Bebeğinizin Bağışıklık Sistemini Kışa Hazırlayın - Bebeğinizin Bağışıklık Sistemi

'Çocuk Sağlığı ve Bakımı' forumunda Dine tarafından 13 Ocak 2010 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Bebeğinizin Bağışıklık Sistemini Kışa Hazırlayın - Bebeğinizin Bağışıklık Sistemi konusu Bebeğinizin Bağışıklık Sistemini Kışa Hazırlayın - Bebeğinizin Bağışıklık Sistemi




    Bebeğini sağlıklı büyütmek isteyen annelerin ilk yapması gereken anne sütü ile beslemektir. Ama zorunlu nedenlerden dolayı emziremeyen anneler bebeklerinin bağışlık sistemini güçlendirmek için prebiyotik lif ilaveli formül mamalar ile bebeğini beslemelidir. Formül mamalar içeriğindeki vitamin ve mineraller, bebeğin bağışıklık sistemini güçlendirmesinin yanı sıra büyüme ve gelişme için gerekli besin öğelerini de içerir. Anne sütü ile beslenen bebeğin vitamin ve mineral ihtiyacı 6. aydan sonra da devam edeceğinden, ek besin alımı başladığında bu ihtiyaçlarını giderecek şekilde beslenmesi büyük önem taşıyor.

    İnsan vücudu bağışıklık sistemi adı verilen bir bariyerle ömür boyu korunmaktadır. Bağışıklık sisteminin şaşırtacak derecede iyi işleyen savunma mekanizmaları ne yazık ki bebeklerde yeterince gelişmemiştir. Bebeklerin mikroplara karşı savunma mekanizmalarının geliştirilmesi aşağıda sayacağımız noktaların dikkate alınmasıyla mümkündür…

    Bebekler antikor dediğimiz bağışıklık sisteminin en önemli savaşçılarıyla birlikte doğarlar ama doğdukları ortam için yeterli seviyede bir korunma sağlamaktan uzaktırlar. Ortalama 1 yaşına kadar bu böyle devam eder. Bu dönemden sonra da aşı, besin takviyesi ve gerektiğinde serum destekleri ile bağışıklığı geliştirici uygulamalara devam etmek gerekir.
    Bebeklerin bağışıklık sisteminin gelişmesi aynı zamanda ilerde doğacak hastalıklara karşı direnç göstermesini de sağlar. Bağışıklık sistemi gelişen çocuklar daha az hastalanır, yakalandığı hastalıklardan da en az zararla kurtulur. Bebeklerin bağışıklık sisteminin gelişmesi ve istikrarlı şekilde devam etmesi ebeveynlerin sorumluluğundadır. Anne sütü, sağlıklı beslenme, uyku düzeninin sağlanması, egzersiz, aşılar, aşırı titiz olmamak ilk etapta yapılması gerekenlerdir. Konu hakkında Dr. Günay Ermergen sizler için bebeklerimizi kışa hazırlamak adına bağışıklık sistemini nasıl güçlendirebiliriz konusunda bilgiler verdi.

    Emzirmek en doğal koruyucu

    Bebekler bazı antikorları anneden plasenta yoluyla alır. Doğduktan sonra verilen anne sütü ise bebeğin bağışıklık sistemini kuvvetlendirerek onu enfeksiyonlara karşı korur. Bebekler doğduklarında bağırsaklarının içi sterildir, mikroplardan arınıktır ama aynı zamanda tam gelişmemiştir. Doğumdan sonra beslenmeyle birlikte bağırsak içi farklılaşmaya başlar ve bakterilerin üremesi için ortam oluşur. Anne sütü prebiyotik lifler ve antikorları üreterek bebek için gerekli koruyucu maddeleri sağlar. Anne sütünde doğal olarak bulunan bu prebiyotik lifler, bağırsak içi ortamın düzenlemesini sağladığından hastalıklara karşı önemli bir bariyer görevi görür. Prebiyotik lifler, %90-95 oranında yararlı bakterileri üreterek hastalıklara yol açan zararlı bakterilerin gelişimini engeller. “Bifidobakteriler” adı verilen koruyucu bakteriler prebiyotik liflerin bağışıklık sistemini harekete geçirmesiyle yoğunlaşır ve bebeğin kendi savunma sisteminin kurulmasına ve yeterince güçlenmesine kadar devam eder. Bebeğin bağışıklık sistemi geliştikçe, sütteki bu bakteriler azalır. Doğumdan itibaren 6 ay süreyle yoğunlukları devam eder.

    Anne sütü aynı zamanda prebiyotikler sayesinde sindirime yardımcı olan maddelerin salınmasını sağlarlar ve bebekleri alerji riskine karşı korurlar. B grubu vitaminlerin ve K vitaminin vücutta üretilmesine de yardımcı olan prebiyotiklerin anne sütünde doğal olarak bulunması anne sütü içen bebekler için bulunmaz nimettir.

