Bilim Yöntemine Yeniden Bakış

'Bilim & Teknoloji' forumunda Dine tarafından 16 Eylül 2009 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Bilim Yöntemine Yeniden Bakış konusu Bilim; doğa, tarih, toplum ve insan hakkında sağlıklı ve kalıcı bilgiler elde etmenin en etkili yoludur. Mitoloji, din, metafizik ve ideolojiler de bu kategoriler üzerinde bilgi üretirler, fakat bunların kalıcı ve sağlıklı oldukları söylenemez. Bilimsel bilgi üretmenin çok önemli koşulları vardır. Bu koşulları biraz irdelemek gerekmektedir.

    Bilimsel bilgi üretme sürecinin devamlı sağlıklı olması için, o toplumda bilim ortamının oluşması gerekmektedir. Bilim ortamının oluşmasının biricik koşulu ise özgür tartışmanın, özgür eleştirin sürekli olarak işleyebiliyor olmasıdır. Kimse düşünce açıklamasından dolayı idari ve cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalmamalıdır.

    Düşüncenin, daha doğrusu düşünce açıklamalarının böyle tehditlerle karşılaştığı bir toplumda sağlıklı ve devamlı bir fikir ortamının, bilim ortamının oluşması olanaklı değildir. Bilim, sınırsız bir düşün özgürlüğü ortamında gerçekleşebilen bir düşünce yöntemidir. Hakaret, ayrımcılık, kuşkusuz sınırsız düşün özgürlüğü ortamına girebilecek kategoriler değildir. Düşüncelerini bilimin kavramıyla açıklayabilenler hakarete zaten başvurmazlar, buna gerek duymazlar.

    Türk siyasal sisteminde resmi ideoloji çok önemli bir kurumdur. Resmi ideoloji sadece siyaseti değil, düşün, edebiyat ve sanat hayatını da belirlemekte ve yönlendirmektedir. Bilim hayatı ve üniversiteler de resmi ideoloji tarafından belirlenmekte ve yönlendirilmektedir. Resmi ideoloji; sağlıklı, kalıcı, etkili bir bilim ortamının oluşmasına engeldir. Resmi ideoloji, herhangi bir ideoloji değildir, devletin idari ve cezai yaptırımlarıyla korunan ve kollanan bir ideolojidir. Resmi ideoloji kurumu, özgür tartışmayı ve özgür eleştiriyi engelleyici bir niteliğe sahiptir. Böylece olguların incelenmesi, tartışılması engellenir, yerine, resmi ideolojinin kabulleri ön plana geçer. Resmi ideoloji, bu bilgilerin öğrenilmesini ve bu bilgilere göre tavır ve davranış sergilenmesini ister. Bu bilgilerin tek gerçek olduğunu, eleştirilemez, tartışılamaz bir gerçek olduğunu ileri sürer. Eleştirileri birtakım idari ve cezai yaptırımlarla engellemeye çalışır. Böyle bir ortamda, yani düşün yasaklarının düşün hayatına egemen olduğu bir ortamda, düşün hayatı, bilim hayatı çoraklaşır, çölleşir, beyinler kötürümleşir.

    Bilim ile ideolojinin farkının belirtilmesinde de yarar vardır. Bilim anlayışında, bilim yönteminde, eleştiri esastır, özgür eleştiri vardır. Başkaları sizin ortaya koyduğunuz çalışmaları istediği gibi eleştirebilir. Bilimde 'nihai gerçek' diye bir durum yoktur. Yeni olgular ortaya çıktığında hipoteziniz değişebilir, araştırmanızın sonuçları değişebilir. İdeolojilerde ise inanç egemendir. Bir görüşe inanırsız, inandığınız, doğru bildiğiniz bu görüşü yaşama geçirmek için çaba sarf edersiniz. Burada eleştiri yoktur. "En doğru görüş bizimkidir" dersiniz. Karşı düşünceyi, karşı düşünceleri dinleme gereğini duymazsınız. Resmi ideolojinin ise, devletini idari ve cezai yaptırımlarıyla korumaya ve kollamaya çalışılan bir ideoloji olduğunu yine belirtmek gerekir.

    Türkiye'de düşün yasaklarının pek çoğu, Kürt sorunuyla organik olarak bağlantılıdır. Düşün yasakları, Kürtler, Kürtçe, Gülistan gibi konularda özgürce düşünceler geliştirilmesine engel olmak için getirilmiştir. Düşün yasaklarına, birinci planda, bu konularla ilgili özgür düşüncelerin önünün alınması için gerek duyulmaktadır. Bu yasaklarsa, düşün hayatını, bilim hayatını zehirleyici bir etki yaratmaktadır.

