Bazı Sorularla Risale-i nur

'Risale-i Nur Külliyatı' forumunda kultur_bilgisayar tarafından 13 Aralık 2008 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Bazı Sorularla Risale-i nur konusu Bazı âyât ve ehadîs vardır ki; mutlakadır, külliye telakki edilmiş. (Sünuhat - 16)cümlesini açıklarmısınız?

    Burada mutlak kelimesi bir şarta bağlanmadan söylenmiş genel ifadeyi temsil ediyor. Yani mutlak denilince; bir şeyi anlamak, bir şeye inhisar etmek yanlış olur. Mesela Kuran da geçen “birr” kelimesi buna örnek olarak verilebilir. Birr kelimesi Türkçe de iyilik anlamında kullanılmıştır. İyilik dediğimiz şey, bir şartla bağlı olmayan, geniş ve mutlak bir kavramdır. Bu yüzden her kesim kendi örf ve adetine göre bu genel ifadenin içini doldurabilir. Bir toplumda iyi sayılan bir şey, başka bir toplumda kötü sayılabilir. Bu yüzden iyilik manasını her yerde ve her toplumda aynı manayı ifade eden külliyet olarak algılamak kültürel çatışmayı doğurur.

    Külliyet kelimesi ise mutlak kelimesinin aksine genişlik değil, her yeri ve her toplumu kuşatan birlik ve beraberlik manasını temsil eder. Mesela Kuran’ın namaz ve zekat emri küllidir, her yer ve her toplum için aynı şeyi ifade eder. Burada farklılaşma söz konusu olamaz. Ama “birr” yani iyilik, mutlak olduğu için, her topluma göre farklı anlam kazanır. Afrika ve Tayland gibi ülkelerde böcek ve çekirge ikram etmek iyiliğin bir şubesi iken, aynı hareket Türkiye’de sebebi hakaret sayılır. İşte üstat Kuran ve sünnetteki bu çeşit bazı mutlak ifadelerin külli ifadeler gibi algılanıp yanlış tatbik edildiğine işaret ediyor.


    Vasıta ile vesilenin dindeki yeri nedir?





    İslam dini ile diğer dinler arasında vasıta, vesile ve aracı gibi kavramlara bakış açısı farklılık arz eder . Diğer dinlerde, özellikle Hıristiyanlık dininde vasıtalar ve vesileler, Allah ile kul arasında bir ilah, bir rab gibi tasavvur edilmiştir. Bir nevi ilahlaştırılmıştır. Allah ile kul arasına ruhban sınıfı, yani kilise ve papazlar girerek, bir nevi Allah gibi otorite kurmuşlardır.Böylelikle şu ayete massadak olmuşlardır: “Allah'ı bırakıp da birbirimizi rab edinmeyelim”." Âl-İ İmrân Sûresi, 3:64.


    Hıristiyanlıkta kilise ve papaz, kulu affeder. Kula, cennetten arsa verebilir, onu kutsaya bilir. Bu gibi inançlar gösteriyor ki papaz, adeta bir ilah gibi vasıtalık yapıyor. Araç olması gerekirken, amaç oluyor.


    İslam dininde ise, bu çeşit vasıtalar ve vesileler, ret ve nefiy edilmiştir. Onun yerine, delil ve imam gibi kavramlar yerleştirilmiştir. İslamiyet de imam, yani alimler ve ehil olan salih zatlar, ancak ilmi ile ümmeti irşat ve aydınlatma ile görevlidirler. Bu irşat ve aydınlatma görevini yaparken de delil ve ispat ile hareket etmek zorundalar. Yoksa, onların hiçbir baskı ve dayatması söz konusu olamaz. Delilsiz ve ispatsız iddiaları da ümmeti bağlamaz. Hıristiyanlıkta ise, ruhbanların her sözü tartışmasız kabul edilmek zorundadır.


    Onlar, iddialarını ispat etmeye gerek de duymazlar. Yalnız İslamda, Allah katında büyük zatları vesile ederek dua etmekte, onların yine Allah’ın izni ile şefaatlerini istemekte bir zarar yoktur.


    Şefaat ve vesile-i dua etmek ile ruhban sınıfının Allah ile kul arasına girmesinin farkı zahirdir. Zira, duayı kabul edip, icabet etmek Allah’a aittir, vesileye ait değildir.


