Bakırcılık sanatı nedir?

'Frmartuklu Soru-Cevap Bölümü' forumunda Kayıtsız Üye tarafından 29 Aralık 2010 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Bakırcılık sanatı nedir? konusu bakırcılık sanatçısı kimlerdir



    BAKIR EL İŞLEMECİLİĞİ

    Bakır işlemeciliği çok eski tarihlere dayanan bir sanattır.

    Bakır, yüzyıllar boyunca çekiçlerle dövülerek şekillendirilmiş; kazan, bakraç, tas, kâse vb. biçimine getirilerek kullanılmıştır.

    Geleneksel bakır el sanatlarımıza son yüzyılda “bakır el işlemeciliği” diye adlandırılan yeni bir el sanatı daha eklenmiştir. Özellikle Erzincan’da gelişerek yaygınlaşan bakır el işlemeciliği, bakır eşya üzerine, “kalem” adı verilen tornavidaya benzer çeliklerle gerçekleştirilir.

    Bakır üzerine yapılması düşünülen desen, ya sanatçı tarafından kopya kullanılmadan işlenir ya da özellikle klasik hat ve süsleme örnekleri bakır üzerine karbon kâğıt ile kopyalanır. İnce kalemle hatlar işlenir. Kalın kalemlerle desenlerin içleri doldurulur. Kimi desenlerde bazı bölümlere işlendikten hemen sonra gümüş suyu sürülür. Bu bölümler, beyaz bir görünüme kavuşturulur, diğer bölümler sonra işlendiği için kırmızı kalır. Hava ile temas edilerek bozulmaması için eser verniklenir.

    Bakır el işlemeciliği, son yıllarda özellikle hızlı üretim amacıyla makine el işçiliğine dönüşmüş, ne yazık ki orijinalliğini kaybedecek noktaya gelmiştir.

    RIFKI KAYMAZ
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 16 Nisan 2015
  2. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Bakırdan çeşitli alet, avadanlık, silah ve sanat ürünleri yapılması.” Ansiklopediler bakırcılığı böyle tanımlıyor. Bakırın bulunması Tarihöncesine uzanıyor ve alet, silah yapımında kullanılan ilk maden olduğu da biliniyor.
    Son yıllarda arkeolojik kazılarda elde edilen somut veriler, dünyada ilk kez madenciliğin günümüzden yaklaşık olarak 10 bin yıl önce Anadolu’da Çayönü’nde başladığını kanıtlıyor. Nitekim ilk üreticiliğe geçiş evresine ait önemli bir kültür merkezi olan Çatalhöyük’te, M.Ö.7. bin yılda ilk arıtılma işleminin gerçekleştirildiği de anlaşılıyor. Tabiatta yaygın olarak bulunan bakır cevheri, arıtılan madenlerin başında geliyor.



