Blaise Pascal hayatı,Dünya Görüşü ve Şahsiyeti

'Biyografi & Otobiyografi' forumunda _Mr.PaNiK_ tarafından 6 Eylül 2008 tarihinde açılan konu

  1. _Mr.PaNiK_

    _Mr.PaNiK_ Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Blaise Pascal hayatı,Dünya Görüşü ve Şahsiyeti konusu
    Blaise Pascal

    [​IMG]
    Pascal (1623-1662) küçük yaşta kendini gösteren bir deha örneğidir. Henüz 12 yaşında iken, hiç geometri bilgisine sahip olmadığı halde daireler ve eşkenar üçgenler çizmeye başlayarak, bir üçgenin iç açılarının toplamının iki dik açıya eşit olduğunu kendi kendisine buldu. Çünkü avukat olan ve matematik ile çok ilgilenen babası, onun Latince ve Yunanca'yı iyice öğrenmeden matematiğe yönelmesini istemediğinden, bütün matematik kitaplarını saklayarak, Pascal'ın bu konu ile ilgilenmesini yasaklamıştı.

    Pascal çocukluğunda "geometri neyi inceler?" sorusunu babasına sormuş, o da "doğru biçimde şekiller çizmeyi ve şekillerin kısımları arasındaki ilişkileri inceler" demişti. İşte bu cevaba dayanarak gizli gizli geometri teoremleri kurmaya ve kanıtlamaya başladı. Sonunda babası onun yeteneğini anladı ve ona Eukleides'in Elementler'ini ve Apollonius'un Konikler'ini verdi.

    Dil derslerinden arta kalan boş zamanını bu kitapları okuyarak değerlendiren Pascal, 16 yaşında konikler üzerine bir eser yazdı. Bu eserin mükemmelliği karşısında, Descartes bunun Pascal kadar genç bir kimsenin eseri olduğuna inanmakta çok güçlük çekmişti. 19 yaşında, aritmetik işlemlerini mekanik olarak yapan bir hesap makinesi icat etti.

    Pascal yalnızca teorik bilimlerde değil, pratik ve deneysel bilimlerde de yetenekli ve orijinal idi. 23 yaşında, Torriçelli'nin (1608-1647) atmosfer basıncı ile ilgili çalışmasını incelemiş ve bir dağa çıkartılan barometredeki civa sütununun düştüğünü, yani yükseklerde hava basıncının azaldığını, civa sütununu hava basıncının tuttuğunu, yoksa Aristotelesçilerin söylediği gibi, tabiatın boşluktan nefret etmesinin rolü olmadığını göstermiştir. Diş ağrısından uyuyamadığı bir gece de rulet oyunu ve sikloid ile ilgili düşünceler üzerinde durmuş ve sikloid eğrisinin özelliklerini keşfetmiştir. Pascal, Fermat ile yazışarak olasılık teorisini kurmuş ve bir binom açılımında katsayıları vermiştir. "Pascal Üçgeni"nin keşfi de ona aittir. 25 yaşında iken kendisini felsefi ve dini düşüncelere adamıştır. Sağlığı çok bozuktu ve 39 yaşında iken Paris'de öldü.
     
  2. _Mr.PaNiK_

    _Mr.PaNiK_ Üye

    Pascal: Dünya Görüşü ve Şahsiyeti

    Pascal: Dünya Görüşü ve Şahsiyeti
    Mustafa NECMİGİL


    Fizikte "Paskal kanunları", matematikte "Paskal üçgeni" ile tanıdığımız Blaise Pascal (1623 - 1662), bir Fransız matematikçisi, fizikçisi, filozofu ve yazarıdır.

