Büyük İskender (Büyük İskender Kimdir? - Büyük İskender Hakkında)Büyük İskender (Büyü

'Biyografi & Otobiyografi' forumunda UquR tarafından 5 Eylül 2008 tarihinde açılan konu

  1. UquR

    UquR Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Büyük İskender (Büyük İskender Kimdir? - Büyük İskender Hakkında)Büyük İskender (Büyü konusu Büyük İskender (Büyük İskender Kimdir? - Büyük İskender Hakkında)


    büyük iskenderin babası kimdir, büyük iskenderin hayatı, iskender buyuk hayati, iskender buyuk kimdir, iskender büyük gerçekte kim, iskender büyük gerçekte kimdir, iskender büyük kimdir, iskender büyük kimdir?, persler kimdir,


    Büyük İskender veya III. Aleksander, (Yunanca: Μέγας Ἀλέξανδρος (Megas Aleksandros)) Makedonyalı İskender olarak da bilinir (22 Temmuz M.Ö. 356, Pella, Makedonya - 13 Haziran M.Ö. 323, Babil), M.Ö. 336-323 yılları arasında Makedonya kralı ve tarihteki en büyük komutanlardan biri. Makedonya kralı II. Filip'in oğlu.
    Pers İmparatorluğu'nu yıkarak Yunanistan'dan Hindistan'a kadar uzanan büyük bir imparatorluk kurmuş, Eski Yunan uygarlığının Doğu'ya yayılmasında etkili olmuş ve efsanevi bir kahramana dönüşmüştür.




    Gençliği ve tahta geçişi

    II. Philippos ile Epeiros (Epir) kralı Neoptolemos'un kızı Olympias'ın oğlu olan İskender, 13-16 yaşlarında Aristoteles'ten aldığı derslerin etkisiyle felsefe, tıp ve bilime ilgi duydu. Babası II. Philippos'un Byzantion'a ( İstanbul) saldırdığı IO 340'ta Makedonya'yı yönetti ve bir Trak kabilesini yendi, iki yıl sonra II.Philippos'un Yunanlılara karşı kazandığı Khaironeia Çarpışması'nda ordunun sol kanadına komuta etti.
    II. Philippos'un öldürülmesinin (M.Ö. 336) ardından komutanlarca kral ilan edildi. Öncelikle bütün olası hasım ve rakiplerini öldürttü. Babasının sağlığında Asya seferini gerçekleştirmek üzere oluşturulan, Korinthos'taki Helen Birliği synhedrion'da (meclis) bu birliğin hegemon'u ve başkomutanı seçildi. Delphoi üzerinden Makedonya'ya dönerken İÖ 335 ilkbaharında Trakya'ya girdi. Şipka Geçidini aşarak Triballileri (Triballoi) ezdikten sonra Tuna'nın öbür yakasına geçerek Getaları dağıttı. Ardından batıya dönerek Makedonya'yı istila etmiş olan Hyrialıları yendi. Bu sırada öldüğüne ilişkin söylentiler üzerine Atina'da ayaklanma patlak verdi. Bu ayaklanmanın ardında hem yeni Pers kralı III. Dareios' un mali desteği, hem de Demosthenes'in çabaları yatıyordu. Askerlerini günde 30 km gibi o çağa göre çok yüksek bir hızla ilerleterek Yunanistan'a giren İskender, tapınaklar ve şair Pindaros'un evi dışında bütün Thebai'yi yerle bir etti. Yaklaşık 6 bin kişinin öldürüldüğü, sağ kalanların köle olarak satıldığı bu sindirme hareketi sonunda bütün Yunan Devletleri Makedonya üstünlüğüne boyun eğdi.




