Büyük Türk Devletleri - Gazneliler Hakkında Bilgi

'Tarihi Bilgiler' forumunda Mavi_inci tarafından 3 Ocak 2011 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Büyük Türk Devletleri - Gazneliler Hakkında Bilgi konusu Büyük Türk Devletleri - Gazneliler Hakkında Bilgi

    Gazne’de 962-1187 yılları arasında hüküm süren Türk-İslâm devleti.
    Sâmânî Devletinin (819-1005) en parlak devirlerinde çok sayıda Türk, gruplar hâlinde Mâverâünnehir yoluyla İslâm dünyasına getirilmekteydi. 912 yılından itibaren ise Sâmânî Devletinin vali ve komutan kadrolarında, Türk isimleri de görülmeye başlandı. İşte bu Türk komutanlardan biri de Gazne Devletini kuracak olan Alptegin’dir. Alptegin, 961 senesinde vezir Ebû Ali Muhammed Belâmî ile birleşerek, Sâmânî Şehzâdesi Nasr’ı tahta oturtmak istediyse de bu arzusunu gerçekleştiremedi. Bunun üzerine kendisine bağlı birliklerle Afganistan’daki Gazne’ye çekildi ve burada bulunan Levik Hânedânını bölgeden uzaklaştırarak, şehre hakim oldu. Böylece Gazne Devletinin temelini attı (962).
    Alptegin’in, 963’te ölümü üzerine yerine geçen oğlu Ebû İshak İbrahim, dört yıla yakın süren saltanatında Sâmânîlerle dost geçinme yolunu tercih etti. Ölümünden sonra 966’da yerine Bilge Tegin geçti. Bilge Tegin, Buhara’da Sâmânî komutanlarından Fâik’in, üzerine gönderdiği bir orduyu bozguna uğrattı. Bu mağlûbiyetten sonra bir daha Buhara’dan Gazne’ye ordu gönderilmedi. Bilge Tegin, 975’te Hindistan üzerine yaptığı seferde Gerdiz Kalesini kuşatırken şehid düştü. Gazne’de ilk sikke bunun zamanında kesildi. Yerine geçen Pîrî Tegin, devleti yönetecek hususiyetlere sahip olmadığından, beş yıllık saltanattan sonra, tahtı Sebük Tegin’e bıraktı.
    Devletin asıl kurucusu olan Sebük Tegin, Isık Göl civarında Barsgan’da doğmuş, 960’a doğru Müslüman olmuş, köle olarak satıldığı Alptegin tarafından terbiye edilip, manevî evlât edinilmiş ve mühim mevkilere getirilmişti. Hükümdar olunca, “Nâsırüddin Sebük Tegin Kara Beçkem” adını aldı. İyi bir idareci ve komutan olan Sebük Tegin, Toharistan ve Zabülistan’la Zemindaver eyaletini, Gor bölgesini ve Belucistan’ın bazı yerlerini ülkesine kattı. 979’da Hindistan’ın kuzeybatısında yerli hükümdarların en güçlülerinden Caypal’ı yenilgiye uğratarak, Hindistan hakimiyetine ilk adımı atmış oldu. Kâbil Nehri boyunca Peşâver’e kadar ilerleyerek, bu bölgelerde İslâmiyet'in yayılmasını sağladı.
    Sebük Tegin’in 997’de ölümünden sonra, yerine oğlu İsmail geçti. Ancak, kısa bir süre sonra, tahtı ağabeyi Mahmud’a bırakmak zorunda kaldı.
    Mart 997’de tahta çıkan Sultan Mahmud, Gazneli Devletinin kurucusu, Hindistan’a İslâm dinini yayan ve burada yüzyıllarca sürecek olan Türk hakimiyetinin temellerini atan, tarihin büyük cihangirlerinden ve hükümdarlarındandır. Sâmânoğullarının yıkılışına rastlayan bir zamanda tahta çıkan Sultan Mahmud, ilk iş olarak Horasan’da hakimiyetini tesis etti. Zaman zaman Karahanlılar'la rakip duruma düşmekle beraber, güneydeki (Hindistan) ve batıdaki (İran) fetihleri için müsait bir zemin ve elverişli şartlar buldu. Şiîlere karşı halifeyi şiddetle savundu ve Sünnî mezheplerin koruyucusu oldu.
    Sultan Mahmud, İran, Irak ve Harezm’i ülkesine kattıktan sonra, Hindistan üzerine on yedi sefer düzenledi. 1000 yılında Peşâver şehrini aldı. Ertesi yıl Hindistan ordusunu yenip, Hindistan’ın en zengin eyaletlerinden biri olan Pencab’ı ele geçirerek, Hindistan’ın kuzeyine tamamen hakim oldu. Çok büyük ganimetlerle Gazne’ye dönüp “Gâzi” unvanını aldı. Beşinci seferinde, Ganj Vadisini ele geçirdi.
    Sekizinci Seferinde ise, 150.000 kişilik Hindu ordusunu imha etti. En meşhur seferi olan 11. Seferinde ise Gucerat’a girdi ve büyük ganimetle geri döndü. Sultan Mahmud, 1030’da öldüğü zaman, Gazneli Devleti, batıda Âzerbaycan hudutlarından, doğuda Hindistan’ın Yukarı Ganj Vadisine, Orta Asya’da Harezm’den Hint Okyanusu sahillerine kadar uzanan çok geniş bir sahaya yayılmıştı.
    Sultan Mahmud’dan sonra yerine oğlu Muhammed geçti ise de, bu sırada Isfahan ve Rey umumî valisi bulunan kardeşi Mesud tarafından tahttan indirildi. Ekim 1030’da tahta çıkan Sultan Mesud, iyi bir asker olmakla beraber, babasının komşularla iyi geçinme siyasetini devam ettiremedi. Özellikle, Selçuklular'la olan geçimsizlikleri, uzun ve kanlı savaşların çıkmasına sebep oldu. Horasan’ın bir kısmını alma başarısını gösteren Selçuklulara karşı, Dandanakan Meydan Savaşı'ında (1040) Sultan Mesud büyük bir mağlûbiyete uğradı. İran, Harezm ve Mâverâünnehir’e Selçukluların hakim olmaları, Gaznelileri Afganistan ve Hindistan toprakları üzerinde yaşamaya mahkûm etti.
    Bu mağlûbiyetten sonra, Gazne’ye dönerek ailesini ve hazinelerini toplayan Sultan Mesud, Lahor’a gitmek üzere yola çıktı. Ancak, yolda muarızları tarafından yakalanıp hapsedildi ve Girî hapishanesinde yeğeni tarafından 1041’de öldürüldü. Yerine, daha önce tahttan indirilip kör edilen kardeşi Muhammed çıkarıldı. Babasının öldürüldüğünü duyan Mevdûd, Belh’den Gazne’ye yürüyerek, Muhammed’i tahttan indirip hükümdar oldu.
    Mevdûd’un saltanatı (1041-1049), dış mücadelelerle geçti. Zamanında, Selçuklular önce Toharistan’ı, ardından Zemindaver’i ele geçirdiler. Diğer taraftan Delhi Racası da, bazı kaleleri almaya muvaffak oldu. Bunun yanısıra, Gazneli hakimiyetinden kurtulmak istiyen Gurlular da harekete geçtiler.
    Mevdûd’un 1049’da ölümü ile Gazneli Devleti karışıklık içinde kaldı. Tahta İkinci Mesud çıktı ise de, oğlu karşı çıktı. İkinci Mesud’un tahttan indirilmesi üzerine Bahâüddevle Ali tahta çıktı. Fakat bunun saltanatı da çok kısa sürdü.
    İki yıl geçmeden Mahmud’un oğlu Abdürreşîd tahta çıktı. Ancak tahtta gözü olan komutanlardan Tuğrul Bey, onu öldürüp tahtı elde etti. 1040’tan beri artan Selçuklu baskısı, Tuğrul Bey zamanında durduruldu. Ülkede de eski asayiş yeniden sağlandı. 1059’da ölümü ile yerine çıkan kardeşi İbrahim, ilk iş olarak, Selçuklularla sulh yaptı. Oğlu Mesud’u, Selçuklu Sultanı Melikşah’ın kızı ile evlendirip dostluk tesis etti. Kuzey ve batıda bir kısım toprakların kaybedilmesine karşılık, Hindistan’da bazı kaleler ele geçirildi ve devletin sınırları Ganj Nehrine kadar uzandı.
    Sultan İbrahim’in 1099’da ölümünden sonra, yerine geçen oğlu Üçüncü Mesud, babasının Hindistan fütuhatı ve damadı bulunduğu Selçuklularla dostluğu devam ettirme politikasını iyi yürüttü. Ancak, 1115’te vefatı ile devlet yeniden asayişsizlik içine düştü. Kardeşler arasında taht rekabeti başladı. Tahta çıkan Şîrzâd’ı, kardeşi Arslan öldürttü. Arslan, diğer kardeşi Behram Şah üzerine yürüyünce Behram Şah, Selçuklu Sultanı Sencer’e iltica etti. Bu durum, yarım asırdan beri devam eden Selçuklu dostluğunu bozdu. Sultan Sencer, Gazne üzerine iki sefer düzenleyerek Arslan’ı yakalayıp öldürttü. Böylece Behram Şah 1117’de Gazne tahtını elde etti. Ancak bu tarihten itibaren Gazneliler, Büyük Selçuklu Devletine bağlı bir duruma geldiler. Bu devrin en önemli hadisesi Gurluların harekete geçmeleridir. 1128’de, Gur Melikü’l-Mülûk’u Kutbeddin’in Behram Şah tarafından öldürülmesi, Gurluların ayaklanmasına sebep oldu. Melik’in kardeşi Suri’nin Gazne’ye girmesi ile büyüyen isyan kısa sürdü. Fakat bir müddet sonra Alâeddin Hüseyin önce Gazne’yi, ardından Bust’u tahrip edip, Gaznelilerin kuzeydeki hakimiyetlerine son verdi. Oğuzların, 1152’de Gazne üzerine yürümeleri üzerine Behram Şah, burasını kesin olarak bırakıp Lahor’a çekildi.
    Behram Şah, 1160’da ölünce, yerine oğlu Hüsrev Melik geçti. Bu sırada Gazne’de ikamet etmekte olan Gurlu emir Muizzeddin, 1173’ten itibaren Hindistan seferlerine başladı. Gur akınları karşısında yerli Khokharlarla anlaşmaya çalışan Hüsrev Melik, bunların hıyanetini anlayınca Muizzeddin’le anlaşmak için çare aradı. Ancak bir netice elde edemedi ve 1187’de esir düştü. Böylece Gazneli Devleti, Gurlu İmparatorluğuna ilhakla tarih sahnesinden çekildi. Son Gazneli Sultanı Hüsrev Melik ile oğlu Behram Şah, önce Gazne’ye oradan Firizkuh’a ve nihayet Belervan Kalesine götürülerek hapsedildi, birkaç yıl sonra, 1191’de, öldürüldüler.
    Büyük Türk Hakanlığı, yani Karahanlılar'dan sonraki Müslüman Türk Devleti, Gazneli Devletidir. Sünnî-Hanefî mezhebinde olan Gazneliler, sarayda Türkçe, edebiyâtta Farsça, fakat resmî yazışmada Arapça'yı resmî dil olarak kullanmışlardır.

