Barhal'dan Karagöl'e Gizli Patikalar

'Türkiye Tatil Yerleri Hoteller' forumunda Mavi_Sema tarafından 28 Aralık 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Barhal'dan Karagöl'e Gizli Patikalar konusu Barhal'dan Karagöl'e Gizli Patikalar

    Doğu Karadeniz'in sıradağları sihirli patikalarla örülüdür. Geçmişin ticaret yolları, bugün doğada olmayı yaşam biçimi haline getirenlere hizmet ediyor. Barhal'dan Karagöl'e gizli patikalarda yapılacak yürüyüş, Altıparmak Dağları'nı keşfetmenin de en güzel yolu.

    Patikalarından yürüyüp Barhal'dan Karagöl'e uzanacağımız Altıparmak Dağları, Kaçkar dağ silsilesinin kuzeydoğu ucunu oluşturur. Biz Altıparmak diyoruz ama yörenin yaşlıları bu isme itiraz eder, 'Asıl Kaçkar Dağı burası! Sizin Kaçkar dediğiniz yer Kavron Dağı' der. Pek de haksız sayılmazlar; Altıparmak Dağları'nın kuzey tarafında ilginç isimlendirmeler bulunuyor.

    [​IMG]

    Dağın kuzeyinde bulunan göllerden birinin ve yine kuzeybatıya akan derenin ismi Kaçkar. Bu dere üzerinde bulunan iki yaylanın adının da Yukarı ve Aşağı Kaçkar olması yörenin yaşlılarının haklılığını ortaya koyuyor.
    Dağın ismini meraklılarına bırakarak Altıparmak Dağları'nı tanımaya çalışalım. Dağın kuzeyinde yer alan Kaçkardere'nin üzerinde Yukarı Kaçkar, Aşağı Kaçkar ve Lodiçur adlı üç yayla bulunuyor. Bölgedeki en güzel yaylalardan Lodiçur'dan Ayder'e birkaç saatte yürümek mümkün. Bir diğer yöntem de Ayder Yaylası'ndan Acaçur Yaylası'na kadar araçla gidip, buradaki sırtı aşıp Kaçkar yaylalarına inmek. Bölge buzul gölleriyle de göz alıcı; Ambar ve Kaçkar en çok bilinenleri.

    [​IMG]

    Altıparmak Dağları'na gitmenin en rahat yolu Artvin'in Yusufeli ilçesine bağlı Barhal köyünden geçiyor. Dağları görmek, yürüyerek dolaşmak isteyenler buraya sığınır. Zaten köyün bir adı da Altıparmak'tır. Barhal'da bu kadar küçük bir köy için oldukça fazla konaklama imkânı bulunuyor.

    Doğanın güzellikleri daha Barhal'a gelmeden kendini gösterir. Bıçakçılar yol ayrımı Barhal'a gelmeden sağa kıvrılır, keskin virajlarla yükselerek Özgüven köyüne ulaşır. Kısa bir süre öncesine kadar çok kötü durumda olan yol son dönemlerde elden geçti. Civarda bu bölge için henüz keşfedilmemiş Sarıgöl bulunuyor. Barhal, ziyaretçisini Altıparmak Dağları'nın son kalıntıları zirvelerle karşılar. Bunların en yükseği Marsis Tepe'dir. Bu tepenin eteklerindeki aşıtları kullanarak buradan Naznara tarafına geçmek mümkün. Basamak şeklinde dökülen ve toplam uzunluğu 160 metre olan Özgüven Şelalesi görülmeye değer. Barhal deyince Barhal Çayı'ndan bahsetmeden olmaz. Yörenin önemli buzul gölleri Karagöl, Demirkapı ve Libler'den ve Kaçkar Dağları'ndaki benzerlerinden gelen sular irili ufaklı derelerle birleşerek Barhal Çayı'nı oluşturuyor. Çay, Yusufeli'de Çoruh Nehri'ne karışıyor.
    Doğa turizminin ilk başladığı yıllarda en çok rağbet gören rota Barhal-Bulut Dağları rotasıydı. Şimdi onu geçen fazla yok. Oysa çok güzel bir rotadır. Barhal - Amanezget, Karagöl, Pişkankara Yayla- Öküz Gölü - Murzıt Tepe aşıtı - Karamolla Mahallesi -Bulut Dağları -Palakçur yayla geçişi yaklaşık bir hafta sürmekteydi. Bölgenin en güzel yaylası Çatallar'dır. Onun dışında Sultan Yayla, Keşoğlu Yayla da oldukça önemliler.


