bunun üzerine, kır atla birlikte Bingöl Dağlarına varıp hayat suyunu ararlar; bulurlar ve içerler. Sudan ancak Ali ve kır at içmiştir. Yusuf içememiştir.

    Bundan sonra dönüp, Beyin konağına yakın bir dağı yurt edinirler. (En meşhur rivayetlerde bu dağ Çamlıbel’dir) Yusuf, oğlu Ali’ ye, burada yerleşmesini sağlık verir.

    Babasının bu öğüdünü tutan Ali (Köroğlu) orayı yurt edinerek gelip geçenden baç almağa, haksızlıkların üstüne üstüne varmağa başlar. Bir müddet sonra babası Yusuf ölür. Köroğlu, yine babasının öğüdüne uyarak kendisine çok sadık kırk yiğit toplar etrafına. Akıllı, bilgin, görgülü ve bir sohbet adamı olduğunu duyup işittiğini İstanbul’ dan, Kasap başının oğlu yakışıklı Han Ayvaz’ ı da kaçırıp kırk yiğidinin arasına katar:

    Artık Çamlıbel, Çamlıbel’ deki Köroğlu’ nun dünyası tamam olmuştur. Köroğlu’ nun çevresinde insanlar toplanmağa başlar; Köroğlu’ nun çevresinde halk küme küme ve sevgi doludur. Babasının öcünü Beyden almak için Köroğlu türlü oyunlar hazırlar, yiğitlik gösterir; Köroğlu nasıl halkın adamı, iyi ve namuslu insanların sevgilisi haline gelmişse Zalim Beyin de, baş düşmanı baş korkusu haline gelir. Bütün Zalim Beyler Köroğlundan korkmaktadır.

    Babasının öcünü almak için Beyin üstüne üstüne vardığı akınlardan birinde Köroğlu, Beyin güzel Bacısı Döne’ yi görür. Gördüğü gibi de vurulur Köroğlu, Döne’ ye aşık olur. Çamlıbel Köroğlu için aşkının alev alev yandığı bir yer haline gelir...

    Ve bir gün bu aşka dayanamaz Köroğlu, atına atladığı gibi varır. Döne’ yi Bey Konağından kaçırır, evlenir. Bu evlilikten oğlu Hasan doğar.

    Akınlar akınları kovalar; Köroğlu çok zalimlerin hakkından gelir. Akınlarının birinde tutsak olur Köroğlu. Yiğitlerinden Güdemen, Köroğlu’ nu kaçırmak için görevlendirilir. Güdemen varıp Köroğlu’ nu bulur.

    Köroğlu tutsaklıktan kurtulur; kaçar. Kır atına atlar ve kır at surların üstünden kanatlanıp uçarak geçer ve Köroğlu’ nu kurtarır. Bunun üzerine aşka gelen Köroğlu kır atı övmeğe başlar.

    Çamlıbel’ e hasret kalmış, Döne’ sine hasret kalmış; yiğitlerine hasret kalmıştır. Uzaktan Çamlıbel’ i görünce dayanamaz söyler:

    Köroğlu tepelerden bakarım,
    Gözlerimden kanlı yaşlar dökerim,
    Bunca yıldır hasretini çekerim,
    Arkam sensin, kalem sensin dağlar hey.

    Yiğitlerine, Çamlıbel’ ine, Döne’ sine kavuşturduğu için de atını bir güzelleme ile bir kere daha över:

    Haykırır köpüğü başından atar,
    Başını başımdan yukarı tutar,
    Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar,
    Alma gözlü kız perçemli Kır atım.

    Bundan sonra Çamlıbel’ e daha iyice yerleşen Köroğlu’ nun namı bütün yurdu, dört bir yandan tutar. Mertliği, mertçe kavgaları, düşkünlerin elinden tutuşu, düşkünü zalime karşı koruyuşu, hakkı ve adaleti sevişi Köroğlu’ nu dillere destan eder. Her zaman haksızlığın karşısındadır ama adaletli Devlet gücüne karşı boynunun kıldan ince olduğunu da bilir. Din ve devlet uğrunadır yaptıkları biraz da. Urus üstüne, Acem üstüne de savaşlara katılır; bu savaşlarda yiğitlerine Mevla, şehitlik, kafire karşı üstünlük uğruna saf bağlatır.

    [​IMG]Fakat nihayet Köroğlu da bir insandır. Gerçi bildiğimiz insanlardan çok ayrı, insan üstü nice güce sahiptir ama yine de insanoğlu’ dur. Sonunda kendi de, yiğitleri de; atı da yorulur. Köroğlu artık ihtiyarlamıştır.

    Çürüdü gönlüm çürüdü,
    İçerde yürek eridi,
    Beylerin kolu yoruldu,
    Kılıç döndürü döndürü.

    Üstelik devir de değişmeğe başlamıştır. "Delikli demir" dediği tüfek icat olmuş, artık yiğitlik başka türlü anlaşılmağa başlamıştır. Göğüs göğüse, erkekçe, düşmanı yüzünden ve gözünden göre göre döğüşmenin yerini bir yerlere saklanıp arkadan ve uzaktan vurmalar almıştır. Köroğlu’ na göre kahpeliktir bu ve kahpelik almış yürümüştür, alıp yürümektir. Dünya sevilmez bir dünya olmuştur artık. Dünyayı terk etmek vakti gelmiştir. Köroğlu’ da öyle yapar, dünyayı terk edip, alacağını almış vereceğini vermiş bir insanoğlunun huzuru içinde Kırklara karışıp gider... Kaynak: Türk Destanları-M.Necati Sepetçioğlu, S:152-163

    Sırmalı cepkeni attı koluna,
    Tek elle dizgini gerdi Köroğlu.
    Tozlarla atılıp dağın yoluna,
    Yeşil muradına erdi Köroğlu

    Dağlar, omuz omza yaşlanan dağlar,
    Sular kararınca paslanan dağlar,
    Azatlık ufkundan rastlanan dağlar;
    Bu dağlara gönül verdi Köroğlu.

    Dağların ardında kalınca çile,
    Köroğlu yeniden gelmiş dile;
    Ak saçlı anadan geçilse bile,
    Dağlardan geçilmez derdi Köroğlu...

    Bolu’da devlet idaresine karşı cephe alış, 1559’larda canlanmaya başladı. Levend ve bazı suhte hareketleri meydana gelmiş, bundan bir çok aile zarar görmüştü. İbrahim ve Madin (?) adındaki şakiler, köyleri basarak, yolcuları soyarak, suç işlemişlerdi. 1560’da, Köroğlu’ndan az önce Bolu’da Saltık Boyacıoğlu meselesi meydana geldi. Bolu Beyi tarafından tevkif edilen bu şaki de, İstanbul’dan gönderilen bir memura teslim edilerek, muhakeme için Bolu’dan çıkarılmıştır. Kendi menfaatlerini önde tutan ehl-i fesad sahibi sipahiler de zaman zaman sancakta huzursuzluk yarattılar. Ancak, Bolulular İstanbul’a yakın olduklarından, şayet Bolu Beyi taraf tutarsa, hemen şikayete gidiyorlardı. Köroğlu hadisesinden sonra bazen gruplar halinde İstanbul’a geldikleri ve gösteri yaptıkları da görülmüştür. Evliya Çelebi, 1645 yılına ait bir kaydında Boluluların bu özelliğini bahis konusu ederek, "... gayet adaletli davranmak gerek. Gayr-ı meşru bir kaç akçe alınsa, halkı hemen üç günde İstanbul’a gidip şikâyet eder"diye yazmaktadır.

    1566 senesinde bazı levendlerin Bolu softaları adına Filyos vadisindeki Devrek’te ve Bolu’nun batısında Konrapa’da harekete geçtikleri haber alınmıştı. Bunlar kendi taraftarları ile sancağın düzenini bozmaya kalkıştığında, Bolu Bey’ine hemen bu fesadı yok etmesi emredilmişti. 1570’de, Çankırı ve Ankara yolu üzerindeki Gerede’de Doğancıoğulları hadisesi zuhur etti. Mustafa Paşa’ya emir yollanarak bu ailenin Gerede ve çevresindeki zararlı faaliyetlerinin takip ve tespit edilmesi istenilmişti.

    Mustafa Paşa, bu arada Şemsi Paşa’nın sahip olduğu ve Hendek dolaylarında otlatılan koyun sürüsüne, hüviyeti meçhul kişilerin tecavüzünü araştırmakla da görevlendirilmiştir. Bazı dava sahipleri de Konrapa kadısını şikayet ettiler. Çünkü, kadı bazen Konrapa’da (şimdiki Düzce Pazarı) ve canı isterse buraya bir saat uzaklıktaki Üskübü/Kasaba’da oturuyordu. Her iki yerde davaların görülmesi, halkı tedirgin ettiğinden, Mustafa Paşa aracılığı ile merkeze şikayet edildi. İstanbul az sonra yolladığı hükümde, Kadının Düzce Pazarda oturmasının daha iyi olacağı, emredilmişti.

    1580 - 1585 tarihleri arasında Sayalık’tan zuhur eden ve Çakal Oğlu ile birleşen Köroğlu, geniş bir sahada kendi ününü duyurdu ve Bolu sancak beyine meydan okudu. Buna dair yazışmalar, Sümer tarafından Mühimme defterlerinden tespit edilmiştir.

    [​IMG]Celâli İsyanları Anadolu’yu kasıp kavurdukça, Bolu da bu cereyanın etkisi altında kalmıştır. Sakarya Şeyhi diye mehdilik davasına kalkan Ahmed’in de Bolu’nun batısında epeyce taraftarı olmuştur. Bulanık Softa ismindeki şaki de sancakta korku yaratmış ve sonunda idam edilerek, cezasını bulmuştur. Abaza Mehmed Paşa İzmit taraflarında, idareye baş kaldırınca Bolu da kötü günler yaşamıştır. Ankara’ya gönderilen külliyetli miktardaki para kervanı soyulmuş ve bir çok kimse öldürülmüştü. Bu esnada Köle Oğlu ismindeki Bolulu Celâli de ona katılmıştı. Bolu Beyinin adamlarından olan Şemsi Paşazade ailesinin kölelerinden Süleyman isminde biri, Köle Oğlu ve adamları Süleyman Ağa ile çatıştırmışlar ise de, sonunda ayağından vurularak, esir edilmişti. Abaza Paşa’nın gözde bölüklerinden birine kumanda eden köle Oğlu, Süleyman Ağa vasıtası ile İstanbul’a yollandı ve burada vezirin huzuruna çıkarıldı. Naima’nın yazdığına göre, Köle Oğlu vezire gayet mağrurane cevap vererek;

    -Şehirler urmadık, kârban basmadık, ancak zulm def’ine çalıştık. Amma çün takdir böyle imiş. Emir Allahındır... demiştir. Köle Oğlu’nun adamları İstanbul pazarlarında, sokaklarında idam edilirken, Köle Oğlu’da vezirin emri ile Parmak kapıda halkın gözleri önünde öldürülmüştür.

    Bolu, şekâvet hadiselerine uzun zaman sahne olacak, bu vaziyet XVII. XIX. yy.larda bile eski şeklini muhafaza edecektir. Köroğlu’nun belki de özlemiş olduğu iyi bir şekilde yaşamak arzusu, ne yazık ki uzun zaman gerçekleşemeyecektir.
    KÖROĞLU ÖNCESİ VE SONRASI
    [​IMG]Bolu’da devlet idaresine karşı cephe alış, 1559’larda canlanmaya başladı. Levend ve bazı suhte hareketleri meydana gelmiş, bundan bir çok aile zarar görmüştü. İbrahim ve Madin (?) adındaki şakiler, köyleri basarak, yolcuları soyarak, suç işlemişlerdi. 1560’da, Köroğlu’ndan az önce Bolu’da Saltık Boyacıoğlu meselesi meydana geldi. Bolu Beyi tarafından tevkif edilen bu şaki de, İstanbul’dan gönderilen bir memura teslim edilerek, muhakeme için Bolu’dan çıkarılmıştır. Kendi menfaatlerini önde tutan ehl-i fesad sahibi sipahiler de zaman zaman sancakta huzursuzluk yarattılar. Ancak, Bolulular İstanbul’a yakın olduklarından, şayet Bolu Beyi taraf tutarsa, hemen şikayete gidiyorlardı. Köroğlu hadisesinden sonra bazen gruplar halinde İstanbul’a geldikleri ve gösteri yaptıkları da görülmüştür. Evliya Çelebi, 1645 yılına ait bir kaydında Boluluların bu özelliğini bahis konusu ederek, "... gayet adaletli davranmak gerek. Gayr-ı meşru bir kaç akçe alınsa, halkı hemen üç günde İstanbul’a gidip şikâyet eder"diye yazmaktadır.

