Büyük Güçlerin Yükseliş Ve çöküşleri - Büyük Güçlerin Yükseliş Ve çöküşleri Kitabın

'Kitap Özetleri & E-Kitaplar' forumunda Dine tarafından 8 Kasım 2009 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Büyük Güçlerin Yükseliş Ve çöküşleri - Büyük Güçlerin Yükseliş Ve çöküşleri Kitabın konusu KİTABIN ADI BÜYÜK GÜÇLERİN YÜKSELİŞ VE ÇÖKÜŞLERİ KİTABIN YAZARI PAUL KENNEDY YAYINEVİ VE ADRESİ İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI, BEŞİKTAŞ / İSTANBUL
    BASIM TARİHİ 1994 KİTABIN YAYIM MAKSADI BÜYÜK DEVLETLERİN SON 5 YÜZYILDAKİ GÜÇ POLİTİKALARI, EKONOMİK–TEKNOLOJİK DEĞİŞİKLİKLERİN DOĞURDUĞU ETKİLER VE DEĞİŞEN GÜÇ DENGELERİ
    KİTABIN ÖZETİ :
    1. Kitabın ana bölümleri :
    a. Giriş;
    b. Sanayi öncesi dünyada strateji ve ekonomi;
    (1) Batı dünyasının yükselişi,
    (2) Habsburgların egemenlik girişimi,
    (3) Maliye, coğrafya ve savaşların kazanılması,
    c. Sanayi çağında strateji ve ekonomi;
    (1) Sanayileşme ve değişen global dengeler,
    (2) İki kutuplu bir dünyanın doğuşu ve orta güçlerin bunalımı-1 (1885-1918),
    (3) İki kutuplu bir dünyanın doğuşu ve orta güçlerin bunalımı-2 (1919-1942),
    d. Strateji ve ekonominin bugünü ve yarını;
    (1) İki kutuplu bir dünyada istikrar ve değişme,
    (2) Yirmi birinci yüzyıla doğru.
    2. Tarih boyunca, büyük güçlerden herhangi birinin zaferi ya da bir başka bir büyük gücün çökmesi, çoğu kez silahlı kuvvetlerinin uzun sürelerle yaptığı savaşların sonucunda olmuştur. Ancak bu, o devletin verimli ekonomik kaynaklarının savaş sırasında daha az ya da daha çok etkili biçimde kullanılmasının ve daha arka planda, o devletin ekonomisinin, öbür büyük devletlerinkine kıyasla, asıl çatışmadan önceki on yıllar içindeki yükseliş ya da çöküşünün de bir sonucudur.
    Dünya meselelerinde başı çeken ulusların nisbi güçleri hiçbir zaman değişmeden kalmaz. Bunun başlıca sebebi de, farklı toplumlar arasındaki eşitsiz büyüme hızları ve bir topluma bir diğerinden daha büyük yarar sağlayan teknolojik ve yapısal atılımlardır.
    Sözgelimi, 1500'den sonra uzun menzilli silahlarla donatılmış yelkenli gemilerin ortaya çıkışı ve Atlantik ticaretinin önem kazanması, tüm Avrupa devletlerine aynı ölçüde yarar sağlamamıştır. Bunun gibi bundan sonraki dönemlerde buhar gücü ve bu gücün fazlasıyla bağımlı olduğu kömür ve metal kaynaklarının meydana çıkması, belli birtakım ulusların nisbi gücünü arttırmış, diğerlerinin nisbi gücünü de azaltmıştır. Ülkeler üretim kapasitelerini arttırdıklarında barış zamanında geniş çaplı silahlanma giderlerini, savaş zamanında da büyük ordu ve donanmalarının bakımının getirdiği yükleri kaldırmaları genellikle kolaylaşıyordu.
    Askeri güce destek sağlamak için çoğu kez zenginliğe, bunu korumak için de çoğu kez askeri güce ihtiyaç vardır. Ancak devlet kaynaklarının çok büyük bir bölümü varlık yaratmak amacından uzaklaştırılıp, askeri amaçlara ayrılırsa, o zaman böyle bir şeyin uzun vadede ulusal gücün zayıflamasına yol açma ihtimali vardır.
