Ayastefanos Antlaşması hakkında bilgi

'Tarihi Bilgiler' forumunda Mavi_Sema tarafından 20 Şubat 2011 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Ayastefanos Antlaşması hakkında bilgi konusu Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması ve Antlaşmanın Esasları

    Antlaşmanın Esasları

    Sırbistan ve Karadağ ve Romanya'ya bağımsızlık verildi. Görünüşte Osmanlılara bağlı, Büyük Bulgar Krallığı kuruldu.
    Osmanlı İmparatorluğu savaş tazminatı olarak Kars, Ardahan, Batum, Doğu Beyazıt ve Eleşkirt'i Rusya'ya verecekti.

    Rus siniri içinde kalan Müslüman halk isterse göç edebilecekti.

    Osmanlı Devletinden hem çok büyük topraklar koparmışlar, hem de Osmanlı Devleti, ülkede kalacak Hıristiyanlar lehinde ıslahat yapmayı Rusya'ya karşı taahhüt etmişti. Bir başka ifadeyle Osmanlı Devleti, antlaşmanın 14,15 ve 36.maddeleri ile bir bakıma Rusya'nın kendi iç işlerine karışmasına rıza gösteriyordu. Ayrıca bu antlaşma. Osmanlı-Rus ilişkilerinde de bir dönüm noktasıdır. Kars, Ardahan, Batum ve Bayezid'in terk edilmesi ile Rusya, doğudan. Anadolu içinde büyük tehlike arz eden bir kuvvet haline gelmiş bulunmakta idi. Başka bir ifade ile Rusya; bir taraftan Doğu Anadolu'da, Ortadoğu'ya hâkimiyet yolunda bir köprübaşı ele geçirirken, diğer taraftan da Ermeniler üzerinde nüfuzunu kuvvetlendirmiş oluyordu. Netice olarak,1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşının Rusya'nın başarısı ile sonuçlanması,"Ermeni Meselesi"nin şekillenmesine yarayan üç yeni faktör meydana getirmiştir:

    Ermeni Meselesi'nin Şekillenmesine Yarayan Faktörler

    1. Rus ordularının işgal ettikleri bölgelerde, Rusyalı Ermeni subay ve komutanların Osmanlı Ermenileri ile temasa gelmeleri ve onları, milliyet davasında destekleyecekleri kanaatini yaratmaları,

    2. Balkanlar'daki Müslüman olmayan Osmanlı toplumlarının bağımsızlıklarına kavuşturulması,

    3. Rusya'nın Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması'na sıkıştırdığı 16.Madde ile bir dereceye kadar Ermenilerin hami-si durumuna yükseltilmesidir.

    İngiltere'nin Korkusu

    Rusya bu 16.Maddede geçen "Ermenistan" tabiri ile böyle bir memleketin varlığını da Osmanlı Devleti'ne kabul ettirmiş oluyordu. Ancak bu antlaşma yürürlüğe girmeyecekti. Çünkü Rusya, Ortadoğu'daki devletlerarası dengeyi bozmuş idi. İngiltere'nin İstanbul'daki elçisi Layard da, Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması ile ortaya çıkan durumu ve endişelerini hükümetine bildiriyor, Batum, Kars ve Ardahan sancaklarının Rusya'ya verildiğini, böylece İngiltere'nin yüzyıllarca Karadeniz'den Kuzey İran'a gitmekte olan ticaret yolunun tehlikeli bir rakibin eline geçmiş olduğunu, aynı zamanda Rusya'nın Dicle ve Fırat deltalarına sarkmak çabası içinde olduğuna işaret ediyordu. Ayrıca bu antlaşma. Osmanlı - Rus ilişkilerinde de bir dönüm noktasıdır. Kars, Ardahan, Batum ve Bayezid'in terk edilmesi ile Rusya, doğudan. Anadolu içinde büyük tehlike arz eden bir kuvvet haline gelmiş bulunmakta idi. Başka bir ifade ile Rusya; bir taraftan Doğu Anadolu'da, Ortadoğu'ya hâkimiyet yolunda bir köprübaşı ele geçirirken, diğer taraftan da Ermeniler üzerinde nüfuzunu kuvvetlendirmiş oluyordu. Rusya ve İngiltere anlaşmanın hükümleri üzerine Avusturya'nın da muvafakatim alarak, ileride toplanacak kongrede görüşülecek konular hakkında bir görüş birliğine varmışlar idi.