    1566 senesinde bazı levendlerin Bolu softaları adına Filyos vadisindeki Devrek’te ve Bolu’nun batısında Konrapa’da harekete geçtikleri haber alınmıştı. Bunlar kendi taraftarları ile sancağın düzenini bozmaya kalkıştığında, Bolu Bey’ine hemen bu fesadı yok etmesi emredilmişti. 1570’de, Çankırı ve Ankara yolu üzerindeki Gerede’de Doğancıoğulları hadisesi zuhur etti. Mustafa Paşa’ya emir yollanarak bu ailenin Gerede ve çevresindeki zararlı faaliyetlerinin takip ve tespit edilmesi istenilmişti.

    Mustafa Paşa, bu arada Şemsi Paşa’nın sahip olduğu ve Hendek dolaylarında otlatılan koyun sürüsüne, hüviyeti meçhul kişilerin tecavüzünü araştırmakla da görevlendirilmiştir. Bazı dava sahipleri de Konrapa kadısını şikayet ettiler. Çünkü, kadı bazen Konrapa’da (şimdiki Düzce Pazarı) ve canı isterse buraya bir saat uzaklıktaki Üskübü/Kasaba’da oturuyordu. Her iki yerde davaların görülmesi, halkı tedirgin ettiğinden, Mustafa Paşa aracılığı ile merkeze şikayet edildi. İstanbul az sonra yolladığı hükümde, Kadının Düzce Pazarda oturmasının daha iyi olacağı, emredilmişti.

    1580 - 1585 tarihleri arasında Sayalık’tan zuhur eden ve Çakal Oğlu ile birleşen Köroğlu, geniş bir sahada kendi ününü duyurdu ve Bolu sancak beyine meydan okudu. Buna dair yazışmalar, Sümer tarafından Mühimme defterlerinden tespit edilmiştir.

    [​IMG]Celâli İsyanları Anadolu’yu kasıp kavurdukça, Bolu da bu cereyanın etkisi altında kalmıştır. Sakarya Şeyhi diye mehdilik davasına kalkan Ahmed’in de Bolu’nun batısında epeyce taraftarı olmuştur. Bulanık Softa ismindeki şaki de sancakta korku yaratmış ve sonunda idam edilerek, cezasını bulmuştur. Abaza Mehmed Paşa İzmit taraflarında, idareye baş kaldırınca Bolu da kötü günler yaşamıştır. Ankara’ya gönderilen külliyetli miktardaki para kervanı soyulmuş ve bir çok kimse öldürülmüştü. Bu esnada Köle Oğlu ismindeki Bolulu Celâli de ona katılmıştı. Bolu Beyinin adamlarından olan Şemsi Paşazade ailesinin kölelerinden Süleyman isminde biri, Köle Oğlu ve adamları Süleyman Ağa ile çatıştırmışlar ise de, sonunda ayağından vurularak, esir edilmişti. Abaza Paşa’nın gözde bölüklerinden birine kumanda eden köle Oğlu, Süleyman Ağa vasıtası ile İstanbul’a yollandı ve burada vezirin huzuruna çıkarıldı. Naima’nın yazdığına göre, Köle Oğlu vezire gayet mağrurane cevap vererek;

    -Şehirler urmadık, kârban basmadık, ancak zulm def’ine çalıştık. Amma çün takdir böyle imiş. Emir Allahındır... demiştir. Köle Oğlu’nun adamları İstanbul pazarlarında, sokaklarında idam edilirken, Köle Oğlu’da vezirin emri ile Parmak kapıda halkın gözleri önünde öldürülmüştür.

    Bolu, şekâvet hadiselerine uzun zaman sahne olacak, bu vaziyet XVII. XIX. yy.larda bile eski şeklini muhafaza edecektir. Köroğlu’nun belki de özlemiş olduğu iyi bir şekilde yaşamak arzusu, ne yazık ki uzun zaman gerçekleşemeyecektir.

    Kimliğiyle ilgili iki ayrı tartışma var. Birincisi, 16 ve 17’nci yüzyılda yaşadı. Yeniçeri ocağından yetişen bir şair. 1578-1590 arasındaki Osmanlı-İran savaşlarına katıldı. Bir tür ordu şairidir. Diğeri ise Balkanlar’dan Orta Asya’ya kadar geniş bir alana yayılmış destansı ve türkülü halk öyküsündeki karaman Köroğlu. İkinci Köroğlu, Bolu Gerede çevresinde yaşadı. Asıl adı Ruşen. Devlete karşı ayaklandı. Sivas-Tokat yolu üzerindeki Çamlıbel’e yerleşip eşkıyalık yaptı.

    Ama adil bir eşkıya idi. Bir başka söylentiye göre de, Bolu Beyi’nin seyisi Yusuf’un oğlu Ruşen Ali asıl Köroğlu’dur. Bolu Beyi, babası Yusuf’un gözlerine mil çektirdi. Ruşen Ali, babasını sağaltmak için Aras Irmağı’na götürdü. Ama ilaç olacak köpükleri kendisi içip yiğitlik ve şairlik gücü kazandı. Çamlıbel’e yerleşip babasının intikamını almak üzere Bolu Beyi’ne savaş açtı. Köroğlu hikayesi, Azerbaycan, İran, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan ve Balkanlar’da da bilinir. Yeniçeri aşığı Köroğlu’nin şiirleri dil ve anlatım bakımından öykü kahramanı Köroğlu adına söylenen şiirlerden çok farklıdır. Köroğlu ile ilgili ilk araştırmayı Pertev Naili Borotav yaptı. Cahit Öztelli’nin de Köroğlu-Dadaloğlu ve Kuloğlu adlı yayınlanmış bir araştırması var.

    KAYNAK : www.bolu.gov.tr ' ye teşekkür ederiz.



    BOLU DAĞI

    Ormanın var yüksek başın
    Yol ver gidek Bolu Dağı
    Çok çetindir karın, kışın
    Yol ver gidek Bolu Dağı

    Gidenler geri geliyor
    Araba yola doluyor
    Sular akar sel oluyor
    Yol ver gidek Bolu Dağı

    Soğuk suyundan içelim
    Yayla gününde göçelim
    Başka nereden geçelim?
    Yol ver gidek Bolu Dağı

    Tünellerin açılınca
    Düz yolların seçilince
    Çabuk çabuk geçilince
    Yol ver gidek Bolu Dağı

    Giderken engel gelmesin
    Çamlıbel'de buz olmasın
    Yolcular yolda kalmasın
    Yol ver gidek Bolu Dağı

    Çobanoğlu burdan geçti
    Kayseri'den kondu, göçtü
    İstanbul'a kapı açtı
    Yol ver gidek Bolu Dağı

    (21.12.2000)

    Şevki Çobanoğlu
     
  4. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Bolu Cami ve Mescitleri


    Ulu Cami (Merkez)

    Bolu Büyük Cami Mahallesi’nde, Şehit Nazım Sokağı’nda bulunan Ulu Cami’yi Yıldırım Beyazıt yaptırmıştı.Yapıldığı tarih belli olmayan ilk yapı yıkılmış ve yerine bugünkü cami l901 yılında Sultan II.Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır.

    Bugünkü Ulu Cami kesme taştan olup, içerisine doğu ve batı yönündeki kapılardan girilmektedir. Bu girişlere yedi basamaklı bir merdivenle çıkılmaktadır. Bunların altına da ab dest alma muslukları konulmuştur. Caminin asıl girişi kuzey yönündedir. Buradaki son cemaat yerinin ortasında bir kubbe iki yanında da beşik tonozlu bölümler yer almaktadır. Ancak burası dışa açık olmayıp altlı üstlü dört pencere ile adeta bina cephesi görünümündedir. Buradaki mermer kapı söveleri olan kemerli bir kapıdan içeriye girilmektedir. Oldukça aydınlık olan ibadet mekanının önünde büyük, arkasında da üç küçük kubbe bulunmaktadır. Merkezi kubbeyi dört payenin taşıdığı pandantif ve tromplar taşımaktadır. Mihrap iki ayrı renk taştan yapılmıştır. İki yanında yarım sütunların bulunduğu mihrabın üzeri yarım kubbe ile örtülmüştür. Minberi de mermerden olup güzel bir taş işçiği bulunmaktadır. Kapı ve dolap kapakları ceviz ağacından, üzerlerine geometrik desenler yapılmıştır. Caminin içerisi kıvrık dallar ve madalyonlardan oluşan kalem işleriyle bezenmiştir. Ancak bunlar yakın tarihlerde yapılmıştır.

    Ulu caminin iki minaresi olup, bunlar 1944 depreminde yıkılmış ve sonradan yenilenmiştir.


    Kadı Camisi (Merkez)

    Bolu Büyük Cami Mahallesi’nde, Atatürk Caddesi’ndedir. Kitabesi olmadığından ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Ancak Bolu Livası Salnamesin’de banisinin Demirtaş Paşazade Mehmet Bey olduğu yazılıdır. Yapı üslubundan da XVI.yüzyıl eseri olduğu anlaşılmaktadır. Caminin yanında Osmanlı döneminde, kadılık binası bulunduğundan bu cami Kadı Camisi ismi ile tanınmıştır.

    Cami dikdörtgen planlı olup, doğu ve güney cephelerinde arazinin alçak oluşundan ötürü iki katlıdır. Doğu, batı ve güney cephelerinde arazinin yüksekliğinden ötürü bir bodrum kat meydana gelmiştir. Bu nedenle de ibadet mekanı beden duvarlarından dışa taşmıştır. Son cemaat yerinin caminin ilk yapılışında dört kalın sütunun taşıdığı kubbeli ve revaklı olduğu kalıntılardan anlaşılmaktadır. Bugün caminin son cemaat yeri bulunmamaktadır.

    Temelinden itibaren kesme taştan yapılan caminin girişi, saçak hattına kadar yükselen sivri kemerli, l.50 m. derinliğinde bir niş içmesindeki basık kemerli bir kapıdandır. Kapı söveleri ile kemeri mermer olan girişin üzerinde Kur’andan alınma bir ayet yazılıdır. Ayrıca bunun üzerinde de yuvarlak bir pencere bulunmaktadır.Beş kenarlı küçük mihrapçıklar giriş kapısının iki yanına yapılmıştır. Girişin ahşap kapıları kündekari tekniğindedir. Üç bölümden meydana gelen kapıda tüm yüzeyler geometrik şekiller ve yıldız motiflerinden oluşturulmuştur. Bunların üzerine de küçük çerçeveler içerisine alınmış kitabeler yerleştirilmiştir.

    İbadet mekanı kare planlıdır. İlk yapılışında kubbeli olduğu pandantif izlerinden anlaşılmaktadır. Ayrıca caminin ağır taş duvarları da bunu kuvvetlendirmektedir. Bugünkü üst örtü ahşap çatılıdır ve bu çatının sonradan yapıldığı sanılmaktadır. Mihrap beş cepheli olarak dışarı çıkıntı yapmaktadır. Mihrap duvarının iki yanında altlı üstlü birer pencere açılmıştır. Bu pencerelerin alt sıradakileri dikdörtgen, üst sıradakileri yuvarlak kemerlidir. Caminin iki yan duvarında altlı üstlü ikişer penceresi bulunmaktadır. Mihrap kesme taştan mukarnaslıdır. Minberin kaidesi ile taç kısmı mermer, diğer bölümleri, korkulukları ahşaptandır.
    Girişin sağındaki minare kaidesi kare, gövdesi yuvarlaktır. Şerefe altı mukarnas bezemelidir.


    İmaret Camisi (Merkez)

    Bolu İmaret Mahallesi’nin Süreyya Sokağı’nda bulunan İmaret Camisi’ni Candaroğulları soyundan Mira Paşanın oğlu Şemsi Ahmet Paşa yaptırmıştır. XVI-XVII. yüzyıl yapısı olan bu cami deprem sonucu yıkılmış ve Sultan II.Abdülhamit tarafından yeniden yaptırılmıştır.

    İmaret Camisi dikdörtgen planlı olup bir sıra kesme taş ve dört sıra tuğla dizileriyle duvarları bölmelere ayrılmıştır. Bu bakımdan duvarların ilginç bir görünümü vardır. Üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür.

