Bir Gencin Arkadaşına Olan Aşkı..

'Aşk-Sevgi-Evlilik Sözleri' forumunda kultur_bilgisayar tarafından 17 Aralık 2008 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Bir Gencin Arkadaşına Olan Aşkı.. konusu Bir Gencin Arkadaşına Olan Aşkı..
    ortaokuldasın, hayatın tamamen futbol ve bilgisayar oyunlarıyla geçiyor, kızlarla hiçbir bağlantın yok; annen ve ablan hariç.

    sonra fen lisesi sınavlarına giriyorsun, kazanıp gidiyorsun başka bir şehirdeki bir fen lisesine. oturuyorsun değişik kokan sıralara ve bakıyorsun etrafına boş gözlerle. sonra birden bir kız çıkıyor karşına, "meraba" diyor sana. dilin tutulmuş gibi bakıyorsun suratına, bir "meraba" bile çıkmıyor ağzından. zar zor diyebiliyorsun o üç hecelik kelimeyi "meraba...".

    gel zaman git zaman okula alışmaya başlıyorsun, ortam ortaokuldakinden farklı, eski arkadaşların gibi anlamıyor kimse senin ortasahadan şut çekmenin cazibesine kapılmış olmanı. ama ona da alışıyorsun, "burası fen lisesi" diyorsun, "alışmam gerek". derslerde bir de bakıyorsun ki o kız senin yanında oturmaya başlamış seyrek seyrek. arada bir gelip "konuşalım mı?" diyor sana ve sen de kesinlikle reddemiyorsun onun bu teklifini. havadan sudan konuşuyorsunuz gün boyu ve dersler bitip de yatakhanelere gidince sen bir an önce etüd saatinin gelmesi için dua ediyorsun, çünkü etüdlerde de yanına geliyor ve muhabbete kaldığınız yerden devam ediyorsunuz. sonraları bu muhabbetler senin için bir "vazgeçilmez"i teşkil etmeye başlıyor. onunla konuştukça, onu ilk gördüğünde aklına gelen "ilk görüşte aşk" kavramının ne kadar saçma olduğunu kabul ettirmeye çalıştığın kendini, bu sefer ne kadar doğru bir şey olduğuna inandırıyorsun ister istemez. ama muhabbetler pek o tarafa seyretmiyor, aksine iki kız arkadaşın kendi aralarında çevirdiği erkek muhabbetleri gibi kalıyor. hatta o sana "bilmemkim çok yakışıklı değil mi?" diye sorduğunda sen kıskanıp "hayır" diyemiyorsun, arkadaşsın ya "yakışıklı evet" diyorsun. zaman içerisinde sana eski aşklarını anlatmaya başlıyor, hatta şimdilerde hoşuna giden tipleri. sen tüm bunları yutmak zorunda kalıyorsun. çünkü artık kıvamında bir arkadaşlığınız var. geceleri yattığında onun silüeti gözünün önünden gitmiyor, bir an önce sabah olsun istiyorsun, onu görmek için sabırsızlanıyorsun ama aranızdaki arkadaş muhabbeti seni yiyip bitiriyor. ona açılmak istiyorsun, içip içip "seni seviyorum ulan!" diye haykırmak istiyorsun ama "kabul etmez ki" diyorsun. "hem de kesinlikle kabul etmez." kabul etmemesi bir yana arkadaşlığınızın da bitmesinden korkuyorsun. bir deneme şansının olması için herşeyini verebilecek durumdasın ama böyle bir şansın yok...

    bu cehennem azabı seni yiyip bitirirken öss puanı nedeniyle fen lisesinden ayrılıyorsun, tekrar kendi şehrine dönüyor ve orada bir liseye yazılıyorsun. etrafındaki hiçbir kızın onun gibi olmaması seni işkencelere gark ediyor. hiç kimse onun gibi bakamıyor, hiç kimse onun gibi gülümseyemiyor, hiç kimse o olamıyor senin gözünde. bu arada mektuplaşmalara başlıyorsun onunla. o sıcak, samimi ve gülümseyen gözleri bu sefer mektup sayfalarında görmeye başlıyorsun. mektuplara aşık oluyorsun zaman içinde, seviyor okşuyorsun sayfaları, durduk yere yazılar yazmaya başlıyorsun. sen yazarken sanki o seni izliyormuş gibi geliyor sana, heyecanlanıyorsun. ama hala içinde bir dert var. bu kadar uzak olmanıza rağmen onun seni arkadaş olarak görmesi sana çok koyuyor hala. sadece mektup değil, mesajlar da gönderiyorsunuz birbirinize.