    Devlet teşkilâtı
    Gazneli Devletinde emir veya sultan
    , devletin tam hâkimidir. Devlet dairelerine dîvân denilmektedir. Bu dîvânların en önemlileri, Dîvân-ı Vezâret, Dîvân-ı Arz, Dîvân-ı Risâlet veya İnşâ ve Dîvân-ı İşrâf idi. Dîvân-ı Vezâret, maliye ve genel yönetim işlerine bakardı. Başkanı vezirdi. Dîvân-ı Arz bugünkü Savunma Bakanlığının karşılığı olup, başındakine Arız veya Sâhib-i Dîvân-ı Arz denilirdi. Askerin ihtiyaçlarını ve ordunun savaşa hazır bir durumda bulunmasını sağlamak, askerin sayısını bilmek ve gerektiği zaman sultana bildirmek, sultanın gezilerinde ihtiyaçlarını gidermek gibi görevleri vardı. Bu devlette ordu, dört kısımdan meydana gelirdi. Bunlardan süvariler ilk kısmı meydana getirir ve ordunun en kalabalık bölümünü teşkil ederdi. Çoğunun iki atı vardı. İkinci bölümü yayalar meydana getirip sayıları az, başlıca vazifeleri ise şehirleri korumalarıydı. Ordunun üçüncü kısmı sultanın özel birliğiydi. Buradaki askerler, Türkistan’daki oymak savaşlarında hakimiyet altına alınan yerlerdeki Türk çocuklarıydılar. Ordunun son bölümünü, filler meydana getirirdi. Bunlar doğrudan doğruya sultan tarafından denetlenirdi. Filcilerin çoğu Hintliydi. Bunların muharebelerdeki görevi, düşman saflarını bozmak ve yarmak, düşman atları, kendilerine ve kokularına alışmamışsa, onları ürkütüp bozgun çıkarmak, okçulara yüksek atış yeri sağlamaktı. Dîvân-ı Risâlet veya İnşâ, devletin genel haberleşme dairesiydi. Hükümetle işi olan halk da buraya başvururdu. Dîvân-ı İşrâf, devletin gizli haber alma teşkilâtı olup, çok gelişmişti.

    Kültür ve medeniyet
    Gazneliler devri, siyasî kudretin yanısıra, kültür bakımından da parlak geçmiştir. Bir fıkıh âlimi olan Sultan Mahmud ve oğlu Mesud, İslâm terbiye ve kültürü ile yetişmişlerdi. Her iki sultan saraylarında devrin en büyük âlimlerini toplamaya çalıştılar. Şairlere hürmet ve sevgi gösterdiler. Her sene onlar için yaklaşık dört yüz bin dinar harcarlardı. Bu şairler arasında Türk asıllı Ferrûhî ile Menuçehrî Damgânî, Escedî Gazâ’ir-i Râzî ve Şehnâme yazarı meşhur Firdevsî sayılabilir. Bunların başında Melik-uş-Şuarâ Unsûrî bulunmaktaydı. Sultan İbrahim ve halefleri devrinde Gazne sarayında bulunan şair ve edipler, İran edebiyatının gelişmesinde önemli rol oynadılar. Bu devirdeki şairler arasında; Ebü’l-Ferec Rûmî, Senâ’î, Osman Muhtârî ve Seyyid Hasan Gaznevî yer almaktaydı.
    Tarih yazıcılığı da Gazneliler devrinde parlak geçmiştir. Sebük Tekin ve Mahmad devrini yazan Ebû Nasr Utbî, Zeyn-ül-Ahbâr isimli eserini Sultan Abdürreşîd’e sunan Gerdîzî, Mesud devrini nakleden Ebü’l-Fazl Beyhekî, Gazneliler devrinin meşhur tarihçileridir.
    Sultan Mahmud, 1017 senesinde Harezm’i ele geçirince, o devrin en büyük fen âlimi Birûnî’yi Gazne’ye getirdi. Birûnî, sultanın birçok seferlerine katılarak Hindistan hakkında Tahkîku mâ lil-Hind isimli eserini yazdı. Bu, Hinduların inanç ve âdetlerini tarafsız olarak tetkik eden ilk İslâmî eserdir. Eserde Hind dini ve Hindistan coğrafyası hakkında çok geniş bilgi bulunmaktadır.
    Gazne sultanları, edebiyat alanında olduğu kadar mimarî faaliyetleri ile de dikkat çektiler. Sultan Mahmud ve Mesud, büyük inşa faaliyetlerinde bulundular. Fakat onların bu eserlerinden günümüze çok azı ulaşmıştır. Sultan Mahmud, halkın faydalanması için çarşı, köprü ve su yolu kemerleri yaptırdı. Bunlardan Gazne’nin kuzeyindeki Bend-i Mahmudî bu güne kadar mevcudiyetini korumuş ve kullanılmıştır. Sultan Mahmud, Gazne’de birçok cami ve mescid yaptırdı. Gazne Camiinin yanına geniş bir medrese inşa ettirdi. Burası hem medrese hem de kütüphaneydi. Birçok odaları, Gazne âlimlerinin okuması ve okutması için, tavandan tabana kadar kitapla doluydu. Sultan, bu medresede ders veren hoca ve okuyan talebeler için, medresenin evkafından dolgun maaş tayin ederek onların geçimini sağlamıştır. Dokuz yüzyıl geçmesine rağmen, cila ve parlaklığı bozulmayan Gazne Camiinin iki minaresi hâlâ ayakta olup, dış kısmı cilalı sarı tuğladandır. Minarelerin birbirinden uzaklıkları 360 ve yükseklikleri 45 m kadardır. Üzerlerinde kûfî yazılar vardır.
    Gazneliler, kuzey Hindistan fütuhatını tamamlayınca, İslâm dinine Pencab’da kuvvetli bir dayanak noktası elde edilmesini sağladılar. Böylece daha sonraki Hindistan fetihlerine sağlam bir zemin hazırlayarak, Türk ve İslâm tarihinde önemli rol oynadılar.

    Alıntı
     
  2. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Gazneli Devleti


    (Farsça: غزنویان Ghazneviyān), 961 - 1187 yılları arasında Maveraünnehir, Hindistan'ın kuzeyi ve Horasan'da hüküm süren,[1][2][3] memlûk[4] kökenli Türk-İslam devletiydi.[5][6] Gazneliler adlarını başkent edindikleri, şu an Afganistan sınırları içinde bulunan, Gazne şehrinden almıştı. Gazne Devleti'nden önce bu topraklarda hüküm sürmüş olan Fars asıllı Samanîlerin siyasi ve kültürel etkisinden dolayı Gazneli Türkler, zaman içerisinde Farslaşmışlardır.[1][3][7][8][6] Gaznelilerin kurucusu sayılan Alp Tegin, Samanîlerin ordu komutanlarındandı. Ancak, hanedanlığın tam anlamıyla kuruluşu, onun damadı Sebük Tigin döneminde gerçekleşmiştir. Sebük Tigin, Gazne şehrini başkent yaparak, Samanî sultanlarının egemenliğinden kurtulmuştur.[9][5] Sebük Tegin'in oğlu Sultan Mahmut döneminde imparatorluğun sınırları Ceyhun'dan İndus Nehri'ne, oradan da Hint Okyanusu'na kadar uzandı ve Rey ve Hamedan'ı da kapsadı. I. Mesut döneminde Gaznelilere ait, köklü ve büyük toprakların bir kısmı kaybedilmiştir. Batı bölgelerinin neredeyse tamamı, Dandanakan Savaşı sonrasında Selçuklu Devleti'ne kaptırılmıştır ve elde Afganistan, Belucistan ve Pencap bölgeleri kalmıştı. Selçukluların 1157'de dağılması, Gaznelilere pek yarar sağlamadı. Bu karışık ortamdan güçlenerek çıkan Gurlular, 1151'de Behramşah'ı yenilgiye uğratarak Gazne'yi ele geçirdiler. Bundan sonra hükümdarlıklarını Lahor'a çekilerek devam ettiren ve İslam dinini Hindistan'ın içlerine kadar yaymış olan Gaznelilerin[5] son hükümdarı Hüsrev Melik'in Gurlular tarafından 1186'da esir alınmasından sonra, Gazneliler'e kesin olarak son verilir.

    Gaznelilerin Kökeni
    Gazneliler Devleti'nden önce de Afganistan'da Türk toplulukları bulunmaktaydı ve Gazneliler Devleti, büyük ölçüde bu topluluklara dayanarak kuruldu. Gazneli Devleti'nin kurucusu Sebük Tigin, köle olarak Samanîlerin yurduna gelince Müslüman olmuştur.[10][11] O dönemde bir devletin millî kimliği, idarecilerine göre isim almaktaydı.[12] Sebük Tigin'in Pend-Nâme'sine (öğüt kitabına) göre kendisi Türkistan'da "Barsahlılar" denen kabiledendir.[13][14][15] Sebük Tigin, "Türk Köle" olarak Samanî Emiri Alp Tegin tarafından satın alınmıştır.[13][16] Ebu'l Gazi Bahadır Han ise, Sultan Gazneli Mahmud'un babası Sebük Tegin'in kayı boyundan olduğunu belirtmiştir.[17]

    Siyasi Tarih
    Kuruluş Dönemi
    Afganistan'da M.Ö. II. yüzyıldan itibaren çeşitli devletler kurulmuştur. Burada kurulan devletlerden biri olan Gazne Devleti, tarihi kaynaklarda, Yemînîler ve Sebükteginîler olarak da geçmektedir.[18] Samanî Devleti'nin en parlak devrinde çok sayıda Türk, gruplar hâlinde Maveraünnehir yoluyla İslam dünyasına getirilmekteydi. Samanî Devleti'nin zayıflamaya başladığı sırada; Simcurîler, Kara Tegin İsficâbî ve Baytuz gibi Türk aile ve komutanlar Afganistan'ın çeşitli bölgelerinde hâkimiyet kurmuşlardı.[18]
    İşte bu Türk komutanlarından biri de Gazne Devleti'ni kuracak olan Alp Tegin'dir.[18] Tahminen 890-891 yıllarında[18] doğan Alp Tegin, Samanî emirine köle olarak satılmış ve onun hassa askerleri arasına dahil edilmiştir.[19] Samanîlerin takdir ettikleri vasıflara sahip olmasından ötürü azat edildi ve kendisine bazı Samani birliklerinin komutası verildi.[19] Bundan sonra hâcibü'l-hüccâblığa (bütün saray idaresinin başı) yükselmiştir.[20]
    [​IMG]
    Alp Tegin (Söğüt Müzesi)