    Asya'nın fethi

    Tahta çıkışından beri Pers İmparatorluğu'nu ele geçirmeyi tasarlayan Büyük İskender, II. Philippos'un kurduğu orduyu beslemek ve 500 talente ulaşan borçları ödemek için gerekli kaynakları bulma düşüncesiyle hemen sefer hazırlıklarına girişti. Kral naibi olarak yönetimi Sibon'lu Antipatros'a bıraktıktan sonra İÖ 334 ilkbaharında toplam 30 bin piyade ve 5 binin üzerinde süvariden oluşan ordusuyla yola çıktı. Bu ordunun içinde 14 bin Makedonyalı ve Helen Birliği'ne bağlı 7 bin asker yer alıyordu. Silah ve güç dağılımı açısından çok iyi düzenlenen orduya mühendis, mimar, bilim adamı, saray görevlisi ve tarihçiler de eşlik ediyordu.
    Homeros'tan aldığı esinle önce İlion'u ( Troya) ziyaret ederek Akhilleus'un mezarına çelenk koyan İskender, Pers ordularıyla ilk kez Granikos Çarpışması'nda karşı karşıya geldi. Bu çarpışmada elde ettiği zafer ona Batı Anadolu'nun kapılanın açtı. Yunanistan'da izlediği politikanın tersine, tiranları sürerek demokrasilerin kurulmasına ön ayak oldu. Ama kentleri fiilen kendisine bağlama yoluna gitti. Karya'daki Miletos (Milet) ve Halikarnassos ( Bodrum) kentlerinin direnişini kırarak yöneticilerini teslim olmaya zorladı.
    M.Ö. 334-333 kışında Batı Anadolu'nun fethini tamamladıktan sonra, M.Ö. 333 ilkbaharında Akdeniz kıyı yolunu izleyerek Perge'ye ulaştı. Söylenceye göre Frigya'dan geçerken, Asya'ya hükmedecek kişinin çözebileceğine inanılan Gordion düğümünü kesti. Gordion'dan Ankyra'ya (Ankara) yöneldi, oradan da Kapadokya ve Kilikya Kapıları (Kilikiai pylai; bugün Gülek Boğazı) üzerinden güneye indi. Myriandros (bugün İskenderun yakınında) dolayında kamp kurduğunda, Pers hükümdarı III. Dareios da Pinaros Çayı (bugün Deliçay) kıyısında savaş düzeni almış bulunuyordu. Bu karşılaşmayı izleyen İssos Çarpışması (M.Ö. 333 sonbaharı) sonunda Dareios kesin bir yenilgiye uğradı ve ailesini savaş alanında bırakarak kaçtı.
    İskender bu zaferden sonra Suriye ve Fenike'ye doğru ilerledi. Amacı Fenike kıyılarını fethederek Pers donanmasını üssüz bırakmak ve etkisizleştirmekti. Dareios' un barış önerisine karşı, kendisini Asya'nın efendisi olarak tanımasını ve koşulsuz teslim olmasını istedi. Başlangıçta Pers kentlerini kolayca ele geçirmesine karşın, Tyros (bugün Sur) önünde sert bir direnişle karşılaştı. Uyguladığı bütün kuşatma taktiklerine karşın, bu müstahkem ada kenti yedi ay boyunca başarıyla saldırılara karşı koydu. Kuşatma sürerken Dareios, ailesi için fidye olarak 10 bin talent ödemeyi ve Fırat Irmağının batısında kalan topraklan bırakmayı önerdi. Bu olayla ilgili olarak, İskenderun komutanı Parmenion'un "İskender'in yerinde olsam kabul ederdim" dediği, buna karşılık İskender'in de "Parmenion olsaydım, ben de kabul ederdim" biçiminde bir karşılık verdiği anlatılır.
    Tyros şiddetli saldırılara daha fazla direnemeyerek M.Ö. Temmuz 332'de düştü. İskender'in en büyük askeri başarısı sayılan bu harekâta geniş çaplı bir yağma da eşlik etti. Kentin bütün erkekleri öldürüldü, kadın ve çocukları da köle olarak satıldı. Suriye'yi Parmanion'a bırakarak güneye ilerleyen İskender, Gaza'da (Gazze) iki ay süren direnişe son verdikten sonra İÖ Kasım 332'de Mısır'a girdi ve halk tarafından kurtarıcı olarak karşılandı. Memphis'te (Memfis) kutsal Apis'e kurbanlar keserek firavunların geleneksel çifte tacını giydi. Kışı Mısır'da yönetimi düzenlemekle geçirdi. Mısırlı yöneticiler atamakla birlikte, orduyu Makedonyalıların komutasında tuttu. Günümüzde İskenderiye olarak anılan Alexandreia kentini kurdurdu. Bazı kaynaklara göre Nil'in taşmasının nedenlerini araştırmak üzere bir keşif grubunu görevlendirdi. Siva'da ünlü bir kahinin, İskender'in Zeus'un oğlu olduğunu ilan etmesi ve Amon Tapınağında Tanrı Amon ile görüştüğü yolundaki söylentiler onun halkın gözündeki tanrısallığını bir kat daha arttırmıştı.Mısır'ın fethiyle Doğu Akdeniz'de kesin denetimi sağlayan İskender, M.Ö. 331 ilkbaharında Tyros'a döndü.
    Suriye'ye Makedonyalı bir satrap atadıktan sonra Mezopotamya' ya ilerledi ve temmuzda Fırat kıyısındaki Thapsakos'a vardı. Ninive'yle Arbela (Erbil) arasındaki Gaugamela Ovasında Dareios'la yeniden karşı karşıya geldi ve onu bir kez daha yenerek kaçmaya zorladı (bak. Gaugamela Savaşı). Güneye inerek Babil'i aldı ve Mazaios adında bir Persi satrap olarak atadı. Ardından Susa'ya girdi ve Zagros Dağlarını aşarak İran içlerine yöneldi. Persepolis'te I. Kserkses'in sarayını törenle yaktı. Kserkses'in Yunanistan'da yaptıklarına karşı bir misilleme olan bu hareketle aynı zamanda "öç seferi"nin sona erdiğini gösterdi.
    İÖ 330 ilkbaharında Media' ya girerek başkent Ekbatana'yı aldıktan sonra, Yunanlı askerlerin geri dönmesine izin verdi.Pers topraklarını içine alan yeni bir imparatorluk kurmayı ve "Asya'nın efendisi" olmayı amaçlayan İskender, daha doğudaki toprakları ele geçirmeye yönelik yeni bir sefer başlattı. Kısa sürede yerel satraplara boyun eğdirerek Hazar kıyılarına, oradan da Afganistan içlerine ulaştı. Bu fetihler sırasında Makedonyalı ve Pers bileşimine dayalı yeni bir yönetim sistemi oluşturduğundan, eski komutanlarıyla baş-gösteren anlaşmazlıktan giderek derinleşti. Kendisine suikast girişimiyle suçladığı Parmenion'la oğlunu ortadan kaldırarak ordusunu yeni baştan düzenledi. İÖ 330-329 kışında Helmand Irmağını izleyerek kuzeye doğru ilerledi. Bu sırada Baktriane satrabı Bessus'un genel bir ayaklanma başlatması üzerine, Hindukuş Dağlarını aşarak karışıklıklara son verdi. Bu harekâtı yürütürken Siriderya' ya kadar ilerledi ve burada İskitlerin sert direnişiyle karşılaştı. Başka göçebe halkların da ayaklanmasıyla büyük güçlükler çıkaran bu direnişi ancak M.Ö. 328 sonbaharında bastırabildi.
    Davranışlarıyla giderek bir Doğu despotuna dönüşen İskender, Pers hükümdarları gibi giyinmeye ve proskynesis (hükümdar karşısında yere kapanarak selamlama) uygulaması gibi Pers geleneklerini benimsemeye başladı. Bu arada Baktriane prenseslerinden Roksana'yle evlendi. Kendini tanrılaştırmaya giriştiyse de, Makedonyalılar ve Yunanlılarca alaya alınınca bundan vazgeçmek zorunda kaldı. Bir komploya karıştığı gerekçesiyle tarihçi Kallisthenes'i hapse attırması bilgin ve filozoflar arasındaki desteğini yitirmesine neden oldu.




