bakmadan geçme süper şiir

'Şiirler' forumunda GizLi_ÖzNe tarafından 26 Mart 2009 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    bakmadan geçme süper şiir konusu -Tarihi Geçmiş Bir Aşk -


    /tarihi geçmiş küflü bir aşkın anılarıyla beslenmek yüreğimi bozdu../

    meğer ben seni sen olduğun için değil

    sevgilim olduğun için sevmişim
    özlemin artmış yokluğunda
    sen gittikçe.......ben gelmişim sana..

    yüzün nasıldı? boyun-posun..?

    sorduğun soru üçüncü buluşmamızda üstümde ne vardı olabilir
    ayrıntılarla sevdim seni
    ...saat kaçtı?
    ....hava nasıldı?
    ......günlerden neydi?

    /hepsi yüreğimin günlüğünde yazılı../


    hayatımın aşkı

    keşke anılarımdaki hayırsız ama aşık adam kalsaydın
    onca aradan sonra görmek seni
    ve kalbimin normal çarpması
    heycanla elimin titrememesi!
    nerde benim büyük aşkım
    yıllardır isyanım nerde?

    /dilimin altına biriktirdiğim cümleleri kusmak içinmi beklemişim ben seni/


    kokun

    dokun
    sen
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 26 Mart 2009
  2. yokmuşsun..
    meğer beni şair
    seni vazgeçilmez kılan
    yokluğunmuş...
    yine aynı yol
    yine aynı mevsim

    sen aynı
    ben aynı (mı)
    aşk nerde
    en son bendeydi...?
    otopsisi yapıldı bu aşkın

    ***aşk bitmiş***
    konu kapansın
     
  3. Pamuk Helva

    O kadar kızgınım ki sana
    Büyümeseydik çok isterdim küsmeyi
    Dudaklarımı büzüp
    Kaşlarımı çatarak bakmak isterdim şimdi sana
    Ama maalesef artık büyükçe kırılıyoruz
    Ve pembe renkli pamuk helva şekerler
    Mutlu etmiyo artık bizi
     
  4. |Hoşgeldin Mübarek Ramazan|


    Beklenen sevgili
    Geldin. Hoş geldin Ramazan
    Zaman kavramının mukaddes sebebi
    Hoş geldin hoş eyledin mübarek Ramazan

    Ay döner, döner olur kıblesi dünyada
    Dünya döner, döner güneşi Ramazan
    Güneşte bir yol bulur kendi semasında
    Hoş geldin sultanların aşkı Ramazan

    Duaların gök semayı yıldızlar gibi sarması
    Afların merhametlerin sıcak kampanyası
    Her gelen bir Ramazan büyük lütuftur Ramazan
    Hoş geldin hoş eyledin mukaddes Ramazan...


    Şükür. Niceleri sunuldu yaşadık seni Ramazan
    Belki nasip olur mu bir sonraki Ramazan
    Hoş geldin hoş eyledin gönlümüzü Ramazan
    Şükür olsun. Şükür seni sundu Yaratan
     
  5. BEKLENEN

    Ne hasta bekler sabahı,
    Ne taze ölüyü mezar.
    Ne de şeytan, bir günahı,
    Seni beklediğim kadar.

    Geçti istemem gelmeni,
    Yokluğunda buldum seni;
    Bırak vehmimde gölgeni,
    Gelme, artık neye yarar?
     
  6. ben sana mecburum

    Ben sana mecburum bilemezsin

    Adını mıh gibi aklımda tutuyorum

    Büyüdükçe büyüyor gözlerin

    Ben sana mecburum bilemezsin

    İçimi seninle ısıtıyorum.



    Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor

    Bu şehir o eski İstanbul mudur?

    Karanlıkta bulutlar parçalanıyor

    Sokak lambaları birden yanıyor

    Kaldırımlarda yağmur kokusu

    Ben sana mecburum, sen yoksun!