    Kuzey cephesinde dışarı çıkıntı yapan iki sütunlu ve üç revaklı bir son cemaat yeri olduğu kalıntılarından anlaşılmaktadır. Cami depremle yıkıldıktan sonra yeniden yapılırken eski şeklinden uzaklaşmıştır. İbadet mekanı girişte ve doğu ile batı cephelerinde de altlı üstlü ikişer pencere ile aydınlatılmıştır. İbadet mekanın üzeri ahşap bir tavanla örtülmüştür. Bu tavanda göl şeklindeki bir orta göbekten çıkan ışınlar tüm tavanı kaplamaktadır. Ayrıca ay ve çiçek bezemeleri de onu tamamlamaktadır. Alçı mukarnaslı mihrap nişi dışarıya çıkıntı yapmamaktadır. Minberi ağaçtan olup geometrik motiflerle bezenmiştir.

    Caminin içerisinde süsleme elemanlarına rastlanmamaktadır. Kuzey batı duvarına bitişik olan minare kare kaidelidir ve Türk üçgenleri ile tuğladan yuvarlak gövdeye geçilmektedir.

    Caminin ilk yapılışında yanında medrese ile imareti bulunuyordu. Günümüze bunların kalıntıları gelebilmiştir.


    Tabaklar Camisi (Merkez)

    [​IMG]Bolu girişinde, Tabaklar Mahallesi’nin Atatürk Caddesi üzerinde bulunan Tabaklar Camisi Tahsin Ağa’nın maddi, Musahip Lütfü Beyin yardımıyla 1897yılında yaptırılmıştır.
    Cami yeni açılan cadde üzerinde kaldığından ön kısmı yıkılmıştır. Bu nedenle de ilk yapılışındaki cephesi bilinmemektedir.

    Dikdörtgen planlı caminin kuzey yönünde iki sütunlu, ayna tonozlu yuvarlak kemerli cümle kapısı bulunmaktadır. Bu kapı üzerinde kitabesi bulunmaktadır:

    İmam ül müslimin Abdül Hamit Han-ı Keremin
    Buyurdu yeryüzün ihsanlarıyla sertezer tezyin
    Dolaşmaz nazara tayin-i bala bimari cudinde
    Ulaşmaz dergah-ı ihsanına endaze tahmin
    Nazar-ı mağfuriyyeti oldu bin lutfuyla bu cami
    Delil oldu musâhib-i nadir
    İhyaya sebeb oldu musâhib-i Nadir
    Rûh-u tahsinini şâd eyleye Allah anın
    Garik-i nimeti Tahsin Ağa’nın nakd-i vakfından
    Yapıldı sâye-i şahânede bu muhabbet-i zenğin
    O sah-i Akdese kıldım dua arz eyledim târih
    Delil oldu lûtfu beri yapıldı cami-i Tahsin 1305
    Ketebe Mehmet Nuri İslamboli

    İbadet mekanının giriş cephesinde altlı üstlü, yan ve mihrap cephesinde yuvarlak kemerli ikişer pencere bulunmaktadır. Ahşap bir tavanla örtülüdür. Mihrap kavisli bir niş şeklindedir. İki yanında kare kaideli iki sütun yerleştirilmiştir.

    Minare kaidesi caminin içerisindedir. Bu nedenle minarenin tuğla gövdesi çatının üzerinden başlamaktadır. Bu minare yıkılmış ve sonradan yenilenmiştir. Caminin yanında cami ile birlikte yapıldığı söylenen bir de çeşmesi bulunmaktadır.


    Saraçhane Camisi (Merkez)

    Bolu Büyük Cami Mahallesi’nde Atatürk Caddesi’ndedir. Caminin üzerindeki kitabesine göre Silahtar Ağası Mustafa Ağa tarafından 1749 yılında yaptırılmıştır. Arazi konumundan ötürü altına küçük bir bodrum yapılan cami moloz taş ve tuğladan yapılmıştır. Duvarların her dört sırası arasına dörder tuğla konularak ceplere hareketlendirilmiştir. Sade bir planı olan caminin giriş kapısı üzerinde kitabesi bulunmaktadır:

    Bihamdü lillah ana fetheyledi ebvab-ı hayratı
    Kılıp mazhar bu hayr-ı mahza beis Hazret-i Mevlâ
    İdüp bu camii ihyâ hususuyle bu esnada
    Silahtar Ağası hayra mal Mustafa Ağa
    Kıla beş vakit namaz anda duaya azmede cümle
    Deyup fakirhne ya rabbana kıl ecrini evfa
    İman ve han müzzinler ederler hizmeta ikdam
    Olup her kainvechi mihrap selah ile züht-ü takva
    Sezadır şanına fevzi dua çok eyle her tarih
    Ola sayi anın makbul cennet-i Ulemaya
    1163 (1749)

    Bodrum üzerinde olduğundan camiye, dört basamaklı bir merdivenden sonra iki sütunun taşıdığı kemerlerin oluşturduğu üç bölümlü bir son cemaat yerinden girilmektedir. İbadet mekanı iki sıralı pencerelerle aydınlatılmıştır.Üzeri ahşap bir tavanla örtülü olup, önemli bir süsleme elemanına rastlanmamaktadır.

    Mihrap taştan, minberi de ahşaptan yapılmıştır. Mimari yönden orijinalliğini kaybetmiş olan caminin kare kaideli,yuvarlak gövdeli tek şerefeli minaresi bulunmaktadır. Caminin üzeri ahşap bir çatı ile örtülüdür. Ayrıca cami girişinin solunda bir de çeşmesi bulunmaktadır.


    Ilıca Camisi (Merkez)

    [​IMG]Ilıca Camisi il merkezinin 5 km güneyinde, Ilıca Mevkiindedir. Kitabesinden öğrenildiğine göre İsfendiyar oğlu Kızıl Ahmet Bey’in oğlu Musa Paşa tarafından 1510-1511 yıllarında yaptırılmıştır. Cami 1949 depreminden büyük hasar görmüş, l960 yılında yeniden yapılmış ve eski kitabesi de buraya konulmuştur:

    Bana haz-el cami'ül şerîf vel-mâbed el-latif Musa Paşa İbn-i Kızıl Ahmed
    İbn-i İbrahim bey İbn-i İsfandiyar bey sahbu'l vekâr Lirahi Velideti tekaba’llahu
    Ruhül-Lahi eslafafehu (916) tulallah ömrü ahlafehu.

    Bugünkü durumuyla kare planlı, ahşap çatılı küçük bir camidir. Moloz taştan yapılmış olup yalnızca dışarıya doğru çıkıntılı, yay kemerli cümle kapısı kesme taştandır. İbadet mekanı oldukça basittir. Mihrap alçıdan mukarnaslı olup geometrik şekillerle bezenmiştir. İlk yapılışında önünde üç bölümlü bir son cemaat yerinin olduğu kalıntılarından anlaşılmaktadır. Yeniden yapılırken bu bölüm ortadan kaldırılmıştır.

    Yeni yapılan minaresi alçı ile yivlendirilmiş olup yapının mimarisi ile uyum sağlamamaktadır.


    Ağdacı Camisi (Merkez)

    Bolu İhsaniye Mahallesi, İsmet Paşa Sokağı’nda bulunan Ağdacı Camisini ismi belli olmayan, ancak Ağdacı olarak tanınan bir kişi tarafından l894’de yapılmıştır.
    Mimari yönden özellik göstermeyen bu yapı yaklaşık l.50 cm yüksekliğinde bir platform üzerindedir. Bugünkü yapı tamamen yenilenmiştir. İki sütunlu bir son cemaat yerine merdivenlerle ulaşılır. Buradaki sütunların arası camekanla kapatılmıştır. Kesme taş ve tuğladan yapılan cami kare planlı olup üzeri çatılıdır. Batı ve güney yönlerindeki pencerelerle içerisi aydınlatılmaktadır. Mihrap ve minberinin hiçbir özelliği bulunmamaktadır.


    Karaçayır Camisi (Merkez)

    Bolu Karaçayır Mahallesi’nde, Gülez Sokağı’ndadır. Vakıf kayıtlarına göre bu camiyi Musa Paşa’nın oğlu Mehmet Bey l571 yılında yaptırmıştır. Ancak depremler sonucunda yıkılmış ve yenilenmiştir. Bu nedenle de mimari özelliğini büyük ölçüde yitirmiştir. Cami l944 yılında yeniden yapılmıştır. Beden duvarları tuğladan olup üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Mihrabının hiçbir özelliği bulunmamaktadır.


    Karaköy Cuma Camisi (Merkez)

    Bolu’ya 7 km. uzaklıkta bulunan Karaköy Cuma Camisi, Musa Paşa oğlu Mehmet Bey’in annesi tarafından 1562-1563 yılında yaptırılmıştır.

    Cami moloz taştan dikdörtgen planlı olup üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Giriş kapısı pembe mermerden yapılmıştır. Üzerinde çini yazılı bir kitabesi bulunmaktadır. Aynı çinilere caminin içerisinde çeşitli yerlerde de rastlanmaktadır. Ayrıca ahşap kapıları ile dikkati çeken bir yapıdır. Mihrap ve minberi de sanat tarihi yönünden oldukça değerlidir.


    Yıldırım Camisi (Merkez)

    [​IMG]Bolu Şehit Nazım, Pamukçular ve Büyük Cami sokakları arasında, şehir merkezinde bulunan Yıldırım Camisini, Yıldırım Beyazıt l382 yılında yaptırmıştır. İlk yapılışında o döneme (1389-1402) özgü biçimde ulu cami tipinde olan bu yapı XIX.yüzyılda yanmış, l899 yılında tek kubbeli olarak yapılmıştır. Ancak bu yapı da l944 depreminde yıkılmış ve yerine bugünkü cami, Klasik Osmanlı Mimarisi üslubunda yapılmıştır.

    Şehir merkezide oldukça geniş bir alanda bulunan cami dikdörtgen planlıdır. Arazi konumundan ötürü alt katına çeşitli dükkanlar yapılmıştır. Eski son cemaat yerinin olduğu yere yanlardan iki yuvarlak kemerli kapı açılmış ve bunların iki köşesine de kare kaideli iki mermer sütun yerleştirilmiştir. Buradaki altlı üstlü birer pencereden sonra da dışarı taşkın minare kaideleri yerleştirilmiştir. Bundan sonra ikinci bir son cemaat yeri meydana getirilmiştir. Buradaki son cemaat yerinin saçak silmesi caminin ibadet mekanının saçak silmesinden l.m aşağıda kalmıştır. İbadet mekanını örten kubbe son cemaatın önündeki iki paye ve dört köşedeki trompların üzerini merkezi kubbe oturtulmuştur. Kubbenin dışında kalan bölümler tromplarla örtülmüştür. Kubbe kasnağının her kenarına birer pencere açılmıştır. Kasnak basit ve pahlı bir silme ile sonuçlanmaktadır. İbadet mekanı giriş kapısının iki yanında ikişer, kapı üzerinde bir ve diğer kenarlarda iki sıra halinde sekiz, mihrap yanında da ikişer pencere ile aydınlatılmıştır. Mihrap yarım yuvarlaktır ve dışarıya taşkınlık yapmamaktadır. Caminin mihrap ve minberinin özelliği bulunmamaktadır. Kare kaide üzerindeki iki taş minare bulunmaktadır. Minare gövdesinin üzerine yivler yapılmıştır.


    Yıldırım Bayezıt Camisi (Mudurnu)

    Mudurnu’nun Bolu Caddesi üzerinde, ilçe merkezinde bulunan Yıldırım Beyazıt Camisini, Yıldırım Beyazıt’ın şehzadeliği sırasında medrese ve hamam ile birlikte 1382 yılında yaptırmıştır. Medrese günümüze ulaşamamıştır. Caminin kitabesi günümüze gelememiştir, bugün l900 yılında onarıldığını gösteren bir tamir kitabesi bulunmaktadır. Ancak eski minarenin kitabesi günümüze gelebilmiştir:

    Paşa Bey-zâde, İbrahim Ağaya
    Bilâ avnullah bu hayr oldu müyesser
    Şûyû oldu besmeleyle binâya
    Hitamında okundu Allahûekber
    İnşâ iden el-fakîr
    Selim Mehmet
    Eş-şehîr bî-Paşa Beyzade
    Fatihât' ül-eser
    Fî gurre-i şehr-i
    Ramazanü'l-muazzam
    1l57 (l774)

    Bunun yanı sıra caminin yanındaki hamamın Yıldırım Beyazıt tarafından yapıldığını belirten 1382 tarihli bir kitabe bulunmaktadır.

    Cami plan olarak Osmanlı Mimarisinde üç kubbeli son cemaat yeri ve tek kubbeli camiler gurubuna girmektedir. Caminin önündeki son cemaat yeri üç bölüm halinde olup orta kısmı kapalı yanları da açık olarak yapılmıştır. Ortadaki bölüm diğerlerinden daha yüksek ve gösterişlidir. İki yanındakiler üçgenlerle küçük kubbeye geçiş sağlanmıştır. Caminin giriş kapısı mermer söveli dikdörtgen şeklindedir.