    Hindistan'ın fethi

    elegeçirdiği ülke halklarından yeni askerler toplayarak engebeli arazide savaşma yeteneğine ..sahip yeni bir ordu oluşturan İskender, İÖ 327 yazında Hindistan üzerine yürümek amacıyla Bak-triane'den ayrıldı. Daha hafif silahlar kullanan piyade birliklerinin yanı sıra ok ve mızrak kullanan süvari birliklerinin yer aldığı bu ordunun asıl savaşçı gücü 35 bin askerden oluşuyordu. Plutarkhos'un bu ordu için verdiği 120 bin rakamının, yedek kuvvetleri, katır ve deve sürücülerini, sağlık görevlilerini, seyyar satıcıları, askerleri eğlendirmekle görevli gösteri gruplarını, kadın ve çocukları da kapsadığı sanılmaktadır. Hindukuş Dağlarını ikinci kez geçen İskender, İÖ 326 baharında İndus Irmağı yakınındaki Taksila'ya (bugün Takshaşila) girdi. Hydaspes (bugün Cihelum) ile Akesines (bugün Çhenab) ırmakları arasındaki bölgenin hükümdarı Poros'u, Hydaspes Çarpışması'nda yenilgiye uğrattı. Başarısını kutlamak üzere Aleksandreia Nikaia kentini, ayrıca burada ölen atı Boukephalos'un adını verdiği Bukephala (Boukephalia) kentini kurdu. Asya'nın doğusuna doğru yoluna devam etmek için Hyphasis (Beas) Irmağına kadar gitmesine karşın, ordusunun ayaklanmak üzere olduğunu görerek geri dönmeye karar verdi.
    Hydaspes Irmağı kıyısında 800-1.000 gemiden oluşan bir donanma kurduktan sonra bazı birlikleri karadan yürüterek İndus Irmağı boyunca Hint Okyanusuna kadar ilerledi. Bu arada Hydroates (Ravi) Irmağı yakınlarında Mallilerle girişilen çarpışmada ağır biçimde yaralandı. İÖ Ağustos 325'te İndus Deltasının ağzındaki Patala'ya vardı; burada bir liman ve tersane yaptırdı. Dönüş yolculuğu için ordusunun bir bölümü Nearkhos'un komutasındaki gemilerle İÖ Eylül 325'te denize açılırken, kendisi de kıyıyı izleyerek yiyecek sıkıntısı içinde ve çok zor koşullarda Gedrpsia'yı (bugün Belucistan) geçti.bu arada hindistan seferı hazırlıklarına basladı




    İmparatorluğun güçlendirilmesi

    Daha Hindistan seferine başlamadan yönetimde kanlı temizlik hareketlerini başlatan İskender, yokluğu sırasında da "bu politikayı sürdürerek satraplarından üçte birini değiştirmiş, altısını öldürtmüştü. IÖ 324 ilkbaharında Susa'ya vardığında hazine görevlisi Harpalos'un 6 bin paralı asker ve 5 bin talentle Yunanistan'a kaçtığını öğrendi (Harpalos daha sonra Girit'te öldürüldü). Makedonyalılarla Persleri kaynaştırma politikasına daha çok ağırlık verdiği bu dönemde, Dareios'un kızı Barsine'yle (Stateira olarak da bilinir) evlendi ve komutanlarıyla askerlerini de aynı yolu izlemeye özendirdi. Ama Perslerin ordu ve yönetimde giderek eşit bir konuma yükselmesi Makedonyalıların tepkisini çekmeye başladı. Makedonya' da askeri eğitim gören 30 bin Persli gencin dönüşü, Baktriane, Sogdiana ve Arakhosia gibi Doğu ülkelerinden gelenlerin süvari birliğine, ayrıca Pers soylularının kraliyet muhafız birliğine alınmaları bu hoşnutsuzluğu daha da artırdı. İskender'in Makedonyalı eski askerleri ülkeye geri göndermeye karar vermesi, imparatorluğun güç ve yönetim merkezini Asya'ya kaydırmaya yönelik bir girişim olarak değerlendirildi. İO 324'te Gpis'te çıkan ayaklanmaya kraliyet muhafızları dışında bütün ordu katıldı. Bunun üzerine iskender bütün orduyu dağıtarak Perslerden yeni bir ordu kurdu ve ayaklanmanın sona ermesinden sonra 10 bin eski askeri armağanlarla yurda gönderdi.