    Paskal'ın yaşadığı çağ, Avrupa'da yeni bir ilim anlayışının doğduğu zamana rastlar. Önce Fermat, daha sonra Dekart 1637 senesinde geometrik şekillerin ve fizik hâdiselerin temsil edilmesinde cebiri kullanarak mekân anlayışını ilmî temellere oturtmuşlardır. Galile'nin 1609'da semaya dürbünle bakması, ilme yeni bir kap] açıyor, artık gök araştırmaları yapılıyor, yıldızların hareketleri inceleniyordu. Bundan on sene sonra Kepler, yıldızların kanunlarını "Dünyanın Ahengi" adlı eserinde ortaya koyar. Stevin, cisimler arasındaki denge kanunlarını incelerken, Galile, "Dünya Sistemi" ve "Hareket Hakkında Nutuklar" adlı eserlerinde dinamik bahsini tesis ediyordu. Böylece Aristo'nun nazari fiziği yerine, tecrübî olan ve matematik ifadesini bulan modern fiziğin temelleri atılmış oluyordu .

    Batıda büyük asrın doğmaya başladığı bu devirde, hummalı bir şekilde başlayan "dünyayı araştırma ve keşfetme" faâliyetine Paskal da kendi hesabına başlayacaktır. Paskal, bunun için bakışını önce matematiğe çevirir. O, zekâsının ilk uyanışından beri, daima büyük bir ihtirasla aradığı hakikati, bu ilimle bulabileceğine inanıyor, ancak matematikle tatmin oluyordu. Daha 11 yaşında iken sesler üzerine bir inceleme yazan Paskal, geometriyi kendi kendine öğrendi. Zamanının büyük zekâlarından matematikçi M. Desargues'a çok şey borçludur. Paskal, Desargues'in yalnız taslak halinde ifade ettiği projeyi gerçekleştiriyor, bilhassa perspektif ilmine ait ameli meseleler hakkında tatbikat yapmasını temin eden metodu mükemmeli eştiriyor. Ve bir koninin kesiti içine çizilen altı köşeli şekle ait keşfettiği büyük dava ile "Paskal Davası"nı ve bundan çıkan yüzlerce neticeyi açıklıyordu. Henüz 16 yaşında iken "Koniler Üzerine Deneme"yi yazdı. Üç yıl sonra, maliyeci olan babasının hesaplarını kolaylaştırmak için bir hesap makinesi yaptı ve toplama çıkarma yapabilen ilk hesap makinesini keşfetmiş oldu.

    23 yaşında Toriçelli tecrübeleri üzerine çalışmalar yapmış, barometre ile ölçmeler yaparak, yükseklerde hava basıncının düştüğünü göstermiş, su ve hava basıncı üzerine meşhur Paskal kanunlarını bulmuştur. Bu vesile ile yazdığı "Boşluk Üzerine" adlı eseriyle, ilk çağlardan beri sürüp gelen bir çok müphem ve yanlış fikirleri kesin olarak ortadan kaldırmıştır. Uğraştığı matematik ve fizikle, dine olan inancı gittikçe artmış, hayatını din'in prensipleri çerçevesinde yaşamaya başlamıştır. Port-Royal manastırında geçirdiği anlardan çok zevk almış, mukaddes kitapları çokca okuyarak, Allah'ın kendisine ve bütün insanlara sunduğu sonsuz ihsanlara karşı bir teşekkür mahiyetinde olan ibadete ve duaya bol vakit ayırmıştır. İlimden hiçbir zaman vazgeçmeyen Paskal, bilakis, ilmi daha yüksek bir gayeye ulaşmak için bir merhale, adeta bir vasıta olarak görmüştür. Böylece akıldan kalbe giden yolu kendi içinde aydın tutabilmiş olan Paskal, ibadet hayatında gönlün, zihinden daha ağır bastığını, "Bunlar, bir zihin ilmi değil, bir gönül ilmidir, onları ancak gönlü doğru olanlar anlar" sözleriyle ifade ediyordu. Dindar bir ilim adamı oluşu, onu bir sürü tartışmalara sürüklemiş, insanların din hakkındaki tereddütlerini izale etmek için "Bir Taşralıya Mektuplar" adlı eserini kaleme almıştır. Hayatının sonuna doğru "Dinin Müdafaası" adlı eserini hazırlamaya başlamış, fakat henüz bu eserin taslağını hazırlarken 1662'de, 39 yaşında iken ölmüştür. Felsefî eserlerinden "Düşünceler ve Denemeler" vardır.