    Elviye-i Selase'yi Ruslaştırma Çabaları

    "Elviye-i Selase" (Üç Liva) olarak adlandırılan Kars, Ardahan, Batum Bölgesi 1877 -1878 Rus Savaşı (93 Harbi) yenilgisinden beri, işgal altındaydı. Kars Ruslarca başkenti Tiflis olan Kafkas ötesi Genel Valiliğine bağlı bir vilayet olarak yönetiliyordu. Kars Bölgesi, Kars, Ardahan ve Oltu kazalarından oluşuyordu. İşgalden sonra başlayan ağır Ruslaştırma çabalarına rağmen yine Türk hüviyetini bir ölçüde koruyordu. Mesela, alışverişte Rus parasının yanı sıra Türk ve İran paralan da kullanılıyor, toprak işletme ve mülkiyet sisteminde eski kanunlar varlığını sürdürüyordu. İşgal döneminin Bölgeye getirdiği önemli bir değişiklik, yörenin demiryolu bağlantısı ile Kafkas ulaştırma sistemine girmesiydi. İşgalden sonra angarya ile askeri amaçlara yönelik bazı şoseler de yaptırılmıştı. Bir başka değişiklik de, halkın hukuki olarak çeşitli sınıflara bölünmek istenmesiydi. Rusya'nın öbür bölgelerinde olduğu gibi, bu bölge halkı da asilzadeler, ruhban, şehirliler ve köylüler adları altında dört sınıfa ayrılmak İstenmişti. Ayrıca, sistemli olarak uygulanan baskılar sebebiyle, Müslüman nüfus yarı yarıya azalmış,100.000'i aşkın insan Anadolu topraklarına göç ettirilmek zorunda bırakılmıştı.

    Kıbrıs Meselesi

    Diğer taraftan İngiltere, Osmanlı Devleti'ne başvurarak. Doğu Anadolu'dan gelecek bir Rus tehlikesine karşı imparatorluğu korumak ve yardım edebilmek için Kıbrıs adasının işgal ve idâresinin kendisine bırakılmasını ve yine Rus tehlikesine karşı bir tedbîr olmak üzere, Doğu Anadolu'daki Ermeniler için ıslâhat yapılmasını istiyor, bir taraftan da, eğer Osmanlı Devleti, Kıbrıs'ı vermeye yanaşmadığı takdirde, imparatorluğu Rusya ile aralarında taksim edeceğini belirterek Bâb-ı Âlî'yi tehdit ediyordu. İngiliz Hükümeti'nin Doğu Akdeniz'de üs olarak Kıbrıs'ı seçmesinde, Millî Savunma Bakanlığı'nın istihbarat başkanlığını yapan Albay Home'un verdiği raporun önemli rol oynadığı söylenmektedir. Bu rapora göre:

    1.İngiltere öyle bir bölgeye yerleşmeli idi ki. Burada idarenin Bâb-ı Âlinin elinden Londra'ya geçmesi sonucunda, Britanya'yı rahatsız edecek karışıklıkların ortaya çıkmaması ve aynı zamanda o bölgedeki servetlerin İngiltere ekonomisi için yararlı olması gerekiyordu,

    2.Askerî yönden, bu bölgedeki İngiliz kuvvetlerinin gerek Kafkaslar, gerek yukarı Fırat ve Dicle nehirlerinden yapılacak hücumlara karşı, derhal mukabele edebilecek durumda olmaları gerekti,

    3.Ekonomik bakımdan İngiliz imalâtçılarına Ortadoğu'da yaptıkları ticarette bir depo vazifesi görmeli idi.

    İşte bu ekonomik, politik ve askerî yönlerden İngiltere için en elverişli yer Kıbrıs idi. İngiltere'nin tehditleri karşısında, Osmanlı Devleti için Kıbrıs'ı vermekten başka çıkar yol görünmüyordu. Böylece iki devlet arasında İstanbul'da 4 Haziran 1878 tarihinde gizli bir anlaşma yapıldı, Anlaşmaya göre; Rusya, Batum, Ardahan, Kars veya zikredilen yerlerden birini elinde tutup da, ileride, her ne vakit olursa olsun, katî bir sulh muahedesi (yânî Berlin Muahedesi) ile tâyin olunan Osmanlı Devletî'nin Asya topraklarından bir kısmını daha zapt ve istilâya girişecek olursa, o takdirde İngiltere Devleti, zikredilen topraklan silâh ile muhafaza ve müdafaa etmek ü/ere Osmanlı Devleti ile birleşmeyi taahhüt eder. Buna karşılık Padişah Hazretleri de, Anadolu'da bulunan Hıristiyan ve şâir tebaanın iyi idare ve korunmaları hakkında ileride devletler arasında sonradan kararlaştırılacak olan lüzumlu ıslâhatı yapacağını, İngiltere Devleti'ne vaat eder ve İngiltere'nin kendi taahhütlerini yerine getirebilmesinde lüzumlu vâsıtaları temîn edebilecek bir hale koymak için Kıbrıs Adası'nı tahsis ve asker ikamesi ile idare etmesine muvafakat ediyordu. Bu gizli anlaşma ile İngiltere bir taraftan Kıbrıs'a fiilen yerleşiyor, diğer taraftan Doğu Anadolu'da bir nevi koruyuculuk ve müdahale hakkına sahip oluyor, Ermeni davası da, bir İngiliz davası haline geliyordu. Böylece, Osmanlı-Rus çatışması çok yönlü bir Avrupa meselesi haline dönüşmeye başlamıştı. Bunun sonucu olarak, İngiltere ve Avusturya'nın öncülüğü ile Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması'nın "Şark Meselesi" ile ilgili kısımlarını yeniden gözden geçirmek ve düzeltmeler yapmak için, Berlin'de devletlerarası bir kongrenin toplanmasına karar verildi. Rusya, yeni bir savaşı göze alamadığı için bu toplantının yapılmasını şartsız olarak kabul etmek zorunda kaldı. Böylece İngiltere, Berlin Kongresi'ne, Osmanlı Devleti'nin Rusya karşısındaki yenilgisinden doğan iki tehlikeyi de bertaraf etmiş olarak giriyordu.

