büyü dükkanı

'Aşk Hikayeleri' forumunda maviboncuk tarafından 22 Şubat 2009 tarihinde açılan konu

  1. maviboncuk

    maviboncuk Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    büyü dükkanı konusu

    Uzak diyarlardan birinde bir ülkede, yemyeşil tepelerin arasında, kışın bembeyaz bir kar örtüsü ile, baharda rengarenk kır çicekleri ile kaplanan bir vadi vardı. Ortasından küçük bir ırmagın geçtigi bu vadi "Büyülü Vadi" olarak anılırdı. Ona bu adı veren ise, vadideki ilginç bir dükkan ile, bu dükkanda yaşananlardı. Ünü ülkenin dört bir yanına yayılmış olan dükkanın adı "Büyü Dükkanı" idi. Büyü Dükkanı' nın sahibi, ak saçlı, ak sakalı bir ihtiyardı. Burası, aynı zamanda onun yaşadıgı yerdi. Bu nedenle, dükkanın dışarıdan görüntüsü tıpkı bir ev gibiydi. Üç tarafında da yesil çerçeveli pencerelerin oldugu, tamamı ahşaptan yapılmıs olan bu binaya, bir verandadan giriliyordu. İçeri girer girmez, ilginç eşyalarla donanmış oldukca geniş bir oda ile karsılasıyordunuz. Büyük bir kütüphane, üzerlerinde çok sayıda eşyanın bulundugu raflar, masa ve konsollar dükkanın dört bir tarafını kaplıyordu. Ancak bu kalabalık görüntü içinde çok etkileyici bir düzen göze çarpıyordu. Bütün eşyalar, belli bir estetik içinde duruyor ve bu estetik hiçbir zaman bozulmuyordu. Büyü Dükkanını çevreleyen pencereler, içerdeyken bile günün aydınlıgına ve vadinin güzelligine hakim olmanıza izin veriyordu.

    Dükkanın içinde, arka taraftaki bölmeye açılan bir kapı vardı. Bu bölmede mutfak, banyo ve yatak odası bulunuyordu. Dükkana gelen müşteriler, arka tarafa acılan kapıyı daima kapalı görürlerdi. Her insanın, yaşamında çok istedigi ancak sahip olamadıgı bir şeyler vardır. Ya da sahip olup kaybettigi şeyler.. Bazen de sahip oldugu ancak kurtulmak istedigi şeyler... İşte bütün bunlar, o ülkede yaşayan insanların bir kısmı için, Büyü Dükkanı'na gelme nedeniydi. Bu dükkanda, isteklerinizi sınırlamak zorunda degildiniz. Müsteriler, hayal edebildikleri herşeyi isteme ve alma hakkına sahiptiler. Tabii, bedelini ödedikleri takdirde... Her yerde oldugu gibi bu dukkanda da almak istediginiz seyin bir bedeli vardi. Bu bedelin ne olacagı, dükkan sahibiyle yaptıgınız pazarlık sonucunda ortaya çıkardı. Ancak, Büyü Dükkanı'nda maddi bedellerin hiç bir hükmü yoktu.

    Bazı müşteriler birşeye sahip olmak için ödenebilecek tek bedelin para olabilecegi düsüncesiyle, cepleri kabarık gelirlerdi. Oysa burada yapılan pazarlıklar, günlük yaşamdakilerden biraz farklı olur ve pek çok müsteriyi şaşırtırdı. Dükkan sahibi yaşlı adam, her sabah gün agarırken kalkar, kendine büyük bir fincan kahve yapar ve bir insanın isteyebilecegi her şeyin var oldugu dukkanıyla gurur duyarak kahvesini yudumlardı. Sonra da pencerelerinin perdelerini sonuna kadar açarak, sallanan koltuguna oturur ve içeri dolan gün ışıgının yardımıyla okumaya başlardı. Büyü Dükkan'ında satıcı olmak bilgelik isterdi. O güne kadar dükkana gelen hiçbir müşteriyi geri çevirmemişti, dükkan sahibi. Herkes, çok istedigi bir şeye sahip olmak ugruna onca yolu göze alarak gelir ve mutlaka alabilecegi en iyi şeyi almış olarak çıkardı.

    Ama genellikle aldıgı şey istedigi şeyden çok farklı olurdu. Yaşlı adam ara sıra, okudugu kitaptan başını kaldırır, yolu gören pencereye bir göz atardı. Eger bir müşteri geliyorsa, onu ta uzaktan yakalayıp, dükkana yaklaşana kadar izlemeyi severdi. Bu, onun için zihinsel bir hazırlık süreciydi. Bu süre içinde zihnini, biraz sonra gelecek olan müsteriyi iyi anlayabilmek için boşaltırdı. Sabah dışarı baktıgında, yagan karın yolu iyice kapattıgını gördü. Bu havada gelen giden olmaz diye düsünüp, hüzünlendi. Büyü Dükkanı, hemen hergün bir müşteri agırlardı. Ancak, yılda birkaç kere de olsa kimsenin ugramadıgı günler olurdu.

