Başı Dumanlı Dağları /Yaylaları.Bilinmeyen Yüzüyle KARADENİZ

'Türkiye Şehir-Bölge Resimleri' forumunda Fatma tarafından 26 Ocak 2009 tarihinde açılan konu

  1. Fatma

    Fatma Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Başı Dumanlı Dağları /Yaylaları.Bilinmeyen Yüzüyle KARADENİZ konusu Başı dumanlı dağları, şenlikli yaylaları, yerinde duramayan kıpır kıpır insanları, topraktan fışkıran deli yeşili, fındığı, çayı ve hamsi balığı gelir akla Karadeniz'den söz açılınca.




    [​IMG]



    [​IMG]

    [​IMG]


    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Doğu Karadeniz denince de Trabzon'dan başlayarak Artvin'e kadar uzanan bölge anımsanır. Özellikle de Kaçkar Dağları. Oysa, coğrafi olarak Doğu Karadeniz Ordu'daki Melet Irmağı'ndan başlar. Bu ayrım o kadar belirgindir ki, örneğin Doğu Karadeniz Ormanları'nın simgesi denebilecek Doğu ladinine (Picea orientalis) bu ırmağın batısında rastlamak mümkün değildir. Turizmden henüz nasibini almamış bu bakir bölge, yöre insanlarının dışında pek tanınmaz. Biz de Doğu Karadeniz'in bu bilinmeyen bölümünü 'keşfetmek' için Ordu'dan güneye doğru yola koyuluyoruz. Melet Irmağı üzerindeki köprüde, turizme açılması için hazırlıkları sürdürülen Kurul Kayalıkları'na uzaktan bakıp ırmaktan ayrılıyor ve Doğu Karadeniz'e "Merhaba" diyoruz. Fındık bahçelerinin arasından kıvrılarak yükselen yolda Kabadüz ve Yokuşdibi beldelerini geçiyoruz. Artık, fındıklar yerini iğne yapraklı ağaçların yoğun olduğu ormanlara bırakıyor.[/FONT]



    [​IMG]



    [​IMG]

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Önümüzde sarp yayla yolları... Turnalık Yaylası'na gelmeden önce orman içinde saptığımız yol bizi yorsa da, ulaştığımız şelalenin görkemi ve kavuştuğu derenin berrak suları tüm yorgunluğumuzu alıyor. Yürüyüşümüz boyunca masmavi bir gök ile pırıltısını üzerimizden hiç eksik etmeyen güneş eşlik etmişti bize. Gece başlayan gökgürültüsü ise Doğu Karadeniz'de olduğumuzu hatırlatıyor. Etrafı gündüz gibi aydınlatan şimşeklerin ardından müthiş bir yağmur başlıyor. Neyse ki Çelikkıran Obası'ndaki dağ evindeyiz. Dışarıda yağmur damlalarının tıpırtısını duyarak, sobanın üstünde demlediğimiz çayları yudumlamanın keyfi bir başka güzel. Sabah hava yine açık ve biz Ablaktaşı'ndayız. Bu büyük kayalıktan aşağıda uzanan ormanlarla kaplı vadileri seyrediyoruz. Yürüyüş parkurumuz yine sonsuz yeşilliklere açılan bir ormandan geçiyor. Doğu Karadeniz Ormanları, sonsuz yağışlı iklim nedeniyle yoğun bir ormanaltı dokusuna sahip. Bu dokunun en yaygın türü olan ormangülleri sarı ve mor taçyapraklarıyla yürüdüğümüz patikayı renklendiriyor.[/FONT]



    [​IMG]



    [​IMG]