    Ermeni Faaliyetleri

    Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması'nın imzalandığı 3 Mart 1878 tarihi ile Berlin Kongresi'nin toplandığı 13 Haziran 1878 tarihleri arasında, yani 3 ay süre ile Ermeniler de boş durmamışlardı. Ermeni Patriği Nerses Varjabedyan ve önde gelen Ermeniler Balkanlar'daki gayr-ı Müslim tebaanın bağımsızlık yolundaki faaliyetlerinin Doğu Anadolu'da da tekrarlanmasını istiyorlardı.

    17 Mart 1878 günü Patrik Nerses, İstanbul'da İngiliz Büyükelçisi Layard'ı ziyaret ederek, "Bir yıl önce Osmanlı idaresinden şikâyetimiz yoktu, ancak Rus zaferi şimdi durumu değiştirdi, Doğuda bağımsız bir Ermenistan istiyoruz. Eğer siz yardım edemezseniz bunu gerçekleştirmek için Rusya'ya müracaat ederiz." demiş, elçi Ermenistan'dan nereyi kastettiğini sorunca,"Van, Sivas, Diyarbakır ve Kilikya" diye cevap vermişti. Elçinin,"Evet ama bu yerlerin hiçbirinde çoğunlukta değilsiniz." demesi üzerine de,"Bunu biliyoruz, ama şimdi Rusya Doğuda topraklar kazanıyor, Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki güç dengesi değişti. Biz de geleceğimizi düşünmeliyiz." diye Ermenilerin amacını açıklamıştı.

    Patrikhane, bu teşebbüslerini sadece İstanbul'da yürütmüyordu. Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması'nın Berlin'de tadil edileceği haberini alan Patrik, kongreye katılacak bütün devletler nezdinde de yoğun faaliyette bulunuyordu. Bu amaç doğrultusunda Başpiskopos Horen Narbey, Rusya'ya giderek, Çar II. Aleksandr tarafından kabul edildi. Narbey, Çar'dan Osmanlı Ermelileri'ni himaye etmeye devam etmesini ve Berlin Kongresi'nde davalarım savunmasını rica etmişti. Eski Patrik Hrimyan başkanlığında bir heyet de Avrupa başkentlerini dolaşarak siyaset adamlarını Ermeni davasına kazanmak için propagandaya çıkmıştı. Bu heyetin elinde, Ermeni isteklerini belirten ve Türkiye'de Ermenistan kurulması için hazırladıkları bir proje vardı. Bu proje 7 maddeden müteşekkil idi ve özet olarak şu hususlara yer veriliyordu.