    [​IMG]
    Yapılan kazıların sonuçlarına göre, madencilikte ilk adım olan ”tavlama” işleminin, yani madeni ısıtarak yumuşatıp işlenir hale getirme usulünün ilk kez Anadolu insanı tarafından gerçekleştirildiğini yazıyor kaynaklar. Örneğin Çayönü, Çatalhöyük ve Suberde kazılarında M.Ö.7.binyılına ait doğal bakırdan dövme tekniği ile yapılmış iğne, bız, kanca gibi küçük aletler ile bazı süs eşyaları ele geçirildi. En eski dövme tekniğini yansıtan bu alet ve süs eşyalarının, taş örsler üzerinde sapsız taş çekiçlerle dövülerek işlenmiş olduğunu görüyoruz. Arıtma ve tavlama işlemlerinin bulunuşunu, yaklaşık M.Ö.5. binyılında maden sanatının ana yapım tekniklerinden ikincisi olan ”döküm”ün bulunuşu izler. Eritilmiş madenlerin istenilen biçimlerde hazırlanmış tahta, balmumu, taş ve çoğunlukla kil kalıplara dökülerek dondurulma işleminin başarılması, dövme tekniğinin gelişiminde tavlama işlemi kadar önemli rol oynar. M.Ö.4. binyılının sonlarında ise, bakıra kalay cevheri kasiterit karıştırılarak ”tunç” alaşımı elde edilirRoma ve Bizans döneminde Anadolu’da çeşitli teknikler üzerinde çalışan gelişmiş maden sanatı atölyelerinin bulunduğunu, günümüze kadar varlığını sürdüren çok sayıdaki eserden anlıyoruz. Büyük Selçuklu devriyle birlikte, İslam maden sanatında çok büyük bir gelişmenin başladığına tanık oluyoruz. Selçuklu sanatının hemen her dalında olduğu gibi, maden sanatında da çok gelişmiş kap yapım ve işleme teknikleri başarılı bir şekilde uygulanmıştır bu dönemde. Pirinç alaşımının Selçuklu devrinde geniş ölçüde kullanılması, Selçuklular’ın İslam maden sanatına getirdiği en önemli yenilik olarak kabul edilir.
    Selçuklu devrinde Anadolu’da çeşitli teknikler üzerinde başarılı bir şekilde çalışan gelişmiş maden sanatı atölyelerinin başında Konya, Mardin, Hasankeyf, Diyarbakır, Cizre, Siirt, Harput, Erzincan ve Erzurum gelir. Gerek kitabelerinde verilen bilgilere dayanılarak, gerekse yapım tekniği ve üzerindeki motiflere dayanılarak Anadolu Selçukları’na mal edilebilen eserlerin her biri olağanüstü bir işçilik sergiler; kap cinsleri, formları, malzemeleri, yapım teknikleri ve süslemeleri bakımından büyük bir çeşitlilik karşımıza çıkar.
    Bakır kap yapım teknikleri, ”dövme”, ”dökme”, sıvama (tornada çekme)” ve ”preste basma” olmak üzere dört ana bölüme ayrılıyor. Binlerce yıldan beri uygulanan dövme tekniği, bakır külçeyi çekiçlemek suretiyle şekillendirilen bilinen en eski teknik olarak çıkıyor karşımıza.
    Daha sonra döküm, tornada çekme, preste basma gibi teknikler gelişir ve, yakın dönemlere kadar bakır eşya mutfaklardaki yerini korur. Ancak, 1950′li yıllarda sosyoekonomik yapı hayat tarzını hızla değiştirdiğinden dolayı, alüminyum, plastik gibi ucuz alternatif malzemeler ortaya çıkar. Bu durum da bakırcılığın gerilemesine neden olur. Geleneksel kültürün sürekliliği bu zanaatın tamamen yok olmasını önler. Ancak bakırıcılık sanatı azalarak da olsa devam eder. 1970′lerde ise turistik talebin el sanatlarında yoğunlaşması bakırcılığı da canlandırır ve iç talep de genişler. Bu defa bakır eşya mutfaklarda yemek pişirmek için değil, süs eşyası olarak kullanılmaya başlanır. Yani 50 yıl önce mutfaklardan kovduğumuz bakır eşya şimdi salonlarımızı süsler hale geldi.


    [​IMG]
     
  3. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    BAKIR İŞLEME SANATÇISI RIFKI KAYMAZ İLE
    Dilek CAN - Röportaj