    Sarayda nüfuzunu arttıran Alp Tegin, 10 Şubat 961 tarihinde Samanî emiri tarafından en yüksek askeri makam olan "Horasan sipehsâlârlığı"na getirildi. Ayrıca, onun yerine hâcib olarak yine onun bir gulâmı getirilmesiyle saraydaki nüfuzunu devam ettirdi.[21][20] Samanî Devleti'nin başına kimin geçeceği konusunda Alp Tegin'in etkili olması sonucu, Samanî sarayında Alp Tegin'in hâkimiyetinden ve her işe müdahale edişinden kurtulmak isteyen yeni bir grup ortaya çıktı. Samanî hanedan üyeleriyle ordu, Mansur bin Nuh'a sadakat yemini ederek, onu tahta geçirdiler. Alp Tegin ise kendi adayını zorla tahta çıkarmak için çaba göstermeye çalışsa da, askerlerine güvenmediğinden Buhara üzerine yürümekten vazgeçerek kendi has gulâmlarıyla beraber Belh'e çekildi ve bu şehri aldı. Alp Tegin'e karşı olanlar I. Mansur'u onu yakalamak için ordu göndermeye ikna ettiler. Alp Tegin, kendisine doğru gelen 16.000 kişilik orduya karşı harekete geçerek Belh ile Hulm arasındaki, "Hulm Geçidi"nde yer tuttu ve 3.000 kişilik ordusuyla muharebeyi Nisan-Mayıs 962'de kazandı[22] ve Gazne'ye doğru yürüyerek 4 aylık bir çaba sonucunda 12 Ocak 963'te Gazne'yi ele geçirip, Gazne Devleti'nin temelini attı.[22]
    Alp Tegin, Hindistan'a seferler düzenlemeye başladığı sırada (13 Eylül 963) hayatını kaybetti.[23] Ölümünden sonra Gazne'de hâkimiyet kısa bir süre elden çıksa da yerine geçen oğlu Ebu İshak İbrahim, Samanî emirinin de yardımıyla şehri yeniden ele geçirdi. Ebu İshak İbrahim'in oğlu olmadığından, 12 Kasım 966'daki ölümünden sonra onun yerine Türk komutanlarından Bilge Tegin seçilip, Samanî Devleti'ne bağlılığını bildirdi.[24] Buhara'daki Samanî komutanlarından Fâik, bağımsız bırakılmış bu Türk topluluğunu egemenliği altına almak için bir ordu gönderse de, ordusu mağlup edildi ve bir daha Buhara'dan Gazne'ye saldırı olmadı.
    Bilge Tegin'in 975'te ölmesi üzerine tahta Alp Tegin'in diğer bir kölesi olan Böri Tegin geçti. Böri Tegin, halkla ters düşmesi üzerine 20 Nisan 977'de tahttan indirildi ve yerine Türk komutanları tarafından seçilen Sebük Tegin geldi. Sebük Tegin, görünüşte Samanîlerin bir valisi olarak hareket etmesine rağmen, bağımsız bir Gazne Devleti'nin temeli onun zamanında atılmıştı.[25] Çok geçmeden Türklerin nüfuzu, Gazne'den Doğu Afganistan'daki Zabulistan bölgesine kadar yayıldı. Topraklarını; Toharistan, Zemindaver ve Belucistan'daki Kusdar bölgesine kadar genişletti. Müslümanlığın yayılmasını engelleyen Hinduşahî Racası'nı mağlup etti ve Kabil Nehri boyunca Peşaver'e kadar ilerledi. Türk komutanlarından Ebu Ali Simcûrî ve Fâik ittifakına karşı Samanî Emiri I. Mansur, 994'te Sebük Tegin'i yardıma çağırdı. Sebük Tegin ve oğlu Mahmut'un Horasan'a gelip isyancıları yenmesi üzerine Samanî emiri, Mahmut'a Seyfü'd-devle unvanı ve Horasan ordu komutanlığı verdi.[26] Gazneli hâkimiyetini; Toharistan, Zabulistan, Gur ve Belucistan'a kadar taşıyan Sebük Tegin, Ağustos 997'de öldü.
    Sebük Tegin ölmeden önce küçük oğlu İsmail'in tahta geçmesini vasiyet etmesinden dolayı İsmail, babasının ölüm haberini aldıktan sonra Belh'e gelerek hükümdarlığını ilan etti. Nişabur'da bulunan Mahmut ise kudret ve tecrübe bakımından İsmail'den üstündü.[27] Mahmut, İsmail'e kendisinin yaşça büyük olduğunu ve tahta geçmesi gerektiğini, İsmail'e de Belh ve Horasan eyaletlerinin yönetimini bırakmayı teklif ettiyse de, İsmail bunu kabul etmedi. İki kardeş arasında Mart 998 tarihinde yapılan muharebeyi Mahmud'un ordusu kazandı.[27]

    Gazneli Mahmut Dönemi
    Hint seferleri

    Gazneli Mahmut, Karahanlılar ile bir antlaşma yapıp kuzey cephesini emniyete aldıktan sonra, tahta çıkarken ettiği yemin ve verdiği söz doğrultusunda Hint seferlerine başladı. 1001-1027 yılları arasında Hindistan üzerine toplamda 17 sefer düzenlenmiştir. Bu seferlerin başlıca amaçları bu ülkede İslam dinini yaymak, kalabalık Gazne ordusunu hareket hâlinde tutmak ve bir takım ganimetler elde etmekti.[28] Sultan Mahmut, yaklaşık Eylül 1000 tarihinde I. Hint Seferi'ne çıktı. Kabil'in doğusunda, Hintlilerin elinde bulunan birkaç kalesini zapt etti.[28] Eylül 1001'deki II. Hint Seferi'nde Vayhand Racası Caypal'ın üzerine 15.000 atlıyla beraber giden Mahmut, 27 Kasım 1001 tarihinde yapılan savaşı kazandı ve filler de dahil olmak üzere pekçok ganimet ele geçirdi.[28] Mahmut III. Hint Seferi'ni, II. seferinde kendine destek olmayan Bhâtiya Racası Becî Rây'a karşı yapmıştır. Becî Rây mağlup edilince, Bhâtiya bölgesi de Gaznelilerin eline geçti. Mart-Nisan 1006'da IV. Hint Seferini; Ebu'l-Feth Dâvud'un Bâtıni hareketleri üzerine yapan Mahmut, Multan ve Pencap'ı ele geçirdi.[29]
    Sultan Mahmut'un kuzeyde Karahanlılar ile olan mücadelesinden yararlanan Multan Valisi Suphal, Mahmud'a itaati reddederek Hindu dinine geri döndü. Bunu Ocak 1008'de öğrenip V. Hint Seferi'ne çıkan Sultan Mahmut, Multan'ı tekrar idaresi altına aldı. Pencap çevresindeki Racaların İslam dinine karşı tavır sergilemesi üzerine 31 Aralık 1008'de VI. Hint Seferi'ne çıkan Mahmut, Ağustos-Eylül 1009'da seferini galibiyetle tamamladığında Kuzey Hindistan'daki Racaların egemenlik gücünü azaltmıştı. VII. Hint Seferi'ni ticari bir antlaşmayla sonlandıran Gazneli Mahmut, Ekim 1010 tarihinde VIII. Hint Seferi'ne çıktı. Bu seferinde hiçbir zorlukla karşılaşmayarak Multan'ı kesin olarak egemenliği altına aldı. Sultan Mahmut, IX. Hint Seferi'ni bugünkü Salt Range bölgesindeki Nandana'ya yaptı. Kendisine tâbi olmak istemeyen Nandana Racasını mağlup etti ve bu galibiyetinin yankıları sonucunda Kuzey Hindistan'da İslam dini yayılmaya başladı.[29]
    Gazneli Mahmut, Hindistan'daki en önemli seferlerinden birini Delhi'nin 150 km. kadar kuzeyinde bulunan Thanesar şehrine yapmıştır. Hintlilerce kutsal sayılan bu şehrin bulundurduğu birçok putun en büyüğü, "Çakrasvamî" adlı puttu. Sultan Mahmut, bu putu kırmak ve ganimet elde etmek için Ekim-Kasım 1014'te X. Hint Seferi'ni bu şehre yaptı ve galip geldikten sonra, putu Gazne'ye götürerek halka gösterdi.[29] 1015 yılı sonlarına doğru XI. Hint Seferi'ne ve Eylül 1018'de de XII. Hint Seferi'ne çıkan Gazneli Mahmut, Türkistan'dan gelen 20.000 kişilik bir gönüllü grubun kendine katılmasıyla ordusunu biraz daha büyüttü ve bundan sonraki seferlerinde ordusuna karşı önemli direnişler olmadığı için Agra yakınlarına kadar topraklarını genişletti.[28] Ekim 1021'de Mahmut, XIV. Hint Seferi'ni daha önce ele geçiremediği Keşmir bölgesine yaptı ancak, kışın şiddeti sebebiyle Lokhot Kalesi'ni zapt edemedi.
    Daha önce Kalincar Racası Ganda mağlup edilmişse de, kesin olarak itaat altına alınmamıştı. Bunun üzerine XV. Hint Seferi'ne 1022 yılında çıkan Sultan Mahmut, Gvalior'u ve Kalincar'ı zapt etmek yerine haraca bağlayarak Mart-Nisan 1023'te Gazne'ye döndü. Gazneli Mahmut, Hindistan'a yaptığı en meşhur seferlerden biri olan XVI. Hint Seferi'ni Somnat'a yaptı. 8 Ocak 1026'da kuşattığı Somnat şehrini aldıktan sonra, Şiva'ya ait kutsal bir putu kırdırarak, tapınakta ezan okuttu.[29] Gazneli Mahmut, son ve XVII. Hint Seferi'ni, Somnat dönüşünde ordusuna saldıran Catlara karşı yaptı ve Catları mağlup etti. Mahmut, bu seferlerle Ganj Nehri'ne kadar genişlemiş ve Hint ülkesinde yıllarca sürecek olan Türk hâkimiyetinin temellerini atmıştı.[29][28][30]

    Sistan'ın zaptı
    Seferî hanedanının yaşadığı taht kavgalarının uzun sürmesi üzerine emirler ve komutanlar, Mahmut'u kendi hükümdarları olması için Sistan'a davet ettiler. Kasım 1002'de yola çıkan Mahmut, 21 Aralık 1002'de Emir Halef'i yenilgiye uğrattı ve Sistan'ı itaati altına aldı. Halef'in torununun oluşturduğu bir grup âsi, Mahmut'a karşı ayaklandı. Bunun üzerine 1004'te harekete geçen Mahmut, isyanı bastırdı ve bölgeyi kardeşi Nasr'ın idaresine bıraktı.[31]

    Harezm'in zaptı

    [​IMG]
    Tarihî bölgeler: Horasan , Maveraünnehirve Harezm


    Her fırsatta Harezm'i itaat altına almak isteyen Mahmut, 1017'de Harezmşah'la bir barış yaparak onun kendisine tâbi olmasını sağladı. Harezm'de hutbenin Mahmut adına okutulması, Harezm ordusu kumandanları arasında anlaşmazlığa yol açtı ve 17 Mart 1017 tarihinde taht değişikliği yaşandı.[32] Bu sırada Karahanlı tahtında da mücadele çıkması üzerine Mahmut, 3 Temmuz 1017 tarihinde Harezm'li isyancıları yendi ve Gürgenç'e girerek Harezm bölgesine hakim oldu. Karahanlılar ise bu durumu kabul etmek zorunda kaldılar.[32]

    Gur'un zaptı
    Bazen "Mendiş" adı da verilen ve Sebük Tegin tarafından alınan Gur bölgesinin hakimi Gurlu Muhammet, Sebük Tegin'in ölümünden sonra Gaznelilerin itaati altından çıktı. Bunun üzerine Gazneli Mahmut, 1011 yılında harekete geçti. Bunu öğrenen Gurlular, dağlara çekilerek savunma yaptıysalar da, savaşı kaybettiler.[33] Sonraki yıllarda Gur bölgesine birkaç sefer daha yapan Mahmut, 1020'de oğlu Mesut'u da Gur bölgesinde kalan kaleleri zapt etmek için yolladı ve Gur bölgesinde kesin hâkimiyeti sağladı.[33]

    Garcistan'ın zaptı
    Gazneli Mahmut, 999 yılında Garcistan hâkimine elçi göndererek kendine itaat etmesini istedi. Bunu kabul eden ve Mahmut adına hutbe okutan Garcistan hâkiminin değişmesi üzerine, yeni hâkim tarafından Gazneli Mahmut'un üstünlüğü tanınmadı.[34] Bu durumu haber alan ve yola çıkan Mahmut, komutanlarını ve valilerini Garcistan üzerine gönderdi. Başarılı bir harekât neticesinde 1012 yılında Garcistan'da Gazne egemenliği tam anlamıyla sağlandı ve hapsedilen emir de, 1015-1016 yıllarında öldü.[35]

