Bitlis Ahlat İlçesi

'Bitlis Tanıtımı' forumunda Mavi_Sema tarafından 26 Aralık 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Bitlis Ahlat İlçesi konusu
    Doğu Anadolu Bölgesi'nde, Bitlis'in bir ilçesi olan Ahlat, Van Gölü'nün kuzeybatı kıyısındadır. Ahlat İlçesi, Kuzeyinde Muş ili Bulanık ve Malazgirt ilçeleri , batısında Muş ili , güneyinde Van Gölü, güneybatısında Tatvan ve Bitlis, doğusunda ise yine Van Gölü ve Adilcevaz ilçesiyle çevrilidir.

    Bitlis İli'nin belli başlı düzlüklerinden olan Ahlat Ovası, kuzeydeki Süphan, batıdaki Nemrut Dağları ve Van Gölü arasında uzanmaktadır. Bu dağların eteklerinde geniş dağ platoları uzanır. Nemrut gerek bu bölgedeki volkan dağlarının bir örneği olması , gerekse Van Gölü’nün oluşmasında önemli bir yer tutması bakımından önem taşımaktadır. Dünyanın sayılı volkanlarından olan Nemrut, Ahlat’ın batısındadır. Günümüzde sönmüş bir volkan olarak görülen bu dağ , doğu-batı doğrultusunda uzanan geniş bir çukur alanın ortasında yükselmektedir. Nemrut yanardağı Van Gölü’nün batısında yer almış olup, 3050 m. yüksekliktedir. Volkanın son püskürmesi 1441 yılında küçük ölçüde olmuştur .Bitlis ili genelinde dağlık olmakla beraber Ahlat Ovası , Rahva Ovası ile birlikte Bitlis’in iki büyük düzlüğünden biridir. Ahlat'ın yüzölçümü 1.044 km2. olup, toplam nüfusu 21.651'dir.

    Hüseyin Timur ve Bogatay Ata Türbeleriİlçenin ekonomisi hayvancılığa dayanmaktadır. Koyun ve keçi yetiştirilen yörede mandralarda peynir üretilir. Deri üretimi de önemli ölçüdedir. Tarıma ait alanlarda buğday, çavdar ve ceviz yetiştirilir.

    MÖIX.yüzyılda bölgede yaşayan Urartular, buraya “Halads”, Ermeniler “Şaleat” , Süryaniler “Kelath”, Araplar “Hil’at” , İranlılar ve Türkler ise “Ahlat” demişlerdir.

    Ahlat adının kaynağı hakkında halk arasında anlatılan efsane şöyledir:

    Van Gölü kıyısında hüküm süren Urartu Kralı "Lat" Med'lerin saldırısına dayanamayınca şehir düşer ve hükümdar da ağır yaralanır. Babasının başını dizine koyan hükümdarın kızı "Ah!" çekerek ince ince göz yaşları dökmektedir. Kızın "Ah! Lat, Ah! Lat" diye yükselen feryadı, Med'lerin şehre girmesine kadar devam eder. Urartu Kralı hayata gözlerini yummuş ancak bilmeyerek çok sevdiği bu şehre ismini vermiştir.

    Ahlat'ın tarihi oldukça eskiye inmektedir. Bazı tarihlerde ilk yerleşimin MÖ.XV.yüzyıla, Asurluların Uç Beyliği dönemine kadar indirilmiştir. Arkeoloji kazılarda ortaya çıkan buluntu ve kazılar, MÖ.IX.yüzyılda Urartuların buraya hakim olduğuna işaret etmektedir. Bununla beraber Paleolitik Döneme inen eserlerle de karşılaşılmıştır. MÖ.600 yıllarında yöre Medlerin ve Perslerin egemenliğine geçmiş, daha sonra Anadolu'da Pers egemenliğine son veren Büyük İskender'in hakimiyetine girmiştir. İskender'in ölümünden sonra yöreye Seleukoslar hakim olmuş, MÖ.323'te Alatos yönetiminde Ahlat beyliği kurulmuş, Bizanslılar ve Araplar arasında sürekli el değiştirmiştir. XI.yüzyılda Selçuklular yöreyi ele geçirdikten sonra Alparslan tarafından merkez yapılmıştır. Selçukluların Ahlat önlerinde Bizans ordusunu yenmelerinden sonra Ahlat daha da önem kazanmıştır. Tarihe Selçuklu Rönesansının başladığı yer olarak geçen Ahlat, 1095'te yeniden bağımsız bir beylik olmuştur. Bu dönemde Ahlat Beyliği sınırlarını Halep'ten Erzurum'a, Malatya'dan Van'a kadar uzatmıştır. Ancak, Timur ordularının Ahlat mezar taşlarıXIV.yüzyılda burasını yakıp yıkmasıyla kentin bu görkemli dönemi sona ermiştir. Osmanlılar 1473'te buraya hakim olmuşlarsa da kısa bir süre sonra yöre, Safevilere bağlanmıştır. Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran Savaşı'ndan (1514) sonra kesin olarak Osmanlı topraklarına dahil olmuştur. Osmanlı döneminde zenginleşen Ahlat, bu yüzden sık sık Bitlis'teki Şerefhanoğulları'nın yağmasına uğramıştır.