    Sevmek kimi zaman rezilce korkudur

    İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur

    Tutsak ustura ağzında yaşamaktan

    Kimi zaman ellerini kırar tutkusu

    Birkaç hayat çıkarır yaşamasından

    Hangi kapıyı çalsa kimi zaman

    Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu



    Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor

    Eski zamanlarda bir Cuma çalıyor

    Durup köşe başında deliksiz dinlesem

    Sana kullanılmamış bir gök getirsem

    Haftalar ellerimde ufalanıyor

    Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem

    Ben sana mecburum, sen yoksun!



    Belki Haziranda mavi benekli çocuksun

    Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor

    Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden

    Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun

    Bütün ıslanmışşın tüylerin ürperiyor

    Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin

    Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor.



    Ne vakit bir yaşamak düşünsem

    Bu kurtlar sofrasında belki zor

    Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden

    Ne vakit bir yaşamak düşünsem

    Sus deyip adınla başlıyorum

    İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin

    Hayır başka türlü olmayacak

    Ben sana mecburum bilemezsin​
     
  7. YARALARIMI ELLERİMLE DİKTİM

    Bütün yaralarımı kapattım
    Ellerimle diktim hançerinin bütün izlerini

    Gece bazen yüzüne çökerde kapkaranlık olursun ya
    Gecenin ortasından bir yol arayıp bir ışık arayıp şehre doğru gidersin ya
    Ve bazen kılıcınla değil de sözlerinle dokunursun ya kalbime
    İşte öyle bir geceydi

    Artık savaştan dönen yenilmiş bir er gibiyim
    Şimdi bana baksalar sadece hüzün görürler.
    Gecenin ortasında yapayalnız bir ağustos böceği gibiyim ışıksız
    Kendine bile mecali olmayan yaralı bir kuş gibiyim
    Hayatı bölüşmek istedin ya benimle
    İstersen ve dayanabilirsen hüznümü ve acılarımı bölüşebilirim seninle
    Ama bir ekmek gibi böldüğümde kendimi
    Dayanamayıp gidersen ardın sıra hiç türkü bekleme benden

    Yaralarımı kendim sardım yaralarımı kendim diktim ellerimle canlı canlı
    Beni acıyla imtihan edemezsin
    Gidebilirsin yüreğini alıp gidebilirsin
    Ama yüzümdeki gözlerim deki siluetini silemezsin
    Yapabileceğin şeyleri yap
    Bütün acıları ver bütün intikamını al

    Ama bil ki ben seni içimden göndermezsem hiçbir zaman gidemezsin
     
  8. Bir Tutam ‘YaLnızLık’ Kadar Asinayım YokLuguna..

    Bir Haykırıs Bogazımda..
    GeceLer Dügüm Dügüm GözLerimde..

    Bir ‘Ah !.’ Diyesim Var , SatırLar Boyunca..
    Bir Ah ki , Deprem MisaLi İcimde..
    Yıkıp YagmaLıyor Ben'Ligimi.

    Ah , VarLıgına Bir Ömür Adadıgım..
    Uzagında KaLdım Nefesinin..
    Üsüyorum , Yüregimi YasLadıgım HayaL'Lerin Ardında..

    Simdi ,
    DiLimde ÖzLem DoLu Her Hece..

    GeLisine ErteLedim Yasamı..
    Durdurdum Sen'sizLigi Ben'de..

    Sen Varsın , YokLuguna İnatLa İcimde..
    Ve Yine Yoksun ,
    Vurgun MisaLi ZamanLarımda..

    Sus YaLnızLıgım Sus

    GözLerimde Bir Perde..
    İndi İnce İnce Sen'sizLik Üzerime..