    Gazneli Mahmut Dönemi Dış İlişkiler
    Sultan Mahmut-Samani ilişkileri

    998 yılında hükümdar olan Gazneli Mahmut'un kardeşiyle taht mücadelesi yaptığı sırada, Samanîler Horasan'ı işgal etmişti. Bu sırada tahta geçen II. Mansur, Mahmut'a işgal ettiği Horasan bölgesinin iade edilemeyeceğini bildirdi. Bunun üzerine, Sultan Mahmut, Nişabur'a yürüdü. Bu arada Mahmut, Horasan valisi Beytüzün için yardıma gelen II. Mansur ve Fâik kuvvetlerine, Maveraünnehir'e yaklaşan Karahanlılara fırsat vermek istemediğinden dolayı saldırmadı ve beklemekle yetindi.[36][37] II. Mansur'a güvenmeyen Beytüzün ve Fâik, 2 Şubat 999'da II. Mansur'un yerine küçük yaşta bulunan Abdülmelik bin Nûh'u çıkardılar.[38][39]
    Samanî tahtında Beytüzün ve Fâik'in egemen olması üzerine harekete geçen Mahmut, Beytüzün-Fâik-Ebu'l-Kâsım Simcûrî birleşik kuvvetleriyle 16 Mayıs 999'da yaptığı savaşı kazandı ve Horasan'a hakim olup, kardeşi Nasr'ı buraya vali olarak atadı.[40] Bu sırada Samanîlerin zayıf durumundan yararlanan Karahanlı hükümdarı Samanî Devleti'ni yıktı ve bunun üzerine Sultan Mahmud, tam anlamıyla bağımsız bir hükümdar niteliğine kavuştu.[39]

    Sultan Mahmut-Karahanlı ilişkileri
    Karahanlı hükümdarı Nasr bin Ali zamanındaki dostane ilişkiler, Ceyhun Nehri'nin sınır kabul edilmesi ve Gazneli Mahmut'un 1001'de Nasr b. Ali'nin kızıyla evlenmesiyle devam etmiştir.[41] Ancak bu dostluk, Nasr bin Ali'nin Samanîlerin kalan tüm topraklarını ele geçirmek istemesi üzerine kısa sürede bozuldu. Nasr bin Ali, sultanın Hindistan'da bulunduğu bir zamanda Horasan'a kuvvet gönderdi. Bunu öğrenen ve ordusunu Halaç-Afgan kuvvetleriyle takviye eden Mahmut, Eylül-Ekim 1006'da Karahanlı kuvvetlerini Horasan'dan uzaklaştırdı. Ancak, vazgeçmeyen Nasr bin Ali, 5 Ocak 1008'de Belh'in 20 km. kadar uzağında yapılan savaşı Gazne ordusunun önünde bulunan fillerin de etkisiyle çarpışmayı kaybetti. Bu, Karahanlıların Horasan'ı ele geçirmek için yaptıkları son büyük teşebbüs oldu.[41][42]
    Karahanlı tahtında bir süre yaşanan mücadele sonucunda tahta geçen Ebu Mansur Arslan Han, bu yenilgiden sonra Sultan Mahmut'la iyi geçinmeyi tercih etti. Ancak yeni bir taht kavgası başlatan Yusuf Kadir Han, Gazneli Mahmut'tan yardım istedi. Kendisi Hindistan'dayken Karahanlı Devleti'nde meydana gelen taht mücadelelerini uygun gören Mahmut'un bu tutumu karşısında ittifak yapan Yusuf Kadir Han'la Ebu Mansur, Horasan'a yürüdüler. Mahmut, "Birleşik Karahanlı Ordusu"nu 1019-1020 yıllarında yendi ve tekrar Hindistan'a döndü.[41]
    Kağan Ebu Mansur'un tahttan çekilip yerini Yusuf Kadir Han'a bırakmasına Yusuf Kadir Han'ın kardeşlerinin karşı çıkması üzerine Mahmut'tan tekrar yardım isteyen Yusuf Kadir Han'ın bu seferki isteği kabul edildi ve Mart-Nisan 1025'te Semerkant'ta buluşarak rakiplerine karşı ittifak yaptılar.[42] Bunu öğrenip kaçan Yusuf Kadir Han'ın kardeşinin işini bitirmeyen Mahmut, Karahanlı ülkesinde yaşanacak sürekli taht kavgasının önüne geçmemiştir.[41]

    Sultan Mahmut-Oğuz ilişkileri
    Arslan Yabgu'ya bağlı 4.000 çadırlık bir Oğuz (Türkmen) grubunun ileri gelenleri, Sultan Mahmut'a, Maveraünnehir'de geçim darlığı çektiklerini belirttiler ve bu yüzden Horasan'a geçmeleri için ondan izin istediler. Sultan Mahmut, onlardan askeri kuvvet olarak faydalanabileceğini düşünerek, Tus valisi Arslan Câzib'in muhalefetine rağmen, Oğuzların Ceyhun Nehri'ni geçmelerine izin verdi.[43] Ancak Oğuzlar, gittikleri şehirlerdeki ekonomik yönden zor duruma düşürünce, Mahmut'a 1028'de oranın yerli halkından şikayet geldi. Bunun üzerine Mahmut tarafından Oğuzların üzerine gönderilen Arslan Câzib, sorunu çözemedi. Arslan Câzib, başarısızlıkla suçlanınca, Türkmenlerin kuvvetlendiğini, güölerinin bir eyalet ordusunu aştığını bildirdi ve Mahmut'u bizzat onlarla mücadeleye çağırdı.
    Gazneli Mahmut, hastalığına rağmen 1028'de Tus'a yürüdü ve Arslan Câzib'in orduyla birleşerek Türkmenleri yenilgiye uğrattı. Bu savaşta Türkmenlerin büyük bir kısmı öldürüldü, geri kalanların bir kısmı civar dağlara ve kalan kısmı da Kirman'a kaçtı. Sultan Mahmut, ölünceye kadar içte ve dışta Türkmenleri takip ettirerek ülkesini onlardan temizledi.[44][43]

    Sultan Mahmut-Ziyarî ilişkileri
    Gaznelilerin Taberistan'a ve Cürcan'a hâkim olan Ziyarîler'le yakın ilişkileri vardı. 1012'de ordusunun isyanıyla karşılaşan ve tahttan uzaklaştırılan Kabûs bin Vuşmgîr'in yerine geçirilmiştir. Felekü'l-Meâlî unvanına sahip olan Kabûs bin Menuçehr'e karşı çıkan kardeşi Dârâ'yı Gazneli Mahmut desteklemiş ve yanına sığınmasına izin vermişti. Dârâ'yı geçirmek için Cürcan'a yürüyen Mahmut'un geldiğini haber alan Kabûs bin Menuçehr, Sultan Mahmut'a tâbi olmak ve yıllık 50.000 dinar haraç ödemeyi vaat etmek suretiyle tahtında kalabildi ve zaman zaman Mahmut'un ordusuna asker gönderdi.[45] Mahmut'un Rey şehrini ele geçirmesinden sonra, kendi bölgesinin tehlikede olduğunu düşünen Kabûs, topraklarını korumak için Gazne'ye giden yolları kesmiştir. Bu davranış üzerine harekete geçen Mahmut'u engelleyebilmek için Kâbus bin Menuçehr, 1029 yılında 500.000 dinar haraç ödemiştir. 1030'da Kabûs bin Menuçehr'in ölümünden sonra yerine geçen oğlu Anûşirvan Menuçehr de Gaznelilere egemenliğini tanıtabilmek için 500.000 dinar ödemiştir.[46]

    Sultan Mahmut-Büveyhî ilişkileri
    1012'ye kadar Gazneli Mahmut-Büveyhî ilişkileri dostane yürümesine karşın, bu tarihten itibaren Büveyhî tahtında mücadele başlamış ve Mahmut'un eline bu mücadeleye karışma fırsatı geçmişti. Ebu'l-Fevâris, Mahmut'tan Büveyhî tahtını ele geçirebilmek için yardım istedi ve bu isteğe cevap veren Mahmut da onun yeniden Kirman'a hâkim olmasını sağladı. Bir süre sonra Şiraz'ı da ele geçiren Ebu'l-Fevâris'le Gazneli kumandan Ebu Sait'in arası açıldı ve Gazneli Mahmut, Ebu'l-Fevâris'e olan desteğini geri çekti. Yenilen Ebu'l-Fevâris, Kirman'ı Gazne ordusuna bırakarak kaçtı.[47]
    Öte yandan Büveyhîlerin 1028'de tahta çıkan Rey hâkimi, ordusunun kendinden memnun olmadığını görerek, Mahmut'tan yardım istedi. İsteği kabul eden Mahmut, 1029 yılında Rey hâkimini mevkisine geri getirdi.[47]

    Sultan Mahmut-Afgan ilişkileri
    İndus Nehri ile Gazne arasındaki dağlık bölgede yaşayan Afganlar, Gazneli Mahmut'un ülkesine zaman zaman akınlar yapmakta ve Horasan ile Hindistan arasındaki kervanları vurmaktaydılar. 1019'da Kabil'in doğusundaki putperest Afganlara harekât düzenleyen Mahmut, onları itaat altına alarak müslüman yaptı.[48]
    [​IMG]
    Gazneli Mahmut'un mezarı


    Sultan Mahmut-Abbasî ilişkileri
    Gazneli Mahmut, Samaniler tarafından halife olarak tanınmamış Kadir Bihhah'ı tanıdı ve o da Mahmut'a birtakım hediyeler görderdi. Halife, Mahmut'un İslam dinini yaymak için putperest Hintlere karşı yaptığı gazâları izlemiş ve ona çeşitli unvanlar vermiştir.[49]
    Sultan Mahmut'la arası, Karahanlılara ait Semerkant şehrinin fermanının kendisine verilmesini istediği zaman açıldı. Kısa süre sonra düzelen araları, 1023-1024 yıllarında olası bir Gazneli-Fatımî yakınlaşmasından şüphelenmesiyle tekrar bozuldu. Bütün bu olaylara rağmen Sünniliğin tam bir koruyucusu olan Mahmut, Şii Büveyhoğullarına karşı halifeliği korumuş, daima halifenin ismini paralarının üzerine bastırmış, seferlerinden sonra elde ettiği ganimetlerden Bağdat'a hediyeler de göndermiştir.[50]

    Gazneli I. Mesut Dönemi

    [​IMG]
    I. Mesut adına kesilmiş bir sikke.