    Cami kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Yanlardaki kemerlerle ana mekan genişletilmiştir. Duvarlara dayanan sekiz yarım payenin sağ ve sol uçları kemerler üzerine oturtulmuştur. Böylece dört kubbeye yerleştirilen sivri kemerli, yarım kubbeli, köşe hücreleri ile cami sekizgene çevrilmiştir. Ana kubbe de bunların üzerine oturtulmuştur. Kubbe kuzey bölümünde 21 X 19 m. ölçüsündedir. Kubbeyi taşımak için de ana mekanın duvarları kalın yapılmıştır. Aşağıdan başlamasına rağmen içerideki sivri kemerlerden ötürü kubbe yüksek gibi görünmektedir. Caminin mihrap duvarında dört, güney ve batı duvarlarında ikişer, bunların üzerinde de her duvarda birer pencere ile içerisi aydınlatılmıştır. Kubbe kasnağında da üç pencere bulunmaktadır.

    Caminin mihrabı beş sıra mukarnaslıdır. Bunun üzerinde ayetler yer almaktadır. Mihrabın orijinal kalem işleri silinmiş ve l960 yılında yenilenmişlerdir. Caminin minaresi kare taş kaide üzerine kısa ve silindirik gövdelidir.


    Sultan Süleyman Camisi (Kanuni Cami) (Mudurnu)

    [​IMG]Mudurnu Yıldırım Beyazıt Camisinin batısında bulunan bu cami Sultan Süleyman Camisi olarak bilinmektedir. Camiye neden Sultan Süleyman Camisi denildiği bilinmemektedir.Ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Kitabesi günümüze gelememiştir.

    Cami dikdörtgen planlı olup üzeri çatı ile örtülüdür. Moloz taş duvarlı caminin mimari yönden bir özelliği bulunmamaktadır. Duvarlarda iki testere dişi arasına bir sıra düz konulmuş tuğlalardan meydana gelen bir şerit yeknesak görüntüyü ortadan kaldırmaktadır. İç mekan kuzey cephesinde altlı üstlü sivri kemerli beş pencere , mihrap duvarında aşağıda iki yukarıda biri yuvarlak üç, pencerelerle aydınlatılmıştır. Güney ve kuzey duvarları birbirinin simetriğidir. İç mekanın üzeri tavanla örtülü olup mihrabı tavana kadar yükselmektedir. Mihrap ve minberin yanı sıra caminin de sanat tarihi yönünden bir özelliği bulunmamaktadır.
    Caminin minaresi beş köşeli bir kaide üzerinde silindirik olarak yapılmıştır.


    Yukarı Tekke Camisi (Gerede)

    Gerede Kabirler Mahallesi Vezir Sokağı’nda bulunan Yukarı Tekke Camisini, kitabesinden öğrenildiğine göre Abdullah Efendi 1850-1851’de yaptırmıştır.

    Cami dikdörtgen planlı kerpiçten yapılmış olup üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Yakın tarihlerde yapılan onarımlarla caminin orijinalliği bozulmuştur. Mimari yönden bir özelliği bulunmamaktadır. Caminin güney batı yönünde Abdullah Efendinin türbesi bulunmaktadır.


    Yıldırım Camisi (Yeniçağa)

    Bolu ile Gerede arasındaki Yeniçağa ilçesinin Eski Çağa köyündedir. Vakıf kayıtlarına göre XIV.yüzyılda yapılmıştır. Banisinin kim olduğu bilinmemektedir.

    Dikdörtgen planlı, üzeri kırma çatı ile örtülüdür. Yakın tarihlerde onarılarak özelliğinden uzaklaşan caminin kalın beden duvarları ilk yapısından kalmadır.

    Caminin kuzey kısmında, 8.35 X 15.25 m. ölçüsündeki yüksek bir sahanlıktan son cemaat yerine girilmektedir. İki yanda son cemaat yerine açılan iki penceresi ile bu pencerelerin ortasındaki bir kapıdan ibadet mekanına girilmektedir. İbadet mekanı iki yandaki ikişer pencere ile aydınlatılmıştır. Dışarı taşkın olmayan mihrabı bir niş şeklindedir. Cami içerisinde sanat tarihi yönünden üzerinde durulacak bir süsleme elemanları bulunmamaktadır.


    Gazi Süleyman Paşa Camisi (Göynük)

    [​IMG]Göynük’ün doğusunda ilçe merkezinde bulunan Gazi Süleyman Paşa Camisi’nin bulunduğu yerde, Süleyman Paşa’nın evinin olduğu söylenmektedir. Ayrıca Süleyman Paşa adına yapılmış camilerden biri olup, bunların ilki olduğu söylenmektedir. Vakıf kayıtlarına göre Süleyman Paşa adına yapılan ilk cami 1331-1335 yıllarında ahşap olarak yapılmıştır. 1875 yılında sel baskını sırasında yıkılmıştır. Sultan II.Abdülhamit’in isteği ile bugünkü cami l878’de yapılmıştır.

    Gazi Süleyman Paşa Camisi Osmanlı Geç Devir Mimarisi özelliklerini yansıtmaktadır. İbadet mekanı 17.70 X 16,10 m ölçüsündedir.Yüksek bir platform üzerindeki cami kesme taştandır.Üzeri ahşap bir tavanla örtülüdür. Kuzey kısmında iki katlı bir son cemaat yeri bulunmaktadır. İbadet mekanı oldukça sadedir. Mihrap yarım yuvarlak şekilde olup dışarıya çıkıntı yapmaktadır. Bezeme olarak iç kısımda hiçbir özellik bulunmamaktadır.
     
  5. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Bolu Türbeleri


    Aktaş Türbesi (Merkez)

    Bolu Karaçayır Mahallesi, Aktaş Sokağı’nda bulunan Aktaş Türbesi’nde, Halveti Tarikatına mensup, Diyarbakırlı Hacı Efendi, Şeyh Nasrullah Efendi ve Kalaycı Şeyh Ahmet Efendi ile isimleri belli olmayan iki kişi daha gömülü bulunmaktadır. Türbenin ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir.

    Türbe moloz taştan yapılmış olup, bir taraftan yanındaki camiye diğer taraftan da önündeki ek yapıya bitişiktir. Bugün bu türbeye ek yapıdan girilmektedir. Üzeri beşik tonozla örtülü olan, kare planlı türbenin duvarları dışarıdan kademeli olarak yapılmıştır. Türbenin içerisi üç yöndeki pencereler ile aydınlatılmıştır. İçeride bezeme olarak belirgin bir unsur bulunmamaktadır.


    Gölyüzü Türbesi (Merkez)

    Bolu Gölyüzü Mahallesi’nde Aktaş Sokağı’ndadır. Ne zaman ve kimin için yaptırıldığı bilinmemektedir.

    Türbe 6x6 m. ölçüsünde kare planlı olup, üzeri ahşap çatı ile örtülmüştür. Kenarlardaki basık ve yuvarlak kemerli pencerelerle aydınlatılmıştır. Mimari yönden özelliği bulunmayan türbede altı sanduka bulunmaktadır. Bunlar Halveti Tarikatının kurucularından şeyh Haramani, Şeyh Tahir ve Şeyh Kamil’e aittir. Diğer üç mezarın yine Halveti Tarikatına mensup kişiler olduğu sanılmaktadır. Ancak bunların isimleri bilinmemektedir.


    Yozgat Türbesi (Kasım Dede Türbesi) (Merkez)

    Bolu’ya 7-8 km. uzaklıktaki Yozgat Köyü yakınında mezarlık içerisindeki bu türbenin de ne zaman yapıldığı bilinmemektedir.

    Küçük bir tepecik üzerinde bulunan türbe altıgen planlıdır. Kaide kısmı blok kesme taşlardan yapılmış, üzeri kubbe işle örtülmüştür. Girişin solunda ve onun karşısındaki iki pencere ile aydınlatılmıştır. Türbenin doğu cephesindeki giriş kapısı ana duvarlardan girintili ve niş halindedir. Yay kemerli kapısının üzerinde kitabesi bulunmaktadır. Türbe içerisinde yatan Kasım dede’nin kim olduğu bilinmemektedir.

    Halk tarafından yapılan onarımlarla özelliğinden uzaklaşmıştır.


    Ümmi Sinan Türbesi

    Bolu Dağlarının Köroğlu Tepesi’nde Tekke Köyü’nün yanında bulunan bu türbenin Fatih Sultan Mehmet’in hocalarından Ümmi Sinan için XV.yüzyılda yaptırılmıştır.

    Altı köşeli olan türbe kesme taştan olup, üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Girişin sol tarafındaki bir pencere ile aydınlatılmıştır. Son yıllarda yapılan onarımlarla özelliğinden büyük ölçüde uzaklaşmıştır.


    Abdullah Efendi Türbesi (Gerede)

    Gerede Kabirler Mahallesi, Vezir Sokak’ta bulunan Abdullah Efendi Türbesi, Yukarı tekke Camisi’nin güneybatı köşesindedir. Kare planlı olan türbenin üzeri çatı ile örtülüdür. Türbenin önüne bir de ziyaret kısmı eklenmiştir. Giriş kapısı üzerinde de bir kitabe bulunmaktadır. Bu kitabeden cami ile birlikte 1850 yılında yapıldığı öğrenilmektedir.

    Kitabe:
    Menbe-i feyzi ilâhi
    Rehberi Rahi hüda
    Ravza-i Abdullah Efendi
    Mürşidi ehli sefa
    (1267) tarihi tamam
    Aşk ile ya hay deyüp
    Etti hakka can feda.


    Aşağı Tekke Türbesi (Gerede)

    Gerede Seviler Mahallesi, Cami Sokağı’nda bulunan Aşağı Tekke Türbesi, kitabesinden öğrenildiğine göre Şeyh Halil Efendi ve oğlu Mustafa Efendi tarafından 1844’te yaptırılmıştır.

    Moloz taştan sekizgen plan üzerine kurulduğu görülen türbe, gerçekte köşe dolgularının yuvarlatılmasından ötürü bu şekilde görülmektedir. Türbe kare planlı olup, üzeri çatı ile örtülüdür. Önüne bir de ayna tonozlu bir giriş kısmı eklenmiştir. Bu bölüm girişin iki yanındaki ve yan duvarlardaki birer pencere ile aydınlatılmış olmasına karşılık, asıl türbe yapısının her duvarında birer pencere vardır. Yuvarlak kemerli giriş kapısının üzerinde kitabesi bulunmaktadır.

    Kitabe:
    Delil-i Ruh-i huda kütb-i arifin idi himen fuyuzi tuttu enamı Halil Efendinin
    Teceddüt etti yüzünden tarik-i saban-i gönüller oldu begâmi Halil efendinin
    Bu irtikale tarihi tamdır irfan Cinane döndü mekânı Halil efendinin (1259).

    Türbe içerisinde Şeyh Halil Efendi ile 1851 yılında ölen oğlu Mesut gömülüdür.


    Akşemseddin Türbesi (Göynük)

    [​IMG]Göynük’teki Gazi Süleyman Paşa Camisi avlusunda bulunan bu türbe Fatih Sultan Mehmet döneminin önemli alimlerinden Akşemseddin’e aittir. Akşemseddin, Hacı Bayram’ın ölümünden sonra, Bayramî Tarikatından Ömer Sekkin’e olan kırgınlığından ötürü Beypazarı’na sonra da Göynük’e gelerek yerleşmiştir.

    Akşemseddin 1459’da Göynük’te ölmüş ve 1459’da türbesi yapılmıştır. Türbe altıgen planlı, kesme taştan yapılmış olup, üzeri kubbe ile örtülüdür. Beden duvarlarının her birisinde sivri kemerli nişler içerisinde dikdörtgen altı pencere bulunmaktadır. Alt sıra pencerelerin üzerinde de ikinci sıra pencereler vardır. Giriş kapısı üzerinde kitabesi bulunmamaktadır. Türbe içerisinde dönemin ahşap işçiliğini yansıtan ceviz ağacından sandukası bulunmaktadır.