    Ermenistan Devleti Projesi

    Projeye ekli haritada, Erzurum ve Van vilâyetleri ile Harput (Elâzığ) sancağının Fırat nehrine kadar yerleri Büyük Ermenistan olarak gösteriliyordu. Trabzon-Batum arasında bulunan Rize'nin de Ermenistan'ın ihracat limanı olarak lüzumlu görüldüğü ileri sürülüyordu. Bu sınırlar içindeki yerlerin, Bâb-ı Ali tarafından tayin ve büyük devletler tarafından tasdik edilmiş bir Ermeni umumî valinin idaresine verilmesi, valinin Erzurum'da oturması ve bütün icra kuvvetlerinin başı olması, beş yıldan önce Bâb-ı Ali tarafından değiştirilmemesi belirtiliyordu.
    Umumî valinin, gelirlerinin %20'sini devlet hazinesine verdikten sonra geri kalanını yollar, okullar gibi umumî işlere harcaması,
    Şer'i mahkemelerin ancak İslâmlar arasındaki davalara bakabilmesi ve buna valinin müfettiş tayin etmesi, diğer davaların davacı veya davalılar ister İslâm, ister Hıristiyan olsun diğer mahkemelerde görülmesi ve bu mahkemelere tayinlerin umumî vali tarafından yapılması,
    Din ve mezheplere geniş hürriyet verilmesi,
    Asayişin jandarma ve milis kuvvetine dayanması, bunların umumî valinin emrinde olması ve Osmanlı Hükümeti'nin bunları istediği gibi kullanamaması,
    Vilâyette bir umumî meclisin bulunması, bu mecliste iki Ermeni ve iki de İslâm üye bulunması, meclisin her yıl toplanması, bütçeyi tasdik ile vergilerin alınma şeklinin kararlaştırılma yetkisinin bu mecliste bulunması, her beş yılda bir defa devlet hazinesine verilecek paranın bu meclis tarafından kararlaştırılması,
    Protokol'un imzasından üç ay sonra uygulanmaya konulacak nizamnamenin milletlerarası bir komisyon tarafından kontrol edilmesi şartları vardı. Patrik Nerses, bir taraftan Mençester Ermeni Komitesi Başkanı Karekin Papazyan'a gönderdiği bir mektupta, siyâsetlerinin Rusya'ya minnettar kalarak, İngiltere'den ümit ve onun sayesinde hedefleri olan maddî ve manevî refaha ulaşmak olduğunu belirtiyor, diğer taraftan 30 Haziran'da İstanbul'da İngiliz Büyükelçisi Layard'ı tekrar ziyaret ederek, projelerini Kongreye vermiş olduklarını ifâde ederek İngiltere'nin bu projeyi desteklemesini istiyordu".

    Aynen Kabul Edilen Madde

    Berlin Konferansı'nın ilk günlerinde Bismark Ermenileri iyi karşılamış, Avrupa devletleri de onlara sahip çıkmışlardı. Ancak İngiltere'nin kongrede ağır basması yüzünden Ermenilerin isteklerine sahip çıkan pek olmadı. Berlin Kongresi'nde Ermeniler'in müracaatı ilk defa kongrenin 4 Temmuz 1878 tarihli oturumunda, İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Salisbury tarafından ortaya atılarak ele alınmıştı. Fakat müzakere, Ermeni teklifi yerine, Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması'nın 16.maddesinin tadili ve Rusya'nın işgal altında tuttuğu yerleri tahliyesinin ıslahata bağlanması şartının kaldırılması şeklindeki öneri ile başladı. Neticede sunî Mesele, Ayastefanos Antlaşması'nın 16.maddesi fazla değişikliğe uğramadan Berlin Muahedesi'-nin 61.Maddesi olarak kabul edildi. Bu maddeye göre : "Bâb-ı Âlî, Ermeniler' in oturdukları vilâyetlerin mahallî şartları dolayısı ile muhtaç oldukları ıslâhat ve düzenlemeleri gecikmeden yapmayı ve Kürtler ile Çerkezlerce karşı emniyet ve huzurlarını korumayı taahhüd eder ve bu konuda alacağı tedbirleri sırası geldikçe devletlere tebliğ edeceğinden, adı geçen devletler de bu tedbirlerin tatbikine nezâret edeceklerdir. Böylece "Ermeni Meselesi",büyük devletlerin nezaretinde olmak üzere Osmanlı Devleti'nde yapılacak bir "Islahat Meselesi" halinde tespit edilmiş olunuyordu. Artık, Avrupa diplomasisinin en büyükleri 13 Temmuz 1878 tarihinde imzalanan Berlin Muahedesi ile"Hasta Adam" dedikleri Osmanlı İmparatorluğu'nun geri kalan uzuvlarını Avrupa'nın anatomi müzelerine dağıtıp fizyolojik denemeler yapmaya başlayacaklardı.

    Daha sonra Rusya'nın sıcak denizlere inme konusunda çok önemli gelişme kaydettiğini gören İngiltere'nin zorlamasıyla 13 Temmuz'da Berlin Kongresi yapıldı. Bu kongreye büyük ümitlerle katılan Osmanlı Heyeti'ne itibar eden olmaz ve kongre, Ayastefanos Antlaşması ile Rusya'ya tanınan bazı imtiyazların İngiltere'ye de verilmesiyle sonuçlanır. Osmanlı topraklarındaki Hıristiyan tebaanın iyi idare edilmesi ve korunması için padişah, İngiltere ile anlaşarak ıslahat yapacaktır.
     

Bu Sayfayı Paylaş