    1- Öncelikle bize kendinizden bahseder misiniz? Ne zaman nerede doğdunuz, hangi okullarda okudunuz, hangi meslekleri icra ettiniz? Şu anda neler yapıyorsunuz?
    1950 Erzincan doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi Erzincan’da tamamladıktan sonra Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdim. Çeşitli illerde edebiyat öğretmeni ve idareci olarak çalıştım. Kısa bir süre gazetecilik, TBMM’de milletvekili danışmanlığı, uzmanlık gibi görevlerde bulundum. 1998’de Polis Akademisi Türk Dili Okutmanlığından emekli oldum. Halen edebî ve el sanatı çalışmalarımı sürdürüyorum.
    2- Bakır işlemeciliğine ne zaman ve nasıl başladınız? Kaç yıldır bu sanata emek veriyorsunuz? Kaç sergi açtınız, nerelerdeydi bu sergileriniz? İlgi nasıldı? Şu anda bir sergi hazırlığınız var mı?
    Bakır işlemeciliğini kırk yıldır sürdürüyorum. Ortaokullu yıllarda Erzincan bakır el işlemeciliğine başladım. Çırak olarak başladığım bu el sanatını halen sürdürmekteyim. Küçük yaşlardan itibaren okuldan arta kalan saatlerimde parça başı olarak bakır işledim. İşlediğim yerel motifler yanında geleneksel süsleme sanatımızın güzel örneklerini, hat eserlerini de bakır tabaklar üzerine aktarmaya başladım. Geleneksel hat ve tezhib sanatıyla bakır işleme el sanatını birbiriyle buluşturdum. Bu tarz çalışmalarım, İstanbul’da Ord. Prof. Süheyl Ünver’i ziyaretimle başladı. Liseli yıllarımda İstanbul’da Süheyl Ünver hocama çalışmalarımı gösterdim. Teşvik dolu sözleriyle çalışmalarımı inceledi. Geleneksel tarzda yeni kompozisyonlar oluşturmanın yollarını anlattı, gösterdi. Katlama usulüyle onun yanında yeni kompozisyonlar oluşturmaya çalıştım.. Bu tarzın önemli süslemelerinden üç iplik rumînin yapılışını gösterdi. Onun takdiri, beni çok etkilemişti. Bu anlamdaki çalışmalarıma daha bir hız verdim. Üniversite yıllarımda yurttaki odamda yine çalışmalarımı sürdürdüm. Fakültede değerli hocam Orhan Okay’ın teşvikleriyle ilk sergimi 1971 yılında Erzurum Halk Eğitim Merkezi’nde Bakır Üzerine Türk Tezyinatı adıyla açtım. Sergim ilgiyle karşılandı. O yıldan sonra görev yaptığım; Konya Seydişehir, Erzincan ve Ankara’da, ayrıca İstanbul, Adapazarı ve Tokat’ta sergiler açtım Yurt içinde düzenlenen kültür festivallerine, fuarlarına katıldım. Hollanda ‘da düzenlenen bir fuarda çalışmalarımı sergiledim. Genç yaşta vefat eden hemşehrim Hattat Yusuf Erzincanî’nin (Yusuf Ergün) hatırasına, onun hat örneklerinden oluşan “Bakır Üzerine el işiyle Yusuf Erzincanî Hat Sergisi” adıyla sergiler açtım.
    Bakır üzerine el işiyle hat ve süsleme, bakır üzerine hat, tuğra ve süsleme, Osmanlı Padişahlarının Tuğraları, bakır üzerine kırk hadis gibi adlarla açtığım Yirmi beşe yakın kişisel sergime yeterince ilgi gösterildiğine inanıyorum. Bir sanatçı için ilginin üst sınırı elbette yok. Atalarımızın dediği gibi “marifet iltifata tabidir.” Her ilgi ve iltifat, sanatçı için önemli bir teşvik unsuru. Yılda bir kere sergi açabilecek sayıda çalışmalarımı sürdürüyorum. İnşallah yakın zamanda yeni bir sergim olacak.
    3- Hakkınızdaki araştırmalarımızdan şair yönünüzün de olduğunu öğrendik, bu konu hakkında neler söyleyeceksiniz? İlgilendiğiniz başka sanatlar da var mı?
    Şiiri seven bir milletiz. Bu anlamda büyük bir geleneğe ve birikime sahibiz. Pek çok yazar, şair gibi ben de küçük yaşlarda şiire ve edebiyata ilgi duydum. Yerel gazetelere şiirler, yazılar yazdım. İstanbul’da yayınlanan kimi gazete ve dergilerin fahri muhabirliğini yaptım. Bir grup arkadaşımla “Kültür Yuvası” adı altında bir arada kültür ve edebiyat çalışmalarımızı devam ettirdik. Edebiyata ilgim, yüksek öğrenimde edebiyat fakültesini tercihe götürdü beni. Fakülte yıllarında da bu ilgim sürdü. Yetmişli yıllarda yayınlanan gazete ve dergilerde; şiirlerim, denemelerim yayınlandı. Öğretmenlik yaptığım yerlerde yayınlanan gazetelere; kültür, sanat, edebiyat sayfaları hazırladım. Muştu, ardından Kültür Edebiyat adıyla iki derginin yayınını yönettim. Erzincan’da arkadaşlarımızla birlikte günlük Doğu gazetesini yayınladık. Bu gazetede günlük yazılarım, dörtlüklerim çıktı. İlk şiir kitabım, Muştu adıyla yayınlandı. Sıla Türküsü Erzincan’da Bir Kuş Var, Sevginin Gülleri, Osmanlı Padişahlarının Tuğraları, Günümüz Yazarlarından Seçme Hikâyeler, Öykü Yağmuru, Öykü Sepeti, Küçük Çeşmenin Tatlı Suyu gibi kitaplarım yayınlandı. Kimi yarışmalarda derece aldım. Bu çalışmalarım halen sürüyor. Türkiye Yazarlar Birliği yönetiminde görev yaptım. Çocuklara yönelik eser veren arkadaşlarımızla birlikte Çocuk Edebiyatçıları Birliği’ni kurduk. Özellikle çocuklara yönelik şiirlerim var. Şiir, edebiyat ve sanatla iç içe bir dünyamı zenginleştirmeye, renklendirmeye çalışıyorum. Kufî tarzda birkaç hat çalışmam var. Yıllar öncesinde bir süre, tezhip üzerine de çalışmıştım.
    4- Bakır işlemeciliğinin Erzincan’daki gelişiminden bahseder misiniz? Tarihi ne kadar zaman öncesine dayanıyor? Bu sanatın Erzincan’da gelişme göstermesinin özel bir nedeni var mı? Başka illerimizde, yörelerimizde de ustaları var mı bu işin?
    Bakır el sanatlarımızın tarihi çok eskilere dayanıyor. Bakır yüzyıllar boyu çekiçlerle dövülerek şekillendirilmiş; kazan, bakraç, tas, kâse, sini gibi eşyalar haline getirilmiş, kullanılmıştır. Geleneksel bakır el sanatlarımıza son yüzyılda “bakır el işlemeciliği” adıyla yeni bir el sanatı daha eklenmiştir.
    Bu sanat Erzincan’da özellikle altmışlı yıllarda en canlı dönemini yaşadı. Erzincan’da yüzlerce atölye, binlerce işleme sanatçısıyla yıllarca eser verdi. Erzincan’a gelen her misafir, turist mutlaka bu el sanatı ürünlerle memleketlerine döndü. Erzincan ekonomik anlamda bakır el işlemeciliğinden kazandı, yurtta ve dünyada tanındı. Kimi el işleme sanatçıları Erzincan dışında, çeşitli illerde de atölyeler kurdular, ticarî çalışmalarını sürdürdüler.
    5- Pek çok el sanatımız gibi makineleşme ile birlikte şu anda bu sanat da yok mu oluyor? Makine işi ile el işleri birbirinden ayrılıyor mu? Sizce hak ettiği değeri buluyor mu bu sanat?
    Erzincan el işlemeciliğinin bu canlı dönemi, ne yazık ki bir süre sonra, sizin de belirttiğiniz gibi makineleşme ile birlikte büyük yara aldı. Adeta yok olmaya başladı. Ticarî kaygılar, fazla sürüm hırsı, kalitesiz işçilik, bakır el işleme geleneğini çok etkiledi. Bir süre sonra açılan işyerleri, atölyeler kapanmaya başladı. El işlemeciliği yerini makineye bıraktı. Ama bu işleme tarzı da yeterince bir ilgi göremedi. Halen makine işçiliği ile eser üreten firmalar, işyerleri ticarî faaliyetlerini sürdürüyorlar.
    Makine işçiliği ile el işçiliği elbette birbirinden ayrılıyor. El işleme ile verilebilen ince ayrıntılar, makine işçiliği ile ne yazık ki verilemiyor. Bu ayrıntı herkes tarafından bilinemiyor. Hatta baskı tekniği ile bakır üzerine aktarılan motiflerin el işleme olduğu bile zannedilebiliyor. Bu eserler, bakır el işleme olarak satılabiliyor.
    Sanata ülkemizde yeterince ilgi gösterilmemesi, hemen her sanat dalını da etkiliyor. Yakın yıllara kadar, hat ve tezhip sanatımız adeta üvey evlat gibi muamele görüyordu. Yabancıların el sanatlarına, gelenek sanatlarımıza gösterdikleri ilgi, ülkemize de olumlu bir biçimde yansıdı. El sanatlarımızın muhatabını bulması şartıyla değer kazanması, bu tarz sanatlara da ticarî bir gözle bakılmasını sağladı.

