Balıkesir Masal Ve Çocuk Folkloru

'Marmara Bölgesi' forumunda ASİ MARDİNLİ tarafından 30 Mart 2009 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Balıkesir Masal Ve Çocuk Folkloru konusu Balıkesir Masal Ve Çocuk Folkloru

    Masallar
    Masallar halk edebiyatımızın en önemli türlerinden biridir. Olağanüstü olayları konu alan; Kaf Dağı, Bağdat gibi masal ülkeleri ve şehirlerinde geçen; tekerlemeleriyle dinleyenleri olağanüstülüklere hazırlayan masallar, halkın önemli bir eğlence aracıydı.

    Eskiden uzun kış gecelerinin eğlencesi olan masal anlatma geleneği ne yazık ki diğer folklor ürünleri gibi yok olup gitmektedir. Her köyün veya mahallenin masalcı kadınlarının etrafına toplanan çocuklar hem eğlenmiş, hem de sosyal hayat konularında eğitim almış olurlardı. İsmail Hakkı Akay'ın Balıkesir'den derlediği masallardan oluşan Balıkesir Halkıyatından Masallarımız C.II adlı çok güzel bir kitabı vardır. Biz, Kaynak dergisinde yayımlanmış Fesleğenci Kız adını taşıyan bir masal örneği sunmak istiyoruz:
    Fesleğenci Kız
    Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bir varmış, bir yokmuş, deve tellalken, keçi berberken, anam benim beşiğimi sallım sallım sallarken, babam kaptı sopayı, anam kaptı maşayı, kıvrandırdılar.
    Vaktiyle ihtiyar bir çiftçi vardı, bunun da üç tane kızı vardı. Bir gün çiftçi hastalanır ve bir müddet sonra da iyi olamayarak ölür. Babasız kalan bu üç kız evlerinde yoksulluk içinde vakitlerini geçirmeğe baş(adılar. Bir gece büyük kız rüyasında gül ağacının dibinde dokuz küp altın bulunduğunu görür. Bu rüya üç gece üst üste tekrar eder. Nihayet kız diğer kardeşlerine meseleyi anlatır. O gün gülün dibini kazarlar. Hakikaten küpte altınlar var. Hemen altınları oradan Çıkarırlar. Kendilerine güzel bir ev yaptırırlar ve bahçelerine fesleğen adını korlar. Bir gün yine büyük kız bahçede fesleğenleri sularken yakınlarında bulunan bir paşanın oğlu geçerken söz olsun diye:
    "Fesleğenci kız, fesleğenci kız! Gece gün düz fesleğen sularsın, fesleğende kaç yaprak var?" der... Tabii kız bu soruya cevap veremez...
    Diğer akşam ortanca kız sularken yine paşanın oğlu aynı şeyi ona da sorar. Tabii o da bir karşılık veremez. Küçük kız da başka bir akşam çiçekleri sularken, yine paşanın oğlu: "Fesleğenci kız, fesleğenci kız! Gece gündüz fesleğen sularsın, fesleğende kaç yaprak var?"
    Kız:
    "Paşa oğlu, paşa oğlu, gece gündüz okur yazarsın, gökte kaç yıldız var?" Bu sefer paşanın oğlu karşılık vermez. Bundan ötürü de paşanın oğlu kızdan öç almaya karar verir. Hemen ertesi günden itibaren balıkçı kıyafetine girerek balık satmaya başlar. Kızların kapısının önünden geçerken kızlardan biri dışarı çıkarak balık almak ister. Halbuki balıkçı para ile vermeyeceğini, bir kere öperse vereceğini söyler. Kız da içinden "Ne olur?" der ve buseyi vererek balığı alır. Ertesi akşam paşanın oğlu geçerken evvelki sözü tekrar eder. Küçük kız da yine aynı tarzda karşılık verir. Bunun üzerine paşanın oğlu:
    "Haydi şuradan, seni bir okka balığa öptüm ya!" der ve oradan çekilir. Bunun üzerine bu sefer kız, öç almaya karar verir ve hemen o gece müthiş bir plan hazırlar. Sabahleyin de gider, bir koyun postu alır. Üstüne küçük ziller takar ve bir takım da ciğer alarak onun üstünü iğnelerle bir güzel doldurur. Gece, doğru paşanın evine gider. Çocuğun yattığı odayı evvelden öğrendiği için derhal bir merdivenle pencereden içeri dalar. Oğlanın başında altın bir şamdan, ayak ucunda gümüş bir şamdan yatmaktadır. Tabii post kızın üstündedir. Bir silkinir ve yanan şamdanlar söner. Ortalığı bir sessizlik kaplar, Bu sırada kız yine silkinir, bu sefer çocuk uyanarak:
    "-Kim var orada?" der.
    "-Ben Azrail'im, canını almaya geldim," der kız.
    "-Ne olur canımı alma da ne yaparsan yap," der paşanın oğlu.
    "-Pekala öyleyse seni şu ciğerle döveceğim," der kız.
    Erkek razı olur. Kız da ciğerle çocuğun sırtını bir güzel döver. Tabii çıplak olduğu için iğneler her tarafına batar. Fakat çocuk korkudan sesini çıkaramaz.
    O sabah çocuk kalkmadığı için odasına girerler. Bir de ne görsünler, çocuk kan içinde. Hemen doktor çağırırlar. Tedavisi tam dört ay sürer. Bir gün çocuk sokağa çıkar. Kızlar yine söz atar. Bu sefer kız ona:
    "-Azrail oldum da sana geldim. Nasıl yalvardın unuttun mu?"
    "-Ya, gelen sen miydin," der ve gider. Doğru eve gelerek annesine, komşuları rahmetli çiftçi Hasan Ağa'nın kızını istediğini söyler.


