Baharın gelişi ile ilgili kompozisyon

'Frmartuklu Soru-Cevap Bölümü' forumunda Kayıtsız Üye tarafından 17 Ocak 2011 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Baharın gelişi ile ilgili kompozisyon konusu acil bir komposizyon ödevim var bakarsanız sevinirim

    İlkbahar kış ile yaz mevsimleri arasında yaşanan bir dönemdir. Farklı yarımkürelerde farklı zaman dilimlerinde yaşanan ilkbahar mevsimi ülkemizde ve Kuzey yarım kürede 21 Mart- 22 Haziran tarihleri arasında gözlenir.

    Kış döneminden yaza geçiş olduğu için ilkyaz olarak da adlandırılan ilkbahar ile karlar erir, yağmurlar artar, su kaynakları zenginleşir, hava sıcaklığı artar, çiçekler açar, doğa canlanır. Bu nedenle yeniden doğuş olarak nitelendirilen mevsim, yaz mevsimi için hazırlıkların yapıldığı, çiftçilerin dikim, ekim işlerine başladığı dönemdir. Bu mevsimde Kırkikindi adı verilen ve sel ile sonuçlanabilecek sağanak yağışlar yaşanır. İlkbaharda gece süresi kısalmaya başlarken, gündüzler uzamaya, güneş ışığından daha çok yararlanılmaya başlanır.

    İlkbahar, yaza geçiş dönemi olan havaların ısınmaya başladığı canlanma mevsimidir.
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 7 Eylül 2015
  2. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Çağala ağaçlarının çiçek açması baharın müjdecisi olmuştur her zaman. Her ne kadar "Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır" deyişi halen geçerli olsa da, Mart gelince terminolojik olarak İlkbahar mevsimini idrak ettiğimizi varsayarız.
    Baharın şu ilk günlerinde çiçeklerden, kuşlardan, börtü böcekten, insanların yüreklerinin pır pır etmesinden, aşktan, sevgiden bahsetmek istiyor gönül. İçinde bulunduğumuz şartlar çok fazla bulutların üzerinde dolaşmamıza, etrafımıza toz pembe gözlüklerle bakmamıza imkan vermiyor ve fakat içimizdeki coşkuyu da topyekun kaybetmemek lazım diğer taraftan.


    Bir defa şöyle derin derin solumalı ve temiz havayla ciğerlerimizi öyle bir doldurmalıyız ki, fizyolojik olarak vücudumuzu bahara hazırlayalım evvela. Burda şöyle bir itiraz gelebilir hemen: "Temiz hava nerde?" İstanbul'un ya da başka herhangi bir kentin göbeğinde onu bulmanın zor olduğunu kabul etmek zorundayım. Ama size hemen alternatif sunabilirim. İstanbul'da iseniz Çamlıca Tepesi'ne, Ankara'da iseniz Kızılcahamam'a, İzmir'de iseniz Narlıdere, Birecik'te iseniz Yeşildağ'a çıkar, ardığınız temiz havayı bulursunuz. O halde baştan yılgınlığa gerek yok. Ne kadar karamsar olursanız olun; hiçbir zaman içinizdeki son umut kırıntısını yok etmeyin. Çok büyük doğal afetler yaşamaz isek, kıştan sonra baharın geleceği kesin. Nasıl ki gecenin en karanlık anı sabaha en yakın olan an ise baharın habercisi de kıştır. Bütün iş bahara ve sabaha hazırlıksız yakalanmamakta.