    Ölümü

    Kendisine tanrısal onurlar yakıştıran ve bunu Yunan kentlerine zorla kabul ettiren İskender, İÖ 324 kışında Luristan'da yerel halka yönelik sert bir sindirme hareketine girişti. İlkbaharda Babil'e geçerek bir bölümü uzak ülkelerden gelen elçileri kabul etti. Bu arada Hindistan'la deniz bağlantısını sağlamak için Arabistan kıyılarına yönelik bir sefer için hazırlıklara başladı. Ayrıca Hazar Denizinin ötesine bir keşif birliği gönderdi. Babil'de sulama kanalları yaptırmayı ve İran Körfezi kıyılarında yeni kentler kurmayı planladığı bir sırada, uzun bir içkili eğlencenin ardından hastalandı ve on gün sonra daha 33 yaşındayken öldü. Cenazesi önce Memphis'e, oradan İskenderiye'ye götürüldü ve burada altın bir tabuta kondu.İskenderin ölümünden sonra imparatorluk 4 parçaya ayrıldı.Cassander Yunanistana,Creatus ve Antigonos Batı Asya'ya Seleukos Doğu'ya Ptolemy ise Mısır'a hükümdar oldular.Cassander güce olan tutkusunu kısa zamanda göstererek 7 yıl sonra İskender'in annesi Olimpias'ı idam ettirdi.12. yılın sonunda ise İskenderin karısı Roksana ve imparatorluğun gerçek varisi olan oğlunu zehirlettirdiğinde ise artık İskenderin soyunu tamamen kurutmayı başarmıştı.




    Değerlendirme

    Genç yaşta ölmesine karşın 12 yıl 8 ay süren hükümdarlık dönemine büyük çaplı seferleri sığdıran İskender'in kurduğu geniş imparatorluk temelde Perslerden kalma yönetim sistemine dayanıyordu. Bununla birlikte yerel satraplara bağlı olmayan tahsildarlardan oluşan merkezî bir vergi toplama mekanizması kurarak yeni bir mali sistemin temelini attığı bilinmektedir. Görevlilerin yolsuzlukları ve yiyiciliği nedeniyle bu sistemi iyi işletememekle birlikte, sikke çıkarma hakkını tekeline alarak ve Pers hazinelerinde birikmiş gümüş ve altını para biçiminde piyasaya sürerek bütün Önasya'da ve Akdeniz'de ticaret ve para ekonomisini geliştirdiği söylenebilir.
    Öte yandan İskender'in yeni kentler kurması (Plutarkhos bu kentlerin sayısının 70'in üzerinde olduğunu söyler) Yunan yayılmasında yeni bir dönem açtı. Askeri birer üs olarak kurulan, ama zamanla birer kültür ve ticaret merkezine dönüşen bu kentler Eski Yunan etkisinin Hindistan'a kadar yayılmasında önemli rol oynadı. Bu arada Pers-Makedonyah karışımıyla yeni bir ırk yaratma girişimi sonuçsuz kaldıysa da, Yunan kültürüne yatkın, ama Doğu'ya özgü yeni bir soylu sınıfı ortaya çıktı.
    Kendisini ve askerlerini en güç işlere yöneltmeyi başaran güçlü bir irade ve yetenekle esnek bir düşünce yapısını birleştiren İskender, koşullar gerektirdiğinde geri çekilmeyi ve değişiklikler yapmayı bilen bir kişiydi. Düş gücü ve romantizmi kendisini Herakles, Akhilleus ve Dionysos gibi kahramanlarla özdeşleştirmesine yol açacak ölçüde güçlüydü. Çabuk öfkelenme, acımasızlık ve inatçılık gibi özellikleri uzun seferlerde daha çok ortaya çıkıyordu. Güvenmediği kişileri hiç sorgulamadan öldürmekten çekinmemesine karşın, adamları onun peşinden gidiyor, ona bağlı kalıyor ve güçlüklere katlanıyordu.
    Dünyanın en büyük askeri dehaları arasında sayılan İskender, değişik kuvvetleri bir arada kullanmada ve düşmanın yeni savaş biçimlerine yeni taktiklerle karşı koymada son derece ustaydı. Yaratıcılığıyla, savaşın sonucunu belirleyecek fırsatları değerlerdirmeyi çok iyi bilirdi.
    İskender'in kısa süren hükümdarlığı, Avrupa ve Asya tarihi açısından önemli bir dönüm noktası sayılır. Seferleri ve bilimsel araştırmalara merakı, coğrafya ve doğa tarihi gibi konulardaki bilgilerin gelişmesine katkıda bulunmuş, ayrıca büyük uygarlık merkezlerinin geliştirdiği bilgi birikiminin ortak bir potada kaynaşmasına zemin hazırlamıştır. Siyasal açıdan olmasa bile, ekonomik ve kültürel açıdan Cebelitarık'tan Pencap'a uzanan, ticarete ve toplumsal ilişkilere açık bir imparatorluk kurduğu ve ortak sayılabilecek bir uygarlığa ve bir lingua franca{*) olarak Yunan Koine lehçesine dayalı yeni bir dünya meydana getirdiği söylenebilir.
    Sonucçta İskender kendisinin Herakles'in soyundan geldiğini benimsemesi ve kendisini tanrısallaştırması onun halkın gözündeki büyüklüğünü ifade etmekteydi.Temsil edilen figürlerinde bile kendisini Amon gibi koç boynuzu ile,Herakles gibi Aslan başlı postuyla göstermektedir.