    Paskal, zamanımızın muhtaç olduğu ve yeniden teşekkül ettirmeye çalıştığı yeni insan tipini, mücessem bir şekilde ve ideâl bir surette şahsında gerçekleştirmiştir. Onun, bilhassa hakikati aramada gösterdiği hırs ve gayretler, aklı bu yolda çok güzel bir hizmetçi yapabilmesi ve aynı zamanda kalb hayatına gereken önemi vermesi, onu kemale erdiren vasıflarıdır. Hakikati samimi bir şekilde araştıran ve hakikat sevgisini herşeyin Üstünde tutan bir insanın, geçtiği yolda Paskal'ın ayak izlerine rastlamaması ve onunla buluşmaması imkânsızdır.

    Her nizamın bir üst nizam tarafından daha iyi anlaşıldığını kabul eden Paskal, eşyayı yüksekten daha iyi görmenin zevkine varıyor ve eşyadan hükümler çıkarıyordu. Eşyanın ve hadiselerin esareti altına girmeden, onları kullanıyor, önlerinde sürüklenmeyip onları zaptediyor, onlara hükmediyor ve onlardan bilinmeyene, öteye doğru bir hamle yapıyor. Herşeyin başlangıcı ve sonu ve kalbimizin mekanı olan öte âlemi iyi kavrayan Paskal, Bakı olan'a yöneliyor ve kalbinin huzurunu sonsuzluğa açılan pencerede buluyor. "İnsan sonsuzluk için yaratılmış" demekle, sınırlı dünyada sınırsız isteklerle ve doymayan arzularla yaratılan, akvaryumda koca bir balık misali, bu alem kendisine dar gelen insan için ne güzel bir tesbitte bulunmuş oluyordu.

    Kayıtlı her varlık ve hadisenin arkasında anlatılmak istenen birşeylerin varolduğunu sezen Paskal, arkadaki hakiki mânâların yalnız ruha görülebileceğine, üstün bir nizamın alametlerinin hissedildiği zaman hakikatin ortaya çıkacağına inanıyordu. "Ancak hakiki bir hendesi mahal olan bölünmez bir nokta vardır. Perspektif ilmi, bu noktayı resim sanatında tayin ediyor. Fakat, hakikatte ve ahlâkta bunu kim tayin edecek?.. Nihayet bir nizam, ötekini yok etmez, onu tamamlar. Yüksek planda hüküm süren birlik (vahdet), onu ortadan kaldırmadan, açığa çıkan görünüşlerin çeşitliliğinin sebebini izah eder. Bu suretle, hakikat şekli yok etmez, fakat onun manâsım meydana çıkarır." "Paskal, daha sonra şöyle diyecektir: "Kanun, tabiatı tahrip etmemiştir, fakat onu bilgi ile aydınlatmıştır. Herşey kendi nizamı içinde doğrudur, fakat herşey ancak, ondan üstün olan bir nizamdan görüldüğü takdirde anlaşılabilir." Paskal, ilimden insana, insandan da Allah'a yükseleceği vakit aştığı şeyleri inkâr etmeyecektir. Bilakis, ayrıldığı şeyleri, bilinmeleri ve sevilmeleri icabettiği şekilde bilecek ve sevecektir. Yani, Yunus'un diliyle, bu defa, yaratılanı Yaratan'dan ötürü sevecektir.