    Bunun gibi bir devlet yeni alanlar fethederek ya da pahalı savaşlar başlatarak stratejik yönden aşırı genişlemeye giderse dış yayılmanın getirebileceği kazançların bütün bunların bedeli yanında hafif kalması gibi bir riske girmektedir. Bu söz konusu ülke nisbi bir ekonomik gerileme dönemine de girmişse bu durum o ülke için şiddetli bir açmaz şekline dönüşebilir. Batı Avrupa’nın 16 ncı yüzyılda ileri gitmesinden bu yana, büyük güç sistemi içinde başı çeken ülkelerin, yani İspanya, Hollanda, Fransa, Britanya İmparatorluğu’nun ve günümüzde de ABD gibi ülkelerin yükselmelerinin izlediği çizgi, üretim ve gelir sağlama kapasiteleri ile askeri güçleri arasında daha uzun vadede çok anlamlı bir karşılıklı ilişkinin var olduğunu ortaya koymaktadır.
    3. Kitabın birinci bölümü, dünyayı 1500 yıllarındaki haliyle inceleyip, o dönemin güç merkezlerinden her birinin kuvvetli ve zayıf yanlarını çözümleyerek daha sonra olacakların hepsini hazırlayan koşulları ortaya koymaktadır.
    Osmanlılar da dahil olmak üzere birçok doğu imparatorlukları merkezi bir otoriteye sahip olmanın doğurduğu sonuçlardan zarar görmüşlerdir. Avrupa da ise çeşitli krallıklar ile kent–devletlerin arasında kavgacı rekabetler ilerleyen zaman içerisinde ekonomik ve askeri büyüme ve etkinliğin artmasını sağlamıştır.
    4. İkinci bölümde, diğer büyük Avrupa devletlerinin Habsburgların egemenlik girişimini dizginleme çabaları anlatılmaktadır. Habsburg hükümdarları büyük kaynaklara sahip oldukları halde, tekrar tekrar giriştikleri çatışmalarla düzenli olarak aşırı genişlemeyi sürdürmüşler ve askeri açıdan, zayıflayan ekonomik tabanlarının taşıyamayacağı kadar ağır yükler üstlenmişlerdi. Avrupalı diğer büyük güçler de uzayıp giden bu savaşlardan çok büyük zararlar gördüler ama onlar maddi kaynakları ile askeri güçleri arasındaki dengeyi düşmanları Habsburglara göre daha iyi korumayı başardılar.
    5. Üçüncü ve dördüncü bölümlerde, 1660 ve 1815 yılları arasında meydana gelen büyük güç mücadeleleri ile müteakip yıllarda ortaya çıkan sanayileşme ve buna bağlı olarak değişen global dengeler anlatılmaktadır.
    İspanya ve Hollanda gibi daha önceki dönemlerin büyük güçleri bu dönemde ikinci sıraya düşerken, 5 büyük devlet (Fransa, Britanya, Rusya, Avusturya ve Prusya) sürekli olarak ortaya çıkmışlardır. Özellikle 1815’lere gelindiğinde coğrafi konumları itibariyle Rusya ve İngiltere gibi iki kanat ülkenin çok daha önem kazandıkları görülmektedir.
    1815’ten sonraki bütün bir yüzyıl boyunca, uzun ortaklık savaşları dikkati çekecek bir biçimde görülmemekte, stratejik denge korunmakta, başlıca uğraş konuları ülke içi istikrarsızlıklar ve yer alınan ana karaların üzerinde yayılma faaliyetleri olmaktadır.
    20 nci yüzyıla yaklaşırken sanayileşme ve teknolojik değişimin hızı ile büyüme oranlarının düzensizliği uluslararası sistemi 50 yıl öncesine göre çok daha istikrarsız ve karmaşık yapmıştır. Bu dönemde değişen dengelerle beraber ABD ve Rusya ön plana çıkmaktadır.
    6. 5 nci ve 6 ncı bölümlerde, 1900’den sonraki 50 yılın en önemli gelişmesi olan iki kutuplu bir dünyanın doğuşu ve orta güçlerin bunalımı anlatılmaktadır.
