Bir Sevgi Muhasebesi

'İslami Kıssalar & Hikayeler' forumunda ASİ MARDİNLİ tarafından 14 Mart 2009 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Bir Sevgi Muhasebesi konusu Bir Sevgi Muhasebesi

    Sevmek... İnsan yüreğine çalınan duygu1arın en soylusu.Bu asil his, hayatın içinde değişik tür ve boyutlarda gösterir kendini. Varlığına şahit olunan her yerde o, hakim Ve yönlendirici güçtür Allah sevgisi, vatan sevgisi, ana sevgisi..Yahut başka bir perspektiften dünya sevgisi, mal sevgisi, evlat sevgisi.. Misallerini artırabileceğimiz bu sevgi çeşitleri sizce de fert ve toplumların hayat anlayışlarını biçimlendiren en mühim faktörler değil mi?

    Bu yüce duyguyu ,yüreğimizde kodlayarak yarattığı güzel ve güzelliklere anlam kazandıran Zat-ı Zülce- mal insanlığa armağan ettği son dinin de ruhu yapmıştır sevgiyi.Sevgilerin başı, kainatı sevilecek güzelliklerin meşheri yapan, sonra da insanın iç dünyasında sevme duygusunu yaratarak sevgiyi var eden Allah sevgisidir. Çünkü, herkesi ve herşeyi kuşatacak gerçek sevgi insanın içinde ruhani lezzetlerle damıttığı, inanç ve bilgiden devşirilmiş Zat-ı Zülcemale ait sevgidir.

    “Allah’ı ve Resulünü herkesten ve herşeyden fazla sevmenin, imanın tadını alma” manasına geldiğini ifade eden Nebi sözü, iman ile sevgi arasındaki bu müthiş bağı vurgular.” İman etmedikçe Cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. “Peygamber (sav) uyarısı da, Cennet’in ancak sevenlerin yurdu olduğunu idraklerimize nakşeder. Bu hakikatler yumağını Asrın Beyin Yapıcısı, “Muhabbet, uhuvvet, sevmek İslamiyetin mizacı ve rabıtasıdır” cümlesiyle anlatır.

    Acaba sevme duygusunun sahipleri sevdiklerine inandıkları şeyleri gerçekten seviyorlar mı? Ya sevdikleri sevilmesi gerekenler mi? Bu soylu dünyaya sahip olanlar, sevilmesi gereken şeyleri ne kadar seviyorlar? bütün bu sorulara, sevgi kanunlarının hayatımız içinde hayat bulup bulmayışına bakarak cevaplamak mümkün. Sevmenin birinci tezahürü “ sevenin sevdiğine benzemek istemesidir.” Kim bilir Balzac sevmek bir başkasının hayatını yaşamaktır” derken belki de bunu anlatıyordu. Sevdiğine benzeme isteği insanda fıtri bir eğilimdir.

    Gönlünü bir kutlu davaya kaptırmışların, neye, nasıl benzemeleri gerektiği Allah tarafından şu İlahi beyanla anlatılır:” (De ey Resulüm) Allahı seviyorsanız bana uyun, (hayatınızı bana benzetin) ta ki Allah da sizi sevsin.” Bilmem hayatımız ne ölçüde o güzel hayata benziyor veya “o güzel hayatı” ne derece seviyoruz?

    Sevmenin ikinci tezahürü, “sevenin sevdiğiyle beraber olmak istemesidir.” Şairlerin sevdiklerine dair “sonsuza kadar beraber olsak” türünden mısraları, mısralar sayısınca bu kanunun haykırılışıdır.

    Onu sevme, Onu bulma Ve Onunla olmanın herşey olduğunu idrak etmesidir.O,insana şah damarından daha yakındır.O’nunla beraber olmanın ruhani lezzeti de bu yakınlığın kalp ve şuur planında anlaşılmasına bağlıdır.Bilmem ki,duygu dünyamızda sevdiğimizle ,yaşadığımız hayatta beraber olduklarımız gerektiği ölçüde kesişiyor mu?

    Sevmenin bir diğer tezahürü de,fedakarlıktır.Sevgi fedakarlıklarla büyür ve yaşar.Sevginin hamisidir fedakarlık.

    ‘Hayatı hastalıklar tarafından tehdit edilen bir insanın canının yongası malını bir süre aha nefes alıp vermek için harcamasını düşünün. Dünyasını mamur etmek ,lüks bir hayat yaşamak için, bir daha geriye dönmeyecek gençliğini bu yolda tüketenleri düşünün.Evet “sevmek fedakarlıktır” dedirtmiyor mu bunlar?

    Jean Richepin’ın unutamağım bir hikayesi var [​IMG]elikanlı bir kızı sever.Sevdiği bu kıza evlenme teklifinde bulunur. Kızın acımasız bir şartı vardır. “Sevgini ölçmek istiyorum. Bunun için annenin kalbini bana getireceksin.” Anne, delikanlının dünyadaki tek varlığıdır. İki sevgi arasına kalmıştır delikanlı. Uykusuz gecelerden sonra, nihayet kararını verir ve annesine durumu açar. Anne oğlunu canından öte sevmekteir. “Al yavrum yüreğim senin olsun” der yaşlı gözlerle. Delikanlı annesini öldürür ve yüreğini bir mendile koyarak heyecanla sevdiğine doğru koşmaya başlar. Derken ayağı takılır ve düşer. Kendisi bir tarafa , mendilin içindeki kalp bir tarafa fırlar. Annesinin taşlara bulanmış ve hala çarpmakta olan kalbinden “ah yavrum” iniltisi gelir.

    Bir mecazi sevgi uğruna bu fedakarlık gösterilirken, gönlünü bir kutlu davaya kaptıran bizler, gayemizin afak-ı alemde şehbal açması için gereken ve beklenen her fedakarlığı gösteriyor muyuz? Sevdiğimiz davamızın, gönüllere hakimiyet kurması yolunda , sevdiğimiz hangi şeylerden vazgeçtik? “Düştük reh—i sevdaya, cünunuz: bize ar—namus lazım değil manasına layık olabildik mi? Bu uğurda yer yer dünyevi takılardan soyunmakla böbürleniyorken ya benliğimizi bu davanın ayakları altına serebildik mi?

    Bu muhasebenin sonunda sadece yakarabiliyorum: Allahım, sevgini ve seni sevenin sevgisini ve seni sevmeye yaklaştıranın sevgisini bize nasip et..!
     

Bu Sayfayı Paylaş