    Annesi de kızı istemeye gider. Kız razı olur. Fakat çocuğun kendisine bir oyun yapacağını anlar. Onun için gider, bir şekerciye mühim miktarda para verir ve aynı kendi boyunda şekerden bir kız yaptırır, içine de pekmez doldurtur. Düğün günü paşanın evine haber göndererek, evlerine ancak gece geleceğini söyler. Gece olunca kendisi paşanın evine gider ve gelin odasına girer, içeri kimseyi almaz. Sonra kendisi pencereden iple, kardeşlerinin getirdiği şekerden modeli içeri alır. Sandalyeye oturtur, kendi elbiselerini ona giydirir. Kendisi de yüklüğe saklanır. Tabiî bir müddet sonra damat içeri girer.
    "-Demek sen Azrail oldun, benim canımı almak istedin öyle mi?" der ve bıçağı çekerek derhal kızın karnına saplar. Dökülen kanları da kan tutmasın diye içer. Fakat çok tatlı gelir. Çünkü içi pekmezle doludur. Bu sefer:
    "-Vay kanı bu kadar tatlı, kim bilir kendi ne kadar tatlı idi," der ve hançeri bu defa kendisine vurmak ister. Bu sefer esas kız arkasından kollarını tutrrak sarılır. Bunun üzerine genç de sevinir. Çünkü meseleyi anlamıştır.
    Ondan sonra ikisi de mesut bir hayat geçirmeye başlarlar.