    Ömer Sekkin (Sıkkıni Dede) Türbesi (Göynük)

    [​IMG]Hacı Bayram’ın müritlerinden Ömer Sekkin’in türbesi de Akşemseddin Türbesinin 100 m. doğusunda bulunmaktadır. Ömer Sekkin’in ne zaman öldüğü kesinlik kazanmamakla beraber, Akşemseddin’den sonra öldüğü sanılmaktadır. Bu bakımdan Ömer Sekkin’in ölüm tarihi ve türbenin yapılışı ile ilgili kesin bir tarih verilememektedir. Bu arada türbenin yapılışı ile ilgili bir söylenti bulunmaktadır. Bu söylentiye göre; İstanbul-Bağdat kervan yolu buradan geçiyormuş. Kervan reislerinden birinin gördüğü rüya üzerine de bu türbe yapılmıştır.

    Türbe yüksek bir platform üzerinde, meyilli bir arazide sekizgen planlı olarak yapılmıştır. Kesme taştan Osmanlı türbe mimarisinin bir örneği olup, arazi meyilinden ötürü de önüne iki sütunlu bir revak yerleştirilmiştir. Sekizgen planlı türbenin duvarlarına birer kenarı atlayarak birer pencere yerleştirilmiştir.

    Türbenin yay kemerli, sivri alınlıklı kapısı üzerinde kitabe yeri bulunuyorsa da buraya kitabe konulmamıştır. Türbe içerisinde yalnızca Ömer Sekkin’in sandukası bulunmaktadır.


    Eskiçağa’daki Türbe (Yeniçağa)

    Eskiçağa’da bulunan bu türbenin kime ait olduğu ve ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Osmanlı türbe mimarisinde görülen tek kubbeli küçük türbe örneklerindendir. Kare planlı basit bir yapıdır. Ancak, iç mekanı örten kubbe yüksek bir kasnak üzerine oturtulmuştur.
     
  6. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Bolu Hamamları


    Tabaklar Hamamı (Merkez)

    [​IMG]
    Bolu Tabaklar Mahallesi, Tabaklar Camisi’nin karşısında bulunan bu hamamı XVI.yüzyılda Sokollu Mehmet Paşa yaptırmıştır. Mimarı belli değildir. Çifte hamam olarak yapılmış olmasına rağmen, çifte hamamların özelliği burada görülmemektedir. Bugün hamamın soyunmalık kısmı yol genişletilmesi sırasında yıktırılmıştır. Günümüze sadece soğukluk ve sıcaklık bölümleri gelebilmiştir. İlk yapılışında burada olduğu sanılan ahşap soyunmalık sonraki yıllarda yenilenmiş, ardından da ortadan kaldırılmıştır. Önceden kuzeyde olan giriş, doğuya alınmış ve bunun için de yeni bir giriş kapısı yapılmıştır.

    Hamamın kadınlar kısmı erkekler kısmına göre daha küçüktür. Moloz taştan yapılmış olan hamamın beden duvarları silmeli bir saçaklıkla son bulmaktadır. Soğukluk kısmı ile helaların üzeri tonozla, sıcaklık ise kubbe ile örtülüdür. Sıcaklığın köşelerine birer hücre yerleştirilmiştir. Hamamın içerisinde dikkati çeken herhangi bir bezeme bulunmamaktadır.


    Orta Hamam (Merkez)

    Bolu Büyük Cami Mahallesi’nde Atatürk Sokağı’ndadır. Kitabesine ve Vakıf kayıtlarına göre, 1388’de Yıldırım Beyazıt adına yaptırılmış çifte hamamdır. Hamam 1908 yılında onarılmıştır. Giriş kapısı üzerinde kitabesi bulunmaktadır:

    Kad emera bi imareti hamam-ırrefi vel-binalimani el emir-ül bi kebir essultan ibn issutan el-mueyyed min errahman
    Çelebi Bayezid Übnü Murad İbni Urhan Zade-hu’llahu gil-ıkbâl tebüniye fil-am il hadittisin ve sebamie bareke’llahü lisâhibin Rahman tarafından Nusret ve Zaferle müeyyed Sultan oğlu Sultan, Büyük Emir Orhan’ın oğlu, Murad’ın oğlu Çelebi Bayezid-Allah onu sağlam binanın inşasını emretti ve 791 yılında bina kılındı, Allah sahibi için kutlu etsin.

    Bu kitabeye göre de hamamın Yıldırım Beyazıt’ın emri ile yapıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca kapı kemerinin kilit taşı üzerinde de mimarının Ömer İbn-i İbrahim olduğu yazılıdır.

    Hamamın erkekler kısmının soyunmalığı yol seviyesinden üç basamak aşağıda olup, yuvarlak bir kemerli kapıdan içeriye girilmektedir. Soyunmalık kare planlı, üzeri pandandifli bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbenin ortasına da aydınlık feneri açılmıştır. Soyunmalığın ortasındaki havuzun kenarları yıldız şekilleri ve mukarnaslarla süslenmiştir. Buradan büyük bir niş halindeki kapıdan soğukluğa geçilmektedir. Bu bölümün kuzey ve batı duvarlarına birer küçük niş açılmış olup, bu nişler aynı zamanda soğukluk ile bağlantıyı sağlamaktadır. Bursa kemerli büyük bir nişi bulunan soğukluğun güneyinde kubbeli bir hücre, doğusunda da beşik tonozlu helalar bulunmaktadır. Soğukluğun kuzeyindeki bir kapı ile de kare planlı bir başka hücreye geçilmektedir. Sıcaklık soğukluğun sonunda yer alıp, batı ve kuzey kenarları iki büyük bursa kemerli niş ile genişletilmiştir. Doğu kenarında özel halvet hücreleri, güneybatı köşesinde de bir diğer halvet hücresi bulunmaktadır. Bütün bu bölümler küçük kubbelerle örtülmüştür.

    Hamamın kadınlar kısmı, erkekler kısmından biraz daha farklı ve küçüktür. Soğukluğu kare planlıdır. Üzeri de dört büyük trompun taşıdığı büyük bir kubbe ile örtülmüştür. Burası da erkekler kısmında olduğu gibi ikinci bir hücre ile soğukluğa açılmaktadır.


    Sultan Hamam (Merkez)

    Bolu Büyük Cami Mahallesi’nde, Saraçhane Sokağı’nda yer alan Sultan Hamam’ın Vakıf kayıtları ve mimari üslubuna göre XVI.yüzyıl eseri olduğu anlaşılmaktadır. Hamam Sokollu Mehmet Paşa Vakfındandır. Bu hamam ile ilgili bir söylentiye göre; Şemsi Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Ancak bu iddia kesinlik kazanamamıştır.

    Hamam XIX.yüzyılda yapılan onarımlarla ön kısmı bütünüyle değişmiştir. Hamam erkekler ve kadınlar kısmı ayrı ayrı olmak üzere çifte hamam düzenindedir. Her iki bölüm de birbirinin eşidir. Soyunmalık bölümünün üzeri fenerli olup, bunun altında da bir şadırvan bulunmaktadır. Erkekler kısmında soyunmalığın içerisine dar bir çıkıntı olarak ayna tonozlu bir bölüm eklenmiştir. Bu bölüm soğukluğu oluşturmaktadır. Böylece dar bir soğukluktan doğrudan doğruya sıcaklığa geçilmektedir. Kadınlar ve erkekler kısmındaki soğukluğun orta yerinde bulunan 4.06x8.70 m. ölçüsünde dikdörtgen bir bölümden de sıcaklığa geçilmektedir. Bu bölüm enine dikdörtgen olup, ortasında kare ve bunun iki yanında da iki büyük kemerle orta kısımdan ayrılmaktadır. Sıcaklığın kuzey kenarında hamamın ana duvarlarından dışarıya çıkıntı halinde tonoz örtülü helalar eklenmiştir.


    Aşağı Hamam (Gerede)

    Gerede Kitiller Mahallesi’nde, Bolu Caddesi’nde bulunan Aşağı Hamam’ın Yıldırım Beyazıt döneminde, XIV.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

    Hamam moloz taştan yapılmış olup, soyunmalık 6x4 m. ölçüsünde ahşaptandır. Soğukluk tonoz örtülü, kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Buradan dar bir koridorla 4x7 m. ölçüsünde sıcaklığa geçilmektedir. Kubbe ile örtülü sıcaklıkta kubbenin iki yanında tonozlu eyvanlar bulunmaktadır.


    Yıldırım Hamamı (Gerede)

    Yıldırım Hamamı, Gerede’de Yıldırım Beyazıt adına 1388’de, cami ile aynı tarihte yapılmıştır.

    Hamam, tuğla hatıllı moloz taştan yapılmış, dikdörtgen planlıdır. Soyunmalık kısmı yıkılmış, ancak yakın tarihlerde de bütünü ile restore edilmiştir. Bu arada da hamama yeni bir soyunmalık eklenmiştir. Hamamın ön kısmındaki kalıntılardan anlaşıldığına göre asıl soyunmalığın kare planlı olduğu sanılmaktadır. Soğukluğun üzeri pandantifli kubbe ile örtülü olup, 3.75x3.75 m. ölçüsündedir. Soyunmalığın batısındaki bir kapı ile 3.90x5.45 m. ölçüsünde sıcaklık bölümüne geçilmektedir. Sıcaklık iki bölüm halinde olup, birinci bölüm daha geniş ve kubbelidir. İkinci bölüm daha basık, küçük ve eyvan şeklindedir. Batı köşesinde tromplu kubbe ile bu bölümün üzeri örtülmüştür. Sıcaklığın doğusunda iki halvet hücresi bulunmaktadır. Buradaki kubbe yukarıya doğru daralarak yıldızlarla dekore edilmiştir. Hamamın kuzeybatısında küçük bir çıkıntı oluşturan bölüm helalara ayrılmıştır.


    Süleyman Paşa Hamamı (Göynük)

    [​IMG]
    Göynük Süleyman Paşa Camisi’nin kuzeydoğusunda bulunan bu hamamı Gazi Süleyman Paşa 1335-1338 yıllarında cami ile birlikte yaptırmıştır.

    Çifte hamam olarak yapılan bu hamamın sıcaklık ve soğukluk kısımları yan yanadır. Erkekler bölümünün soyunmalığına batı köşesindeki bir kapıdan girilmektedir. Soyunmalık tromplar ve bunların arasındaki nişler ile hareketlendirilmiştir. Merkezi bir kubbenin örttüğü bu bölümün kuzeybatısındaki iç içe nişten sonra soğukluk kısmına geçilmektedir. Soyunmalığın arkasında beşik tonozla örtülü küçük bir koridor ve onun batısında yine beşik tonozla örtülü helalar yer almaktadır. Bu bölümler tonozların ortasına açılan konik şekilli pencereler ile aydınlatılmıştır. Soğukluk kare planlıdır. Bunun doğusunda sivri kemerli büyük bir eyvan ve bu eyvanın ortasında da yine sivri kemerli bir niş bulunmaktadır. Batı ucundaki sivri kemerli eyvanın altından sıcaklığa geçilmektedir. Sıcaklık üç eyvanlı olup, üzeri yarım bir kubbe ile örtülmüştür. Eyvanların üzerinde ise beşik tonozlar bulunmaktadır. Sıcaklığın kuzey, batı ve güneydoğu köşelerinde de üzerleri kubbelerle örtülü küçük hücreler yer almaktadır.

    Kadınlar kısmında soğuklu diğerine göre daha küçük ve kubbelidir. Sıcaklık kısmı ve hücreleri erkekler bölümüne göre çok daha küçüktür.


    Yukarı Hamam (Mudurnu)

    Mudurnu’nun Havlu Mahallesi’nde bulunan Yukarı Hamam, üzerindeki kitabesinden anlaşıldığına göre, 1899 yılında yapılmıştır. Hamam soyunmalık, soğukluk ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiş ve oldukça küçük bir hamamdır. Soyunmalık kare planlı, ahşap tavanlıdır. Ayrıca burada fıskiyeli bir havuz bulunmaktadır. Soyunmalığın güneyindeki dar bir kapıdan uzun bir koridora geçilmekte olup, bunun batısına da helalar yerleştirilmiştir. Güneyindeki bir başka kapıdan da beşik tonozlu dikdörtgen biçimli soğukluğa geçilmektedir. Sıcaklık hamamın doğusunda bulunmaktadır. Kare planlı olan sıcaklık, pandandifli bir kubbe ile de üzeri örtülüdür. Sıcaklığın yanında yine kubbeli iki halvet hücresi bulunmaktadır.


    Yıldırım Hamamı (Mudurnu)

    [​IMG]
    Mudurnu Büyük Cami Mahallesi’nde olan bu hamam, Yıldırım Camisi’nin karşısındadır. Erkekler bölümünün giriş kapısı üzerindeki kitabeden Yıldırım Beyazıt tarafından Ömer Bin İbrahim’e 1382 yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

    Kitabe:

    Amere Hâze-l hama mel mubareke el-emir-ül kabir
    El Müeyyedü bilizzi vel ihsan Sultan
    Bayezid Bin Murad Bin Orhan halledallahü devletihi fi sene evbaa ve sana nine ve seb’a miye

    Bu kitabenin yanında ayrı bir bölümde hamamı yaptıranın ismi “Ammera Ömer bin İbrahim” yazılıdır.