    Sultan Mahmut, ölmeden önce hâkim olduğu ülkeleri beş erkek çocuğundan[51] büyük olan ikisi arasında bölüştürmüştü. Buna göre; Gazne, Horasan, Belh ve Hindistan'nın kuzeyi Muhammet'e, yeni zapt edilmiş ve geleceği meçhul olan Rey, İsfahan ve Cibal ise büyük oğlu Mesut'a verilmişti.[52] Gazneli Mahmut 30 Nisan 1030 tarihinde öldükten sonra, hanedan üyeleri tarafından 33 yaşındaki Gazneli Muhammet tahta geçirildi.[53] Muhammet tahta geçer geçmez sarayda bazı anlaşmazlıklar çıkmış ve bazı komutanlar ve köleler Mesut'un yanına kaçmıştı. Bu sırada İsfahan'da bulunan Mesut'a babasının ölüm haberi, 26 Mayıs 1030'da ulaşmıştı. Kardeşiyle yapacağı taht mücadelesi için ülkenin batı kısmını vekiline bırakarak Rey'e geldi.[54] Kardeşine bir mektup yollayan Mesut, kardeşinin vekili olmak ve hutbelerle paralarda kendi adının da zikredilmesini istedi. Ancak, Muhammet bu istekleri kabul etmedi.[55]
    Abbasi halifesi El-Kadir ve Horasan orduları kumandanı gibi makam sahibi olan kişilerin de kendini hükümdar olarak tanıdığını haber alan Mesut, Karahanlı hükümdarının da desteğini almış ve babası Gazneli Mahmut devrinde ülkeden kovulan Türkmenlerin geri gelmesine izin vermiştir.[56] Gazneli Muhammet, sultan oluşundan 4 ay sonra, kardeşinin üzerine yürüdü. Ordu komutanları Rey'e ulaşmadan, Muhammet'e artık Sultan Mesut'a tâbi olduklarını bildirdiler ve Muhammet'i yol üzerindeki bir kaleye hapsettiler.[53]
    Gazneli Muhammet'i hapseden komutanlar, Ekim 1030'da Gazneli I. Mesut'un adına hutbe okuttular ve bunun üzerine Mesut, hükümdar oldu. Gazneli Sultan Mesut, ilk iş olarak hapiste bulunan kardeşi Muhammet'in gözlerine mil çektirdi.[57][58] Sonra, amcası Yusuf'u Kusdar valisi olarak görevlendirdi. Mesut'un Belh'te bulunduğu sırada Kirman'dan gelen casuslar, bu bölgenin karışıklık içerisinde olduğunu belirttiler. Sistan'a komşu olması yönüyle stratejik bir konuma sahip olan Kirman, 1031 yılında kesin olarak Gazneli hâkimiyetine alındı.[59]
    Casusları sayesinde amcası Yusuf'un Karahanlılar'la yazıştığını öğrenen Mesut, amcasını tutuklattırarak bir kalede hapsettirdi; amcası 1032'de hapiste öldü. Sultan Mesut, 2 Haziran 1031'de Gazne'ye geldiğinde halk tarafından iyi karşılanarak, çeşitli tayinler yaptı. Ardından, 17 Ağustos 1031'de Hindistan'a doğru sefere çıktı.[53]

    Debusiye Savaşı

    Buhara'daki Gazneli casuslar Karahanlıların askeri hazırlıklar yaptığını haber vermişlerdi. Belh'teyken bu durumu haber alan Sultan Mesut, devletin ileri gelenleriyle görüştü ve Karahanlılar ile savaşma görevini Harezmşah Altuntaş'a vermeyi kararlaştırıp, 15.000 kişilik bir orduyu da Altuntaş'a yardımcı kuvvet olarak gönderdi. Buhara-Semerkant yolunun yaklaşık yarı noktasında bulunan, Debusiye kasabasında meydana gelen muharebede, iki taraf da birbirine üstünlük sağlayamadı ve bir anlaşma yapıldı. Altuntaş, bu anlaşmadan hemen sonra ölünce, Sultan Mesut, onun yerine, onun oğlu Harun'u Harezm'e tayin etti.[60]

    Diğer Olaylar
    1033'te Sultan Mesut'un ordusundaki Türkmenler'le arası yavaş yavaş bozulmaktaydı. 1034 yılı ilkbaharında Harezm hâkimi Gazne devletine isyan etti. Görünürdeki sebep, Sultan Mesut'un sarayında rehine olarak bulunan kardeşinin ölümüydü. Gerçek sebep ise, Horasan'da Türkmenlerin çıkardığı karışıklıklardan istifade ederek, bağımsız olma isteğiydi.[61][62] Karahanlılar ve Selçuklular ile ittifak yapan ve Gazne yollarını kapatarak, hükümdarlığını ilan eden Harezm hâkimi'nin bu durumundan Sultan Mesut 29 Temmuz 1034'te haberdar oldu. Harezm hâkimi, Tuğrul ve Çağrı beyler, birçok asker, çadırlar ve sürüleriyle ona yardım için Harezm sınırına geldiler. Ancak Harezm hâkimi, Gazneli bir vezirin satın aldığı adamlar tarafından yaralandı ve 18 Nisan 1035'te öldü. Bu ölüm üzerine müttefikleri, saldırıdan vazgeçtiler.[61] Bu olay üzerine Harezm'in merkezinde çıkan karışıklıklar, Harezmşah Altuntaş tarafından engellendi.
    1032-1033 yıllarında Hindistan başkomutanı Ahmet Yınaltegin, Hindistan topraklarının yerel yöneticisi olan Kadı Ebu'l-Hasan Şirazî ile bir sürtüşme yaşadı. Bunun üzerine Ahmet Yınaltegin, Gazneli Mahmut'un oğlu olduğunu iddia etti. Bunu öğrenen Mesut, Eylül-Ekim 1034'te bir ordu göndererek Ahmet'i öldürttü.[63] Dihistan'a bir sefer düzenleyen Mesut, 25 Ocak 1035'te Cürcan'a ulaştı. Selçukluların Horasan'dan birkaç vilayet istemesi üzerine harekete geçen Mesut, 29 Haziran 1035'teki savaşı -ordusunda fil avantajı olmasına rağmen- kaybetti. Daha sonra iki taraf arasındaki görüşmelerde Selçuklular, Dihistan'ı ve Horasan'dan birkaç vilayeti aldılar. Selçukluların başarısından cesaret alan Irak'taki Türkmenler de harekete geçtiler, Rey şehrine yürüdüler ve burayı ele geçirdiler. Şubat-Mart 1038'deyse Rey şehri ve civarı tamamen elden çıktı.[64] Türkmenlerin 1037 yılının başlarında tekrar saldırıya geçmesi üzerine birtakım tedbirler alan Mesut, Türkmenlere karşı Karahanlılar'la iyi ilişkiler kurdu.
    Gazneli Sultan Mesut'un Hindistan'a sefer yapmak istediğini açıklaması üzerine vezirler ve devletin diğer ileri gelenleri Horasan'da karışıklıkların bulunmasından ötürü bu sefere karşı çıktılar. Onları dinlemeyen Mahmut, 6 Ekim 1037'de Gazne'den ayrıldı ve 1038 yılının kışına kadar Hindistan'da birçok kaleyi ele geçirdi.[65] Mesut seferdeyken Türkmenler, Horasan'daki 2 Gazneli şehrini yağmaladı. Bunun üzerine gönderilen Gazne ordusu, Mayıs 1038'de ağır bir yenilgiye uğradı ve Nişabur'u kaybetti.[66][65] Karahanlılar'la arası tekrar bozulan Mesut, otuz filin de yer aldığı ordusuyla harekete geçerek 6 Nisan 1039'da yapılan savaşı kazandı ve Belh şehrine döndü. Haziran 1039'da Selçuklular ile Gazneliler arasında bir savaş daha çıksa da iki taraf da birbirine üstünlük sağlayamadı ve iki taraf arasında anlaşmaya varıldı.[67] Türkmenlere güvenmeyen Mesut, hazırlık yaparak Nişabur üzerine yürüdü ve 16 Ocak 1040'ta şehre girdi. Ancak, aşırı tahribata uğramış Nişabur'da yiyecek sıkıntısı vardı, çevre vilayetlerden erzak getirtmek için Mesut, Selçuklu topraklarında ilerlemeye başladı. Yine de erzak bulamayan Mesut, Merv şehrine yürümeye karar verdi. 22 Mayıs 1040'ta Gazne ordusundan Selçukluların tarafına geçen Türkmen atlılarıyla bir çatışma sonucu ikmal hatları kesilse de, Gazneli Mesut'un ordusu savaş düzenini aldı.[68]

    Dandanakan Savaşı
    [​IMG]
    Dandanakan Savaşı'nı gösteren bir minyatür.

    Ana madde: Dandanakan Savaşı 24 Mayıs 1040'ta başlayan savaşta, Gazne ordusu Dandanakan Kalesi'ne yürürken Selçuklu ordusu hücuma geçti. Gazneli ordusu bu hücuma rağmen öğleye doğru kaleye ulaşabildi. Gazneli Mesut'un verdiği bir karardan hemen sonra, 375 saray gulamının Gazne ordusundan ayrılarak Selçukluların tarafına geçmesi ve daha önce kaçmış olanlarla birleşmesi savaşın kaderini değiştirdi. Selçukluların hücumu sonrası, yorgun ve moralsiz olan Gazne ordusu dağıldı.[69]
    Bu muharebe Selçuklular'ın bölgede hakimiyetinin başlangıcı ve Büyük Selçuklu Devleti'nin kuruluşu olarak kabul edilir.[70][71]
    Dandanakan'daki yenilginin ardından, Selçuklulardan çekindiği için Hindistan'a gitmeye karar veren Mesut, oğlunu ve devlet hazinesini de yanına alarak 15 Kasım 1040 tarihinde Hindistan yoluna çıktı. Ancak, Türk ve Hint gulâmlarının yoldayken ayaklanması sonucu Mesut'un kardeşi Gazneli Muhammet, 21 Aralık 1040 tarihinde ikinci kez Gazne sultanı ilan edildi. Mesut, Kurri kalesinde hapse atıldı, 17 Ocak 1041'de bu kalede öldürüldü.[72][73]

    Selçuklular ile mücadele ve yıkılış
    Gazneli Muhammet, ikinci kez tahta geçtikten sonra hemen başkent Gazne'ye dönmemiş ve kışı Peşaver'de geçirmişti. Babasının ölüm ve amcasının tahta çıkış haberlerini alan Gazneli Mevdud, Gazne'ye geldi ve hükümdarlığını ilan etti. Bahar geldiği zaman da, amcası Gazneli Muhammet'in üzerine yürüdü. 8 Nisan 1041'de Celalabat'ta yapılan çarpışmayı Mevdud kazandı ve Gazneli Muhammet'le taraftarları öldürüldü.[72][74]
    Gazneli Mevdud, Gazne Devleti'nde tam olarak hâkimiyet kuramamıştı, çünkü kardeşi Mevdud, Hindistan ordusuyla tahtı ele geçirmek için Gazne'ye yürümekteydi. Ancak, Mecdud 11 Ağustos 1041'de Lahor'daki çadırında ölü bulundu. Bu sayede hâkimiyetini tamamen ilah eden Mevdud, Sistan'da hâkimiyeti ele geçirmeye çalıştı. Ne var ki, tam anlamıyla başarılı olamadı. 1043-1044 yıllarında Hint racalar bir araya gelip isyan etse de bu isyan bastırıldı ve racalarla devletin arasının düzeltilmesi yönünde somut adımlar atıldı.[75]
    Gaznelilerin Selçuklular karşısında kaybettikleri toprakları geri almak isteyen Mevdud, Çağrı Bey'in kızıyla evli olmasına rağmen, Çağrı Bey'in hastalanmasını fırsat bilerek Horasan'a bir ordu yolladı. Bunun üzerine Çağrı Bey'in görevlendirdiği Alp Arslan, Ağustos-Eylül 1043'te Gazne ordusuna saldırdı ve birçok ganimetle babası Çağrı Bey'in yanına döndü. Selçukluları tek başına yenemeyeceğini anlayan Gazneli Mevdud, bir takım ittifak arayışlarına girdiyse de, hastalığı buna izin vermedi ve 18 Aralık 1049'da hayatını kaybetti.[76]
    Gazneli Mevdud'un ölümünden sonra yerine geçen Gazneli II. Mesut, Mevdud'un Çağrı Bey'in kızıyla olan evliliğinden doğmuştu. Onun küçük yaşından dolayı, kısa saltanatındaki devlet işleriyle annesi ilgilenmişti. Devletin ileri gelenleri II. Mesut'u 29 Aralık 1049'da tahttan indirerek yerine Sultan Ali'yi geçirdiler. Ali, tahta geçtikten sonra, amcası Abdürreşit'i hapsettirmiş ve vezirinin komuta ettiği bir orduyu orduyu Sistan'a göndermişti. Vezir ise, hanedanın en yaşlı üyesi olan Abdürreşit bin Mahmut'u hapisten çıkarıp onu sultan ilan etti. Ordunun amcasının elinde olduğunu gören Sultan Ali kaçmaya çalıştı ama yakalanarak hapsedildi.[77] 24 Ocak 1050'de Gazne tahtına oturan Abdürreşit, Gaznelilerin Hindistan'daki durumunu sağlamlaştırmaya çalıştı. Abdürreşit, başkomutan tayin ettiği Tuğrul Bozan'a Selçukluları durdurma görevi vermişti. Tuğrul Bozan, 1051'de Selçukluları mağlup etti ve Sistan'ı ele geçirdi. Sonra Gazne'ye yürüyen Tuğrul Bozan, Sultan Abdürreşit ve on bir şehzadeyi öldürerek tahtı ele geçirdi. Bu katliamdan Ferruhzad, İbrahim ve Şücâ adlı şehzadeler kurtulabildi.[78] Gazneli Sultan Mesut'un gulâmlarından birinin Tuğrul Bozan'ı hançerleyince, sağ kalan üç şehzade de kurtulmuş oldu. Bundan sonra Gazneli komutanlar bir araya geldiler ve sultanlık için Şehzade Ferruhzad'ı seçtiler. Bir soruşturma açılarak, Sultan Abdürreşit'in öldürülmesinde rol oynayan kişiler bulundu ve öldürüldü.[79]
    [​IMG]
    1071'de Selçuklu-Gazneli sınırı