    Yaşlı adam, bugünün de bunlardan biri olmasından korktu. Nedense işsizlik içini ürpertmişti. Tam o sırada uzakta bir karartı gördü. Kar beyazının kamaştırdıgı gözlerini kırpıştırıp tekrar baktıgında, bunun yaklaşmakta olan bir insan oldugunu anladı. Içini bir sevinç kapladı. Gidip sobasına bir odun attı ve tam pencerenin karşısındaki sallanan koltuga oturup, müşterisini beklemeye koyuldu. Kış mevsiminin bu soguk gününde epeyce üşümüş, yorgun düşmüş olmalıydı. Kapının önüne gelinceye kadar, gözlerini hiç ayırmadan izledi onu. Iyice kulak kabarttı. Üç basamakla çıkılan, ahşap zeminli verandadaki ayak seslerini ve onlara eşlik eden gıcırtıyı duymaktan çok hoşlanırdı. Bekledigi kişinin ayak sesleri ikinci basamakta kesildi. Müşteri çalmadan, kapıyı açmamayı prensip edinmişti yaşlı adam. Çünkü, hemen herkes o kapının önünde durup, bir kez daha düşünürdü. Kapıyı çalmaktan vazgeçip dönenler, az da olsa olmuştu. O gün de aynı şeyi yaptı.

    Sonunda kapı çalındı. Açtıgında, karşısında soguktan kızarmış elleriyle atkısını çıkarmaya çalısan bir erkek gördü. "Iyi sabahlar, girebilir miyim?" diye sordu müsteri. Dükkan sahibi, müşterisini içeri aldıktan sonra, ısınması için ona bir kahve ikram etti. Sessizce kahvesini içerken etrafı seyreden adam, karşısında oturan yaşlı satıcının ikna edilmesi pek güç olmayan biri oldugunu düşündü. Herhalde o da müşterisini anlar, onun haklı istegini geri çevirmek istemezdi. Acaba Büyü Dükkanı'ndan çıkarken istedigi gibi bir alışveriş yapmıs olacak mıydı? Bir süre söze nasıl başlayacagını bilemedi. Belki de dükkan sahibinin bir şeyler söylemesi gerekirdi. Ancak karşısında, sabırlı bir ifade ile müşterisinin gözlerinin içine bakarak oturan satıcının, alışverişi başlatmaya niyetli olmadıgını anladı. Bu sabırlı bekleyiş, onda hem cesaret hem de yumuşak etki yarattı. Anlaşılan, başlangıç sözleri kendisinden bekleniyordu. Sonunda, fazla düşünmeden aklından ilk geçeni söyleyiverdi, "Ününüzü duyunca çok uzaklardan kalkıp geldim buraya. İstedigim şeyi, bir tek sizin dükkanınızda bulabilecegimi söylediler.

    Karşılıgında ne isterseniz vermeye hazırım!" Dükkan Sahibi, "İstediginiz şeyin ne oldugunu ögrenebilir miyim?" diye sordu. Müşteri devam etti, "Bakın, ben ellibeş yaşındayım. Yani yolun yarısını geçeli çok oldu. Söylemeye dilim varmıyor ama yolun sonuna yaklaştım galiba. Bu gerçege tahammülüm yok. Ben bugüne kadarki hayatımı geri istiyorum. Mümkün mu?" Dükkan Sahibi, "Elbette mümkün! Biliyorsunuz, Ancak tam olarak ne istediginizi anlayabilmem için, bana geri istediginiz hayatınızı biraz anlatabilir misiniz?" Dükkan sahibinin sordugu soru, müşteriyi iç dünyasına döndürmüştü. Gözünün önünden geçen sahnelerin kendi yaş***** ait oldugunu kabul etmek için kendini zorluyordu. Bütün görüntüler, bir kargaşa ve telaş içinde birbirlerine karışarak geçip gittiler ve geride yalnızca ıssız bir hüzün bıraktılar. Hüznünün yüzüne yansımasına engel olamayan müşteri, yaşli satıcının sorusu karşısında ancak şunları söyleyebildi, "Geçmiş yaşamımda birçok hata yaptım. Bunlar için pişmanlık duyuyorum.

    Yanlış kararlar verdim, kayıplara ugradım. Zamanı hovardaca harcadım. Bir gün bir de baktım ki, hayat yanımdan geçip gidiyor. Panige kapıldım ve bir çare aramaya başladım. Dostlarımla konuşmayı denedim. Beni teselli edip derdimi unutturmaya çalışanlar da oldu, yardım etmeye çalışanlar da. Ama hiçbiri kar etmedi. Kendimi çok mutsuz hissediyordum. Derken, bir gün birisi bana sizden ve Büyü Dükkanı'ndan söz etti. Bunu duyar duymaz Büyük bir umutla hemen yollara duşup size geldim. Kendimi çok çaresiz hissediyorum. Lütfen ellibeş yılımı bana geri verin!"Dükkan sahibi sorar, Yani, siz pişmanlık duydugunuz hayatınızı yeniden yaşamak mi istiyorsunuz?" Müşteri, "Elbette hayır! Ben yalnızca kaybettigim yıllarımı geri istiyorum. Eger bir şansım daha olursa aynı hataları tekrarlamayacagım!" Dükkan Sahibi, "Herhalde bunu çok istiyorsunuz." Müşteri, "Evet, hem de her şeyimi verecek kadar!" "Peki, benim size verecegim ellibeş yılın karsılıgında siz bana ne verebilirsiniz?" Müşteri, "Ne isterseniz?" "Sanki bunun için herseyden vazgeçmeye hazır gibisiniz!" Müşteri kararlıdır, "Hiç kuşkunuz olmasın. Su anda sahip oldugum herşeyden vazgeçebilirim. Yeter ki geride bıraktıgım yıllarımı bana geri verin!" Yaşlı adam, ellerini sakallarında dolaştırıken, kendini sallanan koltugunun devinimlerine bırakmıştı. Bir süre düşündü.