    6- Şu anda Erzincan’da el işlemeciliği yapan kaç kişi ya da kurum var? Yapılan eserler iç veya dış pazarda kendine yer bulabiliyor mu? Getirdiği kazanç hakkında neler söyleyebilirsiniz?
    Bakır el işleme geleneğini sürdüren kişi ya da kurum adeta yok. Bu tarz çalışmayı bilen kimi sanatçılar da işlemeyi bildiğim kadarıyla sürdürmüyorlar. Elektrikli makine ile işleme yapan firmalar, atölyeler var. Bu firmalar, kuruluşlar, yeni tasarımlar, yeni teknikler ile yeni arayışların içinde.. Yapılan eserler, iç ve dış pazarlarda belli ölçüde kabul görüyor.
    7- İnsanlarımızın özelikle de gençlerimizin bu sanata gösterdiği ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bakır el işlemeciliği Erzincan’da veya Türkiye’nin herhangi bir yerindeki eğitim kurumlarında ders olarak okutuluyor mu, kursları var mı? Yaygınlaştırmak için neler yapmak gerekiyor?
    Bakır işlemeciliği ürünleri günümüzde hediyelik eşya olarak kabul görüyor. Ne var ki bakırın maliyeti el işçiliği ile birleşince fiyat ister istemez artıyor. Hediyelik eşya sektöründe daha ucuz yabancı eşyalar ilgi görüyor, alıcı buluyor. Bu açıdan, işe yalnızca hediyelik eşya olarak değil, bir el sanatı biçiminde baktığımızda, ilginin insanımızın sanata yaklaşımı oranında bu sanata da yansıdığını görürüz sanırım. Bakır el işlemeciliği bildiğim kadarıyla hiçbir eğitim kurumunda ders olarak okutulmuyor. Kurs olarak verildiğini sanmıyorum. Bunda bu sanatın yeterince tanınmamasının büyük rolü olduğuna inanıyorum. Açtığım sergilerde, çalışmaları görenlerin kurs talepleriyle karşılaştım. Bu el sanatının hemen her ortamda, büyük malî harcamalar yapılmadan gerçekleştirilebileceği yapılabileceği anlatıldığı takdirde eğitim kurumlarında ders ya da özellikle yerel yönetimlerce kurs olarak verileceğine inanıyorum. Elimden geldiğince bu konuyu ilgililere aktarmaya çalışıyorum. Dilerim bu el sanatımız da resmî çevrelerde, kurum ve kuruluşlarda gereken ilgiyi görür.
    8- Bakır el işlemeciliğinin yapımından söz edelim… Malzemelerinden, gerekli her türlü alet edevatından bahsedip, bir eserin ortaya çıkma aşamalarını bize ayrıntılarıyla anlatabilir misiniz? Bakır işlemeciliği nasıl öğrenilir, kaç zaman alır, açıkçası zor bir sanat mıdır?
    Bu sanatla ilgili olarak kısaca bilgi vermek istiyorum: Özellikle Erzincan’da gelişerek yaygınlaşan bakır el işlemeciliği, bakır eşya üzerine, “kalem” adı verilen tornavidaya benzeyen çeliklerle gerçekleştirilir. Bakır üzerine yapılması düşünülen desen, ya sanatçı tarafından kopya kullanılmadan, doğaçlama biçiminde işlenir. Bu tarzda daha çok yerel motifler kullanılır. Ya da işlenecek motif, sarı veya beyaz karbonlarla bakır üzerine kopya çekilerek aktarılır. İnce çizgiler, hatlar ince kalemle işlenir. Kalın kalemlerle de desenlerin içi doldurulur. Eğer bakır üzerindeki desende beyaz ve kırmızı iki renk verilmek isteniyorsa, beyaz verilmek istenen ölüm önce işlenir ardından gümüş suyuna batırılır. Sonra diğer bölümler işlenir. İşleme bittikten sonra işlenen yüzey verniklenir. Böylece bakırın bozulması önlenmiş olur.
    Bu el sanatı bütün sanatlarda olduğu gibi usta çırak ilişkisiyle öğrenilir. El yeteneği olan insanlar için diğer el sanatlarına oranla daha kısa bir sürede öğrenilir sanırım. İşi öğrenmekten çok onu en güzel bir biçimde geliştirmek gerekiyor elbette. Tabi bütün sanatlarda olduğu gibi işe küçük yaşlardan başlamak da çok önemli. Burada söylemek istediğim şey, malzeme açısından belki de en kolay ve ucuz bir el sanatı olması. Bu el sanatı için özel bir mekâna gerek yok. Her yer uygun. Eli işleyen, gözü gören herkes işleyebilir. Diğer organların sakatlığı işi aksatmıyor. İşlenen malzeme de oldukça ucuz. Bu malzeme, üzerine yapılan işle bir değer kazanıyor. İşleme süresi, diğer el sanatlarına göre daha kısa. Bu da eserin maliyet fiyatına yansıyor. Meselâ; açtığım sergilerde küçük boyutlardaki bazı çalışmalarımı on milyondan sergiliyorum. Düz bakır levhalar üzerine işlediğim, ayrıca özel çerçevelettiğim çalışmalar ise en fazla altmış yetmiş milyon. Bu rakamları diğer sanatlarla kıyas edilebilsin diye veriyorum. Ancak yaptığım çalışmanın; hat, tezhip gibi uzun bir zaman ve titiz bir işçilikle gerçekleştirilen bir sanat olmadığını, bir el sanatı olduğunu da hatırlatmak istiyorum. Bakır el işlemeciliğinin, özellikle yerel yönetimlerin, halk eğitim merkezlerinin açtıkları kurslar kategorisinde; zaman, maliyet, ev ekonomisine katkı gibi açılardan çok uygun bir el sanatı olduğunu düşünüyorum.