    Duy ki ;
    Bir Tutam ‘Sus’ Adandı YokLugunda Gözyasıma…

     
  9. SENİ YAŞAMAK
    Seni her özlediğimde sevgilim,
    Gökyüzüne bakıyorum;
    Göğün mavisinde gözlerini görüyorum çünkü.
    Seni her özlediğimde bir tanem,
    Denizlere bakıyorum.
    Ufuğa bakınca mucizeni görüyorum çünkü.
    Seni her özlediğimde bir tanem,
    Kuşlara bakıyorum.
    O kanatlardaki özgürlüğünü görüyorum çünkü.
    Ve aşkım, seni her özlediğimde,
    Adında isyan ediyorum.
    Seni özlemek istemiyorum ben,
    Ben seni yaşamak istiyorum,
    Seni her özlediğimde sana bakmak istiyorum
    Ve seni sende görmek sadece
     
  10. AŞKA ÖZEL
    Bizim sevgimizin bir adı olmalı
    Öyle herkesin dediği gibi aşk gibi değil
    Sevgi gibi değil
    Bambaşka bir ismi olmalı
    Sadece sana ve bana ait
    Bizim yüreğimizin rengi
    Kanımızın rengi farklı olmalı
    Bir kor değmeli
    Bir gün çiçekler açmalı yüreğimizin taa derinlerinde
    Ben sana sevdiğimi öyle bir söylemeliyim ki
    Daha önce söylenmemiş bir lisanla olmalı
    Bir bakış bile değil
    Yüreğin ta kendisi gibi olmalı
    Bizim sevdamızın bir adı olmalı
    Özel bir adı
    O kadar özel olmalı ki
    Ne sen bilmelisin ne ben bilmeliyim adını
    Gözlerimizi kapadığımızda
    Gözümüzün önünde olmalı
    Karanlıkta parlayan bir ışık gibi
     
  11. KEŞKE TANIMASAYDIM SENİ

    Keşke tanımasaydım seni
    Omuzlarıma bu kadar yük binmezdi o zaman
    Gözlerim ağlamayı bilmezdi
    O kadar sık kalbim çarpmazdı böyle delicesine,
    Benim de ellerim sımsıcak olurdu mutlaka
    Geceleri asla uykusuzluk çekmezdim sabaha kadar
    Rüyalarım hatta tatlı hayallerim olurdu
    Duygusuzca düşünmezdim yokluğunda günlerimi, saatleri hep
    Hiç üşümezdim böylesine ölü soğukluğunda
    Hırsım takip etmezdi beni, kötü kader
    Kan çanağına dönmezdi gözlerimin ta içi.
    Kayan yıldızlardın bende farklı dilekler tutardım,
    Duyardım, anlardım yanımda konuşulanı,
    Hayretim bu kadar artmazdı o zaman
    Ben de gülerdim zaman zaman
    Deniz ve mehtap benim için önemli olurdu.
    Hele kara saplı bıçak dostum olmazdı sırtımda
    Güneşsiz dünyamda kavrulmazdı ciğerim
    Beynim ise böylesine hırçın ağlamazdı.
    Kar yüreğime damla damla vurmazdı.
    Gözyaşım ruhumu daraltmazdı, benliğimi sıkıştırmazdı.
    En tiz sesiyle çığlıklar atmazdı göğsüm.
    Simsiyah yankılar oluşturmazdı uykumda.
    Saçıma sakalıma bende bakardım.
    Delicesine bütün gücümle sigaramı çekmezdim.
    Ya da keşke tanımasaydım seni...
    Keşke...

     
  12. Bavulları Hep Toplu Durmalı İnsanın


    Bavulları hep toplu durmalı insanın...
    Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı...

    Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazogeçmeli...

    İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı...

    Yalnızlığa alışmalı...





    Çünkü "omuz omuza" günlerin vakti geçti. Dayanışma... günümüz borsasının değer kaybeden hisse senetolerinden biri artık...

    Bireyin keşif çağı, geride kıorık dökük yalnızlıklar bıraktı.

    Terörün bile bireyselleştiği çağdayız. Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır.





    İşte o yüzden alışmalı yalnızolığa...

    Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan... Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı... Hüzünlü bir şarkıyla paylaşıolan gecelerde başım dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli... Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı...

    Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına...

    "Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşmılsa yalnızlık olmaz" dizeleriyle başlamalı güne...

    Telesekretere "şu anda size cevap verebilecek kimose yok" denmeli, "... belki de hiçbir zaman olmayaocak..."

    Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı...





    Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.

    Haklılığın onuru yaşatır insanı... Susmanın utancı öldürür.