    İskender (Alexander the Great III), kral Philip II ve kraliçe Olympias'ın oğlu olarak M.Ö. 356 yılında Makedonya'nın başkenti Pella'da dünyaya geldi. Annesi ölümden sonraki hayat ve ruhlar alemiyle çok ilgiliydi. İskender daha küçüklükten itibaren yunan savaş efsaneleri, Akhilleus ve Herakles'in kahramanlıklarını dinledi, bunlarla büyüdü. Akhilleus ve Partoklos arasındaki ilişki ilgisini çekmişti. Philip II, İskender'in silahlı ve silahsız savaş eğitimini 13 yaşındayken başlattı. Aynı zamanda yunanlı büyük filozof Aristo'dan (Aristotle, M.Ö. 384-322) dersler alıyordu. Genç Aristo ona bilim, tıp, edebiyat ve filozofi öğretirken, devlet yönetimiyle ilgili de bilgiler veriyordu. İskender daha o zamandan küçük şehirlerden oluşan büyük devlet modelinin yanlış olduğuna karar verdi. İskender eğitim sırasında vaktini çocukluk arkadaşı Hephaestion ile geçiriyordu. Hephaestion, çok güzel bir çocuktu. İskender'in çocukluk aşkıydı ve ölünceye kadar da hiç ayrılmadılar. Birgün üzerine hiçbir biniciyi bindirmeyen, ehlileştirilmesi imkansız bir at gördü. Bu atı Tesalya'lı Philonikos, İskenderin babasına hediye olarak getirmişti ve tam 338 kilo altın değerindeydi. İskender, bu simsiyah ve çok güzel atın alnındaki beyaz yıldız işaretine baktı ve ata sahip olmak istedi. Babasından atı isteyince de atın çok huysuz olduğunu, kendisine başka bir at seçmesini söyledi babası. İskender atı sevmişti. Atı ilgiyle inceledi. Onun kendi gölgesinden ürktüğünü görünce başını güneş'e doğru çevirdi ve ona alçak sesle tatlı şeyler söyledi. Sonra onun üzerine bindi ve at binicisini üzerinden atmadı. İskender ata Boğakafalı anlamına gelen Bucephalus ismini verdi (Bu=Boğa, Cephalas=Kafa). Arnavutça da Buce pela= Dişi At demek olsa da bu atın erkek at olduğu söylenir. İskender gittiği heryere bu atı götürecekti. M.Ö. 340'ta Philip II asilerle savaşmak ve isyanı bastırmak için Bizantium'a gitti. Babası uzaklardayken Trakyalılar da ayaklandılar. Aristotle İskender'e bu ayaklanmayı bastırmasını öğütledi. İskender ordusuyla gidip bu ayaklanmayı başarıyla bastırdığında 16 yaşındaydı. Ele geçirdiği kalenin ismini de "Alexandroupolis" olarak değiştirdi. Philip Makedon güzeli Cleopatra ile aşk yaşamaya başlayınca İskender'in annesi Olympias buna çok kızdı ve kocasını terketti. M.Ö. 336'da Philip II suikaste kurban gidince (bu işte karısının parmağı olduğu söylenir), İskender 20 yaşında tahta geçti. Babasının katillerini öldürttü ve kral olur olmaz eskiden beri sürekli aklında olan fetih hazırlıklarına girişti ve bu hazırlık iki yıl sürdü. Bu süre boyunca kendisine karşı çıkan yaşlı ve nüfuzlu kimseleri öldürttü. Ordusu fazla büyük değildi ama iyi eğitimli ve donanımlıydı. Pekçok mühendis, mimar, bilimadamından oluşan bir takımı da ordusuna dahil etti. İskender ilk iş olarak ordusuyla Perslere karşı savaşa geçmek üzere Çanakkale Boğazı'na geldi. 35 bin Makedonyalı ve 7600 yunanlıdan oluşan ordusuyla karşıya geçti. Teknesi karşı kıyıya yaklaşınca mızrağını karaya doğru fırlattı. Mızrak yere saplandı. İskender karaya çıkınca mızrağını yerden çıkararak bütün Asya'nın Makedon mızrağıyla fethedileceğini ilan etti. Büyük Pers ordusunun başında kral Darius III vardı ve İskender'in ordusunu yoketmek üzere bütün askerlerini toplamıştı. İki ordu Truva harabeleri yakınındaki Granicus nehrinde (Biga Çayı) karşılaştı. Çayı geçerek Perslerin direkt üstüne yürümek isteyen İskender'e komutanları karşı çıktı. İskender ise "Buraya gelmek için koca Çanakkale boğazını geçmişken, önümüzdeki bu sığ çay mı bizi durduracak. Bu çay karşısında gerilersek Çanakkale Boğazı utancıdan kızarır" deyince bütün ordu karşıya geçti. Pers ordusunu bozguna uğrattıktan sonra Truva harabeleri önlerine geldiklerinde Hephaestion ile birlikte burada etrafı incelediler. Eskiden beri Akhilleus'un kahramanlıkları ile büyüdüğünden burada birsüre kaldılar. İskender, Akhilleus'un mezarını ziyaret edip kurbanlar sundu. O zamanın geleneklerine bağlı olarak çıplak olarak Akhilleus'un mezarının etrafında koştu ve ona bağlılığını ve hayranlığını gösterdi. Daha sonra ordusuyla birlikte Gordion'a yöneldi. Gordion, Sangarius (Sakarya) ırmağından geçen Pers kraliyet ordularının yolundaki bir kent idi. Gordion'daki (Gordium) düğümün efsanesini İskender biliyordu. Vaktiyle Kral Gordius gelecekte birgün bu düğümü çözenin Asya'nın fatihi olacağını söylemişti. Düğüm, bir öküz arabasının öküzlerinin bağlandığı tahtaya bağlı, halatın ucu gözükmeyen, çözülmesi imkansız bir düğümdü. İskender elleriyle düğümü çözemeyince kılıcıyla halatı bir hamlede