    Tüm sistem için söz konusu olan bu değişim hiç de pürüzsüz bir şekilde gerçekleşmedi. 1nci Dünya Savaşının hırpalayıcı ve kanlı toplu savaşları sonunda savaşın ilk taraflarının hemen hepsi yıprandı. Avusturya-Macaristan yok oldu, Rusya devrim geçirdi, Almanya yenik durumdaydı, Fransa, İngiltere ve İtalya zafer kazanmalarına rağmen ağır zararlara uğradılar. İki istisna vardı. Bunlar Pasifik'teki durumunu daha da güçlendiren Japonya ile 1918'e gelindiğinde dünyanın tartışmasız en büyük gücü haline gelmiş olan ABD idi. 1943’e gelindiğinde yıllar öncesi yapılan iki kutuplu dünya tahmini nihayet gerçekleşti. Askeri denge bir kez daha ekonomik kaynakların global dağılımına yetişti.
    7. Kitabın 7 ve 8 nci bölümlerinde ise ekonomik, ideolojik ve askeri yönden iki kutuplu bir dünyanın var olduğu yıllar incelenmektedir. ABD ve Rusya’nın kimseyle kıyaslanamayacak güçler olarak sahip oldukları konum nükleer silahlar ve uzun mesafeli atış sistemlerinin ortaya çıkışıyla pekişmiştir. Bu da diplomatik ortamın olduğu kadar stratejik ortamın da 1900’ lü yıllardan tümüyle farklı olduğuna işaret etmektedir, ama yine de büyük güçler arasındaki yükselme ve çökme süreci sona ermiş değildir.
    Kitabın kapsamı oldukça geniş olduğundan, değişik kimseler tarafından değişik amaçlar için okunacağı açıktır. Kimi okurlar umduklarını bulacaklardır. Kitap son beş yüzyıldaki büyük güç politikalarını, geniş anlamda, ama gene de makul ölçüde ayrıntıya inerek ele almaktadır. Önde gelen devletlerden her birinin, başkalarına kıyasla olan konumlarının ekonomik ve teknolojik değişikliklerden nasıl etkilendiğini ve hem barış dönemlerinde, hem de savaşın getirdiği sınavlar sırasında strateji ile ekonomi arasındaki sürekli etkileşimin ne şekilde gerçekleştiğini konu edinen bir inceleme ortaya çıkarılmıştır. Kitap, niteliği gereği, ne ufak güçleri, ne de küçük, iki taraflı olan savaşları ele almıştır. Gene niteliği gereği, kitap, büyük bir ağırlıkla Avrupa-merkezcidir, özellikle de kıtanın orta bölümlerinde yoğunlaşmıştır; ancak öyle olması bu tür bir konunun gereği olarak doğaldır.
    Kitabın sonunda yazar şöyle demektedir: “Büyük Güçler üzerine bir deneme yazmak başka şeydir, aynı konuyu kitap halinde anlatmak, başka bir şeydir. Benim ilk baştaki niyetim, okurların değişen büyüme oranları ya da şu veya bu büyük gücün karşısına dikilen birtakım jeostratejik sorunlarla ilgili arka plan ayrıntılarını (belli belirsiz de olsa) bildiklerini varsayarak kısa “denememsi” bir kitap yazmaktı. Görüş almak üzere kitabın ilk bölümlerini çeşitli kimselere göndermeye ya da kitabın bazı ana konuları üzerinde deneme konuşmaları yapmaya başladığımda giderek açıklıkla gördüm ki, yanlış bir varsayımda bulunmuşum: çoğu okurun ve dinleyenin istediği şey, arka planla ilgili daha çok ayrıntı, daha çok bilgi verilmesiydi; bunun da tek sebebi, ekonomik ve stratejik güç dengelerinde meydana gelen değişiklikleri anlatan bir çalışmanın bulunmamasıydı. Ne ekonomi tarihçileri, ne de askeri tarihçiler bu alana el atmamış oldukları için, konu ihmale uğramıştı. Eğer hem metin içinde hem de kitabın sonundaki notlarda bol ayrıntı bulunmasının bir gerekçesi varsa, bunun nedeni, büyük güçlerin yükseliş ve çöküş tarihindeki çok önemli bir boşluğu doldurmaktır."
     

Bu Sayfayı Paylaş