    Şemseddin Sami, Kâmusü'l-Âlam'da; " Bitlis Vilayetinde, Van Gölü'nün kuzeybatı sahilinde bir kaza merkezi" olarak buradan söz etmektedir.

    Osmanlı-Rus Savaşı'nda bir süre Ruslar tarafından işgal edilmiş ve kent bu işgalden büyük zarar görmüştür. Cumhuriyetin ilanından sonra 1923'te Bitlis İli'ne bağlı bir ilçe konumuna getirilmiştir.

    Ahlat'taki asıl yerleşmeler Van Gölü ile iskelesi arasındadır. Bugün kıyıdan 2 km. içerideki Eski Ahlat kentinin yıkıntıları görülmektedir. Orta Çağ'ın "Kubbetü'l-İslâm" adıyla ünlü üç büyük kentinden olan Ahlat mezar anıtları ile de tanınmıştır. Selçuklu taş işçiliğinin en güzel örneklerini barındıran bu mezarlıklar bir açık hava müzesi konumundadır. XII.-XIV.yüzyıllara tarihlenen bu mezar anıtlarından Ahlat'ın o dönemde önemli bir bilim ve kültür merkezi olduğu anlaşılmaktadır. Bu mezarlardan pek çoğunda sanatçıların isimleri, yapıldıkları tarihleri belirten kitabeler bulunmaktadır.

    İlçede Günümüze gelebilen tarihi eserler:
    İskender Paşa Camisi
    Kadı Mahmut Camisi
    Emir Bayındır Camisi
    Dede Maksut Türbesi
    Mirza Muhammet Türbesi
    Şeyh Necmettin (Havai Baba) Türbesi
    Usta Şakirt Kümbeti
    Hasan Padişah Kümbeti
    Emir Bayındır Kümbeti
    Şirin Hatun Bogatay Ata (Çifte Kümbet) Kümbeti
    Emir Ali Kümbeti
    Hüseyin Tümur Esen Tekin (Çifte Kümbet) Kümbeti
    Erzen Hatun Kümbeti
    Anonim Kümbet
    Keşiş (Kitabesiz Kümbet) Kümbeti
    Alim Oğlu Kümbeti
    Hasan Padişah Kümbeti yanındaki Kümbet
    Ahlat Mezar Taşları
    Emir Bayındır Köprüsü
    Tahtısüleyman Deresi Köprüsü 'dür.
    İskender Paşa Camisi

    İskender Paşa Camisi Eski Ahlat Kalesi içerisinde bulunmaktadır. Kitabesinden öğrenildiğine göre İskender Paşa tarafından 1584 yılında yaptırılmıştır.Mimar Sinan eseri olduğu da ileri sürülmüştür.

    İskender Paşa Camisi 20.75 X 16.27 m. ölçüsünde dikdörtgen bir plan göstermektedir. Caminin asıl ibadet yeri 13.05 X 12.83 m. ölçüsünde olup bu bölümün üzeri kubbe ile örtülmüştür. Günümüze harap bir halde gelen caminin son cemaat yeri iki sütun ve beden duvarlarının uzantılarından oluşmakta olup bunların üzerleri küçük kubbelerle örtülüdür. Giriş kapısı sivri kemerli büyük bir niş şeklinde olup taş silmelerle bezenmiştir. Kapının üzerinde kare bir çerçeve içerisine alınmış yapım kitabesi bulunmaktadır.