kesip düğümü yoketti. İskender güney-doğuya doğru ilerledi ve burada Issus ırmağında Darius III ile ikinci defa karşılaştı. Kral Darius III, İskender ve ordusunun yaratacağı tehlikeyi bildiğinden yarım milyonluk ordusuyla bekliyordu. Savaş alanı çok dar bir yerdi ve İskender bunu iyi kullandı. İskender'in ordusu 13'e 1 oranda daha küçük olduğu halde başarılı bir taktikle Pers ordusunu bozguna uğrattı, kral Darius III ordusunu bırakarak dağlara kaçmak zorunda kaldı. Burada İskenderun şehrini kurdu ve bir yıl kadar kaldı. Bu süre içerisinde ordusuna asker ilave edip dinlendi. Pers ordusunu yenip Asya fatihi olması için kral Darius III'u öldürmesi gerekiyordu. Darius III'u yenip Asya fatihi olmak üzere ilerlemeye devam etti. İskender güneye Finike sahillerine geldi. Bölgede kendisine karşı çıkan bir ada şehri olan Tir'i kuşattı. Makedon dalgıçlar Fenike'lilerin sualtına koydukları savunma hazırlıklarını sualtında tahrip ederken, İskender bu operasyonu camdan kayık benzeri büyük kavanozun içinden seyreder. Dalış çanlarının tarihteki ilk kullanımını İskender başlatmıştır. Tir şehri 7 aylık kuşatmadan sonra M.Ö. 332 Temmuzunda düştü. İlerleyerek Gaza bölgesinden geçerek Mısır'a geldi (M.Ö. 331). Mısır'lılar Pers'leri yenen İskender ve ordusunu büyük bir coşkuyla karşıladılar. 300 yıldır Pers egemenliği altında yaşayan Mısır'lılar zamanın geldiğinde birisinin gelip kendilerini kurtaracağına eskiden beri inanıyorlardı. İskende Mısır'a geldiğinde koşullar bunun için çok elverişliydi. İskender burada ilk büyük şehri İskenderiye'yi kurdu. M.Ö. 331 baharı Amon-Ra tapınağını ziyaret ederek hacı oldu. Mısır firavunluğunu tescillemek için tehlikeli çöl yolculuğunu göze alarak uzaktaki bir Zeus tapınağında bulunan bir kahine gitti. Yol boyunca yağan yağmur sayesinde yolculuk rahat geçti. İskender kahinin huzuruna gelince kafasını kurcalayan iki şeyi sordu. Babası gerçekten Zeus'muydu? Dünyanın en büyük fatihi olabilecek miydi? Kahin, babasının Zeus olduğunu ve dünyanın gelmiş geçmiş en büyük fatihi olacağını söyledi. Bu yüzden artık İskender fethettiği her yerde bir tanrı gibi karşılanacaktı. Bazı tarihçilere göre Amon kahini İskender'e "Paidion" (oğlum) diyeceği yerde dili sürçünce "Pai Dios" (tanrının oğlu) demişti! Mısır'a döndüğünde firavun gibi karşılandı. Mısır'da kaldığı süre boyunca Darius'la yazıştı. Darius ona barış önerdi. İskender ise bütün Pers ülkesini istediğinden barış teklifini geri çevirdi. Darius daha sonra İskender'e Anadolu'dan çekilmesini, Fırat'ın batı yakasındaki toprakları, 260 talent altın ve kendi kızını teklif etti. İskender'in yakın arkadaşı Parmenion "Ben İskender olsaydım bu teklifi kabul ederdim" dedi. İskender'in cevabı "Ben de Parmenion olsaydım kabul ederdim" oldu. İskender Mısır'da yeni ve büyük bir kent kurmaya karar verdi. Kentin planını bir alana un dökerek çizdirdi. Kuş sürüleri gelip bu undan çizgileri yemeye başlayınca kahinler yeni kentin çok zengin olacağını söylediler. Böylece MÖ. 331'de İskenderiye'yi kurmuş oldu. Ordusuyla Filistin bölgesinden geçerken Gazze'yi ele geçirdi. Burası pahalı bitkilerin diyarıydı. İskender çocukken dini törenlerde kullanılan hoş kokulu buhuru avucuna doldurarak ateşe atmıştı. Zor bulunan buhuru ateşe atıp yoketmesine çok kızan dadısını hatırlayan İskender, 2600 kilo buhuru Gazze'den Makedonya'daki dadısına gönderdi. Dadısına verilecek küçük notta şu yazılıydı: "Artık tanrılara karşı cimrilik etmezsin". İskender daha sonra Tigris nehrine yöneldi. M.Ö. 331 yılında üçüncü defa Perslerle karşılaştı. İskender'in ordusu 40 bin asker 7000 atlı süvariden oluşuyordu. Darius III'un ordusu 1 milyon civarındaydı. İskender'in komutanları gece Pers ordusunun kamp ateşlerini gözleyerek gece saldırı planı yaptılarsa da İskender gece saldırmayı reddetti. Ona göre gündüz saldırırlarsa ve yenerlerse Persliler bir daha asla Makedonya'lılara karşı bir ordu toplamaya cesaret edemezlerdi. Ertesi gün, M.Ö. 331'in 1 Ekim'inde Gaugamela düzlüklerinde (Kuzey Irak'taki İrbil) kalabalık Pers ordusunu zeki bir saldırı planıyla bozguna uğrattı. Pers kralı Darius, İssus'ta yaptığı gibi burada da kaçarak kurtuldu. Pers başkenti Babil'e girdi ve burada gördüğü mimariden, sanattan herşeyden etkilendi. Buna karşılık Perslerin gözde sarayı Xerxes'i de Perslerin kendisine gösterdiği başkaldırıya son vermenin şerefine Parmenion'un bütün uyarılarına rağmen yakarak yoketti. İskender Babil'de simsiyah olan ilginç bir sıvıya rastladı. Bu petroldü. Bir asker sıvıyı bir çocuğun üzerine sürerek denemek istedi. Kral, çocuğun istediğ üzerine buna izin verdi. Çocuk meşaleden alev alınca da kurtarılamadı.