Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi (2008) The Curious Case of Benjamin Button

'Sinema Film Tanıtımları' forumunda Siraç tarafından 14 Şubat 2009 tarihinde açılan konu

  1. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi (2008) The Curious Case of Benjamin Button konusu
    Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi (2008) The Curious Case of Benjamin Button

    Benjamin Button yılın en çok beklenen filmlerinden biri şüphesiz. Acısı tatlısıyla, siyahı beyazıyla, sevinçleri hüsranlarıyla tuhaf bir hayatın hikayesi. Konusuyla tek başına ilgi çekici olan film insanda elbette dizginlenemeyen bir merak uyandırıyor. Ama daha fragmanını görmeye başladığımız andan itibaren iyi kötü bir sürü yorumla hırpalanmaya ya da övülmeye başlıyor. Bu tür filmler için doğal bir durum bu. Filmi izlemeden hakkında ister istemez bir sürü fikir sahibi olabiliyorsunuz. Kulaktan dolma, dilden yuvarlama bir sürü ön yorum, tahmin…

    Öncelikle hikayemiz ne olursa olsun ilginç ve sarmalayıcı. Böyle olunca ayrıntılardaki zenginlik de filmin boynunun borcu oluyor. Uzun bir süresi olmasına rağmen bu çok rahatsız etmiyor. Aksine daha fazla şey de aktarılabilirmiş hissi veriyor. Bu nedenle bazı noktaların üstünkörü geçildiği fikrine de kapılabiliyorsunuz.


    [​IMG]


    Olağandışı bir hikayeyi olağan bir havada vermek filmin en büyük başarılarından bence. Bu geriye doğru sayan hayatın hikayesi kendi başına olabilecek en uçuk şeylerden biriyken, filmi bilindik hissiyatlar yaşarcasına izlemek gerçekten hoş bir duygu yaratıyor. Normalde bir film için olağan ve bilindik şeylerle alakalı cümleler yazmak oldukça olumsuz bir eleştiridir. Ama bu filmde tersi bir durum söz konusu…

    Yine de Fincher’ın filminde çok fazla Hollywood kokan taraflar var. Hikaye buna el veriyor tabii. Bir de senaryonun altında Eric Roth imzası olunca damakta ister istemez Forrest Gump tadı bırakmıyor değil. Fincher da biraz Zemeckis’cilik yapmış. Forrest Gump ile pişti olan noktaları var, zaten bunlar bol bol konuşulacaktır, hatta konuşulmaya başladı bile. Fincher’ın absürd bir hikayeyi dozunda bir dramatik tatta vermesi, yan yollara sapıp dallanıp budaklanacak bir sürü noktayı dikkate almaması olumlu; ama kendisinden “yahu bu film Forrest Gump’a benzeyecek” diyerek senaryoya gerekli müdahaleleri yapmasını da beklerdik. Bu güzel hikayeye böylesi bir senaryo reva görülmemeliydi!

    Ama yine de hayat üzerine özlü sözler çıkarılabilecek bir sürü yan mesaj ve görsel motif vermeyi tercih etmemesi, özünde yer eden bir aşk hikayesine odaklanması da doğru bir yaklaşım olmuş. Zira; “hayat bir çikolata kutusu gibidir”, “hayat bir bambu ağacını kemiren panda gibidir”, “hayat kapandaki peynire tenezzül etmeyen farenin kararlılığında gizlidir” gibi abuk subuk özlü söz ve mesaj bombardımanlarıyla hakikaten gırtlağımıza dek dolduk. Bu tür yaşam sanatı incelikleri ve cambazlıkları bayat bile değil artık, küflenmiş vaziyette!


    [​IMG]


    Film bizi 20. yüzyıl gezintisine de çıkarıyor aynı zamanda. Benjamin’in doğduğu Birinci Dünya Savaşı, büyük ekonomik buhran, İkinci Dünya Savaşı, uzay mekiği Apollo’nun uzaya gönderilmesi filmin fonunda yer alıyor. Dramatik bir kelebek etkisi hikayesi de filmin etkileyiciliğini artıran önemli bir etken.

    İlk bölümleri güldüren, sonlara doğru hafif burkan, güzel görüntülerle süslü, çok sıra dışı bir durumu günlük yaşama inandırıcı bir şekilde monte etmiş, iyi oyunculuklarla süslü bir film Benjamin Button’ın tuhaf Hikayesi... Toplamda güzel bir film diyebiliriz ama öyle ikinci defa izlenebilecek, kült sınıfına girip unutulmazlar arasına koyulacak bir film değil. 13 tane birden Oscar adaylığı alabilecek bir film kesinlikle değil!

     

Bu Sayfayı Paylaş