    Caminin beden duvarları kırmız beyaz renkli taşların alternatif düzende sıralanmasından meydana gelmiştir. Üst örtü yıkıldığından bu konuda sağlıklı bir bilgi verebilmek çok zordur. Bununla beraber üst örtünün tromplu bir kubbe ile örtülü olduğu sanılmaktadır. Caminin doğu, batı cephelerinde üçer, kuzey ve güney cephesinde ikişer penceresi bulunmaktadır. Ayrıca giriş kapısı ile mihrap üzerinde de sivri kemerli birer pencere yer almaktadır. Bu pencereler mermer söveli,sivri kemerli ve alınlıklıdır.

    İbadet mekanın süslemeli olup olmadığı kesinlik kazanamamakla beraber oldukça sade bir kale camisi olduğu sanılmaktadır. Mihrap beş köşeli olup iki köşesine iki ince sütun yerleştirilmiştir.

    Caminin kuzey batı köşesine 3.18 x 3.18 m. ölçüsünde kare kaideli minare eklenmiştir.Minare gövdesi yuvarlak olup örgü motifli bir kuşakla hareketli bir görünüm sağlanmıştır. Şerefe altı mukarnaslarla süslenmiştir. Şerefe üzerindeki petek daha inci olup burası da mukarnaslarla bezenmiştir.

    Kadı Mahmut Camisi

    Ahlat Kalesi içerisinde bulunan Kadı Mahmut Camisi’ni Ahlatlı kadı ailesinden Gazi Kadı Mahmut 1597 de yaptırmıştır. Cami İskender Paşa Camisi ile birlikte yapılmıştır.

    Caminin kuzey cephesinde bulunan son cemaat yeri ibadet mekanın uzantıları ile bunların arasındaki iki sütunun oluşturduğu üzeri kubbeli üç bölüm halindedir. Giriş kapısı sivri kemerli büyük bir niş içerisine alınmıştır. Mermer söveli kapının üzeri geometrik kabartma motiflerle bezenmiştir. Bunun üzerine de caminin yapım kitabesi yerleştirilmiştir. Girişin iki yanında zeminden yüksek sekiler üzerinde silindirik mihrapçıklar ve bunların etrafında da geometrik geçmeler yer almaktadır. Cami diğer Ahlat yapılarında olduğu gibi kesme taştan yapılmıştır. Cami 17.48 X 13.39 m. ölçüsünde dikdörtgen planlıdır. İbadet yeri ise l3.39 X l3.39 m. ölçüsünde kare planlıdır.Üzeri stalaktitli köşe tromplarının yardımıyla beden duvarlarına oturan piramidal ,taş külahlı bir kubbe ile örtülüdür. Caminin doğu ve batı cephelerinde sivri kemer alınlıklı üçer pencere ile aydınlatılmıştır. Mihrabın iki yanında da birer pencere bulunmaktadır.

    Mihrap beş köşeli küçük bir niş şeklindedir.İki köşesinde küçük başlıkları olan sütunlar yerleştirilmiştir.

    Minare kuzey batı köşesinde olup kaideye kadar olan bölümü yıkılmıştır.Taştan kare kaidesinin üzerinde silindirik gövdesi olduğu sanılmaktadır.Büyük olasılıkla minare İskender Paşa Camisinin minaresinin bir benzeridir.

    Emir Bayındır Camisi

    Emir Bayındır Camisi Emir Bayındır Kümbetinin kuzeyinde bulunmaktadır. Giriş kapısının sağındaki kitabeden Bayındır İbn Rüstem tarafından 1477’de yaptırıldığı öğrenilmektedir.

    Cami dikdörtgen planlı olup iki bölümden meydana gelmiştir. Birinci bölümü kare planlı öndeki giriş eyvanı oluşturmaktadır. Bunun arkasındaki ibadet mekanı birinci bölümden daha geniş olup dikdörtgen planlıdır. Kesme taştan yapılan caminin üzeri toprak damla örtülmüştür. İbadet mekanı batı yönünde bir, mihrabın iki yanında da iki pencere ile aydınlatılmıştır.

    Güney cephedeki mihrap oldukça basit ve bezemesiz olup duvardan dışarıya doğru çıkıntı meydana getirmektedir.
    [​IMG]
     

Bu Sayfayı Paylaş