    Erken doğan bebekler de anne sütünün koruyucu etkisiyle ilk andan itibaren tanışırlar. Zamanından önce doğum yapan annelerin sütünde diğer annelere nazaran farklı bir yapı gözlenir. Bu dönemde süt ilk süte yani “kolostruma” benzer. “Ağız” adı verilen sarımtrak renkte ve daha yoğum kıvamdaki bu süt gibi mikroplara karşı antikor ve protein deposudur ve bebeğin ilk aşısıdır.

    Bebekler, bazı antikorları annesinden plasenta yolu ile almıştır. Ayrıca bebekler anne sütü yoluyla da antikorlar alırlar. Bebeklerin bu yollarla bazı hastalıklara yakalanmamaları ve hastalıklardan korunmaları da bir pasif bağışıklıktır. Bu yolla kazanılan bağışıklık, kısa sürelidir ve sadece bebeği korumaya yöneliktir. Bebek enfeksiyonlara karşı koyma yeteneğini kısa süre sonra kendisi geliştirir. Örneğin; bebek doğduğu günlerde kızamık hastalığına yakalanmaz; çünkü bu hastalığa karşı gerekli antikorları annesinden plasenta yoluyla ya da anne sütüyle almıştır. Fakat bu antikorlar yaklaşık 9 ay sonra yok olduğu için bebeğe kızamık aşısı yapılmalıdır.


    Anne sütü antikor üreterek, kanda hücre içine girmemiş mikroorganizmaları, virüsleri yok ederler. Kana bir bakterinin karışması durumunda ise bağışıklık sistemi hücreleri lenfositler ve makrofajlar bakteri duvarındaki farklı molekül yapısını algılarlar ve antikor yapımını başlatırlar. Antikorlar doğal antibiyotikler gibi enfeksiyona sebep olacak zararlı bakterileri vücuttan dışarı atar ve mikropları yok eder.

    Kısacası bağışıklık sistemi henüz tam gelişmemiş bebeklerin anne sütündeki prebiyotik lifler ve antikorlara şiddetli ihtiyacı vardır ve bu nedenle ilk 6 ayın bitimine kadar sadece anne sütü ile beslemek gerekir.

    Yeterli besin takviyesini önemseyin


    Prebiyotik gıdalar, bebeklere ishal ve kabızlık gibi hastalıklara karşı direnç kazandırır, antibiyotik ishalinin süresini azaltır, egzama, astım gibi alerjik hastalıklardan korunmada etkili olur.

    Formül mamalar yerine süt ilaveli mamalar hazırlarken bebeğin 1 yaşına kadar inek sütü ile beslenmemesi önerilir. Sindirim organları tam gelişmemiş olduğundan bebeklerde inek sütü sorun yaratabilir, bağırsaklarda kanamalar yapabileceğinden gizli anemi ile sonuçlanabilir. Demir eksikliğine bağlı kansızlık durumunda da lökosit ve makrofaj adlı savunma hücreleri tam çalışamaz ve hastalık ortaya çıkar. Lökositler plazma kaynaklı kan proteinleri birlikte organizmanın bütünlüğünü sağlamakta askeri güç gibi görev yaparlar.

    Akyuvarlar (lökosit) bağışıklık sistemimizin en önemli savaşcıları ve immünolojik savunmanın temel faktörleridir. Akyuvarlar dış etkenleri ilk karşılayan hücrelerdir. Eğer bu sistem geçilirse hastalık dediğimiz durum ortaya çıkar. Lökositler damar içinde dolanırken, tehlike sinyallerini aldıkları bölgelerde damardan ayrılıp bakteri ve ölü doku gibi yabancı cisimlerin etrafını sarabilirler. Bu savaşçıların da bakteri ve virüslerin yok edilmesinde çalışan farklı çeşitleri vardır. Eğer bu sistem geçilirse hastalık dediğimiz durum ortaya çıkar.

    Vücutta üretilmeyen ve vücudun normal işlevlerini sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu vitaminler de bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine yarar. Enerji vermekten uzak bu grup besinler özellikle iştahsız çocuklara takviye olarak verilir. A vitamin deposu kayısı ve tatlı patates, C vitamini bakımından zengin kivi ve kayısı, E vitamini içeren ıspanak bebeklere ilk etapta verilebilecek gıdalardır. Mineraller de vitaminlere benzer bağışıklık sistemini güçlendirecek işleve sahiptir. Arpa, yulaf gibi tüm tahıllar mineraller açısından zengindir.

    Bir diğer bağışıklık sistemini güçlendiren besin öğeleri Omega 3 ve Omega 6 yağ asidinden zengin gıdalardır. Dengeli alınması neticesinde kan dolaşımını düzenleyerek, beynin gelişimine ve sağlıklı büyümeye yardımcı olur. Vücuda çok gerekli A, D, K ve E vitaminlerinin vücut tarafından özümsenmesi için Omega 3 ve Omega 6 yağ asitleri gerekir. Yağlı balıklar ve deniz ürünleri, ceviz, soya filizi, mısır, mısır unu, keten tohumu yağı, tatlı patates ile yeşil sebzelerde bolca bulunur.