    Sultan Ferruhzad, saltanat değişikliğini öğrenen ve Gazne'ye yürüyen Selçukluları bozguna uğrattı; Çağrı Bey, Horasan'a çekildi. Büyük bir Gazneli ordusunun Selçuklu ordusunu Toharistan'da mağlup etmesi üzerine Gaznelilere saldırmak için babasından izin alan Alp Arslan, 1053'te Gaznelileri yenilgiye uğrattı. Sultan Ferruhzad'ın 4 Nisan 1059'da ölünce yerine kardeşi İbrahim bin Mesut geçti.[80]
    İbrahim'in sultan olmasıyla uzun bir süre devam eden Gazneli-Selçuklu mücadelesine, 1059'da yapılan bir barış antlaşmasıyla son verildi. İki taraf arasındaki sınır, Afganistan'ın kuzeyindeki Hindukuş Dağları olarak belirlendi. İbrahim, bu sakin devreden yararlanıp ülkeyi düzene sokmaya çalıştı. Ancak, 24 Kasım 1072'de Alp Arslan'ın ölümünden sonra, yerine Melikşah geçince ilişkiler yeniden bozuldu. Sultan İbrahim de ataları gibi Hindistan'a seferler düzenledi. 1079-1080 yılları arasında bazı kaleleri alan İbrahim bin Mesut, Gurlular ile de mücadele ederek, onlar karşısında üstünlük sağladı. İbrahim, Eylül-Ekim 1099'da öldü[81] ve yerine oğullarından Gazneli III. Mesut geçti. III. Mesut, Sultan Melikşah'ın kızıyla evliydi. Hindistan'da birtakım başarılar elde eden III. Mesut, Şubat-Mart 1115'te 54 yaşında öldü ve yerine oğlu Şirzad geçti. Kısa bir süre tahtta kalan Şirzad, kardeşi Arslanşah tarafından tahttan uzaklaştırıldı ve öldürüldü.[82] Bu taht mücadelesinde Arslanşah'ın Şirzad dışındaki kardeşlerinden de bazıları öldürüldü, bazıları da tutuklandı. Bunlardan sadece Behramşah kurtulabilmişti.

    Behramşah, Selçuk Sultanı Melik Sencer'le iyi ilişkiler kurarak onu, Arslanşah'a karşı savaşmaya ikna etti. Melik Sencer, 25 Şubat 1117'de Gazne'ye girdi ve Behramşah'ı tahta geçirdi. Daha sonra Melik Sencer'le Behramşah bir antlaşmaya vardılar. Buna göre, Behramşah hutbeyi sırasıyla önce Abbasi halifesi, Selçuklu sultanı Muhammet Tapar ve Melik Sencer adına, sonra da kendi ismine okutmayı, ayrıca Sencer'e yıllık vergi ödemeyi kabul etti. Arslanşah, Melik Sencer'in Gazne'den ayrılmasını fırsat bilerek saldırsa da, Melik Sencer'den yardım alan Behramşah'ı yenemedi ve Eylül-Ekim 1118'de öldürüldü.[83] Hindistan valisinin 1119'da isyan etmesi üzerine harekete geçen Behramşah, onu ve 17 oğlunu öldürerek Hindistan'da egemenliğini sağlamlaştırdı. Behramşah, Sultan Sencer'in itaatinden çıkınca, 1135'te Sultan Ahmet Sencer Gazne'ye geldi. Behramşah Hindistan'a kaçtı, Ahmet Sencer de, devlet hazinesine el koydu. Behramşah ancak ona tekrar itaatini bildirerek tekrar tahta oturabildi.[84]
    Gurlularda yaşanan bir taht mücadelesi sonrası, Gazne'ye sığınan Gurlu bir hükümdarın şaibeli bir şekilde ölmesi üzerine Gurlular, Gazneliler ile ilişkilerini bozdular ve Eylül-Ekim 1148'de Gazne'yi ele geçirdiler. Gazne halkının şehirden uzaklaşan Behramşah'a gizli mektuplar gönderip Gazne'yi alması yönünde isteklerde bulununca harekete geçen Behramşah, tekrar yenilgiye uğradı ve Hindistan'a kaçtı. 1151'de ise Gurlular, Gazne'de büyük bir tahribat yaptılar. 24 Haziran 1152'de Sultan Sencer tarafından yenilgiye uğratılan Gurluların Gazne'den çekilince Behramşah şehre geri geldi. Behramşah 1157 yılı başlarında Gazne'de öldü.[84] Yerine oğlu Hüsrevşah geçti. Sultan Sencer, Oğuzlar tarafından esir edilince, Gurlular harekete geçtiler ve 1157'de bazı Gazne şehirlerini ele geçirdiler. Bundan sonra başkentlerini Lahor'da yaşatabilen Gaznelilerin son hükümdarı olan Hüsrevşah'ın oğlu Hüsrev Melik, Pencap çevresinde hüküm sürdü. Gurlular, 1186'da Hüsrev Melik'i ve oğullarını esir alarak, Gazne Devleti'ne son verdi.[85]

    Devlet teşkilatı
    Gazneli devlet anlayışı, İslam halifesini veya onun adına hüküm süren hükümdarları "Allah'ın yeryüzündeki gölgesi" olarak telakki eden İslami anlayışla bağdaşan, İrani, İslami ve Türki hâkimiyet anlayışlarının bir sentezi şeklinde gerçekleşmiştir.[86] Samanîler gibi köklü ve esaslı devlet teşkilatına sahip bir İslam devletine bir süre hizmet eden ve bir süre de ona tâbi olarak varlığını sürdüren Gazneli Devleti, Orta Çağ İslam devletlerinin özelliklerini, devlet, hükümet ve hâkimiyet anlayışlarını aynen yansıtmaktadır. Teşkilat olarak da, Abbasî, Samanî ve eski Türk (Eftalit, Göktürk ve Uygur) gelenekleri görülmüştür.[87]
    Daha önceki Türk-İslam devletlerinde olduğu gibi Gaznelilerde de hükümdar adına hutbe okutmak ve para bastırmak, hükümdarlık belirtilerindendir. Ülkede emir veya sultan, devletin tam hâkimidir. Gazneli Mahmut'tan önceki hükümdarlar, emir unvanını kullanırken, Gazneli Mahmut ve sonrasındaki hükümdarlar "sultan" unvanını kullanmışlardır.[3] Devlet dairelerine dîvân denilmektedir. Bu dîvânların en önemlileri, Dîvân-ı Vezâret, Dîvân-ı Arz, Dîvân-ı Risâlet ve Dîvân-ı İşrâf idi. Dîvân-ı Vezâret, maliye ve genel yönetim işlerine bakardı ve başkanı vezirdi. Dîvân-ı Arz, bugünkü Savunma Bakanlığının karşılığı olup, başındakine Arız veya Sâhib-i Dîvân-ı Arz denilirdi. Yüksek askeri rütbeliler genellikle hâcîb diye anılırken, sivil görevli olan vezirler ve divan sahipleri hâce-i bozorg ve hâce olarak adlandırılmıştır.[88] Gazneli idaresindeki sivil bir görevlinin alabileceği en yüksek unvanlardan biri de amîd olup, vezirler, divan sahipleri ve bürokrasideki birkaç kişi için kullanılmıştır. Vilayetlere, özellikle de Irak yakınlarına tayin edilen görevliler (kethüdalar/eyalet vezirleri) amîd-i Irak olarak vasıflandırılmışken, özel statü arzeden Harezm bölgesi valilerine harezmşah unvanı verilmiştir.[88] Ayrıca bir eyalette, sivil idarenin başındaki görevliye sâhîb-i dîvân denirdi; sâhîb-i dîvân, vergilerin toplanması ve yönetim işlerinden sorumluydu.

    Askeri teşkilat
    Gazneli Devleti, başlangıçta genişleme siyaseti takip ettiğinden ordu hazır durumda bulunurdu. Gaznelilerde askerî teşkilatı: gulâmlar, vassal devlet askerleri, Türkmenler ve bölge kuvvetleri ve fillerden oluşurdu. Ancak, ordunun temel gücünü gulâmlar oluştururdu.[89] Orduda en küçük rütbe hayltaş (ya da ser-i visak) olup 10 süvarinin kumandanıdır. 100 kişilik süvari kumandanı kâid, 500 süvarinin kumandanı serhenk, en az 1000 kişinin kumandanı sâlâr ya da sipehsâlâr ve ordu kumandanı da hâcib olarak verilirdi.[90]
    Gulâmların çoğunluğu Türk olup, sayıları yaklaşık 4000-6000 kişiydi. Sonraları bu gulâmlara Hintliler ve Tacikler de katılmıştı. Bunların kumandanına sâlâr-ı gulâmân denirdi. Sultanın muhafız kuvveti olan gulâmlar ise, gulâmân-ı hâs olarak adlandırılırdı. Orduda kuzeyden gelen ücretli Türkmen (Yağmalar, Karluklar ve Halaçlar gibi) askerler de yardımcı kuvvet olarak bulunurdu. Eyalet valileri de mahallî savunmada kullanmak amacıyla kabilelerden asker kaydederlerdi. Orduda önemli bir unsuru da Hindistan'dan haraç olarak alınan fillerdi. Ordudaki fil sayısı 1700 civarındaydı. Ayrıca, devletin kuruluşundan itibaren savaşlarda gönüllü gazilerden de faydalanılmıştır.[91]

    Adlî teşkilat
    Gaznelilerde adalet mekanizması, şer'i ve örfi olmak üzere iki temal esasa oturtulmuştur. Şer'i kanunları (evlenme, boşanma, miras, v.s) kadılar yürütür, onlara neredeyse sultan dahi müdahale edemezdi. Her vilayet veya eyaletin merkezinde kâdiyyü'l-kudât diye adlandırılan bir baş kadı bulunurdu. Kâdiyyü'l-kudât'ın zaman zaman yetkilerini taşıyan şahıslara da nâib denilirdi.[88] Adlî teşkilatta önemli bir konuma sahip olan kadıların dürüst görev yapmalarını sağlamak amacıyla onlara yüksek ücret ödenirdi. Ancak, Gaznelilerde Dîvân-ı Mezâlime bizzat hükümdar başkanlık ederdi ve burada halkın şikâyetlerini dinleyip karar verirdi.