    Çocuk Folkloru
    1) Bilmeceler
    Eskiden uzun kış gecelerinin en büyük eğlencelerinden biri bilmece sormaktı. Böylece insanlar hem eğlenmiş, hem de bilgi öğrenmiş olmaktaydı. İletişim araçlarının çoğalması bu geleneği de yok etmiş oldu. Ancak Balıkesir'den derlenmiş pek çok bilmece İ. Hakkı Akay, Nafiz Tüzün, Ali Osman Balkır, Refik Fikret Sağnak gibi araştırıcılar tarafından yayımlanmıştır. İ.Hakkı Akay, Balıkesir'de derlediği bilmece geleneği hakkında şunları yazıyor: "Bilmeceler de aynı şaşırtmacalar gibi uzun kış gecelerine özgüdür. Komşu kadınlar bir araya geldikleri zaman, bilmece ve şaşırtmacalar söyleyerek geç vakitlere kadar eğlenirler. Bilmecelerin öyle çetrefil olanları vardır ki ancak matematik problemleri gibi kâğıt ve kalemle çözülebilir. Okul çocuklarının zihinlerini açması yönünden de bilmecelerin büyük kıymeti vardır. Bilmeceler sahibi, bunları söylemedikçe bilmeceyi çözmüş sayılmaz. Meselâ; bilmeceyi çözmeye çalışan Yenir mi, yenmez mi, acı mı, tatlı mı, canlı mı, cansız mı, çarşıda satılır mı?" diye sorduktan sonra nihayet "Bulamadım, nedir?" der. Bilmeceyi soran "Nereyi vereceksin?" diye sorar. Bilmece sorulan kişi meselâ "İstanbul'u veriyorum al!" der. Fakat İstanbul, İzmir gibi şehirler kolaylıkla verilmez. Soranlar da her şehri, kasabayı beğenmezler. Neticede anlaşırlar, soran kişi cevabı söyler, ama bir de tekerleme ekler: "İstanbul, İstanbul, beri gel al tokmağı sürü gel, hart, hurt, bir kutu bal yut, ben iyi ata, sen uyuz ata, ben koştura koştura, sen osura osura, karşıdan bir ördek gelir, boku gevrek gelir, incir yaprağı kat kat, başına sıçayım pat pat, neyime neycik, kıçına yağlı çomacık!" İşte bu bilmecelerden birkaçı:

    Tap nedir, tapış nedir?
    Gül nedir, gümüş nedir?
    Ne yerdedir, ne göktedir?
    Cümle âlem içindedir (Ayna)

    Alt yanı sivri tepe içindedir (Çene)
    Üst yanı çakıldak (Diş)
    Daha üstü muşulak (Burun)
    Daha üstü ışıldak (Göz)
    Üstü kara kolan (Kaş)
    Daha üstü bir alan (Alın)

    İner reyhan gibi
    Oturur sultan gibi
    Dürülür hasır gibi
    Satılır esir gibi (Kar)


    2) Yanıltmaçlar/ Şaşırtmaçlar

    Çocukların büyümeleri sırasında Türkçemizi güzel ve doğru konuşabilmeleri için yardımcı olan bir halk edebiyatı türüdür şaşırtmacalar... Bunları dili dolaşmadan söylemek âdetâ günümüzdeki sunuculuk ve spikerlik alıştırmalarına benzemektedir. Çocukların dil gelişiminde önemli olan bu ürünlerden Balıkesir'de de söylenen birkaçı şöyledir:
    * Kırk küp kırkının da kulpu kırık küp
    * Keşkekçinin keşkeklenmiş keşkek kepçesi
    * Şu elimdeki tesbihi imamelemeli mi, imamelememeli mi?
    * Kapıyı gıcırdattırıcılardan mısın, ocağı kıvılcımlattırıcılardan mısın? Ne kapıyı gıcırdattırıcılardanım,
    ne ocağı kıvılcımlattırıcılardanım
    * Karağaç karağaç, kabı koyu karaağaç, kabı koyu kurumuş kara ağaç, kara kuru karaağaç.
    3) Tekerlemeler
    Tekerlemeler de daha çok çocukların sevdiği bir halk edebiyatı türüdür. Masalların başlarında, oyunlarda ebe seçiminde ve bazı başka durumlarda söylenen tekerlemeler, ses oyunlarına dayanmaktadır.
    * Yağmur yağmur yağ ister, evimizin önü sel ister, teknede hamur, tarlada çamur, ver Allah'ım ver, gümbür gümbür yağmur
    * Leylek leylek lekirdek, hani bana çekirdek, çekirdeğin içi yok, sarı kızın saçı yok
    * Sübhaneke sümbül teke, üzüm koya, yolda yiye, bizim dana, sizin dana, gelmez eve, vur topuzu gelsin eve
    * Mehmet Mehmet Mehmedi, eski susam demeti, çanak çömlek koymadı, hepsini donuna yamadı Tıngır elek tıngır saç, elim hamur karnım aç
     

Bu Sayfayı Paylaş