    Uykusunun düzenli olmasını sağlayın

    Uyku zihinsel ve bedeni dinlenme için olmazsa olmaz bir faaliyettir. Bu nedenle bebekler düzenli uyumalıdır. Kaliteli uyku dediğimiz kesintisiz uyku ise bebeğin sağlıklı olduğunun bir işaretidir. Uyku düzenine önem gösterilen bebekler hastalıklara karşı daha dirençli hale gelir. Yeni doğan bebeklerde günde 16-20 saat uyku yeterliyken, 6-12 aylık bebeklerde 14-15 saat uyku normal sayılır.

    Uyku sırasında bebeğin büyümesini sağlayan melotonin hormonu, özellikle gece karanlığında faaliyete geçer. Melotonin hormonu birçok hormonun düzenli çalışmasını da sağlar. Bebeğin yeterli uyumaması stresin artmasına ve büyümesinin yavaşlamasına neden olur.

    Masaj ve egzersizi ihmal etmeyin

    Bebeğin egzersizi deyince anlaşılması gereken bebek masajıdır. Doğru yapılan masaj bebeğin solunum, dolaşım, sindirim sisteminde yarattığı etkiler dolayısıyla bağışıklık sistemine de yansır. İlk aylarda yapılan masaj egzersiz niyetine yaptırılır. Günde 5 dakika bebeğin kollarını yana açarak sonra birleştirerek, bacaklarını aşağı yukarı hareket ettirerek egzersiz yaptırılmalıdır.

    Emeklemeye başladıktan sonra da dikkatini çekecek bir nesneye yönelimini sağla***** bebekler hareket ettirilmelidir. Yürümeye başladığında ise bir küçük topun peşinde koşarak dahi günlük egzersizini tamamlayabilir. Açık havada yaptırılan bu tür egzersizler, kan dolaşımını hızlandırarak, oksijenin kana geçişini hızlandırır. Kanın hızlanması demek, enfeksiyonlara karşı savaşan birçok lenf hücresinin de vücudun tüm organlarına dağılması demek. Sindirim sistemini düzene ko***** bebeğin iştahını açan bu tür egzersizler, stres hormonunun daha az salgılanmasını sağla***** bağışıklık sistemini güçlendirir.

    Aşılarını tamamlayın

    Aşılar, hastalıklara yol açan mikroorganizmaların zayıflatılmış ya da etkisizleştirilmiş halidir. Vücuda girerek o hastalığa karşı antikor üretilmesini sağlarlar. Bebeklerin henüz gelişmemiş bağışıklık sistemin güçlendirilmesine, tehlikeli ve bulaşıcı hastalıklara karşı direnç oluştururlar. Ancak unutulmamalıdır ki hiçbir aşı temsil ettiği mikroorganizmanın kendisi kadar etkili bir cevap oluşturamaz. Bu nedenle kalıcı ya da uzun süreli bir bağışıklık direnci için aşıların belli aralıklarla tekrarı gerekmektedir. İdeal bir aşı, hastalık belirtisine yol açmadan, en az hastalığı geçirmekle edinilecek kadar bağışıklık sağlayan aşıdır. Her aşı en iyi bağışıklık yanıtı sağlayacak sıvılarla ve kendisi için en uygun olan vücut bölgesine uygulanır. Kimi aşılar ağızdan (çocuk felci), kimileri adale içine (karma vb..) verilir. Bazı aşılarla tek sefer uygulama yeterliyken, bazılarının uygun aralıklarla yinelenmesi gerekmektedir. Ancak usulüne uygun şemalar dahilinde ve tam olarak yapılan aşılama programlarıyla başarılı bir korunma sağlanabilir.

    Bebeklerin hastalanmaması için yaptırılan bazı aşıların yüzde yüz koruyuculuğunun olmadığını bilmekte fayda var. Örneğin verem aşısı olan bir bebeğin, verem hastalığına yakalanma riski hayatının herhangi bir döneminde devam eder ancak, hastalığı daha kolay atlatacaktır.


    Aşırı titiz davranmaktan kaçının

    Bebekleri mikroplardan korumak için aşırı titiz davranmak doğru bir davranış değildir. Pek çok anne baba, bebeğinin sağlığını koruduğunu düşünerek aslında vücudunun tanışması gereken mikropları uzaklaştırarak, ilerde oluşabilecek hastalıklara zemin hazırlar. Steril ortamlarda büyüyen çocuklarda astım gibi kronik hastalıkların daha çok görüldüğünü kimi araştırmalar ortaya koyuyor. Vücudun kimi mikroplara karşı savaşabilmesi için bebeklik döneminde bağışıklık geliştirmesi çok önemli. Aksi takdirde hastalıklara karşı daha hassas olacak ya da hastalığı daha ağır geçirecektir.

     

Bu Sayfayı Paylaş