Bizans'ın Kayıp Sırrı - Rum Ateşi

'Tarihi Bilgiler' forumunda NeslisH tarafından 7 Kasım 2008 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Bizans'ın Kayıp Sırrı - Rum Ateşi konusu Eğer Rum ateşinin sırrı olmasaydı, Avrupa'nın şekli ve dünya tarihinin yönü çok daha farklı seyredebilirdi. İşte sırrı bugün bile çözülemeyen tarihi ateşin öyküsü.



    Takriben İ.S. 675-950 yılları arasında kullanılan ve gizli silahların ilk örneği kabul edilen Rum Ateşi bugünde gizemini korumaktadır. Bizanslıların çatırdayan antik imparatorluklarını savunmakta kullandıkları napalm benzeri yakıcı bir maddeydi. Teknolojisi yalnızca imparatorluk ailesi ve etrafındakiler tarafından bilinen sıkı korunan bir sırdır. Günümüzde de hâlâ sır olarak kalmaya devam etmektedir.

    O dönemde çok idareli kullanılmaktaydı. Etrafını çevreleyen sır perdesi yüzünden sonunda kaybolup gitmiştir. Bununla birlikte, tarihin yönünü değiştiren en iyi sır örneklerinden biridir.

    İ.S. 673 yılında, Bizans İmparatorluğu bir zamanlar Roma olan bir görkemin tek kalıntısı ve Avrupa uygarlığının son son siperiydi. Üç yüzyıl boyunca doğudaki ve batıdaki düşmanlarla uğraştıktan sonra karşısına yeni bir tehdit çıkmıştı ve en ölümcül olanı da buydu. Yeni dinleri İslam’ın coşkusuyla ateşlenmiş olan Araplar Pers İmparatorluğu’nu istila etmişler, ardından da Doğu İmparatorluğunu yerle bir etme tehdidiyle Konstantinopolis'in büyük surlarına hürüm etmeye başlamışlardı. Bizans hem karada hem denizde sayıca üstündü ve başkentin güçlü savunmasını o zamanki askeri teknolojiyle kırmak mümkün olmasa da, Arap filosu deniz kontrolünü eline geçirirse açlığa teslim olabilirdi.

    ,Bununla birlikte, Arapların yayılmakta şaşırtıcı bir başarı göstermeleri aynı zamanda yenilgilerinin tohumlarını da ekmişti. Ordular Hıristiyan Suriye'yi istila ettiklerinde, sığınmacılar Konstantinopolis'in hakimiyetine sığınmışlardı. Aralarında Kallinikos adlı Yunan asıllı bir Suriyeli de bulunuyordu. Kallinikos'un elinde, 'sıvı ateş', 'deniz ateşi' ya da Ters ateşi' olarak tanınmasına rağmen, daha sonraları etnik kökeninden dolayı 'Rum ateşi' diye adlandırılacak olan bir silahın tarifi vardı.

    Bazı kaynaklar Kallinikos'un daha önce İslam Ordusunda görev yaptığını öne sürdüklerinden, Pers ateşi adı aslında gerçek orijininden dolayı verilmiş olabilir. Zift ve gazyağı gibi petrol ürünleri kullanılarak yapılan yangın çıkaran silahlar Arap cephaneliklerinin bir parçasıydı; aslında muhtemelen şu ya da bu şekilde Romalılar ve Persler tarafından da bilinmekteydi. Yeni 'Rum' ateşini farklı kılan gelişmiş tertibi ve en önemlisi de alev alan sıvıyı püskürtmek için kullanılan 'dağıtım' teknolojisiydi.

    Kallinikos'un sıkı korunan bir sır haline gelen bu yeni teknoloji karşılığında bir servet edindiği söylenmektedir. Bugün bile Rum ateşinin tertibini yalnızca tahmin etmek mümkündür, ama içinde sülfür, sönmemiş kireç, likit petrol ve hattâ belki de (modern ateşli silahların tertiplerinde yer alan) magnezyum olduğu tahmin edilmektedir.

    Magnezyum, Rum ateşine atfedilen özelliklerden biri olan suyun altında yanma özelliğine sahip son derece tepkimeli bir metaldir ve Rum ateşinin bu kadar korkutucu bir silah olmasını sağlamaktadır.

    Hazırlanan sıvıyı öldürücü hale getirerek püskürtmek için Bizanslılar gizli bir basınçlı sifon geliştirmişlerdi. Rum ateşi bir kazanda ısıtılmakta, ardından kanşırnı daha da ısıtıp basınçlı hale getiren borulardan geçirilerek sıvıyı tutuşturacak bir lambanın tutturuldugu başlıktan püskürtülmekteydi. Böylece Rum ateşi bir dizi teknolojiyle bu teknolojileri işler hale getiren gerekli mühendislik ve kimya becerilerini bir arada kullanmakla elde ediliyordu. Yalnızca birkaç üst düzey resmi görevli bulmacanın bütün parçalarına sahip olduğu için, bu karmaşıklık teknolojinin sır olarak saklanmasına yardımcı olmuştur.