    Bölge yaban hayatı açısından da oldukça zengin. Ayı, vaşak, kurt, yabankeçisi bölgenin egemen hayvan türlerini oluşturuyor. Eğer Barhal'da sabahın erken saatlerinde uyanır, pansiyonun balkonundan çevreyi izlerseniz, karşı kayalıklarda dolaşan yabankeçilerini görebilirsiniz. Hatta pansiyonun bahçesindeki meyve ağaçlarına dadanmış bir ayıyı görmeniz bile işten değil.


    Karagöl'e Yürümek
    Bu dağlarda geleneksel kimliğini her alanda korumuş birçok bölge hâlâ var. Bunlardan biri de Barhal köyünün, Altıparmak Dağları eteklerinde bulunan Naznara ve Amanesget mahalleleri. Bu rota günübirlik bir yürüyüş için oldukça ideal. Gidiş dönüş, ekibin durumuna göre 6 ile 10 saat arasında bir zaman diliminde yürünebilir.


    Ortadaki sırt boyunca devam eden yürüyüş Karagöl'de sonlanır. Ormanın içindeki açıklığa kurulmuş Çatallar Yaylası bölgedeki en etkileyici yerleşimlerin başında geliyor. Onun dışında Sultan ve Keşoğlu yaylaları da görülmeye değer.

    Bu rotada yürüyenler kısa bir sürede bölgenin geleneksel yaşamından kesitlerin, henüz betonlaşmanın işgaline uğramamış evlerin ve el değmemiş muhteşem bir doğanın içinde kendilerini bulurlar. Yürüyüş Altıparmak Dağları'nın en güzel yerlerinden Karagöl'de sonlanır. Yaklaşık 2 bin 900 metre rakımdaki göl, yüksekliği 3 bin 500 metreye yaklaşan zirvelerin arasına sıkışmış gizli bir cennet gibidir. Gölden bakıldığında, Marsis Dağı'nın sisler arasındaki görüntüsü muhteşemdir. Doğaseverlerin belleklerinden kolay silinmez.
    Karagöl'e bir günde gidip dönmek mümkündür. Bunun için geceyi Barhal'da geçirmek gerekiyor. Sabah kahvaltınızı bölgeye özgü yiyeceklerle yaptıktan sonra bir araçla Amanezget Mahallesi'ne kadar gidin. Yürüyüşe Barhal'dan da başlanabilir ama bu gidiş dönüş için oldukça uzun bir yol. Araca bindikten yarım saat sonra Naznara ve Amanezget mahallelerine giden tahta köprünün başına varacaksınız. Bu noktadaki küçük köprüyü geçerek dağlardan gelen dereyi sağınıza alın ve yaklaşık olarak doğu – batı uzanımlı sırta doğru yürümeye başlayın. Ağaçların arasındaki patika kısa bir süre sonra sizi sırta çıkaracaktır. Daha iki yıl öncesine kadar yol bu köprüde sona eriyordu. Şimdi Amanesget'e kadar yol açılmış. İsterseniz bu yolu kullanarak yürüyüşünüze daha yukarıdan başlayabilirsiniz.
    Naznara ve Amanezget mahalleleri bu sırt boyunca yukarı doğru sıralanmış evlerden oluşan küçük yerleşimlerdir. Tüm evler yörenin geleneksel mimarisine uygunluğunu hâlâ koruyor; taş ve ahşap dışında bir yapı görmek mümkün değil. Evlerin arasından dolanarak geçen patikayı kaybetmeniz olanaksız. Eğer evlerden gelen çay içme davetlerini kabul ederseniz Karagöl'e ulaşmanız zorlaşır! Yaklaşık bir saatlik bir yürüyüşün ardından önce Naznara, sonra da Amanezget'in evlerini geride bırakacak ve doğayla baş başa kalacaksınız. Sokaklarda yürürken hissedeceğiniz yalnızlık hissi, evlerin büyük bir çoğunluğunun kapısındaki kilitlerden kaynaklanır. Eskiden tüm evler yaz kış doluymuş. Önce kışları gelmemeye başlamışlar, sonra da yazları. Artık sadece bazı evlerde topu topu birkaç kişi barınıyor. Yüksek dağlardaki yerleşim yerlerinin kaderini bu bölge de paylaşmış.
    Yukarıya çıkarken sola doğru bakarsanız, ormanın kenarındaki yamaçta, bölgedeki en güzel yaylalardan Çatallar'ın birbirine sokulmuş ve ne yazık ki kaderine terk edilmiş ahşap evlerini göreceksiniz. Onlar da sessiz ve çaresiz, kaderlerine razı olmuş halde sonlarını bekliyorlar. Evler sona erdikten sonra eğim biraz daha dikleşecek, patika tozlu ve kaygan hale gelecek. Karşınızda Altıparmak Dağları tüm görkemiyle yürüyüşünüze eşlik edecek, sağınızda Marsis Tepe sisler arasında bir görünüp bir kaybolacak. Bu etap 15–20 dakika sürer. Sonra eğim düzleşecek ve sağınızda orman, solunuzda derin bir vadi olacak şekilde yavaş yavaş yükselmeye başlayacaksınız. Kısa bir süre sonra orman da aşağılarda kalacak ve kayalık bir kesime varacaksınız. Patika burada ikiye ayrılır. Biri sağa aşağıya doğru, diğeri de kayaların dibinden yamaca paralel gider. Göle giden ana patika budur ama biraz karışık ve zordur. Eğer aşağıya inecek olursanız geniş bir düzlükte dinlenir ve tekrar kayalara paralel giden patikayla birleşmek için 'çarşak' denilen küçük ve kaygan taş parçalarının arasındaki patikadan tekrar yukarı doğru yükselirsiniz. Önerim aşağıdan giden patikayı izlemeniz; biraz daha uzun olmasına rağmen daha rahattır.


