Bizim Dünyamız veya Cehennemde Berd ü Selâm

'Dini Sohbetler Dini Forum' forumunda Dine tarafından 7 Nisan 2010 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Bizim Dünyamız veya Cehennemde Berd ü Selâm konusu Bizim Dünyamız veya Cehennemde Berd ü Selâm



    Bazılarına göre şimdilerde, hemen her yerde âdeta bir kaos yaşanıyor Böyle bir dünyada, ne bir güzellik ne de bir iyilikten bahsetmek mümkün değildir Tabiî, imandan, mârifetten, histen, aşk u şevkten söz etmeye de imkân yoktur Zira bu dünyada duygular bulanık, düşünceler çarpık, yaşamak Cehennem'dekine denk; sesler kesik kesik ve yeis dalgalı, nağmeler alerjik, bam teli kopuk, mızrap da kırık Bir zamanlar hep huzur ve itmi'nanla gürleyen o doygun sinelerden, arı kovanları gibi işleyen ve bal petekleri gibi lezzetlerin dile damağa aktığı sohbet meclislerinden artık eser yok şimdilerde, o seslerin, o solukların, o kuş yuvaları gibi sımsıcak, cıvıl cıvıl evlerin ve o saat gibi işleyen idarî mekanizmanın yerinde ürperten bir sessizlik, çıldırtan bir yalnızlık ve damla damla gönüllere akan bir gurbet, bir inilti, bir hasret ve bir inkisar var

    Evet, bir zaviyeden bakınca, topyekün dünyanın hâli işte böyle içler acısı!

    Oysa bizim imana, ümide, ebediyete açık dünyamız, varlığa ait bütün güzelliklerin dalga dalga gelip ona aksettiği, aksedip duygularımızı sonsuza uyardığı, bilhassa mânâ köklerini koruyabilenler için dünya ve ukbâ düşüncesinin iç içe olduğu öyle sihirli bir âlemdir ki, onu kendi buudlarıyla duyup hissedenler, zannediyorum, bir daha da ondan ayrılmayı düşünmezler

    Bu dünyada, durgunluk içinde her zaman bir canlılık ve dinamizm, alaca kar görünümü altında da baharları zorlayan bir hayatiyet söz konusudur Gözlerimizi kapayıp bu dünyayı basiretlerimizle süzerken, hemen her zaman mışıldayan sular, üfül üfül esen meltemler, akıp akıp gözlerimizi dolduran renkler, ışıklar ve her yanda burcu burcu kokular duyar gibi olur; seslerden, görüntülerden süzülüp gelen, demetleşen mûsıkîlerin en enfeslerini dinleriz

    Bu dünyada, gaye eksenli bir hayat ve bu hayatın tabiî ve ezelî şiir unsurları sayılan iman, sevgi, aşk ve ruhanî zevkler, hatırlardan silinmeyecek edalara ulaşır; şuuraltı mahzenlerimiz, uhrevî mutlulukların nüveleriyle dolar taşar Hele inancın, benliğimizi sarıp aydınlattığı, cismaniyetimizi yumuşatıp ruhanîleştirdiği saat ve dakikalarda mübarek gün, hafta ve aylarda, çevremizi bütünüyle lâhûtîleşmiş görür ve kendimizi yerde değil de, âdeta göklerde dolaşıyor gibi hissederiz Bu engin ruh hâletiyle geçirdiğimiz ukbâ perde aralıklı ve zaman üstü lâhzalarda, sanki tül tül ötelerin renkleri, gidip ebediyete ermiş olanların sesleri ruhlarımıza doluyormuşçasına kendimizi lâmekânî hisseder ve tasavvurlarımızı aşan bir vâridât tufanıyla sırılsıklam oluruz

    Değişik dinler, düşünce sistemleri ve hayat felsefeleri arasında, bizim dinimiz, bizim düşünce sistemimiz, bizim hayat felsefemiz ve bizim dünyamız kadar füsunlu, renkli, doyurucu ve aklî, mantıkî, hissî boşluklara takılmayan bir ikinci âlem bilmiyorum Bu dünyada, her zaman, ayrı bir dalga boyuyla akıp gelen varlık ötesi ışıklar, sık sık ruhlarımızı sarar gönül gözlerimizi ötelerin güzelliklerine çevirir ve duygularımızı ebediyetle irtibatlandırarak bize sonsuzun büyülü iksirinden içirir endişelerimizi yatıştırır korkularımızı giderir fena ve zeval düşüncesiyle gelen şokları kırar ve sinelerimizde birer inşirah olarak esmeye başlar

    Bazen bu dünyada, her şeyin gölgelenip bir kül rengini aldığı da görülebilir bir kısım kopukluklara düşülüp buruklukların yaşanması söz konusu olabilir; ama bunlar kat'iyen kalıcı değillerdir ve hele insan ruhundan kaynaklanmaları asla bahis mevzuu olamaz; zira bu sıkışma ve kararmaların arkasından hemen iman, mânevî bir Cennet Tûbâ'sı gibi bütün vâridâtını gönüllerimize boşaltır, boşluklarımızı alır ve iradelerimiz üzerindeki o harika, güçlendirici tesiriyle âdeta bizi yeniden ihya eder

    Hemen herkesin kendi ruh enginliklerinde sezebileceği bu tat, bu neşve, doğrudan doğruya Sevgililer Sevgilisi'nden geliyormuşçasına, temas ettiğimiz her şeyde, içimizde köpüren her duyguda, dilimizden akan her beyanda bir sonsuzluk televvünü duyar ve bir âb-ı hayat yudumluyor gibi oluruz Hem öyle bir oluruz ki, ihtimal, ötelerin üveyikleri sayılan zîşuur kanun-u emrîler bile, uçuştukları o mahrem yollardan çekilerek "Yürüyün, top sizin, çevkân sizin!" deme lüzumunu duyarlar!