    Üniversiteler, genel olarak bilginin üretildiği merkezler olarak bilinir. Düşün özgürlüğünün olmaması, düşün yasakları, üniversiteyi, profesörleri de bağlamaktadır. Fiili olarak ise üniversite bu yasaklar düzenine en iyi uyum sağlayan bir kurum olarak ortaya çıkmaktadır. Bu konuda kamu yönetimiyle, siyasal partilerle üniversite arasında ciddi bir fark da yoktur. Üniversite de, profesörler de bilim adamı zihniyetiyle değil memur zihniyetiyle hareket etmektedir. Örneğin Kürtler konusunda geliştirilen, sistematik bir hale getirilen inkarcı ve imhacı tutumlar, düşün hayatına, bilim hayatına bu tutumların rehberlik etmesi, üniversiteyi bilim zihniyetinden gittikçe uzaklaştırmaktadır. Bugün Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) hakkında, basında, eleştirel yazılar yayımlandığı görülmektedir. Ama YÖK düzeni eleştirilirken, Kürtler, Kürt sorunu dikkate alınmamakta, böyle bir sorun yokmuş gibi tavır sergilenmekte, bu toplumsal sorunların sağlıklı bir şekilde kavranılmasına engel olmaktadır. Bu tutum ayrıca üniversitenin de sağlıklı bir şekilde kavranılmasına engeldir. Bugün akademik camiada yer almanın, üniversitede yükselmenin en önemli koşulu resmi ideolojiye sadakattir. Bilimsel çalışmalar yapmak, bunları yayımlamak sanıldığı kadar önemli değildir. Aslında üniversite, YÖK'ten önce de böyleydi. Ama günümüzde Kürt sorununda toplumsal dinamikler kendini daha çok hissettirmeye başladı. Bu süreçte, düşün yasakları, yasaklara karşı mücadele daha belirgin bir şekilde ortaya çıktı.

    Düşün özgürlüğü, ifade özgürlüğü kalıcı, sağlıklı bir şekilde yaşama geçmeden bilim ortamının oluşması, bilimin gelişmesi mümkün değildir. Tarih, Sosyoloji, Siyaset Bilimleri, Antropoloji, Ekonomi gibi toplumsal bilimler alanında, Hukuk gibi normatif bilimlerde, beşeri bilimlerde, sanatta, edebiyatta, bu, açık olarak böyledir. Bilim ortamının oluşabilmesi için ise, düşün hayatına bilim yönteminin egemen kılınması ise resmi ideolojinin bilimin ve siyasetin kavramlarıyla eleştirilmesi gerekir. Bu eleştiri sürekli olmak durumundadır. Bütün bunlar anayasa, yasa, yönetmelik sorunu değildir, zihniyet sorunudur. Türkiye'de, kısa vadede, bir zihniyet değişikliğinin gerçekleşmesi mümkün görünmemektedir. Yukarıda söz konusu etmeye çalıştığım özgür eleştirinin devamlı olması, zamanla, böyle bir ortamın yani bilim ortamının oluşmasını sağlayabilir.

    Basında, sivil toplum kurumlarında, bu mücadelenin yani ifade özgürlüğü mücadelesinin sağlıklı bir şekilde yürütüldüğü de söylenemez. "301'e karşı mücadele" deniyor ve bu dile getiriliyor. İfade özgürlüğünün herkes için savunulduğu kanısında değilim. İfade özgürlüğü, Orhan Pamuk, Elif Şafak, Hrant Dink gibi yazarlar söz konusu olduğunda çok yoğun bir şekilde savunuluyor. Kürt yazarlar, örneğin Ahmet Önal, İbrahim Güçlü gibi yazarlar, yayıncılar, benzeri soruşturmalarla, davalarla, mahkumiyetlerle karşılaşırlarsa, görmezlikten, bilmezlikten, duymazlıktan geliniyor. Öte yandan, ifade özgürlüğünü kısıtlayan madde sadece 301 değildir. 216, 218, 220 gibi maddeler de var. Bunlar da bilmezlikten, görmezlikten gelinebiliyor.

    Düşün yasakları, ifade özgürlüğünün kısıtlanması, sadece düşün hayatında, bilim hayatında olumsuz bir etki yaratmıyor, siyasal hayatta da olumsuz etkiler yaratıyor. Zira, özgür tartışma, özgür eleştiri bilimin temel koşulu olduğu gibi demokrasinin de temel koşuludur. İfade özgürlüğünün kısıtlandığı, düşün yasaklarının egemen olduğu, resmi ideolojinin belirleyici ve yönlendirici olduğu bir toplumda demokrasinin gelişmesi olası değildir. Otoriter bir siyasal hayat, faşist bir anlayış böyle bir ortamda daha rahat bir şekilde gelişme olanakları bulabiliyor. Örneğin Kürtler, bazı temel haklarını, dil, kültür haklarını her zaman ve her yerde, her fırsatta, her ortamda savunabilir. Bu sürecin, bu temel insanlık değerlerinin bastırılmaya çalışılması, otoriter bir anlayışın, faşist bir siyasal hareketin yükselmesi için elverişli bir ortam sağlar. Halbuki bastırmak değil konuşmak, tartışmak önemlidir. Bu da ancak düşün ortamının, bilim ortamının sağlanmasıyla, bunun devamlı kılınmasıyla mümkün olabilir.
     

Bu Sayfayı Paylaş