    Paskal'ın felsefesinde akıl ile sezgi birbirini reddetmeyip fonksiyonel bir şekilde tamamlar, birbirinin istikametini tayin eder. Aklın sınırlılığına ve daima sınırlı şeylerle meşgul olmasına dayanarak, sınırsızlığa dayanan kalbin hakikati anlamada daima temel esas olması gerektiğine inanan Paskal, aklı, kaynağına götürmek suretiyle doğrudan doğruya tecrübeye, hayata ve hakikate, kısaca ilâhi nizama tabi kılmıştır. "Biz hakikati yalnız akılla değil, kalple de öğreniyoruz, ilk prensipleri bu suretle biliyoruz, burada yeri olmayan akıl, onları çürütmek için boşuna uğraşıyor. Uğraştıkları biricik mevzuu bu olan Pyrrhon'cular boşuna çalışıyorlar. Biz rüya görmediğimizi biliyoruz; bunu akılla ispat etmek için ne kadar iktidarsız olursak olalım, bu iktidarsızlık aklımızın aczinden başka bir neticeye varmaz, yoksa, onların iddia ettikleri gibi, bütün bilgilerimizin şüpheli ve yanlış olduğu neticesine değil. Zira mekân, zaman, hareket ve sayıların varlığı gibi ilk prensiplerin bilgisi de muhakemelerimizin verdiği herhangi birisi kadar sağlam ve şüphesizdir. Akıl, kalp ve sevk-i ilâhi ile elde edilen bu bilgiler üzerine dayanmalı ve muhakemelerini bunlar üzerine kurmalıdır. Kalb, mekanda üç buud bulunduğunu, sayıların sonsuz olduğunu sezer ve sonra akıl biri ötekinin iki katı olan kare iki sayının bulunmadığını ispat eder. Prensipler sezilir, önermeler birbirinden çıkarılır. Her ne kadar yollar başka ise de hepsi kesinlikle çıkarılır. Kabul etmek için, aklın kalpden ilk prensiplerin ispatını istemesi ne kadar gülünç ise, kalbin de kabul etmek için, akıldan ispat ettiği bütün önermelerin sezişini istemesi o kadar gülünç ve boşunadır." "Sezgi ile hüküm vermeye alışmış olanlar akla ait olan şeylerden bir şey anlamazlar. Çünkü onlar, evvela bir bakışta kavramak isterler ve prensipleri kavramaya asla alışkın değillerdir. Diğerleri ise, aksine prensiplerle muhakemeye alıştıklarından, sezgiye ait olan şeylerden bir şey anlamazlar, bir bakışta göremediklerinden, burada da prensipler ararlar." Paskal, burada, akılcının biraz kalbine kulak vermesini, kalbini dinleyenin de biraz akıl yürütmesini ister. Geometricilere, bilhassa ince düşünce ve kalb sezgisine sahip oldukları zaman çok güvenmektedir. Ne sırf kalb sezgisiyle yetinmeli ne de akla tam güvenmeli. Kalbin sezdiğini akıl kavramalı, aklın hükmünü kalb kabul etmeli. O insanın, ikisini bir arada çalıştırdığı zaman güzel neticelere kavuşacağına inanmaktadır.