    9- Çeşitli geleneksel sanatlarımızı da eserlerinize taşıyarak hoş kombinasyonlar oluşturuyorsunuz. Hat, tuğra, süsleme sanatları gibi… Bunlardan biraz bahsedebilir misiniz? Desenlerinizin özelliklerini anlatabilir misiniz?
    Daha önce de dediğim gibi Erzincan bakır el işlemeciliğinin yerel motifleri yanında, geleneksel sanatlarımızın, hat ve tezhip örneklerini de işledim, işliyorum. Yaptığım bu çalışma ile hat ve tezhip sanatımızı bakır panolara aktararak farklı bir çalışma ortaya koydum. Bir dergi bu çalışmalarımı “zanaattan sanata”, bir başka gazete “bakıra hattı kattı” gibi ifadelerle bu adlandırdı. Yaptığımız el çalışması ile gerek hat ve tezhip sanatlarını bütün incelikleriyle bakır panolara aktarabilmek mümkün değil. Geleneksel motiflerimizi, daha büyük ayrıntılarla çalışarak, mümkün olabildiğince geleneksel tarzı bozmadan işlemeye çalışıyorum.
    Çalışmalarımda, yerel desenlere, geleneksel süsleme sanatımızın güzel örneklerine, usta hattatlarımızın hat örneklerine, tuğralara ve kendi desenlerime yer verdim. Hat örneklerini kenar motifleriyle bir kompozisyon biçiminde sundum. Desenlerimi ise geleneksel tarzda bakır panolara aktarabileceğim boyutlarda yeni kompozisyonlarla oluşturmaya çalışıyorum.
    10- Son olarak eklemek istediğiniz bir şeyler varsa…
    Bakır el işleme çalışmalarını sürdüren işleme sanatçısı adeta yok. Geçmişi çok eski yıllara kadar uzanan bakır sanatımıza son yüzyılda eklenen bu el sanatının da geleceğe taşınması, sanat zenginliğimizin yaşatılması adına elbette güzel. Bu el sanatımızı konu alan ve onun sanat çevrelerine tanıtılmasını sağlayacağına inandığım bu söyleşiniz için teşekkürlerimi sunuyorum.
    Şimdiden çok teşekkür eder, iyi çalışmalar dilerim...