    Evet, bu dünyada huzur ve itmi'nan neşîdeleri ve şevk ü tarâb mûsıkîsi hiçbir zaman bütün bütün susmaz onun susması bir akort tevakkufu, beste beste hayatı yorumlayışı da bir kevser zemzemesidir Bu dünyanın esas mûsıkîsi, şiiri, güzellikleri, onun her şeyi ve herkesi sevgiyle kucaklayan insanlarının sinelerinden, o sinelerin ışık kaynağından ve bu ışık meşalesini her zaman lebrîz eden şuurdan, duyarlılıktan, aramadan ve nihayet gökte ve yerde aranılır olmaktan kaynaklanmaktadır Bu ölçüde ledünnîliğe ve enginliğe ulaşmış ruhlara, öteler kim bilir ne derin ve mahrem şeyler fısıldar, ne nağmeler duyurur ve ne çıplak hakikatlerle buluşma zemini hazırlarlar!

    Evet o, bir taraftan ruhlardaki bütün arzuları, bütün hülyaları her türlü beklentileriyle doyurur, beklenilecek sırlara uyarır, yeni istek ve yeni sezişlerin kapılarını aralar; diğer yandan da, insanî ufkun sınırlarını nazara verir ve onun ebedden, ebediyetin kaynağından müstağnî kalamayacağını hatırlatır Vicdanını dinleyebilen herkes, bu gizli ve meçhul âlemlerin "uğultusu" diyebileceğimiz fısıltı ve işaretleri dinleyip anlayabilir ruhlarının derinliklerinde ve vicdanlarının katmanlarında, harfsiz, kelimesiz ama mutlaka açık olarak dinleyip anlayabilir

    İnsan ruhu her zaman uyanık, aktif ve onun vicdanı da bir kısım sırlara programlanmış kompüter gibi tuşlarına basacak uzman eller beklemektedir Bu, her insan için hemen her zaman böyledir Dünya döner, asırlar değişir, zaman başkalaşır, hâdiseler renkten renge girer; ama insanın iç âlemindeki bu zenginlik, bu nizam hiçbir zaman değişmez Ancak, bütün bu güzelliklerin, gözlere, gönüllere nasıl sindiğini ve sineceğini, ruhlara nasıl nüfuz ettiğini ve edeceğini, bakış zaviyelerimizi nasıl yönlendirdiğini ve yönlendireceğini, bizim bu ledünnîlikleri nasıl duyduğumuzu ve duyacağımızı tam anlayabilmek için, kalbî ve ruhî hayat laboratuarlarında enfüsî analiz ve sentezlere ihtiyacımız var Bunu gerçekleştirebildiğimiz takdirde, her şey ve her hâdise bize o kadar işleyecek; ruhumuz, varlığın, varlık ötesi âlemlerin bir müşahidi, bir değerlendiricisi durumuna yükselecek; seneler ve seneler boyu bu doğuş ve kabullenişlerin lezzetli teselsülü sayesinde bizde öyle silinmez izler bırakacaktır ki, o zaman, hâlis Allah kulları için, hayatın nasıl bir tatlı zemzeme hâlinde duyulduğu ve insan olma farklılığı kendi kendine ortaya çıkacaktır Aksine her şeyi günümüzde olduğu gibi bir kısım çarpık kıstaslarla ölçüp-değerlendirmeye kalktığımız takdirde, kendi kendimizle tenakuza düşecek ve ruhlarımızda, aslında mevcut olmayan bir kaos yaşayacağız

    Bizim dünyamız, insan üstü bir ressam tarafından çizilmiş, mânâlarla, hislerle, gayelerle taşkın bir resim gibi her zaman kendini duyuran bir rüya ve hülya ülkesi derinliği, mahrem ve rahat bir Cennet köşkü şefkat ve âsûdeliği ve bir rıza ikliminin anlaşılmaz büyüleriyle tüllenir

    Bu dünyanın hayat ve mâneviyat zenginliğine, bütün yıldızlar ve onların içinde yüzdükleri sema, bütün verâlar ve onların ötesindeki rengârenk ukbâ, bir aksesuar gibi dahildir

    Bu dünyada gökler, yeryüzüyle içli dışlı; ahiret, bu âlemin ve bu âlemde devam eden uzun bir yolculuğun ebedî istirahatgâhı, ölüm bir vuslat vesilesi, vefat günü de bir "şeb-i arûs"tur

    Arzuları, yerdeki kumlar, gökteki yıldızlar kadar çok olan insanoğluna, büyüleyen güzellikleri ve öteleri gösteren işaret ve işaretçileriyle bu dünya, ışıktan, renkten, mânâdan, ruhtan, lezzetten örülmüş bir sihir âlemi gibidir Her gün, bin türlü ayrı vâridâtla açılır-kapanır; her gün farklı bir nefâsetle ruhlara siner; her zaman en kıymetli mânâları gözler önüne sererek bizi âdeta meşherlerde dolaştırıyor gibi sevindirir; bir kitabı mütalâamıza sunuyor gibi ilimden düşünceye köprüler kurar, dimağlarımızı besler ve bir lâhza bile bizi yalnız bırakmaz

    Bu dünyada, sesler, sözler, en tesirli nağmeler şeklinde hissedilir güller, çiçekler, kokularının en enfesini esirgemeden çevrelerine neşreder canlılar birer arkadaş olur, cansızlar da birer vefalı dost ve her şey bir Cennet olgunluğu içinde doğar, gelişir ve devam eder
     

Bu Sayfayı Paylaş