    Rum ateşi Bizans'ın düşmanlarım harap edecek özelliğe sahipti. Bizans donanması, güverteleri Rum ateşi sifonlarının yanı sıra kule ve sur gibi yapıların yüklenebileceği genişlikte olan, dromon adı verilen özel savaş gemileri kullanmaktaydı. Bu sifonlar içlerindekileri düşman gemilerinin güvertesine püskürterek denizcilerle askerlerin maruz kalmasına ve tahta gemilerin kolayca yanmasına yol açıyorlardı. 678 yılında Araplar bunu ilk elden yaşamışlardı. Rum ateşinin çoğalması savaşın gidişatını büyük ölçüde değiştirmişti. Birkaç yıl önce Araplar yüzlerce Bizans gemisini yok ederken, anık kendi donanmaları parçalanıyor, yüzlerce asker kaybediyorlardı. Kuşatma kaldırılmış, Araplar barış yapmak zorunda kalmışlardı. 717 yılında yeniden saldırıya geçtiklerinde, Rum ateşi şehrin savunmasında bir kez daha hayati bir rol oynamış, Araplar da yeniden ağır kayıplar vererek geri çekilmişlerdi.

    Bizanslılar için Rum ateşi kadar sırrının korunması da önemliydi. Sifon teçhizatının düşman eline geçmemesi için mümkün olduğunca az kullanılıyor, gizemli tarifi hakkındaki yasaklar ve efsaneler giderek artıyordu, imparator 7. Konstantin Porphyrogennetos oğluna yazdığı bir mektupta bu sırrın müttefiklere bile verilmemesi gerektiğini şöyle açıklıyordu: -..kullanılacak malzemeler birinci büyük Hıristiyan imparatoru Konstantin'e bir melek tarafından verilmiştir... ve bu büyük imparator, bu sırrın kendisinden sonra geleceklere kalmasını sağlamak için, bu ateşin sırrını başka bir ulusa vermeye cesaret edenlerin, istedikleri rütbe veya onura sahip olsunlar, lanetlenmesi ve Hıristiyan sayılmaması gerektiğini ve böyle bir şey olması halinde, ister imparator, ister patrik, isterse herhangi bir hükümdar ya da tebaadan biri olsun, bu emre uymayan kişinin elinden ayrıcalıklarının alınarak yüzyıllar boyunca adi bir suçlu gibi teşhir edilmesini hem yaşıyla hem de Tanrı'nın Kilisesi'nîn Kutsal Mihrabından bildirmiştir.
    Sonraki üç yüzyıl boyunca Bizans İmparatorluğu dört bir yandaki düşmanlarla çekişmeler yaşadı. Bazen Roma'mn parlak günlerinde sahip olduğu yerleri yeniden fethederek topraklarını genişletti; bununla birlikte genellikle de savunmada kaldı ve imparatorluğun savunması için de Rum ateşi paha biçilmez bir araçtı. (Kullanım zorlukları ve sırrının açığa çıkmasının istenmemesi saldırılardaki rolünü kısıtlıyordu.)

    Ancak, 1204 yılında bu sır bir şekilde ortadan kayboldu. Yakıcı silahlar halâ kullanılmaktadır (ve hâlâ 'Rum ateşi' olarak adlandırılmaktadır) ama Rum ateşini bu kadar ürkütücü kılan teknoloji paketi artık yoktur. Silahı kuşatan sırların onu ortadan kaldırmış olduğu sanılmaktadır. Bizarısın ölümcül politikası, gücün sonu gelmeyen bir dizi darbe, entrika ve suikastla elde edilmesi anl¤¤¤¤¤ geliyordu. Bu durumda bilgiyi elden ele geçiren zincirin nasıl kırıldığını anlamak kolaydır. İmparatorluk beş yüzyıl daha mücadelesini sürdürdü, ama başka güçlerin saldırılarıyla giderek küçülmeye başladı. Sonunda, 1453 yılında Osmanlı Türkleri, her durumda Rum ateşinden İleri bir teknoloji olan barutu kullanarak Konstantinopolis savunmasını kırmayı basardılar.

    Ama Rum ateşi tarihteki etkilerini çoktan göstermişti. İslam ordularının o zamana kadar durdurulamayan yayılmasına ve Doğu Akdeniz'de Müslüman güçlerin yüzyıllarca gizlenmesine bakılırsa, başarılı Bizans direnişi Avrupa'nın geri kalanına uzun süreli bir nefes alma imkanı tanımıştı. Bu arada, Avrupa ulusları güçlenmiş, Avrupa'nın askeri teknolojisi ve taktikleri kendi başlarının çaresine bakabilecekleri kadar gelişmişti. Müslümanların Kuzey Afrika'yla İspanya'daki fetihleri ve Güney Fransa'ya girmeleri nerelere kadar erişebileceklerini gösteriyordu. 7. yüzyılda Bizans İmparatorluğunu yıkmış ve Doğu Avrupa'nın dağınık ülkelerine girmiş olsalardı, daha nerelere kadar nüfuz edebileceklerdi? Rum ateşinin sırrı olmasaydı, Avrupa'nın şekli ve dünya tarihinin yönü çok daha farklı olabilirdi.
     
  2. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

Bu Sayfayı Paylaş