    Dağların Buzlu Gözleri

    Kayalıklara paralel giden patikada rahat bir yürüyüşle 15–20 dakika sonra Karagöl'ün bulunduğu çanağa çıkarsınız. Göl kendini hemen göstermez. Dağlardaki tüm güzellikleri görmek için emek sarf etmeniz gerekir; muhteşem bir manzara için bazen saatlerce yürünür. Küçük taşların arasında giden patika bir süre sonra iri kaya bloklarının arasına girer. Bu etaba girdikten yaklaşık15 dakika sonra son bir yokuş çıkılarak düzlüğe varılır. Düzlüğü takip ederseniz önce gölün akarına, ardından birkaç dakika sonra Karataş Tepe'nin dibindeki Karagöl'e varırsınız.
    Bölgede birçok Karagöl var. Bunların tümü yüksek zirvelerle çevrildiği için ışığı pek yansıtmazlar ve koyu bir renk alırlar. Bu nedenle de onlara en kolay ve en doğru isim verilmiştir. Karagöl oldukça geniş bir alana yayılıyor. Gölün kenarındaki düzlükler kamp kurmak için oldukça elverişli. Göle ilk varanlar yorgunluğun da etkisiyle hemen yüzmeyi düşünürler. Ancak gölün suyu çok soğuk olduğundan suya girmeleriyle çıkmaları çoğunlukla bir olur. Burada biraz dinlenip gölün üstündeki çanakta bulunan başka ve küçük bir göle de yürüyebilirsiniz. Bilmelisiniz ki bu göl, çoğunlukla karla kaplıdır.
    Karagöl'ün kenarından Karataş Tepe'nin zirvesi çok yakın ve çıkılması kolay görünür ancak dağda her şey göründüğü gibi değildir. Zirveye çıkmayı denemeye kalkarsanız ciddi bir yaşamsal risk alırsınız. Eğer zirveye tırmanacaksanız mutlaka gölün kenarında kamp kurmalı ve rotayı bilen birini bulmalısınız. Yol yorucu olduğu için yanınıza hem yürüyüş sırasında atıştıracağınız hem de göl kenarında tüketebileceğiniz yiyecekler almalısınız. Eğer iyi beslenmemiş ve yeterince su içmemiş olursanız, dönüş yolculuğunuzda yorulduğunuzdan sık sık düşeceğinizi ve sakatlanabileceğinizi aklınızdan çıkarmayın.
    Bunlar tehlike ya da risk değil, doğada olmanın kuralı sadece. Onu küçümsemek hataların en büyüğünü ve kötü sonuçlarını getirir. Doğayı dinlemek, ona saygı göstermek bu tehlikelerin gerçekleşmemesi için yeterli. Bu durum Barhal'dan başlayıp Karagöl'e devam eden bu yolculuk için de geçerli. Tabiatın kurallarına uyup, sorunsuz ve huzur bulduğunuz bir yolculuk yaptığınızda dönerken yaşadığınız tüm zorlukları unutacak ve beyninizin bir köşesine doğadan muhteşem kareler kaydedeceksiniz. Bu kareler o kadar bağlayıcı olacak ki hemen yeni bir rota planı yapmaya başlayacaksınız. Doğayı sevmek ve onunla iç içe olmayı istemenin en büyük getirisi de bu olsa gerek.
     

Bu Sayfayı Paylaş