    O yüzden en sessiz gecelerde ''doğruydu, yaptım"la teselli bulmalı insan...

    Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı... Kendiyle heosaplaşmaya çalışmalı...

    Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır olomalı...

    Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli...

    Sessizliği, sese dönüştürebilmeli...





    Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan...

    Yollarla barışmalı...

    Yalnızlığa alışmalı...
     
  13. Hangi Ayrılık?
    Hangi sevgili var ki, senin kadar duyarsız ve kalpsiz?
    Ve hangi sevgili var ki, benim kadar çaresiz?

    Hangi ayrılık var ki, böyle kanasın ve böyle acısın?
    Ve hangi taş yürek var ki, benim kadar ağlasın?


    Hangi gün karar verdin, küt diye çekip gitmeye?
    Hangi lafım dokundu sana, böyle inceden inceye?
    Hangi otobüs söyle, hangi uçak, hangi tren?
    Seni benden götüren, beni bir kuş gibi öttüren.
    Hangi kırılası eller dolanır, kırılası beline?
    Hangi rüzgar şarkı söyler, o ay tanrıçası teninde?
    Hangi çirkin gerçek uğruna, tükettin güzel ütopyamızı?
    Hangi boşboğazlara deşifre ettin, en mahrem sırlarımızı?
    Hangi cama kafa atsam?
    Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam?
    Hangi meyhanede dellenip, hangi masaları dağıtsam?

    Bende bu sersem başımı, karakolun duvarına vursam.
    Kendimi caddeye atıp, arabaların altına savursam.
    Hangi tercih beni en hızlı şekilde öldürür?
    Hangi şekil öldürmez de, ömür boyu süründürür?
    Kayıp ilanı mı versem, şehir şehir dolanmak yerine?
    Ödül mü koysam, ölü veya diri seni bulup getirene?
    Hangi ayrılık var ki, böyle diş ağrısı gibi durmadan zonklasın?
    Hangi cam kesiği var ki, böyle musluk gibi içime damlasın?
    Hiç sanmam! ...
    Hasta kalbim bunu bir süre daha kaldıramaz! .
    Feriştah olsa, böyle eli kolu bağlı bekleyip duramaz.
    Hangi mübarek dua,
    Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye?
    Hangi aptal mazeret ikna eder, ateşimi söndürmeye?
    Olur mu be! . olur mu?
    Bu da benim gibi adama yapılır mı?
    Aşk dediğin mendil mi?
    Buruşturup bir kenara atılır mı?
    VEFA bu kadar basit mi? Alınır mı? Satılır mı?

    Hangi hırsız çaldı, seni yırtık cebimden?
    Hangi pense kopardı bizi birbirimizden?
    Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini?
    Hangi çöpçü süpürdü yerden bütün izini?
    Hangi yaldızlı otel çarşaf serip barındırdı?
    Hangi süslü manzara seni kolayca kandırdı?
    Hangi şarlatan imaj böyle çabuk ilgini çekti?
    Hangi pembe vaadler o saf kalbini cezbetti?

    Dağ gibi adamı eze eze! .....
    Hangi anası tipli parlak çömeze,
    Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze?
    Hangi yamyamlara yedirdin o masum rüyamızı?
    Hangi mahluklar çiğnedi el değmemiş sevdamızı?
    Hangi bıçak keser şimdi benim biriken hıncımı?
    Hangi mermi dağıtır insanlara olan inancımı?
    Hangi bekçi, hangi polis artık zapteder beni?
    Ve! .. Hangi su bağışlatır?
    Hangi musalla temizler seni
     
  14. Seviyorum seni
    ekmeği tuza batırıp yer gibi

    Geceleyin ateşler içinde uyanarak
    ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi

    Ağır posta paketini
    neyin nesi belirsiz
    telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi

    Seviyorum seni
    denizi ilk defa uçakla geçer gibi

    İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık
    içimde kımıldayan birşeyler gibi

    Seviyorum seni
    Yaşıyoruz çok şükür der gibi.
     