    Hamam moloz taş duvarlı olup, saçak silmeleri derzli kesme taştandır. Hamamın güney ve kuzey kısmındaki duvarları ve bunları örten kiremitli çatı girintili çıkıntılı olup, karmaşık bir plan göstermektedir. Gerçekte bu karışıklık sonraki yıllarda hamama yapılan eklere kaynaklanmaktadır.

    Erkekler bölümünün soyunmalığı ile sıcaklığı doğuda yan yanadır. Kadınlarınki ise batıda yer almaktadır. Bu bölümler kare planlıdır. Üzeri yüksek bir kasnak ve kubbe ile örtülüdür. Bu kasnak silindirik olarak başlar ve sonra da sekizgen’e dönüşür. Ancak bu üst örtüyü oluşturan kubbe ve sekizgen kasnak, basık kiremitli çatının içerisinde kalmıştır.

    Hamamın girişi mukarnaslı kalın duvarlar arasında dehliz şeklindedir. Soyunmalık pandandifli kubbe ile örtülüdür. Üzerindeki aydınlık fenerinin altına da büyük fıskiyeli bir havuz yerleştirilmiştir. Soyunmalığın batısındaki büyük bir niş içerisindeki mukarnaslı kapıdan soğukluğa geçilmektedir. Bu kapının arkasında küçük bir koridor bulunmaktadır. Kuzey kısmındaki ikinci bir kapıdan yine bir koridora geçilir. Bu küçük koridorların sıcaklık ve soğukluk kısımlarındaki buhar ve kokuların giderilmesi için yapıldığı sanılmaktadır. Soğukluğun kuzeyinde dikdörtgen planlı mekan Türk üçgenli bir kubbe ile örtülmüştür. Ayrıca bu bölümün güneyine yine sivri kemerli büyük bir niş ve küçük dolap nişleri yapılmıştır. Soğukluğun kuzey batısından yine başka bir koridora geçilir. Bu koridorun üzeri ocak bacası şeklindedir. Buradan geçilen ikinci bir koridorun sonunda dikdörtgen bir bölüm bulunmaktadır. Bunun ortası kubbe ile örtülmüş, diğer bölümleri ise tonozludur. Buradan asıl sıcaklığa geçilmektedir. Sıcaklığın ortasında kare planlı göbek taşı yer almaktadır. Bu mekanın doğu ve batı kenarları da büyük eyvanlar halindedir. Sıcaklığın üst örtüsü zengin bir mimari göstermektedir. Buradaki özel halvet hücresi dört kenarın ortasından başlayan mukarnaslı ayaklar, orta kısımdaki sekizgen fener ve küçük aydınlatma pencereleri ile üst örtü görkemli bir görünüş kazanmıştır.

    Hamamın erkekler bölümünün son derece zengin bir mimarisinin olmasına karşılık, kadınlar kısmı sade ve belirli bölümlerden meydana gelmiştir. Buradaki soyunmalık ahşap tavanlı, kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Soğukluk ise peşpeşe iki kare hücreden meydana gelmiştir. Bunların da üzeri Türk üçgenlerinin oluşturduğu pandantifli kubbe ile örtülmüştür. Kadınlar kısmının sıcaklığı, erkekler kısmı sıcaklığının hemen arkasında olup, ondan daha küçüktür. Üzeri yine kubbe ile örtülüdür ve iki yanında da iki eyvan bulunmaktadır. Buradaki özel halvet hücreleri erkekler kısmının aksine yan yana iki kare hücreden meydana gelmiştir.

    Hamamın erkekler ve kadınlar kısmı arasında külhan ve sarnıçlar bulunmaktadır.


    Yıldırım Beyazıt Hamamı (Yeniçağa)

    Yeniçağa İlçesi, Eskiçağa Köyü’nde bulunan bu hamam Yıldırım Beyazıt adına 1388 yılında yaptırılmıştır.

    Bu hamam moloz taştan yapılmış küçük bir hamam olmasına rağmen mimari yönden önemli bir yapıdır. Soğukluk kısmı yıkılmış ve yeniden yapılmıştır. Sıcaklık kısmı iki bölümlü olup, üzeri Türk üçgenleri ve istiridye şeklindeki tromplardan oluşan bir kubbe ile örtülüdür.
     
  7. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Bolu Hanları


    Taş Han (Merkez)

    [​IMG]
    Bolu’nun merkezinde Yıldırım Camisi’nin karşısında bulunan Taş Han, Aşağı Taş Hen ve Yukarı Taş Han olmak üzere iki ayrı bölümden meydana gelmiştir. Yukarı Taş Han, Aşağı taş han’dan daha büyük olup, orijinal konumunu korumuştur. Aşağı Taş Han ise yapılan onarımlarla kısmen değişikliğe uğramış ve 1750 yılında Emin Ağa tarafından yaptırılmıştır.

    Aşağı Taş Han kesme taştan yapılmış olup, güney köşeleri pahlanmış ve duvarlar geniş bir saçakla sonuçlanmıştır. Duvarların güney kenarında üçer tane mazgal penceresi bulunmaktadır. Hana güney kenarının ortasında bulunan yuvarlak kemerli dışarıya doğru çıkıntılı bir kapıdan girilmektedir. Demirden kapısı olan girişin iki yanına da sivri kemerli iki niş yerleştirilmiştir.

    Yukarı Taş Han ise, daha yüksekte kurulduğundan daha görkemli bir görünümü vardır. Pamukçular Sokağı üzerindeki giriş kapısı üzerindeki kitabesinden 1804’te Serbevvap Hacı Abdullah Ağa tarafından yaptırıldığını öğrenmekteyiz.

    Kitabe:

    Biavnillah Bolu şehrinde bu Han oldu nev’i cad Ne Valla Yıldırım Han cami kurbinde haş âbâd
    Ser bevvab dergâh-i Muallâ meskenet-i Pira Cenabi Hacı Abdullah ağa kıldı anı imhad
    Civar-ı camia evvelce şadırvan akıtmıştı Dahi Muhtaç olan nice mahalde çeşmeler tadat
    O nev mecraya vakıf olmak için yaptı bunu ancak, İlmü kadir-i mutlak mükafatın ede müzdad
    Bu Han-ı kârgirin çün esasın kurdu nev uslub iki kat adalar mergub edup nuri sem’a isnad
    Zeh-i me’vayi bi hemta içi dışı bütün rağna Yukarı katı hem balâ eder nezevesi dilsad
    Bununla oldusadan-i deruh-i suk-i sultani Veli gör eski taş hanı bu hanın payine iftad?
    Bu hanın vasfını Ali eden ni’meti âli O da baninin ikbali hüda verdi ana irşad
    Suyun bulurdu mecraya o vâlâ mahzen-i maye Bu Hanın havuzun olup verdi safadan dad
    Akar su dahil ve hariç metaı bunda pek rayiç Hayat olsun hemen var iç dua-i hayırla kıl yad
    Alup bu kevherin sırrın delüp taktı bulup yerin Bolu Pazarıdır Şirin bu han oldu ana fer had
    Eser kıldı o zu himmet bu şehir içre büyük nimet Yola geçmişti rahmeti peder mader Kamu ecdad
    O zatin maksadı şudur güzel mesreb güzel huydur Ezelden niyeti budur ki mecrâ görünmeye ifsad
    İlahi sakla afattan bu şehri aksi haletten Ehalisin hasarattan kederden eyle gel eb’ad
    Hitam-i hane kıldı talibi vu vasfine tarih Acap nadide han oldu bu ziba tarh-ı nev bünyad
    Sene (1219) 1804.

    Yukarı Taş Han’ın giriş kapısından sonra avlunun iki yanında revaklar ve bunların arkasında da odalar sıralanmıştır. Bu revaklar birbirlerine yuvarlak kemerlerle bağlantılı olup, 15’er hücresi bulunmaktadır. Giriş kapısının arkasındaki eyvanın üzeri ise iki hücrenin birleştirilmesi ile bir salona dönüştürülmüştür. Buradaki odaların üzerleri tonozla örtülüdür.


    Kiliseli Han (Tüccar Hanı) (Gerede)

    Gerede Kitiller mahallesi Saraçlar Sokağı’nda olan bu hanın ne zaman yapıldığı kesinlik kazanamamasına rağmen, XIX.yüzyılın sonlarına doğru yapıldığı, mimari üslubundan anlaşılmaktadır.

    Han dikdörtgen planlı olup, güney cephesinde bulunan büyük yuvarlak kemerli kapısından uzun bir giriş eyvanının ardından iç avluya ulaşılmaktadır. Avlu etrafında iki kat halinde hücreler sıralanmıştır. Bunlardan alt kattakiler ahırları, üst kattakiler ise kervan yolcularının konakladığı odalardır. Bu odaların üzerleri beşik tonozla örtülmüştür. Hanın batı kenarında sekiz, kuzey kenarında da iki hücresi bulunmaktadır. Doğu kenarındakiler yıkılmış ve sonra yenilenmiş olup, özelliğini kaybetmiştir.
     
  8. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Bolu Kaleleri


    Keçi Kalesi (Gerede)

    Gerede’nin kuzeyindeki tepe üzerindeki bu kale, Bithynialılar döneminden kalmıştır. Çok harap ve yıkık durumdaki kalenin taşlarının antik Kratia kentinden buraya getirildiği sanılmaktadır.


    Dörtdivan-Yağbaşlar Kalesi (Gerede)

    Gerede Yağbaşlar Köyü’ndeki sur duvar kalıntılarının buradaki bir kaleye ait olduğu sanılmaktadır. Ancak buluntular çok yetersiz olduğundan bu konuda bilgi edinilememektedir. Kalenin yanındaki derede de yıkılmış bir köprünün ayak kalıntıları bulunmaktadır.


    Mudurnu Kalesi (Mudurnu)

    Mudurnu’daki bu kalenin Bizans döneminde Bursa tekfurunun kızı için yapıldığı söylenmekte ise de bu konuda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Büyük olasılıkla bu kale, Bizans’ın savunma amaçlı bir karakol kalesi olduğu sanılmaktadır.
     
  9. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Bolu Kilisesi


    Bolu Çeltikdere Kilisesi (Seben)

    [​IMG]
    Bizans döneminde bugünkü Seben ilçesinin bulunduğu yöre önemli bir merkez konumunda idi. Bunun da nedeni burada bulunan kaplıcalardan kaynaklanmaktadır. Seben’de dağlarla çevrili bir yamaca kurulmuş olan Çeltikdere Kilisesi yakın tarihlere kadar köy içerisinde olduğundan cami olarak kullanılmıştır. Köyün yer değiştirmesinden sonra bu kilise boşaltılmıştır.

    Düzgün kesme taş ve tuğladan yapılan bu kilise, Orta Bizans (MS.842-1204) dönemine özgü kapalı Yunan haçı planında, kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. Kilisenin batısında narteksi, doğusunda da dışa taşkın üç bölümlü apsidi bulunmaktadır. Kilisenin naosu (ibadet mekanı) 9x13 m. ölçüsündedir. Ancak ortadaki kubbeyi taşıyan dört sütundan hiçbirisi günümüze gelememiştir. Kilise terk edildikten sonra da harap bir konuma gelmiştir.

    Çeltikdere Kilisesinin karşısındaki büyük bir kayalığın içerisindeki mağaralar insanların yaşayabileceği bölümlere ayrılmıştır. Bu bölmelerde küçük şapeller oluşturulmuştur. Ayrıca duvarlarında dinsel resimler bulunmaktadır.
     
  10. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Bolu Kaplıcaları


    Bolu Ovasının güneyinde, Bolu Dağı’nın eteklerinde Bolu kaplıcaları bulunmaktadır. Bu kaplıcalar Karacasu Mevkiinde, Kuzey Anadolu Fay Hattına bağlı su kaynaklarıdır. Kaplıcalar Bolu’ya 5 km. uzaklıkta olup, Büyük ve Küçük Kaplıca olarak isimlendirilmişlerdir. Burası 1993 yılında Termal Turizm Merkezi olarak ilan edilmiş, Termal Oteli yakınında Sağlık Bakanlığı’na bağlı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi de burada kurulmuştur.

