Bir Yaprak Misali Ömrum (Dini Sohbet)

'Dini Sohbetler Dini Forum' forumunda Mavi_inci tarafından 6 Kasım 2010 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Bir Yaprak Misali Ömrum (Dini Sohbet) konusu Bir Yaprak Misali Ömrum.

    Bir sabah rahmet güneşinin ışıklarıyla sıyrılıverdi kozasından. Bahar mevsiminin güzellikleri karşısında gözlerini hafifçe aralayabiliyordu. Ve yeni bir doğuşa şahitlik ediyordu, üzerinde boy vereceği çınar ağacı. En yeni üyesinin şaşkınlığına tebessüm ederken, onu el üstünde tutuyordu. Artık tüm güzelliklerde ve zorluklarda omuz omuza olacaklardı. Onlar bir birleri için birer lütuf olduklarının farkındaydılar. Çınar ağacının son yolcularının ardından aylar geçmişti.

    Yalnızlığının son demlerinde kavuştuğu yaprağına itinayla bakıyordu. Onun her aşamasını büyük bir zevkle izliyordu. Mutluluğun doruklarında gezinen yaprak, ikliminin en güzel yağmurlarıyla yıkanıyor, en parlak ışıklarla aydınlanıyordu. Büyüdükçe güzelleşiyor ve kendini o mevsimin en nadide varlığı olarak hissediyordu. Yaprağın çınara aşkı her geçen gün büyümektedir. Tabi ufak yaprağın büyümesiyle çevresindeki dostları da her geçen gün artmaktaydı. Kimi zaman bir kelebeğin dokunuşuyla güllümserken, kimi zaman bir kuşla hasbi hale dalarak günün bittiğinin farkına bile varmazdı.


    Böylece yaprağın günleri mutluluk içinde sürüp gide dursun, yavaş yavaş halsizleşmeye başladığının farkına varması geç olmadı. Yorgunluktan olduğunu düşünerek, bir an olsun neşesinden uzak kalmadı. Zaman rüzgârları esmeye başlayınca iyice yorgunlaşır ve o herkesi kıskandıran yeşil renginin yerini sarı almaya başlamıştır. O sarardıkça, çınar içli içli hüzünlenmektedir. Bilir ki bu misafirinde gitme zamanı yaklaşmıştır. Çınarın bir umudu daha vardır, aylar sonra gelecek diğer misafirleri gibi. Fakat yaprak her şeyin onu bir sona ulaştırdığını anlamamaktadır. Kendini mutluluğun zirvesinde görürken, aslında çoktan inişe geçtiğinin farkında bile değildir.


    Ve artık eski dostlarda uğramaz olmuştur uzun zamandır. Yaprak her geçen gün solmaktadır. Artık rengi toprağa benzemeye yüz tutmuşken, ötelerden esen bir rüzgârla takati kesilmiş bir şekilde ayrılıverdi her şeyi olduğunu düşündüğü çınardan. Öyle ki, onu rüzgârlar savururken o çok sevdiği çınar bile ellerini bırakmıştı. Aylarca en yükseklerinde semayı izleyen yaprak artık toprağa düşmüştü. Besin kaynağının geldiği yere inmişti. Ama bu sefer yeşermiyor, her geçen gün kuruyor ve toprağa karışıyordu. Doğuşla kamaşan gözlerini hafifçe açan yaprak, şimdi ölümle gözlerini ağır ağır kapatmaktadır.

    Ey dostlar bizim bu yapraktan ne farkımız var. Bizde dünyaya ilk gözlerimizi açtığımızda tıpkı onun gibi şaşkınlık içinde değil miydik?
    Büyüdükçe güzelleştik, dostlar edindik, kâinat etrafımızda dönüyor zannettik, yıllarca bu güzelliklerden ayrılmayacağız zannettik. Bir gün bu nimetlerinde sonu geleceği aklımıza gelmedi. Hep hayatı tozpembe gördük. Ama ilk elimizden gençlik nimeti akıp gitti, senelerin nasıl geçtiğini anlamadan. Seherde yaşlılık karşıladı bizleri hala bir şeylerin farkına varmadan. Bütün nimetler elimizden bir bir düşerken, takatsizlikten onlara sarılamadık bile

    .Oysa ölüm rüzgârı hep yanı başımızdaydı. Şimdi o rüzgârın karşısında tutunabileceğimiz bir çınar ağacı suretinde bile olsa, bir dünyamız yok. Çünkü o çoktan kendini yeni misafirlerine hazırlamış. O sadece bir durak gelenlerin ve gidenlerin olduğu. Şimdi ölüm rüzgârıyla savrulduk. Düşeceğimiz mekân çoktan belli. Var olduğumuz toprağa yeniden karışma vaktidir şimdi…

    Kısacası neydik, ne olduk, ne olacağız sorularına verilecek cevapların bulunmasındadır hayatın sırrı.
     

Bu Sayfayı Paylaş