    birgün cesaretinin son raddesine gelip dayanamıyorsun ve bir mesaj atıyorsun "benimle evlenir misin?", onun bu mesaja vermesi için gereken süre - bir kaç dakika - sana bir ömür gibi geliyor. sonra telefonun haykırmaya başlıyor "mesaj geldi" diye. ellerin titriyor telefona uzanırken, zar zor açabiliyorsun mesajı, ter içinde okumaya başlıyorsun "üff şakayı bırak, misafirler var daha anneme yardım etmem gerek". bir taraftan yıkılıyorsun şaka sandığı için, bir taraftan cesaretinden korkmuş olacaksın ki seviniyorsun "arkadaşlığımız zarar görmedi" diye.

    mektuplarla mesajlarla dolu birkaç sene geçtikten sonra öss'ye giriyorsun. ankara'da bir üniversiteyi kazanıyorsun, haberini alıyorsun ki, o da ankara'da bir üniversite kazanmış. sevincinden delilere dönüyorsun. hemen buluşup görüşüyorsunuz, güzelliğinden ve gözlerinden hiçbir şeyini kaybetmemiş olan platonik dostun karşında öylece duruyor. hiçbir şey olmamış gibi, sanki hiç ayrılmamışsınız gibi muhabbet ediyorsunuz saatler boyu, sonra her güzel şeyin bir sonu olduğu için ayrılıp okullarınıza dönüyorsunuz. böylece buluşmalarla bir müddet daha devam ediyorsunuz ama sen lise 1'deki arzundan en ufak bir şey kaybetmemiş olduğunu her gün her saniye hatırlıyorsun, hatırladıkça yıkılıyorsun. rüyalarına giriyor, rüyalarında açılıyorsun ona, kabul ediyor o da. senden mutlusu yok rüyalarında, uçuyorsun resmen. ama öyle rüyaların sonunda değil kuş cıvıltıları, cennet ırmaklarının sesiyle bile uyanmak ızdırap veriyor sana.

    mektuplaşmaya ankara'da da devam ediyorsunuz. mektuplaşmaları o başlatıyor hep, sen de sevincinden deliye dönüyorsun her zaman olduğu gibi. yazdıklarının yarısını anlamıyorsun, "benden çok daha zeki" diyorsun, yıllardır aşık olduğun bu kıza zeki olduğu için bir kez daha aşık oluyorsun. yazdığı şeyler sana imalıymış gibi geliyor ama telefonda ağzını aradığın zaman "kesinlikle yanılmışım" diyorsun. hatta telefonda yine lisedeki gibi arkadaş muhabbetleri yapıyorsunuz, "şu çok yakışıklı", "ben şundan çok hoşlanıyorum" gibi konuları konuşuyorsunuz. seni öldürüyor bu konuşmalar.

    birgün bir karar alıyorsun ve "eğer o da beni seviyorsa kıskanır" diye düşünüp açıyorsun telefonu, "bana kız arkadaş bul" diyorsun. şaşırıp şaşırmadığını anlayamıyorsun, "sınavlarım var" vesaireden sonra "tamam" kelimesi çıkıyor ağzından. tabi sen ona "bana kız bul" derken için eriyor ama "bana kız bul, mümkünse senin aynın olsun" diyemiyorsun. aradan birkaç gün geçtikten sonra yine telefonda konuşurken hafif bir tartışma geçiyor aranızda ve tutup "ben de eve erkek atarım" diyor sana. sanki o da aynı stratejiyi deniyormuş gibi... miden kalkıyor, onu bir başka herifle düşünemiyorsun, boğazına düğümleniyor sözcükler, "hadi iyi geceler" deyip telefonu kapatacakken bir ses "kapatmaaaa...". hemen kulağına çeviriyorsun telefonu, "efendim" diye soruyorsun. "seni kıskandırmak istedim" gibi bir cümlenin ütopik olduğunu bilmene rağmen heyecanlanıyorsun acaba ne diyecek diye, "sarışın mı olsun, esmer mi?" diyor. "ne sarışını, ne esmeri?" diyorsun, anlıyorsun sonra. "melez olsun" diyorsun, diyecek birşey bulamayıp, saçmalıyorsun yani. sonra birbirinize iyi geceler dileyip telefonlarınızı kapatıyorsunuz.

    sonra günlerce aramıyorsunuz birbirinizi, belki 3, belki 4 gün (hala aramadı bu arada, keza; ben de aramadım)... düşünüp duruyorsun, "ne olacak benim bu halim" diyorsun. onun yüzünden hiçbir kız sana zevk vermiyor ve bu sebeple onunla tanıştığından beri kimseye adam gibi duygusal bir bağ kuramadığını hatırlıyorsun. ama o senin sadece arkadaşın. aklına bir soru çakılıp çakılıp duruyor, "arkadaşa, dosta aşık olunur mu?" ya da "aşık olduktan sonra arkadaşın olduysa biri, yok
     

Bu Sayfayı Paylaş