    Din
    Abbasî Devleti içinde veya dışında ortaya çıkan tüm müslüman devletlerin hükümdarları halifeye dinî yönden bağlılıklarını bildirirlerdi. Gazneli Mahmut, cülusundan itibaren Abbasî Hilafeti'ne karşı büyük bir bağlılık göstererek Kadir Billâh'tan hükümdarlık onayı aldığı gibi, ayrıca, bütün memleketinde de Sünni akaidini yaymaya ve Şiilik'i her türlü şiddetli tedbirlerle imhaya çalışmıştır.[92] Ayrıca, Gazneliler Abbasîlerle yapılan diplomatik görüşmelerde Samanîlerin göreneklerini uygulayarak diğer devlet temsilcilerinden daha gösterişli karşılamalar yapmış ve daha hürmetkârâne olmuşlardır.[93] Hutbeyi sultanın ve halifenin adına okutmanın yanında, Gazneliler bastırdıkları sikkelerde de sultanın isminin yanında halifenin ismini kullanmışlardır.[94]

    Kültür ve sanat

    [​IMG]
    III. Mesut minaresi (12. yüzyıl)

    Gazneliler sayesinde bölgede kurulan siyasî birlik, kültürel açıdan bir İran devleti değil fakat, İranlaşmış bir Türk devleti olduğu görülür.[95] Gazneliler dönemi, kültür ve sanat bakımından da daha sonraki İslam devletlerini etkilemiştir. Mimarlık alanındaki başarıların, yeniliklerin izleri Anadolu beyliklerinde bile görülmüştür.[5]
    Gazneliler döneminde Nişabur yakınlarında inşa edilmiş pek çok medrese mevcuttu. Gazneliler zamanında pek çok kütüphane tesis edilmiştir. Sultan Mahmud Gazne Camiinin civarına içinde kütühanesi olan geniş bir medrese yaptırdı. Ayrıca, Dâru'l-'Ulûm adlı bir medrese ile birlikte, kapının yanında, içinde antika eşyalar, nadir ve eşi bulunmayan eserlerin toplandığı adeta bir müze de tesis etmiştir.
    İslam ve Hint sanatının karşılaşma yeri olan Gazne, mimarisi, resmi ve süslemesi bir yandan Büyük Selçuklu, öte yandan da Babürlü sanatını etkilemiştir.[6] Gazneli Mahmut, kendi devrinde bir kültür merkezi hâline gelen Gazne'de; medreseler, kütüphaneler, hastaneler, bahçeler, saraylar, köpüler ve camiler yaptırmıştı. Gaznelilerden günümüze kalan en önemli sanat eseri, Afganistan'ın Büst kentindeki Leşgeri Bazar Sarayı'dır. Son yıllarda, gene aynı çevrede cami kalıntıları da bulunmuştur. Mimarlık yanında süsleme sanatları da Gaznelilerde önem kazanmıştı. Buna yazı sanatına duyulan ilgiyi de eklemek gerekir: kûfi yazı en olgun biçimini Gazneli Sultan İbrahim (1059-1099) döneminde almıştır. Gazneli sanatı Selçuklu ve Hint sanatlarını etkilemiştir.[96]

    Gazneli dil ve edebiyatı
    Gaznelilerde resmî dil Farsça olmasına rağmen orduda Türkçe kullanılmaktaydı. Buna örnek olarak, Gaznelilere ait Farsça metinlerde bir takım memuriyet isimlerinin başına geçen Farsça "buzurg" kelimesi, Türk unvanlarda geçen "ulug" tabirinin karşılığı olması verilebilir.[97] Gazneliler, Samanîler gibi Farsçaya ve İran kültürüne adapte olmuşlar ve Farsça edebiyatı desteklemişlerdi. Gaznelilerin sarayında ünlü Farsça yazarları büyük edebiyat eserleri yazmışlar. Bunların arasında Şâhnâme'nin yazarı Firdevsî ve İslam tarihi bilginlerinden Biruni de vardır. Gazneliler dönemi, Fars edebiyatının en parlak olduğu devirlerden biridir.[98][5] Gazneli hükümdarları, Farsça şiir yazan şairleri korumakta ve fikrî alanda Samanîlerin bıraktıkları mirasa sahip çıkıyordu. İran destanını ihya ettiren Gazneli Mahmut, aynı zamanda Türk geleneklerine de önem vermiş ve ilk İslamî Türk şiiri onun zamanında görülmüştür.[97] Fars kültürünü ve Farsça'yı yeniden canlandıran ünlü şair Firdevsî, Fars edebiyatı tarihinde bütün devirlerin şaheser yapıtı olarak kabul edilen Şâhnâme'yi bu dönemde kaleme almıştır. Bu dönemde başkent Gazne, bir edebî merkez özelliği kazanmış ve çeşitli bölgelerden çok sayıda şair ve yazarın Gazneli sarayına yönelmesi sağlanmıştır.[98]
    Bu dönemde şairler, kendilerinden önceki şairlerin eserlerine yansıtmış oldukları millî duygulardan, geleneklere olan bağlılıklardan uzaklaşmaya başladılar. Dönem şairlerinin çok azının eserlerinde millî duygulardan, geleneklerden ve İran halkının âdetlerinden bahseden şiirlere rastlanır.[99] Sultan Mahmut'un İslam'ı Hindistan'da yayma çabaları da Gazneli edebiyatını etkilemiştir. Yazılan mensur eserlerin çoğunluğunun Arapça olmasına karşın, bunlar içerisinde Farsça eserler de mevcuttur.[100]
    Gazneliler, siyasî alanda oldukça güçlü bir saltanat sürmekle birlikte ilim ve edebiyat alanında da çok değerli ürünlerin ortaya konmasına vesile olmuşlardır. Gazneliler tarafından esir edilen Biruni, astronomi ve matematik çalışmalarının doruğuna Gazne'de geçirdiği on yıl zarfında ulaşmıştır.


    Gaznelilerin tarihe etkileri
    Gaznelilerin tarihte oynadıkları en önemli rol, İslam dinini Hindistan'ın içlerine kadar yayabilmeleridir.[5][6] Bu yüzden bazı tarihçiler, bugünkü Hindistan-Pakistan ayrılığının temelinin Gazneliler tarafından atıldığını savunur.[5]
    Mehmet Fuat Köprülü'ye göre, tamamiyle askerî bir teşkilattan ibaret olup, millî bir esasa dayanmayan bu Türk saltanatının Türk ve İslam tarihindeki başlıca rolü, Kuzey Hint fetihlerine yol açarak İslamiyet'e Pencap'ta kuvvetli bir dayanak noktası oluşturması ve sonraki Türk ya da müslüman devletleri için sağlam bir zemin hazırlamış olmasıdır.[101]

    Gazneli sultanları
    Samani Devleti'nin dağılma ve saray isyanları devresinde durumdan yararlanarak ortaya çıkan bir hanedanlıktır.

    • Alp Tegin (961-963)
    • Ebu İshak İbrahim (963-966)
    • Bilge Tigin (966-975)
    • Böri Tigin (975-977)
    • Sebük Tigin (977-997)
    • İsmail (997-998)
    • Mahmut (998-1030)
    • Muhammet (1030-1031)
    • I. Mesut (1031–1041)
    • Muhammet (ikinci kez) (1041)
    • Mevdud (1041-1049)
    • II. Mesut (1049)
    • Ali (1050)
    • Abdürreşit (1050-1052)
    • Tuğrul Bozan (1052)
    • Ferruhzad (1052-1059)
    • İbrahim (1059-1099)
    • III. Mesut (1099-1115)
    • Şirzad (1115-1116)
    • Arslanşah (1116-1117)
    • Behramşah (1117-1157)
    • Hüsrevşah (1157-1160)
    • Hüsrev Melik (1160-1186)
    Kaynak:Vikipedi Özgür Ansiklopedi

     
  3. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Gazneli Mimarisinin Temel Özellikleri

    ·Kuzey Hindistan, Afganistan, Türkmenistan ve İran’a doğru sarkmış bir devlettir. Orta Asya devleti sayılabilir. 963-1186

    ·İlk Gazneli yöneticileri, Samanoğullarının valileri olarak görev yapmışlardır.Bunları içinde , Alptegin ilk defa bağımsızlığa teşebbüs etmiş ve başarısız olmuştur.

    ·Sebug Tegin zamanında Gazneliler bağımsızlıklarını ilan etmiş olsalar da esas bağımsızlık, oğlu Gazneli Mahmut zamanındadır. Bu dönemde Gazneli devleti bir Orta Asya devleti haline gelmiştir. Bu devletin en parlak dönemidir.

    ·Gazneli Mahmut’un oğlu Mesut zamanında özellikle batı kesimi Gaznelilerin elinden çıkmaya başlamıştır. 1040 yılında Dandanakan’da yenilmişler ve Gurluların istilasıyla tamamen sona ermişlerdir.



    ·Gaznelilerle birlikte, İslamiyet sonrası Türk sanatında az da olsa Hint etkiileri görülmeye başlamıştır. Bu daha sonra özellikle Baburlularda görülecektir.

    ·Gaznelilerde özellikle teşkilat ve devlet müesseseleri daha çok İran örneklerini göz önüne almıştır. Ancak sanat alanında İslam öncesi Türk sanatının bazı unsurları görülebilmektedir. Örneğin hayvan üslubuna uygun tasvirler sanat eserlerinde yer almaktadır.

    ·Mimarlık eserlerinde tuğla yanında taş ve mermer kullanılmıştır. Bunun dışında ahşap yapıların da olduğu bilinmektedir. Gaznelilerin farkı , taş ve mermerin de yaygın biçimde kullanılmış olmasıdır.

    ·Camilerden fazla kalıntı elimize geçmemiştir. Leşker-i Bazar Ulu Camisi’nin yanı sıra kaynaklarda ahşap sütunlu bir camiden de söz edilmektedir.

    ·Kervansaraylarda pek büyük bir fark yoktur. Sadece ayrıntılarda bazı yenilikler vardır. Genellikle bu yapılar, bir avlu etrafında düzenlenmiş mekanlardan oluşuyor.

    ·Minarede bir takım yenilikler söz konusudur. Aşağıdan yukarıya bir bütün halinde değil de 2 ya da daha cok parçalı olarak ele alınmıştır. Alttakiler daha geniş, üsttekiler daha dar olmak üzere ayrı ayrı gövdelerden oluşmaktadır.

    ·Bir kısım Gazneli mezar anıtları, sanduka biçimindedir. Bunlar, Anadolu’da Ahlat’ta gördüğümüz tipte mezar anıtlarıdır. Önemli kişilere ait olanları mermerden yapılmıştır. (Örneğin, Sebug Tegin’in Sandukası.Üzerinde de kitabe şeridi bulunmaktadır.) Sanduka üzerindeki yazıtlar genelde tabut örtülerini taklit eder.(Örneğin Baba Hatun Türbesi.11. yy. Dörtgen , kubbelidir. Yonca tromplarıyla Arap Ata’yı hatırlatır.)



    ARUZ ÜL FELEK

    ·Hutbi’nin eserlerinde gördüğümüz bir yapıdır. Sultan Mahmut’un Hindistan seferinden dönüşte, Gazne’de zafer anıtı olarak bu camiyi yaptırmıştır.(1026)

    ·Ağaç direkleri ve ahşap düz çatısıyla, Anadolu’daki ağaç direkli camileri hatırlatır. Burada kullanılan ağaçlar, Hindistan’dan getirilmiştir.

    ·Bilhassa kendi döneminde, Altın yaldız ve lacivert taşın kullanıldığı süslemeler meşhur olmuştur.

    ·Bu yapının en önemli yanı, bu kadar erken bir dönemde, ahşap direkli ve düz çatılı bir cami olmasıdır.