    Paskal, hâdiseleri hissiz bakışlarla gören, herşeyi ispat etmek isteyen, fakat kendi nizamında bile bunu yapmakta muvaffakiyetsizliğe uğrayan hendese (geometri) zekâsının arkasında; gözlerden kalbe kadar giden ve dışta meydana gelen hareket vasıtasıyla içte neler geçtiğini bilen, bir şeyi görmekten ziyade hisseden, içinde duyan daha ince ve daha esnek bir zekâ olarak "incelik ruhu (şuuru)"nu görüyor. Matematik ilminde bile hakikati tanımak ve tanıtmak için bu ruha mutlak surette lüzum vardır. İncelik ruhu olmayan bir matematikçi hakkında şöyle der: "O, iyi bir matematikçidir. Ben böyle bir matematikten ne yapayım? O, beni bir matematik meselesi zannedecektir." Böylece ruhsuz ilmi reddeder. Zira, her şeyde esas, insan olmalıdır. Tabiat, sevki ilâhi, his, incelik şuuru, kalp, bunların hepsinin bir tek şey olduğunu ve hakikati anlamayı bu birliğe borçlu olduğumuzu söyleyen Paskal, tabiat ve insan arasındaki ahengi çok iyi sezmiş, tabiat ve vicdanın aynı sözlerle insanı hakikata sevkettiğini bilmiş bir ilim adamıdır. Hakikati yalnız akıl vasıtasıyla yakalamaya çalışmanın eksik bir çabalama olduğunu, kalb vasıtasıyla hakikatin tam tanınabileceğini ifade etmiştir. Geometri prensiplerinin bile önce birer duygu halinde geldiğini, sonra düşüncenin, bunların mahiyetine ve hassalarına, sonsuz ile olan münasebetleri içinde bu nokta-i nazardan daha iyi nüfuz edebileceğini söylemiştir. Bu itibarla hakikati bulma noktasında, incelik şuurunun ve aklın farklı mütalaa edilmemesi gerektiğini, beraber olduklarını belirtirken Paskal, şöyle bir izah getirir: "Hakikati aramak, onu daha önceden bulmuş olmak (vicdanında duymuş olmak) demektir; hakikati sevmek, onu daha önceden bilmek demektir. Hatta belki de bu, insanın, şu fani dünyada hakikata sahip olmasının yegâne şeklidir." "Aklın bu iktidarsızlığı, ancak, herşey hakkında hüküm vermek isteyen aklı mü-tevazİ kılmaya yarar. Yoksa bizim kesinlikle bildiğimizi çürütmeye değil; çünkü bize birşey öğretmeye muktedir olan sadece akıl değildir."

    Jaoues Chevalier'in dediğine göre; Paskal, daima "hendeseci, filozof ve bir dindar" oldu. Ve bu üç meziyeti birbiriyle uzlaşmaktan ve birbirini daha mutedil kılmaktan geri kalmadı. Bu şekilde gerçekleştirdiği muvazene, cisimlerin intizamından fikirlerin nizamına, buradan şefkat ve sevgi nizamına bunlardan her birini hakiki mevkiine koymak suretiyle yükselen zekâsı ile aynı zamanda, tabiri caizse, üstün bir seviyeye yükselmekten geri kalmadı. Kendisini matematiğe ve fiziğe verirken ne insan, ne de Allah, ona meçhul kalmadı. Sayılarla mekân zaten onu bu yüksek mevzulara götürüyor; o, bunları insana naklediyor, bunlar onu sonsuzluğa tevcih ediyordu. Zira o, gerçeğin bütün telakkilerimizi aştığını ve bizzat, insanın da insanı sonsuz şekilde aştığını biliyordu.

    Paskal, insanın sonsuzluk için yaratıldığını söylüyor ve devamla: "Bunun için, insanın terakki ederek fasılasız bir surette bilgi edinmesi icab eder. Birçok asırlar boyunca yaşayan bütün insan silsilesinin, daima mevcud olan ve devamlı bir şekilde (bir şeyler) öğrenen, (kendisini ve hakikati tanımaya çalışan) bir tek ve aynı insan olarak telakki edilmesi icab eder" der.