    Müşterinin, sabırsızlıkla, pazarlıgın bitmesini beklediginden emindi. Büyü dükkanna gelen kişiler, genellikle bir an önce istediklerini alıp gitmek için acele ederlerdi. Bu nedenle, yaşlı adam, pazarlıgın başındaki düşünce yolculuklarında yalnız kalırdı. Şu anda da, sessizligin yalnızca kendi işine yaradıgını biliyordu. Koltugu ile birlikte one dogru egilerek müşterisinin gözlerinin içine bakti ve agır agır konuşmaya başladı, "Beyefendi, her ne kadar siz ellibeş yıl karşılıgında bana herşeyinizi vermeye hazır olsanız da, ben sizden bir tek şey isteyecegim!" Belleginizi!" Müşteri şaşırır, "Anlamadım?" Dükkan sahibi, "Belleginizi dedim. Ellibeş yılın yaşantısını içinde barındıran belleginizi istiyorum." Müşteri, "Evet! anladım. İlginç bir bedel! Kabul ediyorum. Tamam alın bellegimi!" "Emin misiniz?" der, Dükkan Sahibi. Müşteri, "Neden olmayayım? Ellibeş yıl kazanacagım." "Belleginizi, içindeki her şeyle birlikte bu dükkanda bırakıp gideceksiniz. Ellibeş yılın tek bir anısını hatırlamayacaksınız! Buraya neden geldiginizi bile!" "Daha iyi ya! Her şeye yeniden başlayacagım." Dükkan Sahibi, "O halde, korkarım ellibeş yıl sonra buraya tekrar gelirsiniz. Tabii o zaman benim yerime, bir başkası size yardımcı olur." "Hayır hayır! Emin olun ki, şu dakika bellegimi size bırakıp ellibeş yılımı geri alacagım ve dükkanınızı, bir daha dönmemek üzere terk edecegim. Ve yine söz veriyorum, şu ana kadar yaptıgım hataların hiç birini tekrar etmeyecegim!" Dükkan Sahibi, "Isterseniz başka sözler vermeyin. Çünkü, az sonra, belleginizle birlikte bütün hepsini burada bırakıp gideceksiniz!" Yaşlı adamın son sözleri, müşterinin duraklamasına neden olmuştu. Bu sözlerin anlamını kavrayabilmek için bir kaç saniye düşünmek zorunda kaldı, "Nasil yani? Buradan çıktıgımda hiçbir şey hatırlamayacak mıyım? Sizinle konuştuklarımızı bile, Öyle mi? Yani hiçbir şeyi mi? Buraya neden geldigimi, sizin kim oldugunuzu" Yaşli adam, şu anda pazarlıgın sonuna geldiklerini hissediyordu.

    Karşısında oturan müşterinin yüzünde gördügü aydınlanma, pazarlık sahnelerinin en hoşlandıgı görüntüsüydü. Son sözleri müşterisinin söylemesini istedigi için bir süre sessiz kaldü ve bekledi. Bu seferki sessizligin, müşterisinin işine yaradıgından emindi. Onun aydınlanan yüzünün ortasında parlayan gözbebekleri, yaşli satıcı için, sessizligin içinden çikacak sesli bir çoskunun habercisi gibiydi. Gercekten de, konuşmaya başlayan müşterisi onu yanıltmadı, "Sanırım ne demek istediginizi şimdi anlıyorum. Eger ellibeş yılın bedeli bu ise, pes ediyorum. Bellegimden vazgecemem. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Bir kadının, çok istedigi bir yüzügü, saçları karşılıgında satın almasına Bana, Büyü Dükkanı'ndan almak istedigimden çok farklı bir şeyle çıkacagımı söylemişlerdi de inanmamiştim. Ben, bugüne kadar ki yaşamımı almak için gelmistim, ancak bugünden sonraki yaşamımı alıp gidiyorum! Size teşekkür ederim!" Dükkan Sahibi gülümser, "Bir şey degil! Güzel bir pazarlıktı. Hoşca kalın!" Yaşli adam, müşterisini gözden kaybolana dek izlerken, aklından Santayana'nin bir sözü geçiyordu,

    "GEÇMİŞİ HATIRLAMAYANLAR, ONU BİR KEZ DAHA YAŞAMAK ZORUNDA KALIRLAR!"


     

Bu Sayfayı Paylaş