  15. BAK YİNE HAYATA BORÇLANDIK


    Neden suskun her şey
    Neden durgun saatler
    Geceler neden bu kadar vurgun
    Ağlamak bile gelmiyor adamın içinden

    Bir zamanlarda kalmıştı yaşamış sevgilerimiz
    Adı vardı her şeyin
    Ve saklanırdık acılarımızdan
    Aldatılmayı çıkarmıştık lügatten
    Sahtelik yoktu hiçbir şeyde
    Kim bilebilirdi zamanın değişen yüzünü
    Zaman neden bu kadar hızlıydı
    Yâda bizden neden bu kadar çok şey alıp götürdü
    Neden gün yüzüne çıktı acılar

    Sevmenin bir haddi hesabı vardı
    titrek eller, kızaran yanaklar
    Ama aşk sokaklara düşmüştü artık

    Sonra birden ona kadar sayamaz olduk
    Birden ona o kadar uzundu ki yaşam
    Romanlarıydık en eski kütüphanelerin
    Başıboş raflarda unuttular

    O kadar çok değiştirdiler ki hayatımızda
    Adreslerimizi şaşırdık
    İçimizdeki fırtınayı dindirdiler
    Etiketine yandığımın dünyasının fiyatını bir biz biçemedik

    Ama her şeye rağmen
    Ayrı mekânlarda
    Farklı dünyalarda aynı iklimi soluduk
    Ve birkaç avuç umut var cebimde
    O da çerez niyetine…
    Bak yine hayata borçlandık
     
  16. Hoşgeldin Aşk


    Kapılarımı yıkmaya geldin demek,
    kilitleri kırıp yüregimin derinlerine sızmaya ve beni esir almaya öyle mi...
    Oysa ben hep kaçmıştım senden

    bunca zaman yıpratılmak korkusuyla..
    Ya da köşe bucak saklandıgımı sanırken

    bile hep peşimdeydin belki de...
    Megerse ne kadar yakınmışım sana;

    ne kadar içimdeymişsin hiç fark etmedim..

    Nice sevda büyütüp göz bebeklerime sakladım ki bana seni getirene armagan edeyim diye.
    Bugün güneş pencereme

    daha parlak dogdugunda anladım hayatıma girdigini...
    Kışlar daha bir bahardı sanki,

    baharlar daha bir yeşil gelecekti artık gönlümün kırlarına...
    Düşlerim daha pembe; pembelerim daha mavi dolaşacaktı gökyüzünde.
    Gözlerim daha bir ışıldayacaktı

    sebepsiz pırıltılarla etrafı seyrederken, ve hayat daha yaşanılır olacaktı artık seninle...
    Aslında beklemiyordum seni ama iyi ki geldin...
    Madem ki uzak diyarlardan geldin kalbime dolmak,

    içimi ısıtmak için...
    Madem ki baharı serdin

    yüregimi üşüten ayazın üstüne ve ışıgı oldun göz bebeklerimin...
    Madem ki gecenin grisine yıldızlar dokuyup,

    gündüzüme bir güneş daha kondurarak girdin hayatıma;..
    Öyleyse AŞK ,hoş geldin gözlerime
     
  17. BEŞİNCİ MEKTUP

    Ayrılık diye bir şey yok.
    Bu bizim yalanımız.
    Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var.
    Şimdi neredesin? Ne yapıyorsun?

    Güneş çoktan doğdu.
    Uyanmış olmalısın.
    Saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi?
    Öyleyse ayrılmadık.
    Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz.

    Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum.
    Önce beklemekten.
    Ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan.
    İkisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın.

    Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar,
    Sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini...
    Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını,
    Kanunlara saygı göstermesini,
    İnsanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar.

    Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.
    Ya o? Ya o?
    İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat,
    Çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor,
    Saadet bekliyor yaşamaktan.

    Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık.
    Aradıklarının çoğunu bulamamış,
    Beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak
    Göçüp gidiyor bu dünyadan.

    İşte yaşamak maceramız bu.
    Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak
    Ve yaşayıp beklerken ölmek!

    Özleme bir diyeceğim yok.
    O kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası.
    O nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı.
    O tek güzel yönü bekleyişlerimizin.