    Kaynak
     
  4. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    BAKIR EL İŞLEMECİLİĞİ

    Bakır işlemeciliği çok eski tarihlere dayanan bir sanattır.

    Bakır, yüzyıllar boyunca çekiçlerle dövülerek şekillendirilmiş; kazan, bakraç, tas, kâse vb. biçimine getirilerek kullanılmıştır.

    Geleneksel bakır el sanatlarımıza son yüzyılda “bakır el işlemeciliği” diye adlandırılan yeni bir el sanatı daha eklenmiştir. Özellikle Erzincan’da gelişerek yaygınlaşan bakır el işlemeciliği, bakır eşya üzerine, “kalem” adı verilen tornavidaya benzer çeliklerle gerçekleştirilir.

    Bakır üzerine yapılması düşünülen desen, ya sanatçı tarafından kopya kullanılmadan işlenir ya da özellikle klasik hat ve süsleme örnekleri bakır üzerine karbon kâğıt ile kopyalanır. İnce kalemle hatlar işlenir. Kalın kalemlerle desenlerin içleri doldurulur. Kimi desenlerde bazı bölümlere işlendikten hemen sonra gümüş suyu sürülür. Bu bölümler, beyaz bir görünüme kavuşturulur, diğer bölümler sonra işlendiği için kırmızı kalır. Hava ile temas edilerek bozulmaması için eser verniklenir.

    Bakır el işlemeciliği, son yıllarda özellikle hızlı üretim amacıyla makine el işçiliğine dönüşmüş, ne yazık ki orijinalliğini kaybedecek noktaya gelmiştir.

    RIFKI KAYMAZ
     

Bu Sayfayı Paylaş