İskender daha sonra Darius'un peşine düştü ve onu ölü olarak buldu. Onu öldürenlerin başında Darius'un kendi adamlarından Besseos vardı. İlk önce Dairus'un katillerini öldürdü, sonra da kral Darius III için büyük bir cenaze töreni tertipledi. Arkasından kendi ordusundaki tüm yunanlı askerleri serbest bıraktı. Çünkü o yunanlı bir Asya fatihi olarak değil Makedonyalı bir Asya fatihi olarak anılmak istiyordu. Darius'un ölümüyle Zerdüşt dininin tanrısı Ahura Mazda etkisini yitirdi ve yerine batıdan gelen yeni "Ari tanrı" İskender, Pers krallığının koruyucu tanrısı sayıldı. Teb şehrine girerek şehri ortadan kaldırdı. İskender'in Hephaestion'a duyduğu aşk kadınlara olan ilgisini azaltmamıştı. Pers prensesi Roxane ile evlendi. İskender'in bir diğer aşkı ise işgal ettiği Pers sarayında rastladığı harem ağası Bagoas idi. Bagoas, İskender'in ölümüne kadar onunla heryere birlikte gitti. Bu arada İskender yastığının altından Homeros'un İliyada'sını hiç ayırmıyordu. İskender Babil'i çok sevdi ve uzun süre burada kaldı. Babil'de kaldığı sürece doğunun yemekleri, kıyafetleri ve yaşantısını çok benimsemesi, komutanlarını dışlaması, ona karşı cephe alınmasına sebep oldu ve türlü münakaşalar yaşadı. Bir sürü asil arkadaşını katletti, bazılarını öldürdükten sonra çok pişman oldu. Daha sonra işgal etmediği daha doğudaki Hindistan'a ilerlemek üzere ordusuyla harekete geçti (M.Ö. 327). Bu arada hırsızlar İskender'in artık emekliye ayrılmış atı Bucephalus ile birlikte pekçok atı çaldılar. İskender o kadar kızdı ki, eğer atını derhal geri getirmezlerse civardaki bütün köy ve şehirlerdeki insanları kılıçtan geçireceğini söyledi. Birkaç gün sonra hırsızlar atları geri getirince İskender hırsızlara ödül verdi. Bucephalus'a kavuştuğu için de çok sevindi. Bu arada Hintli Porus, İndus Irmağının karşısında 200 fili ve 25 bin askeriyle İskender'i bekliyordu. Daha önce hiç fil görmemiş İskender'in askerleri korksalar da Porus'un ordusunu bozguna uğratabildiler, Porus ve kalan ordusu daha sonra İskender'in ordusuna katıldı. İskender, fethettiği yerin idaresini daha önce yaptığı gibi kendisine bağlı kalacak şekilde Porus'a devretti. Hatta fazladan işgal ettiği yerleri de ona verdi. Bu sefer sırasında üzerinden hiç inmediği sevgili atı Bucephalus yaralandı ve öldü (M.Ö. 326). Atın öldüğü yerde bir mezar yaptırdı ve mezarın etrafına da bir şehir kurdu ve bu şehre atının ismini verdi (bugünkü Bukefaleia (Jhelum) şehri, Pakistan). Daha güneye giderken yolda rastladığı brahman rahipleri ve hintli filozoflarla oturup uzun uzun konuştu. Onlara çok saygı gösterdi. Bu sayede yüzyıllar binyıllar boyunca Hindistan'da korkusuz, büyük ve iyi bir kral olarak hatırlanacaktı. Ordusuyla birlikte ırmak boyunca ilerlerken Malli isimli çok savaşçı bir köye rastladı. Burada zırhını delip göğsünden aldığı bir ok yarasıyla ağır yaralandı. Komutanlar kendisini Babil'e geri dönmeye çok zor ikna ettiklerinde Indus'ün ağzına ulaşmışlardı (M.Ö. 325). Ordu gerisin geriye Babil'e dönüşe başladı. Susa'ya geldiklerinde büyük bir zafer şöleni tertiplediğinde biraz iyileşmişti. Kendisi de dahil olmak üzere 80 asil arkadaşı, oranın yerlilerinden asil İran'lı kızlarla evlendiler. Daha sonra da Makedonya'lı savaş gazilerini serbest bırakıp ülkelerine dönmelerine izin verdi. Kontrolü olduğu bütün yerlerde Perslilere Makedon kültürünü öğretilmesi için bir eğitim programı başlattı. Babil'e dönüş yolunda M.Ö. 332'de sıcak iklim ve sivrisinekler yüzünden sıtmaya yakalandı. Hastalığı ve ateşi 10 gün sürdü. M.Ö. 332'de 13 Haziran'da vücudu daha fazla dayanamadı ve kendisinden sonra krallığını idare edecek birisini söylemeden öldü. Öldüğünde 32 yaşındaydı. O öldükten sonra imparatorluğu dağıldı. Ölümünden 40 yıl kadar sonra eski topraklarının üzerinde sadece üç krallık hüküm sürmekteydi: Makedonya, Mısır ve Asya krallıkları. İskender'den sonra 200 yıl boyunca varlığını korumayı başaran Makedonya krallığı, M.Ö. 2. yüzyılın ortalarına doğru iyice güçlenmeye başlayan Roma'nın karşısında gerileme sürecine girdi. Bu ezici güce dayanamayıp M.Ö. 149'da çökerek Roma'nın bir eyaleti haline geldi. Kayıtlara göre Sezar döneminde İskenderiye'de 700 bin cilt yazma bulunuyordu. Kütüphane, 4. yüzyılda yobazların çıkardığı bir ayaklanma sonucunda yakılarak yokedildi. Kur-anı Kerim'de anlatılan Zülkareyn'in İskender'in ta kendisi olduğu söylenegelmiştir. Bu yüzden pekçok yerde İskender'e Zülkareyn denmiştir. Divan edebiyatında onun için İskendernameler yazılmıştır.