    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Sonrasında dere boyunca devam eden yürüyüşümüz, İkidere'de, her temmuz Vosvos Şenliği'nin düzenlendiği kamp alanında sona eriyor. Artık, uzun bir molayı hak ediyoruz. Dinlendikten sonra Çambaşı Yaylası'na doğru yola çıkıyoruz. 1850 metre yükseklikteki Ordu'nun bu en büyük yaylası bir kasaba görünümünde. Eskiden Ordu halkı yaz aylarını burada geçirirmiş. Yaşlılar o günlerde resmi kurumların, hatta adliye ve cezaevinin dahi yazın buraya taşındığını anlatıyor. Yayla çevredeki 'oba' denilen küçük yerleşim birimlerinin de alışveriş merkezi konumunda. Yaylada kalmayıp yürüyüşümüze devam ediyoruz. Yolumuzun üstünde çadırlı konaklama da yapılabilen Ertaş Alabalık Çiftliği, Semen ve Yaprakbaşı obaları var. Biz, 3107 metreyle zirve yapan Karagöl Dağları'na doğru yükseliyoruz. Karagöl Dağları'nı göğü yansıtan aynalara benzeyen altı adet buzul gölü süslüyor. Hedefimiz en batıdaki Aygır Gölü. Araçtan inip bir saatlik patika tırmanışının sonunda 2600 metredeki göle ulaşıyoruz. Çevresindeki sarı ve mor menekşeler, yamaçlarındaki karlar ve aynasında yüzen buz parçaları ile Aygır Gölü, insanı büyülüyor.[/FONT]



    [​IMG]



    [​IMG]




    [​IMG]


    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Geceyi Bektaş Yaylası'nda geçiriyoruz. Burası elli yatak kapasiteli oteli, çarşısı ve cıvıl cıvıl kalabalığı ile yöredeki önemli merkezlerden. Sabah o günkü rotamız belirleniyor. Hedefimiz, bu kez buzul göllerinin doğuda olanı, yani Sağrak Gölü. Önce Aksu köyüne, oradan gölün hemen altındaki Kağınağıl Obası'na varıyoruz. Araçla gölün yanına kadar çıkmak mümkün olduğu halde, yolun bazı bölümlerinde karlar henüz erimediği için iki saat yürümek zorundayız. Kayaların arasından narin boyunlarını çıkartmış rengârenk çiçeklerin yaşama direnci ve her yandan akan kar sularının şırıltısı bu tür tırmanışlara alışık olmayanlara bile güç veriyor. Göle ulaştığımızda, bu kez de gördüğümüz manzaradan nefesimiz kesiliyor. Burada kar çok daha fazla ve gölün büyük kısmı buzlarla kaplı. Doğa, sandığında yeşile dair ne varsa, çıkarıp önümüze sermiş gibi... Kuzeye doğru yolumuza devam ederek yeşil vadilerden geçip, tepeler aşıyoruz. Kulakkaya Yaylası'nın civarındaki obalarda rastladığımız insanların dostluğu ve ikramları içimizi ısıtıyor. [/FONT]



    [​IMG][/FONT]


    [​IMG]


    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Onların sofralarını ve yaşama sevincini paylaşıyor, ormanlardaki patikaları izleyerek Çal Dağı'na çıkıyoruz. 2030 metre yüksekliğindeki Çal Dağı'ndan gördüğümüz manzara Karadeniz'e uzanıyor. Giresun Adası hemen önümüzde. Karagöl Dağları'ndan Trabzon sınırındaki Sis Dağı'na kadar geniş bir bölgeye hâkim konumdayız. Zirvede yakalandığımız sis, rüzgâr ve yağmur, bize bir kez daha Doğu Karadeniz'de bulunduğumuzu anımsatıyor. Henüz betonlaşmanın başlamadığı Çığdibi, Süllüköy, Pınarlar Şelalesi, nefis alabalıkları ve nadide çiçekleri ile Uzundere Vadisi, Kümbet Yaylası ve kütük evlerden oluşan Koçkayası Tatil Köyü, kilise ve taşköprüleriyle Çakrak Yaylası derken, kendimizi Giresun'da buluyoruz. Güleryüzlü ve konuksever insanları, yabani orkide ve ormangülleri başta olmak zengin florası, eşsiz doğası ile gönlümüz Karadeniz'de kalsa da, anılarımız yanımızda. Artık, ayrılık vakti. [/FONT]



    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif][​IMG][/FONT]



    [​IMG]



    [​IMG]



    [​IMG]



    [​IMG]



    [​IMG]
    [​IMG]
     

Bu Sayfayı Paylaş