    Büyük Kaplıca’nın 40-44 0C, Küçük Kaplıca’nın da 40-46 0C sıcak kaplıca suyu vardır. Bu kaplıcaların debisi çok yüksek olmayıp, yakın tarihlerde yapılan çalışmalarda bu debi 55 lt/sn’ye çıkarılmıştır. Bu suyun bileşiminde demir ve kükürt bulunmakta olup ayrıca suyun radyoaktiflik özelliği de vardır. Sağlık Bakanlığı bu kaplıcanın siyatik, böbrek hastalığı, kadın ve cilt hastalıklarında yararlı olduğunu belirlemiştir.


    Çatak Kaplıcası (Göynük)

    Göynük ilçesinin 30 km. güneydoğusunda dik yamaçlar arasında bulunan Himmetoğlu Köyü yakınındaki vadide Çatak Kaplıcası bulunmaktadır. Kaplıcanın çevresinde Roma döneminden kalma kalıntıların bulunuşu, Romalıların bu kaplıcadan yararlandığına işaret etmektedir.

    Çatak Kaplıcası’nın suyu 32 0C sıcaklığında olup, bileşiminde kalsiyum bikarbonat bulunmaktadır. Bu kaplıcanın suyu çocuk felci, yarım felç, romatizma ve siyatik gibi hastalıklara iyi gelmektedir.


    Sarot (Sarıot) Kaplıcası (Mudurnu)

    Mudurnu ilçesinin 30 km. kuzeybatısında, Taşkesti Beldesi’nde bulunan Sarot Kaplıcası, Sarot Köyü’ne 500 m. uzaklıktadır. Bu kaplıcanın suyu böbrek, idrar yolları ve romatizma hastalıklarına iyi gelmektedir.


    Babas Kaplıcası (Mudurnu)

    Mudurnu’ya 5 km. uzaklıkta bulunan Babas Kaplıcası’nın suyu değişik debiye sahip olup, suyun sıcaklığı 37.2 0C’dir. Bu kaplıcaya değişik kaynaklardan sular geldiğinden kaynağın noktaları zaman zaman değişmektedir. Kaplıcanın suyu romatizma, kadın, sindirim, böbrek ve metabolizma hastalıklarına iyi gelmektedir. İçme olarak kullanıldığında da karaciğer ve safra yolu hastalıklarında da etkili olmaktadır.


    Bağlum (Kesenözü) Kaplıcası (Seben)

    Seben ilçesinin 14 km. güneyinde Kesenözü Köyü yakınındaki bir vadi içerisinde bulunan Bağlum Kaplıcası, aynı zamanda Pavlu Kaplıcaları olarak tanınmaktadır. MTA’nın yapmış olduğu araştırmada beş değişik kaynağın su sıcaklıklarının 26, 60, 68, 74 ve 78 0C olduğu belirlenmiştir. Bu kaplıcanın suları sodyum bikarbonatlı sular grubuna girmektedir. Mide, safra kesesi, çocuk felci, solunum ve dolaşım bozukluklarında yararlı olduğu belirlenmiştir.
     
  11. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Bolu Kaya Evleri




    [​IMG]
    Bolu, Seben ilçesinde kayalara oyularak yapılmış bir yerleşim birimi bulunmaktadır. Bu kaya evlerinin en önemlileri Alpagut Köyü, Muslar, Çeltikdere, Karca, Karca, Solaklar, Hoçaş ve Kaşbıyıklar köylerindedir.

    Bu kaya evlerinin bazılarında kırmızı boya ile yapılmış haç işaretleri ile karşılaşılmıştır. Bazılarında da şapel, rolik çukurları bulunmuştur. Çeltikdere ‘deki kaya evleri Bizans Kilisesi karşısındadır. Bu buluntulara dayanılarak Seben Kaya evlerinin erken Hıristiyanlık döneminde kullanılmış olduğu sanılmaktadır.

    Bolu yöresindeki kayalar Frigler tarafından özenle oyulmuş ve ev olarak kullanılmışlardır. Halkın “Gavur Evleri” dediği bu evler, Muslar, Çeltikdere, Yuva, Karca ve Seylik yörelerinde yoğunlaşmıştır. Bunların ne zaman yapıldıkları kesin olarak bilinmemekle beraber MÖ.1200 yıllarında Anadolu’ya yerleşen Friglere ait olduğu sanılmaktadır. Kayalıklar ve iki derin vadi yamaçlarında yer alan bu evler kare planlı olup, düzgün merdiven ve dehlizlerle birbirlerine bağlanmış ve bazı yerlerde 4-5 katlı yapı konumuna getirilmiştir.

    [​IMG]Muslar’da 100-150’ye yakın kaya evi bulunmaktadır. Buradaki kayalarda yer alan bu evler diğerlerine göre daha basit olup, üst üste veya yan yana ikili ve üçlü odalar halinde sıralanmışlardır. Bazıları kare veya dikdörtgen şeklinde olup, içlerinden bir tanesi diğerlerinden daha geniş ve vadiye hakim konumdadır. Odaların bazılarında yuvarlak ağızlı, içleri sıvalı büyük kuyular, sarnıçlar bulunmaktadır. Bu kuyuların burada yaşayan insanlara ait erzak deposu oldukları sanılmaktadır. Bu evlerin içerisinde nişler, aydınlatma amaçlı kandil ve meşale delikleri ile de karşılaşılmıştır. Ayrıca evlerin büyük çoğunluğu güneye bakarsa da, bazıları güneşten yararlanmak ve ısınmak amacı ile batıya dönük olarak yapılmışlardır. Bu ev gurubunun batısındaki diğerlerinden ayrı olan kaya evinin ibadet amaçlı olarak kullanıldığı sanılmaktadı
     
  12. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Bolu Müzesi

    [​IMG]Bolu Müzesi 1975 yılında Müze Memurluğu olarak kurulmaya başlanmış ve çalışmalarını eski Güzel sanatlar Galerisi içerisinde sürdürmüştür. 1976 yılında yeni yapılan Bolu Kültür Sitesi’ne taşınan müze, 1977 yılında Müdürlüğe dönüştürülmüş, teşhir ve tanzim çalışmaları tamamlandıktan sonra da 14 Kasım 1981’de ziyarete açılmıştır.

    Bolu Müzesi günümüzde Kültür Merkezi binasının giriş katında bulunmakta olup, arkeoloji ve etnoğrafya olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir.

    Müzenin Arkeoloji bölümünde; Neolitik Çağ (MÖ.8000-5500), Tunç Çağı (MÖ.3000-1200), Eski ve Orta Tunç Çağı (MÖ.3000-2000)’na ait sileksten yapılmış el baltaları, ezgiler, ok uçları, gaga ağızlı testiler, ağırşaklar, saç iğneleri, idoller, pişmiş toprak eserler, kaseler, rhytonlar, fibulalar, kazıyıcı aletler ve keramikler bulunmaktadır. Bunları Frig, Lydia, Klasik ve Helenistik dönemlere ait eserler tamamlamışsa da, daha çok bu eserler yöresel olmayıp, diğer müzelerden ve satın alma yolu ile müzeye kazandırılmıştır. Arkeoloji bölümünün önemli bir kısmını Bolu yöresindeki Değirmenözü Köyü’nde, Yığılca Hacılar Köyü’nde, Çaygökpınar Köyü’nde ele geçirilen Prehistorik, Roma ve Bizans dönemi eserleri kapsamaktadır. Roma dönemine (MÖ.30-MS.395) ait heykeller, pişmiş toprak, cam ve madeni eserler de müzede bulunmaktadır. Bunların [​IMG]başında Herakles, Hermes, Asklepios, Hygeia ve Telesphoros heykelleri gelmektedir. Bizans dönemine (MS.395-1453) ait vaftiz tekneleri, kandiller, ikonalar, haçlardan oluşan bir koleksiyon bulunmaktadır. Müzenin altın gümüş ve bronzdan oluşan zengin bir sikke koleksiyonu vardır.

    Müzenin etnoğrafya bölümünde; XIX.-XX.yüzyıllara ait etnoğrafik malzeme sergilenmiştir. Bunların arasında çeşitli takılar, süs eşyaları, çay, kahve, tütünün hazırlanması ve içilmesi için kullanılan malzemeler, kesici, delici ve ateşli silahlar, Mudurnu yöresine özgü anahtar koleksiyonları yer almaktadır. Ayrıca Kıbrıscık, Seben ve Mudurnu yörelerine ait giyim-kuşam eşyaları, ziraat aletleri ve el yazması eserler de bu bölümde sergilenmiştir. Ayrıca bu bölümde Bolu geleneksel ev odası, içerisindeki eşyası ile birlikte sergilenmiştir. Bunun yanı sıra Bolu yöresine özgü kına gecesi, Merkeşler Köyü Ördek Oyunu yerel kıyafetler giydirilmiş mankenlerle canlandırılmıştır.

    Müzenin ve Kültür Sitesinin bahçesinde; sütunlar, sütun başlıkları, frizler, arşitrav blokları gibi oluşan mimari eserler, çeşitli küpler, mezar stelleri ve lahitler sergilenmiştir.


    Kültür Merkezi Bolu

    Tel : (0374) 215 39 72
    Faks : (0374) 215 16 91
     
  13. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Bolu Saat Kuleleri ve Zafer Kulesi



    Bolu Saat Kulesi (Merkez)

    Bolu Saat Kulesi’nin ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Günümüze gelemeyen bu saat kulesi eski çizimlerine göre, kare prizma gövdeli olup, üzerinde aydınlık feneri bulunan bir kubbe ile örtülü idi. IRCICA’nın fotoğraf arşivlerinde bu kulenin bir resmi bulunmaktadır. Buradan öğrenildiğine göre kulenin şehre bakan yüzünde yuvarlak bir saat kadranı bulunuyordu. Saat kulesi kayalık bir zeminde şehre hakim bir yamaçta kurulmuştu.


    Mudurnu Saat Kulesi

    [​IMG]Mudurnu’nun doğusunda bir yamaç üzerindeki saat kulesi, 1890-1891 tarihlerinde ahşap olarak yapılmış, 1900 yılındaki bir yangında yanmıştır. 1905 yılında Mudurnu Kalesi’nden sökülen taşlar ile Mudurnu hapishanesindeki mahkumlara yaptırılan kuleye bir Türk demirci ustasının yaptığı saat takılmıştır.

    Kule yaklaşık olarak 3x3 boyutlarında kare prizma gövdeli ve 12 m. yüksekliğindedir. Doğuya dikdörtgen söveli bir kapısı vardır. Bu kapıdan 30 basamaklı ahşap merdivenlerle üç yöndeki saat kadranlarının bulunduğu yere çıkılmaktadır.

    Kule, 1963-1964 yıllarında yeniden yanmış ve tekrar onarılmıştır.


    Zafer Kulesi (Göynük)

    [​IMG]Kurtuluş Savaşı’ndan sonra, savaşın anısını gelecek nesillere anımsatmak amacı ile Kaymakam Hurşit bey önderliğinde Göynüklüler ilçenin göze çarpan bir yerinde Zafer Kulesi’ni 1923-1924 yıllarında yaptırmışlardır.

    Zafer Kulesi sekizgen bir temel üzerine Göynük’ün ahşap mimarisini yansıtacak biçimde üç katlı olarak yaptırmışlardır. Kaide üzerindeki katlar dikdörtgen olarak yapılmış ve her kenara yuvarlak kemerli birer pencere yerleştirilmiştir. Katlarda kuleyi çepeçevre çeviren birer balkon bulunmaktadır. En üst katta yuvarlak kemerli pencerelerin yerini yuvarlak pencereler almış, kulenin üzeri de bir külah ile örtülmüştür.

    Kule 1960 yılında, yapıldığı dönemin orijinalliğini bozmayacak şekilde restore edilmiştir.
     
  14. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Bolu Sivil Mimari Örnekleri



    [​IMG]
    Bolu ve çevre ilçeleri Türk sivil mimarisinin en güzel örneklerini bir araya toplamıştır. Bunların büyük çoğunluğu da iyi bir durumda günümüze ulaşabilmiştir. Kuşkusuz bunun da nedeni, bu evlerin sit alanlarında yer alışı veya eski eser tescilinin yapılmış olmasıdır.

    Bolu ve çevresinde Osmanlıların ilk dönemlerine ait sivil mimari örnekleri günümüze gelememiştir. Beylikler ve Osmanlılar döneminde yapılan ilk sivil mimari örneklerinden çevredeki ağaçların kerestelerinden yararlanılmıştır. Özellikle buradaki ilk yapılanmada Çandı denilen büyük ağaç kütüklerinin uçları kertilerek çivisiz olarak, birbirlerine geçirilmek suretiyle binalar yapılmıştır. Bu tür mimarinin kökeni Orta Asya’ya kadar inmektedir. Buna dayanılarak da Beylikler ve Osmanlıların ilk dönemlerinde Orta Asya’nın mimari yönden izleri olduğu da Bolu yöresinde açıkça görülmektedir.