    İnsanı ve insanlığı bu şekilde tesbit eden Paskal, onun sonsuzluk içindeki durumunu şöylece ortaya koyar: "Gerçekten, eğer hareketin, sayının, mekânın ve zamanın, neticede her veri miktardan hiçbir suretle daha büyük veya daha küçük olmaksızın, gayrimuayyen" (belirsiz) bir şekilde arttırılabildiklerini veya küçültülebildiklerini tetkik edersek, herşeyin hiçlik ile sonsuzluk arasında yer aldığını kabul ederiz. Bununla beraber, bu iki sonsuzluk birbiriyle alâkalıdır, o suretle ki, birisinin bilinmesi bizi zaruri olarak Ötekini bilmeye sevkeder ve bu iki sonsuz birbirinden uzaklaştıkça birbirine temas eder ve birleşir, sonunda Allah'da, yalnız O'nda birbirine kavuşur. Yani vareden de, yokeden de ancak O'dur." Bir insan sonsuzluk içinde nedir? Bir insan tabiat içinde nedir? İnsan, sonsuzluğa göre bir hiçtir, hiçliğe göre herşeydir, hiç ile herşey arasında bir vasattır. İşte bizim hakiki durumumuz budur." Bu vasatta insanı, güçlü ve aciz, mükemmel ve kusurlu, zengin ve fakir olarak tanıyan ve zıtları bünyesinde taşıyan bir varlık olarak gören Paskal, "İnsan, hangi mevkide yer alacağını bilmiyor, o, aşikâr bir surette yolunu şaşırmıştır, Hakiki mevkiinden düşmüştür, ona kavuşamıyor. O, hakiki mevkiini her yerde ve nüfuz edilmesi imkânsız karanlıklar içinde endişe ile arıyor, fakat muvaffakiyetsizlikle karşılaşıyor" diyerek, insanın kendi sınırlarını bilmesini, dünya ve ahiret dengesini kurarak yaşamasını ister. İnsan benliğinin, aslında sun'i bir varlığının olduğunu, fakat bununla kalmayıp herşeye sahiplenmek ve gururlanmak gibi iki kötü haslete büründüğünü söyleyen Paskal, benlikten nefret eder ve şöyle bir açıklama getirir: "Benlikten doğru olmadığı için nefret ediyorsam da, kendisini herşeyin merkezi haline getirdiği için, ondan daima nefret edeceğim.

    İnsanların kendisine veya başka bir insana bağlanmamalarını isteyen Paskal, bunun sebebini şöyle izah eder: "Zira onların hayatlarını Allah'ın hoşuna gidecek şekilde veya O'nu aramakla geçirmeleri ve buna ihtimam göstermeleri lazımdır." Yalnız Allah'ı sevmek ve O'nun sevmediklerinden nefret etmek lazım geldiğini belirtir. Sevgiye layık olanın, ancak insanın kalbini tam tatmin edebilecek olan Baki bir Zat'ın (yani Allah'ın) olduğunu, fanilere hakiki bağlanmanın mümkün olmadığını ve insanı da tatmin etmediğini uzun uzun izah eder.

    Bu arada kader ve öldükten sonra dirilme meselelerine de temas eden Paskal, imana mani olan tek şeyin bütün ihtiraslarımızın menşei olan gurur olduğunu belirtir. Bu mani (gurur) ortadan kalkınca artık insanı namütenahi (sonsuz )den hiç bir şeyin ayıramayacağına inanır.

    Hayatının bir devresini tamamen manastırda geçiren Paskal, kendisini daha çok kalbi hayatın inkişaf etmesine vermiş, uzun süre manevi zevklerle yaşamıştır. Akılla kalb arasında çok iyi ve kuvvetli bir denge kurabilmiş olan bu büyük insan, Hıristiyanlığın ruhbanlık anlayışından olacak ki, maalesef kalb-irade-nefis dengesini tam olarak kurmaya muvaffak olamaz. Ruhbaniyette mertebe alırken içinde adeta yığınak yapmış olan nefsanî ihtiyaç ve arzuların, nihayet bir süre sonra patlamasını durduramaz. Bu defa Paskal'ı sosyete hayatının içerisinde buluruz. O, tekrar dönüş yaptığında, bizzat yaşadığı o hayatı ve o hayatın insanlarının bunalımlarını, fikir çıkmazlarını daha iyi tanımış olarak yazılar yazacak ve kendisi için de Allah'a karşı sonsuz pişmanlığını, nedametini ifade edecektir.