    Kimi zaman kendinizi o kadar yalnız ve çaresiz hissedersiniz ki sığınacak bir liman ararsınız. Her taraf fırtınayla ve bilcümle doğasal ve insansal gazapla per perişan olmakta iken bile her zaman soluk aldığınız bir yer vardır. Hoş, yeri geldiğinde denize açılmak ve fırtınalı denizin dalgalarıyla boğuşmak var ya, o da kahramanlığın şartlarındandır zaten. Gel gelelim bu kahramanlık gösterisinden önce yine de şöyle bir soluk almanız halin icabıdır. İşte gecenin en karanlık anında ve kışın en sert günlerinde soluğu limanımızda alır ve denizlere açılacağımız günü, baharın iğde kokulu sabahlarını bekleriz. Ne var ki bazen kendimizi öyle kapana kısılmış hissederiz ki, kötülüğün iyiliğe galabe çalacağı şayiası yedi düvelde dolaşırken, limanın etrafında kümelenen, limanı ele geçirerek oraya sığınmış gemileri yağmalamak ve fırtınanın ortasına sürerek batırmak isteyen deniz korsanları etrafınızı sarabilir. Bu durumda bile, limanımızı korumamız gerektiğini ve gidecek başka bir liman da olmadığını gayet iyi biliriz. Bütün denizleri korsanlar sarsa bile bizim limanımız, soluk aldığımız yer, asla ve asla terkedilemez. İşte bu inançtır bizi birbirimize kenetleyen...

    Oldukça karamsar gibi görünen bu tabloda elbette ki bir ayrıntı göze çarpmakta. Köklerini derinlere salmış ve yaşadığı onca afetin bir türlü yokedemediği, tablodan silemediği, limanın hemen yanıbaşındaki bahçenin içinde dallarını bir el gibi bize doğru sallayan çağala ağacı, adeta şöyle seslenmekte: "Uzaklardan göz kırpan güneşi görüyor musun? İşte bak çiçek açıyorum. Bu açık pembe çiçekler baharın habercisidir. Mutluluğun resmini görmek mi istiyorsun? O halde bana bak ve yaşadığın bu bezginlik ve yorgunluğu unut. Dallarımı kıran insanın hoyratlığına inat, doğanın sana sunduğu bu cömertliği al ve sonuna kadar yaşa onu. Sonra derin bir soluk al ve açıl sonsuz maviliğe..."


    İşte baharı müjdeleyen çağala ağacı, gecenin karanlığına, kışın sert rüzgarlarına ve limana musallat olan korsanlara karşı günü geldiğinde söyleyeceğimiz şu veciz sözü anımsatıyor bana :Çağala bağala, herkes evine dağıla..