    Günümüzde Bolu merkezinde, Göynük ve Mudurnu’da XIX.yüzyıl öncesine ait evlere rastlanmamaktadır. Bunun da nedeni yapıların ahşap oluşu ve Bolu’nun deprem kuşağı üzerinde bulunuşudur. Bugün Bolu, Göynük ve Mudurnu’daki geleneksel Türk evleri XIX.yüzyıla ait yapılardır. Bolu merkezindeki evler ne yazık ki Türkiye’nin pek çok yerinde olduğu gibi spekülatif davranışlarla yıkılmış ve yerlerini beton bloklar almıştır. Bu da Bolu merkezindeki evlerin yozlaştığını göstermektedir.

    [​IMG]XIX.yüzyıldan sonra yapılan evlerde çevredeki orman dokusundan ötürü ahşap malzeme ağırlık kazanmıştır. Bunun dışındaki taş, kerpiç ve hımış gibi yapı malzemeleri daha çok cami, han, hamam gibi yapılar ile Gayrimüslim evlerinde kullanılmıştır.

    Bolu merkezindeki tek tük kalmış evler daha çok iki ve üç katlı olup, bunlar ahşap ağırlıklı, taş temelli, kıtık sıva üzerine yapılmış beyaz badanalıdır. Evlerin cephelerinde dikdörtgen çerçeveli pencerelere geniş yer verilmiş ve böylece onların daha çok ışık almaları sağlanmıştır. Zemin katlarda daha çok ortadaki taşlığın çevresinde mutfak, kiler, depo gibi bölümlere yer verilmiştir. Zemin kattan, evin önünde ve arkasında bulunan bahçelere geçilmektedir. Üst katlarda iç sofalı ve dış sofalı olmak üzere iki ayrı plan türü uygulanmıştır. İç sofalı evlerde alt kattan çıkılan merdivenin bulunduğu sofanın çevresinde odalar sıralanmıştır. Bu odalardan bir tanesi diğerlerinden daha farklı konumda ve geniş olup, başoda ismi ile tanınmaktadır. Özellikle bu odanın bezemesine önem verilmiş, tavanları geometrik şekilli çıtalarla bölümlere ayrılmış, bazılarına da resimler yapılmıştır. Bu resimler arasında Bolu’ya mal edilen Köroğlu Destanı’na ait izler ve doğal manzaralar görülmektedir. Odaların her birisinde ocaklar, sedirler, gömme dolaplar, yüklükler ve gusülhaneler bulunmaktadır. Bazı odalara da üzerinde bitkisel bezemelerin bulunduğu küçük çeşme aynaları yerleştirilmiştir.

    Evlerin üst örtüsü geniş saçaklıklı, alaturka kiremitli ahşap çatılarla örtülmüştür.


    Göynük ve Mudurnu Evleri

    [​IMG]
    Bolu yöresinde Türk sivil mimarisini en iyi yansıtan evlerin başında Göynük, Mudurnu ve Sakarya’nın Taraklı evleri gelmektedir. Göynük ve Mudurnu evleri 100-150 yıllık bir geçmişe sahiptir. Günümüzde bunlar tescil edilmiş ve Kentsel Sit Alanı kapsamına alınmıştır. Bu yerleşim birimlerinde derelerin kenarlarında ve arkasındaki sırtlarda kurulmuş olan evler, aralarındaki daracık sokakların etrafında, bahçeler içerisinde, birbirlerinin manzaralarını engellemeyecek biçimde yapılmışlardır. Bu evlerde Osmanlı sivil mimarisinin sadeliği, estetiği ve özellikleri görülmektedir.

    Göynük ve Mudurnu evleri genellikle zemin kat üzerinde bir veya üç katlıdırlar. XIX.yüzyılın başlarında yapılmış olan bu evlerin zemin katlarında depolar, kilerler, hizmetçi odaları, mutfaklar ve geleneksel günlerde ailelerin birlikte yemek yedikleri fırın odaları bulunmaktadır. Zengin evlerinde fırın evi tabir edilen bu tür mekanlar evlerin bahçesinde ayrı bir köşede yer almaktadır. Taşlığın kenarındaki bir merdivenle çıkılan birinci kat geleneksel Türk evlerinin bir benzeri olup, buradaki bir sofanın çevresinde günlük yaşamın geçtiği odalar bulunmaktadır. Bu odaların içerisine ocaklar, yüklükler, sedirler ve bir de gusülhane yerleştirilmiştir.

    [​IMG]Evlerin bazılarında ailenin yeni evlenen çiftleri için özel bölümler de yapılmıştır. Üst katlar genellikle yatak odalarına ayrılmıştır. Bazı örneklerde evlerin içerisindeki sofalardan ayrı olarak, dışarıya yönelik balkon niteliğinde cepheyi çepeçevre kuşatan dış sofalar bulunmaktadır.

    Göynük ve Mudurnu evlerinde aydınlatmaya özen gösterilmiş, cepheye pencere dizileri yerleştirilmiştir. Evlerin bazıları dışa yönelik çıkmalar üzerinde şahnişli ve cumbalıdır.Çoğu kez bu evler kafesli ve cumbalı olup, burada da ağaç işçiliğinin en güzel örnekleri sergilenmiştir. Ayrıca balkon korkuluklarında ahşabın yanı sıra maden işçiliğinin dekoratif örnekleri de görülmektedir. Özellikle odalardaki kapı ve pencerelerde Osmanlı ağaç işçiliğinin çeşitli motiflerine yer verilmiştir. Evlerin üzerleri genellikle ahşap kırma çatılı ve alaturka kiremitlidir. Bunların arasından çıkan bacalar da ise estetik görünüme önem verilmiştir.

    [​IMG]Kaynaklardan öğrenildiğine göre; Mudurnu’da İstanbul’dan getirtilen ustaların yaptığı Armutçular Konağı’nın ayrı bir önemi bulunmaktadır. Dört katlı, kare planlı olan bu konağın dört büyük salonu, bir sofası ve on yedi odası bulunmaktadır. Çıralı çamdan karkaslı, ahşap kaplamalı bu konağın ağaç işi oymaları, geometrik çıtalı tavan bezemeleri ve özellikle kapı tokmakları, balkon korkulukları gibi detayların üzerinde de en ince ayrıntısına kadar durulmuştur. Bunun yanı sıra Mudurnu’da 1870-1880 yıllarında Keyvanoğullarına ait Keyvanlar Konağı da orijinalliği bozulmadan restore edilmiştir.

    Safranbolu evleri ile büyük benzerliği olan ve aynı özellikleri taşıyan Mudurnu ve Göynük evlerinin bazıları restore edilerek pansiyon olarak kullanılmakta ve turizme hizmet vermektedir. Böylece onların kendi yazgıları ile baş başa bırakılıp yok olmaları önlenmiştir.
     
  15. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Bolu Çeşmeleri


    Bolu’da çarpık kentleşme sonucu bazı yapıların zarar gördüğü bilinmektedir. Bunlar arasında boyutları küçük olduğundan ve fonksiyonunu kaybettiklerinden en çok zarar gören ve yok olanlar çeşmeler olmuştur. Tarihi kaynaklardan Bolu’da çok sayıda çeşme olduğunu öğreniyoruz. Ne yazık ki bunların pek azı günümüze kadar gelebilmiştir.

    Günümüze gelebilen çeşmeler daha çok cami yakınlarında ve onlara bitişik olanlardır. Örneğin Saraçhane Camisi’nin önünde bulunan iki çeşme, Karaağaç Köyü’ndeki Köroğlu Çeşmesi bunların başında gelmektedir.

    Bolu çeşmeleri XVI.-XIX.yüzyıllar arasında yapılmıştır. Bu çeşmeler sivri kemerli bir ayna taşının iki yanındaki sütuncuklardan ve üzerlerindeki kitabeden oluşmaktadır. Sürekli suyu akan bu çeşmelerin önlerinde de bir yalakları bulunuyordu. Bazılarında da dekoratif bezemenin taşa yansıtılması ile güzel bir görünüm ortaya çıkmıştır. Günümüze gelebilen çeşmelerin çoğu XIX.yüzyılda hayırseverler tarafından yapılmış örneklerdir.
     
  16. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Bolu Frig Kaya Anıtı


    Göynük ilçesi, Soğukçam Köyü’nde Frigler döneminden kalan bir kaya anıtı bulunmaktadır. Yaklaşık MÖ.VIII.-VII.yüzyıllara ait olduğu sanılan bu anıt, aynı zamanda Friglerin Bolu yöresine akarsu bolluğundan ve bereketli topraklarından ötürü yerleştiklerini göstermektedir. Bilinen en uzun Frig kitabesini kapsayan bu anıtın üzerinde Frigler Kybele heykelciğini koydukları üçgen bir niş bulunmaktadır. Bunun altında da dokuz satırlık kitabe metni yer almaktadır.
     
  17. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Bolu Doğal Güzellikleri


    Abant Gölü Tabiat Parkı

    [​IMG]Türkiye’nin Kuzeybatı kesimindeki Abant Gölü, Bolu’nun 32 km. güneybatısındadır. Deniz seviyesinden 1.328 m. yüksekliğinde olan göl, 1.28 km2’dir. Bolu Ovası’nın güneybatı ucuna kadar uzanan Abant Suyu Vadisi’nin yakınındadır. Gerçekte bu göl heyelan sonucu oluşmuş olup, çevresinde yükseklikleri 1.800 m.ye ulaşan dağlar ve küçük akarsu vadileri bulunmaktadır. Bunlardan Beşpoyraz Deresi sularını Abant Gölü’ne boşaltan önemli bir akarsudur. Kış aylarında gölün büyük bir bölümü donmaktadır. Çevresinde çam, kayın, gürgen ormanları ve zengin bitki örtüsü vardır. Ancak gölün kuzeybatı kesiminde geniş bir alanı kaplayan Turbalık (yarı bataklık) genişleyerek gölün daralmasına neden olmaktadır.

    Tektonik kökenli bir göl olan Abant Gölü ve çevresi 1988 yılında Tabiat Parkı olarak tescil edilmiştir.

    [​IMG]Bolu’da Abant Gölü dışında, orman içerisindeki irili ufaklı göller bulunmaktadır. Bunların başında Yeniçağa ilçesinde deniz seviyesinden 989 m. yüksekliğindeki tektonik oluşumlu Yeniçağa Gölü; Göynük ilçesinin 11 km. kuzeyinde heyelan sonucu meydana gelen Çubuk Gölü; Göynük ilçesinin 27 km. doğusunda, denizden 820 m. yükseklikteki Sünnet Gölü; Kıbrıscık Beypazarı yolu üzerinde Karagöl; Mudurnu Akyazı yolu üzerinde Karamurat Gölü bulunmaktadır.

    Bu göllerin yanı sıra Bolu’nun 42 km. kuzeyinde yedi gölden oluşan bir göl gurubu bulunmaktadır. Bunlar, Büyükgöl, Seringöl, Deringöl, Nazlıgöl, Küçükgöl, İncegöl ve Sazlıgöl’dür.

    Yedigöller 1965 yılında Milli park statüsüne alınmıştır. Yeniçağa kavşağından 42 km. uzaklıkta olan bu göller ormanlık ve yaz kış değişmeyen doğasından ötürü Bolu’nun önemli bir turizm ve mesire yeridir.


    Akkaya Travertenleri

    Bolu, Mudurnu karayolunun güneyinde, Çepni Köyü yolunun batısında Akkaya Travertenleri bulunmaktadır. Bolu ve Batı Karadeniz Bölgesi’ndeki tek örnek olan Akkaya Travertenleri doğal yapısı ile günümüze kadar gelebilmiştir.

    Akkaya Travertenleri, doğu-batı doğrultusunda 250 m. uzunlukta bir oluşum ve bu oluşumun 100 m. batısında 50 m. ölçülerinde yeni ve daha küçük bir başka oluşumdan meydana gelmektedir. Travarterlerin oluşumunu sağlayan su, travarten üzerinde yer alan bir gölde toplanmakta ve oradan dağılmaktadır.
     
  18. _KaRiZmA_

    _KaRiZmA_ Üye

    Bolu daği...


    Teşekürler bilgilendiridiğin için...
     
  19. Google

    Google Özel Üye

    paylaşım için teşekkürler
     
  20. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Paylaşım için saol...
     

Bu Sayfayı Paylaş