    Tarihte ilk kez bir krala isminin önüne "büyük" sıfatı konarak "Büyük" dendi. Julius Sezar, Cleopatra, Louis XIV ve Napoleon gibi kendisinden sonra gelen, tarihteki bazı büyükleri etkilemiştir.


    Hiçbir fatih Büyük İskender kadar büyük düşler kurmadı. Makedonyalı savaşçı kral, İ.Ö. 4. yy.'da 50 bin askerle dünyanın en güçlü diyarı Pers İmparatorluğu'na saldırdı ve 10 yıldan uzun bir süre, on milyonlarca insana boyun eğdirerek 3 kıtada hüküm sürdü.

    İskender, İ.Ö. 323 Haziran'ında, 33. doğumgününe altı hafta kala öldüğünde imparatorluğu Balkanlar'dan Himalayalar'a uzanıyordu; şimdiki Yunanistan, Türkiye, Libya, Suriye, Ürdün, İsrail, Mısır, Irak, Kuveyt, İran, Afganistan, Pakistan, Hindistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Tacikistan'ın bazı bölümlerini de içine alan, eşi benzeri görülmemiş bir krallık. İskender, 'emperyalist' başarılarına rağmen hep eski Yunanlılar'ın 'pothos' olarak adlandırdığı, tutkulu melankolik bir karakter olarak görüldü. Bir keresinde, saray filozofu Anaxarchus ona evrende sonsuz sayıda dünya olduğunu açıkladığında ağlamaya başlamıştı: "O kadar çok dünya var ki! Ve ben henüz bir tanesini bile fethetmedim
     

Bu Sayfayı Paylaş