    Özetle, İslamdaki imam kavramı, alimler tabakasını temsil eder. Delil ise Kuran ve sünnettir. Onlar, Kur’an ve sünnetten aldığı delil ve ispatlarla, ümmeti doğru yola sevk ederler. Bunun dışında, vesilelik noktasında diğer insanlardan farkları yoktur.Vasıta ve vesile, cümle içinde geçen bir kurgudur, mana açısından farkları yoktur.
    Tahtie ne demektir?


    TAHTİE: Bir kimseyi veya bir şeyi hatalı görmek, hata isnat etmek, yanıltmak. "Bu hatadır" diye iddia etmek. TAHTİECİLER ise; bir kimseyi veya bir şeyi hatalı gören, hata isnad eden, yanıltan kimselere verilen isimdir.


    Hayat muhassaldır görünür. Hayat müteşirdir düşündürür. Vecizesinin izahı.


    Hayat, Allah'ın ilim, irade, kudret gibi sıfatları ile şu kainattan toplanıp ve süzülüp gelen ve sonun da bir yerde cem olup derlenen muhassal bir sanatıdır. Çok ani ve defi gibi, adeta zamansız ve sebepsiz vücut bulan bir kudret mucizesidir. Sebepler burada çok şeffaf olduğundan, arkasında kudret eli açıkça görünür.

    Ancak rızkın yaratılmaslı ise tedricidir. Kudretin, yavaş yavaş ve göstere göstere, düşünmeye açık bir mucizesidir.

    Rızkın tedrici, yani yavaş yavaş yaratılmasının sebebi, herkes dikkatle okuyup iyi anlasın diyedir. Sebeplere takılıp kalmamak için, rızık tedrici olarak münteşiren, yani göstere göstere yaratılıyor ki, herkes üzerinde iyi düşünsün.

    Kainatın merkezinde hayat, hayatın merkezinde rızık, rızkın merkezinde de şükür vardır. Şayet rızık da zamansız ve sebepsiz gibi ani vücut bulsa idi, insanın en önemli vazifesi olan şükrü ifa etmesi zorlaşırdı. Sebeplere takılması kolay olurdu, ya da manasını iyi düşünemezdi .

    Hayat ile rızkın yaratılmasına şöyle bir misal ile bakabiliriz: Hüneri ve mahareti çok olan bir usta, bir bina yaparak bütün hüner ve maharetini seyrettirmek ve göstermek ister. Bu usta, binayı iki şekilde yapabilir.. Biri defi, ani, sebepsiz; diğeri ise, tedricidir ve münteşirendir.Yani yavaş yavaş, tertip ve sıra ile yapmaktır.

    Zaten eserini, yani, binasını halkın huzurunda defi ve ani bir şekilde sebepsiz inşa ettiğinden herkes onu görebilir. Sebeplerde boğulma olmaz..Rızıkta da yavaş yavaş, tertip ile eze eze yaptığı ve sebeplerde aracılık ettiği için , yani temelden tavana doğru tedrici bir yol izlediği için, herkes onun sanatını ve hünerini takdir ile Tahsin eder. Ve maksat hasıl olmuş olur.

    Özet olarak, hayat sebepler açısından şeffaf olmasından, zaten kendini gösteriyor. Ama rızıkta ise aynı durum olmadığından düşünme ve tefekkür gerekiyor. Onun için de tedricilik, intişar ile göstermek lazım geliyor.


    Bekarlık, bikarların karı mıdır?


    “Bekarlık bikarların karıdır” dan maksat, bekarlık, geçimini temin edemeyenlerin karıdır, işidir. Anlamındadır.


    “Bakire, iki sülüs kadın, bir sülüs erkektir” den maksat, bekar bir hanımın fıtratının üç te ikisi kadındır. Geri kalan üçte biri ise, erkektir. Yani erkek gibidir.


    “Bekar, iki sülüs erkek, bir sülüs çocuktur” dan maksat ise, bekar bir erkeğin fıtratının üçte ikisi erkektir. Kalan üç te biri ise çocuktur. Yani çocuk gibidir.


    “İzdivaç, tasfiye ve tezhib eder” den maksat ise, evlilik, her iki boşluğu dolduran ve tamamlayan tek yoldur. Kadın, anne olmak ve mesuliyet yüklenmekle tam bir bayan gibi fıtrat kazanırken, erkek ise evlilik sayesinde kişiliği tam oturur, çocuksu hallerden kurtulur.
     
  2. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    emeğine sağlık
     
  3. gül_üm

    gül_üm Üye

    Paylaşım için Teşekkürler
     

Bu Sayfayı Paylaş