    İnsanlığımız özleyişlerimizle alımlı,
    Yaşantımız özlemlerle güzel.
    Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin.
    Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem.
    Bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz.

    Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam;
    Seni özlediğim içindir.
    Beklemenin korkunç zehri öldürmüyorsa beni;
    Seni özlediğim içindir.
    Yaşıyorsam; içimde umut varsa,
    Yine seni özlediğim içindir.

    Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki
     
  18. Terketmedi sevdan beni,
    Aç kaldım, susuz kaldım,
    Hayın, karanlıktı gece,
    Can garip, can suskun,
    Can paramparça...
    Ve ellerim, kelepçede,
    Tütünsüz, uykusuz kaldım,
    Terketmedi sevdan beni...
     
  19. - Ben Bir Eylül,Sen Haziran -

    Bir eylüldü başlayan içimde
    Ağaçlar dökmüştü yapraklarını
    Çimenler sararmıştı
    Rengi solmuştu tüm çiçeklerin
    Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı
    Katar katar gidiyordu kuşlar uzaklara
    Deli deli esiyordu rüzgar
    Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa
    Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar
    Neydi o bir zamanlar
    Sevmişliğim, sevilmişliğim
    O heyheyler, o delişmenlikler neydi
    Ne bu kadere boyun eğmişliğim
    Ne bu acıdan korlaşan yürek
    Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım
    Önümdeki dizboyu karanlıklar da ne
    Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım
    Beni kötü yakaladın haziran
    Gamlı, yıkık eylül sonuma
    Bir ilkyaz tazeliği getirdin
    Masmavi göğünle
    Cana can katan güneşinle
    Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime
    Çiçekler açtı dokunduğun
    Çimler büyüdü yürüdüğün
    Ve güller katmer katmer oldu güldüğün yerde
    Başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi
    Oldurduğun yemişlerin ağırlığından
    Dallarım yere değiyor
    Güneşi batmadan saçlarının
    Bir dolunay doğuyor bakışlarından
    Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma
    Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık
    Başım dönüyor, off başım dönüyor yaşamaktan
    Ölebilirim artık
    Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse
    Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma
    Baksana; parmak uçlarım ateş
    Lavlar fışkırıyor gözbebeklerimden
    Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
    Benimle meydan oku her çaresizliğe
    Benimle uyu, benimle uyan
    Birlikte varalım onüçüncü aylara
    Ben bir eylül, sen haziran.


     
  20. Ölüm Gelmişse Bitmişse
    Kızıllığını avuç avuç içtiğimiz şafaklar
    Öğleler,ikindiler çoktan geçmişse
    Bir akşamüstü garipliği
    Sarmışsa her yeri
    Güneş devrilmiş
    Renkler solmuş
    Sesler kesilmişse
    Son kuşlar da geçip gitmişlerse ufuktan
    Ve çiçekler
    Bükmüşse boyunlarını dalgın dalgın
    Bil ki ölüm saati gelmiştir
    Senden uzak,kendimden uzak
    Tüm umutlardan ve her şeyden uzak
    Ben ölmüşümdür uzaklarda bir yerde
    Gövdesini kurtların oyduğu
    Bir ağaç gibi devrilmişimdir
    O anı sen bileceksin herkesten önce
    Herkesten iyi sen anlayacaksın
    Çaresizliğini,yıkılmışlığını
    Sevdiğin adamın
    Ve seni nasıl sevdiğini
    Duyacaksın derinden derine
    Belli belirsiz
    Bir gölge düşecek gözlerine
    Fakat ağlamıyacaksın,ağlayamıyacaksın
    Sen tek gelinim,nazlım,bebeğim
    Kadersizim sen
    Gülerken ağlayanım,ağlarken gülenim
    Varlığım,nedenim,alınyazım benim
    Elbette ağlamayacaksın
    Çünkü sonsuzluklar
    Sonsuz sevenler içindir
    Çünkü ölüm sevmeyi ve ölmeyi bilenler içindir...


     

Bu Sayfayı Paylaş