    ASLAN CAZİP TÜRBESİ


    ·Afganistan’da, Tus şehrindedir. 11. yy. Tuğla.

    ·Tusşehri valisi Aslan Cazip, 997-1028 yılları arasında yaşamıştır.

    ·Karebiçimli, tromplu kubbeli bir yapıdır.

    ·Kubbeye tromplarla geçilmiştir. Bu tromplar sivri kemerlidir. Trompların altında da bir çiçekli kufi kitabe şeridi yer almaktadır. Bu çiçekli kufi kitabe şeridinin altında ayrıca tuğla süslemeler yer almaktadır.

    ·Kubbe içinde, tuğladan balıksırtı süslemeler vardır. Bu süslemeler aynı zamanda daire oluşturmaktadır. Kubbe eteğinde, bir kufi kitabe şeridi ve altta da tromplar yer almaktadır.Tromplar, iki kitabe şeridinin arasındadır.




    BUST KALESİ


    • Günümüze sadece sivri kemerli girişi kalmıştır. Bu sivri kemerli girişin 12. yy.’a tarihlenen bir camiye ait olduğu düşünülmektedir.



    CAM MİNARESİ

    • Afganistan’dadır. 1957’de keşfedilmiştir. Gaznelilere ait olup olmadığı tartışmalıdır. 12-13. yy.

    • Cam şehri daha sonra Gurluların eline geçtiğinden tam bu geçiş aşamasında yapılmıştır.

    • Kitabesinde 1153-1224 tarihleri vardır. Gövdesi 4 bölüm halindedir ve hepsi silindiriktir. Yukarı doğru incelmektedir.

    • Alt gövdede yıldız, kemer ve eşkenar dörtgenler oluşturan ve yukarı doğru uzanan şekillerle birbirine bağlanan tuğla hamuru süslemeler meydana getirilmiştir. Bu şeritler arasında kalan bölgelerde geometrik süslemeler vardır. Daha yukarıdaki süslemelerse aşağıdaki gövdedekilerden farklı olarak şeritler halinde gitmektedirler.

    • Alt gövde üzerinde sırlı tuğladan kesme bir kufi kitabe kuşağı, mukarnasvari süslemeli bir kısım vardır. Ondan sonra da diğer gövde başlamaktadır. Bu ikinci gövdenin üzeri şeritler halinde süslenmiştir. En üstteki kısımda şerefe vardır. Şerefe, kemerlerle etrafa açılmaktadır.

    • Bu minarenin etrafında bir cami olduğu düşünülmektedir. Caminin adı ‘Gıyaseddin Muhammed’.


    LEŞKER-İ BAZAR ULU CAMİİ


    • Gazne’dedir. 11. yy. Büst Kalesi’nin yanındadır.İki nehir arasında bulunmaktadır. Tuğla.

    • Kazılarda, sadece temel düzeyinde ortaya çıkarılmıştır. Küçük ama önemli bir camidir.

    • Kazılarını, Fransız arkeolog Schlumberger yapmıştır.

    • Sultan Mahmut dönemine ait bir camidir.

    • Enine yatık dikdörtgen bir şeması vardır. Mihrap duvarına paralel uzanan ayaklarla ikiye ayrılmış bir sahını bulunmaktadır. İnce ve uzun bir yapıdır.

    • Ölçüleri 86x10.50 metredir.

    • Mihrap önü kubbesinin erken ve en güzel uygulamalarındandır. Bu kubbe, ikisi mihrap duvarına gömülü 6 ayak üzerindeki kemerlerin sağladığı sistem üzerine oturur. Selçuklulardan önce mihrap önü kubbesi iyi bir şekilde ele alınmıştır.

    • Gerek mihrap önü kubbesi, gerekse sahının mihraba paralel bölümlere ayrılması, pek çok yapıda etkili olmuştur. (örneğin Şam Emeviye) Daha geç dönemlerdeki Anadolu Türk mimarisinin bazı yapılarına da bu şema uygulanmıştır. Öte yandan Selçuklulardaki İsa Bey Camii’nde de bu uygulama görülür.

    • Bu yapı daha sonra Gurlular tarafından tahrip edilmiş, Moğollar ise tamamen yıkmıştır.
    Cami, Güney Sarayı’nın avlu duvarına yaslanmaktadır. Çatısının düz olması muhtemeldir. Bazı araştırmacılar, küçük kubbelerle kaplı olduğunu düşünmektedir





    LEŞKER-İ BAZAR SARAYI


    • Afganistan’da, Bust şehrinin yakınındadır.En Önemli yapıları “Orta Saray” ve “Güney Sarayı”dır.

    • GÜNEY SARAYI:

    • 11. yy. Sultan Mahmut ve Mesut döneminde yapılmıştır.

    • Kuzey kısmı nehre doğru açılır. Diğer kısımlar payandalarla desteklenmiştir. Ortada 63x48.8 metre boyutlarında bir avlu bulunmaktadır. Avluya açılan eyvan denilebilecek mekanlar mevcuttur. Dört eyvanlı avlu şemasını anımsatır. Kuzey eyvanı daha büyüktür.

    • Bölümlerin bazılarının kendi içlerinde de avluları vardır.(Topkapı Sarayı gibi)Güney kesimindeki mekan önemlidir. Bir orta kesime açılan 4 eyvan şeması görülür. Haç şeklindedir. Kazılarda havuzlar, su sistemleri ve kanallar ile döşeme mozaikleri kullanıldığı anlaşılmıştır. Ortada havuz yer alır. Buradaki havuz düzenlemesi, Anadolu Artuklu saraylarında görülür.

    • Kuzeyindeki kısım muhtemelen taht salonudur. Burada freskler yer alır. Bu fresklerde askeri kimlikli figürler vardır. Bu figürlerin yüzleri daha çok profilden verilmiştir ve başlarında haleler vardır. Göğüs kısımları önden verilmiş. Canlı renkler kullanılmış. Pantolon, çizme, kaftan giymiş figürler de vardır. Bazılarının ellerinde avcı kuşlar vardır. Uygur fresklerine benzer. Bu figürlerin, Sultan Mahmut’un ordusunu tasvir ettiği öne sürülmüştür. Ayrıca ştuko süslemeler de görülür. Bunlar genelde rumi dolgulu geometrik süslemelerdir.

    • ORTA SARAY:

    • Güney Sarayı’ndan daha küçük ölçülerde bir yapıdır. Ana merkeze açılan 4 eyvan şeması görülür. İki katlıdır ve köşe kuleleri çok iridir.

    MEDRESELER

    En çok örnek Nişabur şehrindedir :

    ·Mısır Bin Sebug Tigin’in yaptırdığı medrese

    ·Ebu İshak El İsfarini’nin yaptırdığı medrese

    ·Ebu Sahad İsmail El-Astronobadi’nin yaptırdığı medrese

    ·El Beyhaki’nin yaptırdığı medrese

    EL BEYHAKİ :

    Kalıntı olarak Gaznelilerden geldiği düşünülen tek medrese. Aslan Cazip’in yanındadır. Avlu etrafında mekanların olduğu iddia edilmiştir. 1913’de krokisi yapılmıştır


    RIBAT-I MAHİ


    • Afganistan’da, Seras yolu üzerindedir. 1019-1020. Sultan Mahmut, Firdevsi’nin hatırasının devamı için yaptırmıştır. Tuğladan. 70.68x71.92 metre boyutlarındadır.

    • Kare planlı, tek üniteli bir yapıdır. Köşe kuleleri vardır. Dört eyvan şeması görülür.

    • Revaklı avlunun etrafında dikdörtgen odacıklar vardır. Duvarlarda da yarım daire şeklinde payandalar bulunmaktadır.

    • Eyvanlar beşik tonozla örtülüdür. Arka bölümde de kubbeli bir alan vardır.

    • Kubbe ve arkasında eyvan şeması ilk kez burada ortaya çıkmıştır.

    • Giriş, taç kapılıdır. Kapı, dışa taşkın ve köşeleri yuvarlatılmıştır. Girişin iki yanında birkaç mekan daha vardır.

    • Avluya açılan mekanların hemen arkasındaki dikdörtgen mekanlar beşik tonozla örtülüdür. Burası insanların konaklaması içindir.

    • Öndeki mekanlar içe dışa açılır şekildedir. (Köşedekiler hariç) Mekanlar genelde küçük kare veya dikdörtgen halindedir.

    • Bu şema, Selçuklulardaki ilk camileri oluşturuyor.

    • Yapının içinde, tuğladan süslemeler vardır. Bitkisel dolgulu geometrik süslemeler ve çiçekli kufi yazılar görülür.



    SULTAN BEHRAMŞAH MİNARESİ


    • 1117-1149 arasında yapılmıştır. Afganistan’da Gazne şehrindedir.

    • Diğerine göre daha sade süslenmiştir. Eski yazıtlarda Sultan Mahmut’a ait olduğu kabul edilir ve zafer kulesi olduğu söylenirdi. Daha sonra, kitabesi bulunmuş ve Sultan Behramşah’a ait olduğu anlaşılmıştır.

    • Bunun da üst tarafında silindirik bir bölüm varmış ama şu anda yıkılmıştır.

    • Süsleme tarzı, diğerinden biraz daha farklıdır. Daha uzun dikdörtgenler halindedir. Bu kısım, tuğlaların değişik tarzda yerleştirilmesiyle süslenmiştir. Üst kısımda yazı kitabesi de vardır.

    • Bu da sekizgendir. Üzeri levhalar halinde süslenmiştir.
    SULTAN MESUT 3 MİNARESİ


    ·Gazne’dedir. 1115. ​

    ·Gövde yekpare değildir.Alt kısmındaki bazı süslemeler tamamlanmamıştır. ​

    ·Alttaki gövde, en geniş kısımdır ve keskin 8 köşeli yıldız şeklindedir. Üst kısmı ise silindiriktir. ​

    ·En altta taştan bir kaidesi vardır. Yüzeyleri, kare şeklinde panolarla işlenmiştir. Bunlar terracota tekniğiyle yapılmıştır. Panolar içinde bitkisel motifler ve yazılar vardır. Diğer alanlar geometrik motiflerle kaplıdır. Geometrik motifler daha çoktur. ​

    ·Üstteki silindirik kısımda da geometrik ağırlıklı süsleme ve kufi kitabe vardır.

    SULTAN MESUT 3 SARAYI

    • 1112. Afganistan’dadır.

    • 1957-1958 yıllarında başlayan kazılarda İtalyan arkeologlar tarafından çıkarılmıştır.

    • Bir mihrap nişi üzerinde bulunan bir yazı ve tarihten dolayı 3: Mesut dönemine tarihlendirilmiştir. Yazıda 1112 tarihi vardır. Ayrıca Hüseyin Bin Mübarek adı yer almaktadır. Bu muhtemelen yapının mimarının adıdır.

    • 4 eyvanlı bir avlusu vardır. Mekanlar avlu etrafındadır. Muhtemelen güneyinde taht salonu vardır. Bir duvarı düzensizdir.

    • Avlunun bir köşesinde 4 ayaklı, dikdörtgen , düz çatılı bir cami olduğu düşünülmüştür.

    • Avlu 50.60x31.90 ölçülerindedir. Duvarlarda süslemeler vardır. Özellikle avlusunda, üst tarafta terracota ve ştuko süslemeler görülür.
    Avluyu çeviren duvarların altında süslemeli mermer levhalar vardır. Bunlar 44 tanedir. Levhaların üst tarafında çiçekli kufi kitabe şeridi, ortada lotus ve rumi süslemeler, en üstte de kıvrık dal motifleri vardır

    Alıntı
     

Bu Sayfayı Paylaş