    Başka türlü olması da oldukça zordu; zira Paskal, gerçeğin en doğru, en belağatlı tercümanı, Son Kılavuz'u tanıma bahtiyarlığına erememişdi. Vakıa o, bir kere ayrıldığı manastırdan ikinci defa ayrılmama düşüncesi içinde, lif lif edip kalb menşurundan geçirdiği kâinâta ait Levhalar seyrediyor, çocuk gibi duygulanıyor, Yüce Yaratıcı'ya iştiyakdan sinesi çatlayacak hale geliyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
     
  3. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Biz gerçekleri sadece sebeplerle değil, kalple de buluruz.
    Bir Fransız matematikçi ,fizikçi ve aynı zamanda teolojist olan Blaise Pascal, Etienne Pascal'in üçüncü çocuğu ve tek oğluydu.Daha üç yaşındayken annesinin ölümü üzerine yetim kalır.1632 yılında babası dört çocuğuyla beraber Clermont’u terkederek Paris’e yerleşir.
    Babası antiortodox olduğu için O’nu kendisi yetiştirmeye karar verir. Kendisi de zamanının iyi matematikçilerinden olan Etienne Pascal, oğlunun 15 yaşından önce matematik calışmaması gerektiğine karar vererek evini matematik dokümanlarından arındırır.Fakat bu küçük Pascal’in sadece matematik merakını ateşler,12 yaşında kendisi geometri çalışmaya başlar. O zamanlarda üçgenin iç açılarının toplamının, iki dik açının toplamına eşit olduğunu bulur , bunun üzerine babasi teslim-i silah eder ve ona incelemesi için Euclid’in teoremlerini içeren dökümanları verir. Yani matematikle ilgisi çocukluk döneminde matematik eğitimi almadan başlar, sonraları babasıyla beraber "Academie Parsienne" deki derslere katılmaya başlar, 16 yaşına geldiğinde burada aktif olarak rol alir, ve profesör Girard Desargues in bir numaralı yardımcısı ve oğrencisi olur. Bu esnada özellikle konikler üzerinde çalışarak konu hakkında kitapçık yayınlar. 1639 yılında da "Pascal'ın Esrarengiz Altıgeni" yle geometriye katkıda bulunur.
    Aynı yıl babasının bir vergi toplama memuru olarak tayini çıkması üzerine Paris'i terkederek Rouen şehrine yerleşirler. Burada babasına yardımcı olmak amacıyla ilk rakamsal hesap makinasını yapar, bunu gerçekleştirmek için üç yıl çalışır, 1642-1645.
    1646-1648 yıllarında atmosfer basıncı üzerinde değişik deneyler yapar, ve şu sonuca varır: atmosfer basıncı yükseklikle doğru orantılı olarak düşer ve atmosferin üzerinde bir boşluk vardır.
    1653 ten itibaren matematik ve fizik üzerinde çalışarak “sıvıların kararsızlıgı” üzerine bir kitapçık yazar, bu kitapçıkta Pascal'ın basınç kanunu açıklanır.
    Kendisi binom üçgeni üzerinde çalışan ilk matematikçi olmasa da bu konuda çalışması değişik gelişmelere ışık tutmuştur.
    Pascal'ın felsefeyle ilgili en meşhur kitabı "Pensées" ("Düşünceler"), din, hayat ,bilim uzerine, O'nun daha çok dinsel yönünü ve Allah inancını ortaya kor, bunu da şöyle diyerek gösterir;"If God does not exist, one will lose nothing by believing in him, while if he does exist, one will lose everything by not believing. "(Eğer Allah yoksa insan ona inanmakla hiçbirşey kaybetmeyecek, fakat varsa inanmamakla çok şey kaybedecek.) Bu kitabı yaşadığı devirde yayınlanmasına izin verilmese de ölümünden birkaç yıl sonra yayınlanmıştır.
    Pascal 39 yaşında 1662 yılında kansere yenik düşerek hayata gözlerini yumar.
    Pascal'dan İnciler.
    Sebeplerin varacağı son nokta, onun ötesinde çok şey vardır.
    İnsanoğlunun mahiyeti arzu ve isteklerle doludur, o bütün bunları tatmin edebilecek olana müştaktır.
    Yarış at için neyse, yalanlamak ,inanmak ve şüphe etmek insan için odur.
     

Bu Sayfayı Paylaş