Bilmem Bu Derdimi Nasıl Edeyim Türküsü Hikayesi

'Müzik Sohbet & Fan Club' forumunda Mavi_inci tarafından 19 Şubat 2011 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Bilmem Bu Derdimi Nasıl Edeyim Türküsü Hikayesi konusu Bilmem Bu Derdimi Nasıl Edeyim Türküsü ve Hikayesi - Bilmem Bu Derdimi Nasıl Edeyim Türküsünün Hikayesi - Bilmem Bu Derdimi Nasıl Edeyim Türküsünün Sözleri - Bilmem Bu Derdimi Nasıl Edeyim Türkü Hikayesi - Bilmem Bu Derdimi Nasıl Edeyim Türkü Sözleri


    Noksani'nin kendi notlarından: 1949 yılından itibaren 3 sene Murgul'da kalmıştım. Orada kaldığım zaman fabrikada, rüşvete çok düşkün fen memuru Süleyman Bey isminde biri vardı. Her izine gidenden, gelirken en az 3-5 kilo yağ, bal ve peynir derken bütün mahiyetini haraca bağlamıştı. Kendisine rüşvet getirmeyenin katiyen ne yevmiyesine zam yapar ne de prim verirdi. Derken onun servisinden çıkmaktan başka bir çare kalmazdı. Bu yüzdendir ki hiçbir zaman iyi geçinemezdik. Bir defa izne gidip döndükten sonra ilk günde, herhalde getirmiş olduğum hediyeyi gece veya yarın göndereceğimi ümit ederek mırın kırın ve yarım ağız bir merhabadan sonra iş mahallini teslim etti. Çalıştık, zaman geçti.

    İkinci izine gidip döndüğüm zaman, nerede işbaşı yapacağım diye sorduğumda, surat sekizi çeyrek geçe bir tavırla; "Ben bilmem, servis şefine çık" dedi. Geçtik, şefe çıktık. Başka bir teknikerin iş sahasında vazife verildi, işimize devam ettik.

    Çok geçmeden yeniden izinden gelenden 4 kiloluk bir demlikle hususi mahiyette hazırlanmış balı rüşvet olarak aldığını ve diğer servisten bu durumları duyan personelin bu vaziyetle uğraşmakta olduğunu öğrendik. Ben de bu günleri fırsat addederek başladım.




    Bu derdimi nasıl edeyim beyan
    Sayın bey insafa gelir mi bilmem
    Layıkken makama oldu perişan
    Geçer vakit geri kalır mı bilmem

    Maden servisinde emsal yok idi
    Malumatta ve bilgide çok idi
    Geçen hafta Süleyman Bey tek idi
    Arayanlar şimdi bulur mu bilmem

    Onurla gururla yolda yürürdü
    Gidenleri gelenlerden sorardı
    Balı getirene izin verirdi
    Acep kahvaltıdan olur mu bilmem

    Coşkun sular gibi bir yana akmaz
    Rüşvetsiz gelenin yüzüne bakmaz
    Balı olmayandan alırdı pekmez
    Şimdi ayran tası dolar mı bilmem

    Oğul balın tereyağsız yemezdi
    Lor gibi yer kıymetlidir demezdi
    Piyasada kıymetini sormazdı
    Süzmeyi yağ diye alır mı bilmem

    Korkarım ki alem sana gülmeye
    Dilim tutmaz başsağhğı vermeye
    Rüşvetsiz gelende artmaz yevmiye
    Lor olsa prim de salar mı bilmem

    Yine şefim diye inandırıyor
    Çorbayı ayranla bulandırıyor
    Beyaz köpekleri dolandırıyor
    Onlar da kalmadı bilir mi bilmem

    Bu sefer talihi elinden tutar
    Tünelden ambara terfi de eder
    Oradan da hemen köyüne gider
    Kader tarlasını sular mı bilmem

    Tedbir kar eylemez bir kere düştü
    Fabrika görmedi böyle bir puştu
    Bu mevladan oldu kullar da şaştı
    Bizlere dişini biler mi bilmem

    Cansız kalem bu halleri yazarsa
    Süleyman Bey işitir de kızarsa
    Yarım suratını asar bozarsa
    Kimseler eline dalar mı bilmem

    Rüşvet ile boğazını kayırma
    Helal çalış rüşvete yer ayırma
    Fabrikadan nefret ile ayrılma
    Kader artık ona güler mi bilmem

    İlk bakışta bir kederi görülmez
    Fitnelikten hiç usanmaz yorulmaz
    Rüşvet yoksa mahiyette durulamaz
    İrtikap fikrinde kalır mı bilmem

    Çok biliyor Yörüklerin cahili
    Buldu Divriği'de Mister Erayl'i
    O gelince sanki elleri bağlı
    Bu sefer peşinden meler mi bilmem

    Yazarım bu kadar çok fazla yazmam
    Farz olmayanlara destanı düzmem
    Fabrika şahittir ben yolsuz gezmem
    Kendine arkadaş kılar mı bilmem

    Dinleyenler bu nahaktır demeli
    Doğruluktur herbir işin temeli
    Dört kiloluk balı bir dem yemeli
    Noksan'ı defterden siler mi bilmem


    Kaynak: Hodlu Noksani - Bekir Karadeniz
     

Bu Sayfayı Paylaş