    Alıntı
     
  3. Dünya üzerindeki yerleşik kültürlerde olduğu gibi bizim kültürümüzde de �bahar� güzelliktir, emektir, tarlada açan çiçek, yeşeren umutlar ve gelecektir! Ama vahşi kapitalizmin, emperyalizmin ve sömürgeciliğin baharı yoktur. İşte �yeni dünya düzeni� diye adlandırılan globalizmin hedefi budur bir anlamda: �baharları� ortadan kaldırmak.
    Bahar, bizim için, ülkemi, bölgemiz ve kültürümüz için de yüklü anlamlar taşır kendinde. Üründür aynı zamanda, bolluk, berekettir. Doğu Karadeniz için diğer bir anlamda Yaş Çay Kampanyasıdır da. Çiledir kimi zaman, emeğinin karşılığını alamamadır, alın terinin burukluğudur özellikle son yıllarda!
    Yine böyle bir baharı kucaklıyoruz. Kampanya hazırlıkları yapılırken, yeni yeni filizleniyor çay bahçelerindeki tomurcuklar. Fiyat tartışmaları başladı bir yandan, bir yandan da yumak yumak olmuş sorunlar geliyor aklımıza.
    Hemen her kampanya öncesinde yaşanan fiyat tartışmaları bu yıl da yaşanacağa benziyor. İlgili ilgisiz her örgütten bir ses çıkıyor. Yıllardır serzenişte bulunduğumuz bütünsüzlük yine devam ediyor. Böyle olunca da dilediğince at koşturuyor �çay� üzerinde. Örneğin, üreticilerin özel sektör firmalarından 300 milyon Ytl�lik alacağı, Çaykur�un 4 yıl içerisinde özelleştirileceği, kaçak çay, çay ihtisas gümrüğü, sektördeki başıbozukluk gelmiyor kimselerin aklına�
    Yaş Çay fiyatı ile ilgili oluşturulacak bütünlük, sorunların çözümü aşamasında da etkili olacaktır. Bizce, bunu tüm demokratik kitle örgütlerinin bir araya gelerek oluşturacağı bir sempozyumda masaya yatırmalı, enine boyuna tartıştıktan sonra kamuoyuna deklere etmeli ve tek ses olarak masadan hak ettiği şekilde kaldırılmalıdır. Böylece, kamuoyunda farklı rakamlarla konuşup, el altından farklı raporlarla deyim yerindeyse �yalakalık� yaparak çift taraflı oynayanların da önü kesilmiş olacaktır. Ve başka konularda da aynı bütünlüğün sağlanmasının yolu açılacaktır bir bakıma.
    Çayın, sadece bölgemiz ve Rize için bir ürün olduğunu düşünmek yerine, ülkemiz açısından da taşıdığı ekonomik, siyasi, sosyokültürel ve stratejik önemini de ön plana çıkararak değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Dolayısıyla Çaykur�un da bu çerçevede tutulması zorunludur.
    Hazır çay�dan söz etmişken, Mayıs içerisinde ödenmesi planlanan destekleme pirim ödemelerinin Başbakan�ın Rize gezisi öncesine denk getirilmesi bizi epeyce bir eskilere götürdü. Eskilerden ziyade, birilerinin �Rizelilerden utanmak� anlamında cümleler sarf etmesine neden olan günlere de uzandık birazcık. Hayırlısı neyse�
    Sahil Yolu açılışı da ayrı bir konu ama, gene de fazla bir zaman geçmedi, Ocak�ın 2�sinde söylenen 10-15 günün üzerinden. Keza bölgenin dışında bulunan insanlara da yolun durumunu anlatmak sanırız biraz abesle iştigal gibi olacaktır. Açılıştan sonraki aylarda bölgeden gelecek yolu ilgilendiren haberlerle sanırız az çok farkına varılacaktır vahametin!
    Bir diğer konu ise Ovit Tüneli. Önceki hafta Başbakan Erdoğan�ın konuyu Bakanlar Kurulu�na götürdüğünü ve gelişmeleri aktarmıştık. Sonrasındaki gelişmeler bu hafta da konumuz. Umarız, Bakanlar Kurulunda görüşülüp tartışılan bu konu dilediğimiz yönde gelişir. Ancak, zamanla dikkat çektiğimiz bazı ince ayrıntılar da bazen gözümüzü çıkarmıyor değil!.. Örneğin bölgemizde yayın yapan bir gazetenin bu konudaki dışavurumu ele alınabilir. Sanırız bilgisi olanlar yeterince anlayabilmişlerdir konuyu.
    Baharın gelişiyle başladık, Başbakan�ın gelişi ile sürdürdük�
    Yaşamınızın, baharın yüklediği pozitif anlamlar gibi güzelleşmesi dileğiyle.
     
  4. eh işte biraz kötü olmuşta işimize yaradı
     
  5. giriş bolumunde direk orneğe girmişsiniz ve 5 paragraftan oluşuyo kompozisyon kurallarına uyulmamış
     
  6. İlkbahar kış ile yaz mevsimleri arasında yaşanan bir dönemdir. Farklı yarımkürelerde farklı zaman dilimlerinde yaşanan ilkbahar mevsimi ülkemizde ve Kuzey yarım kürede 21 Mart- 22 Haziran tarihleri arasında gözlenir.

    Kış döneminden yaza geçiş olduğu için ilkyaz olarak da adlandırılan ilkbahar ile karlar erir, yağmurlar artar, su kaynakları zenginleşir, hava sıcaklığı artar, çiçekler açar, doğa canlanır. Bu nedenle yeniden doğuş olarak nitelendirilen mevsim, yaz mevsimi için hazırlıkların yapıldığı, çiftçilerin dikim, ekim işlerine başladığı dönemdir. Bu mevsimde Kırkikindi adı verilen ve sel ile sonuçlanabilecek sağanak yağışlar yaşanır. İlkbaharda gece süresi kısalmaya başlarken, gündüzler uzamaya, güneş ışığından daha çok yararlanılmaya başlanır.

    İlkbahar, yaza geçiş dönemi olan havaların ısınmaya başladığı canlanma mevsimidir.
     
  7. çok güzel degil desem yalan olur
     
  8. olması gerekenden fazla uyumsuz olmuş
     
  9. kötü bişey anlamadım ki :D .d .d
     

Bu Sayfayı Paylaş