Ayıcı Ali Efsanesi / Ayıcı Ali Efsanesi Hakkında

'Masallar-Hikayeler-Destanlar' forumunda Mavi_Sema tarafından 23 Kasım 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Ayıcı Ali Efsanesi / Ayıcı Ali Efsanesi Hakkında konusu Ayıcı Ali Efsanesi

    Nasır tutmuş elleri yaba misali, bir eli normal bir insanın iki elinin büyüklüğünde, cüssesi uzun boylu iri yapılı nefesi rüzgar misali, kara kaşlarının altındaki masmavi gözler bakmak için değil görmek için anlamak için bakardı. Bu adam adıyla sanıyla lakabıyla Ayıcı Ali'ydi.
    Lakabını ayıların inine girerek eline ve koluna doladığı kalın keçeyi kendisine taciz edince saldırıya geçen ayının ağzına sokunca çenesi keçeden dolayı kilitlenen ayıları boynuz saplı keskin üçgen kamasını çok iyi kulanarak öldürmesiyle almıştı. Bazen yarım saate yakın büyük mücadele sonunda ayıyı öldürdüğü olurdu. Mağaranın etrafındaki bekleyenler bu büyük hesaplaşmanın sonucunu hep içleri ürperti dolu bacakları titreyerek bekler bu adama akıl sır erdiremezlerdi.
    Mağaranın içindeki canhıraş mücadele de ortaya çıkan sesleri duyanlar Ayıcı Ali'nin mağaranın kapısından iki metreden yüksek ayıyı yerde sürüyerek çıkışını görünceye kadar korkuları coşkun akan ırmaklar gibi hızlı yaşarlardı.

    Namı bütün köylere civarlara yayılmıştı. Tek silahı yanından hiç ayırmadığı otuz cm uzunluğundaki ucu adeta bir tığ kadar sivri üçgen biçimli ve uçtan geriye doğru oluklu olan el yapımı kaması ve her zaman kullandığı kendi yapımı olan keçesiydi. Kaması yıllar önce savaşta şehit olan dedesinden kalmıştı. El yapımı bu silah özel ustaların marifetli ellerinden şekillenip çeliklenmesi içinde at sidiğine batırılarak çelikleştilirmişti. Çünkü bu şekilde yapılan kesici bir aletin kestiği dokunduğu bir canlıyı zehirleyerek öldürme özelliği de vardı.

    Şalvarının yan tarafına asılı olan bu kama Ayıcı Ali'nin belinden hiç bir şekilde çıkmazdı. Hem silahıydı hemde dedesinden andaçtı, hatıraydı.

    Uzun boylu iri yapılı bir dev gibi görüntüsü olan bu adamdan hemen herkes çekinirdi. Cesareti ve yüreği büyüktü. Gözü kara ve dik bir duruşu her zaman üzerinde olurdu. Saniyelerle ölçülebilecek bir karar verme yetisine sahipti.

    Çevresindekiler ne kadar çekinselerde yardıma ihtiyaçları olduğunda Ayıcı Ali'nin yok demeyeceğini de iyi bilirlerdi. Yardıma koşan bir yapısı ve iyiliği her zaman üzerinde olurdu. Gücü kuvveti üç insana eşit bir durumdaydı. Bir çuval buğdayı sırtında yedi sekiz kilometrelik mesafedeki değirmene götürdüğü sıradan bir durumdu. Görenler şaşırmazlardı bu duruma alışmışlardı. Arada düğün dernek toplantılarına çağırıldığında önceden Ayıcı Ali için ayrıca sofra kurulurdu. Herkes saygısını gösterirdi ama bu adam da asla kimsenin iyi niyetini saygısını kötüye kullanmazdı.

    Arıcılık yapan uzaktan bir tanıdığı bir gün bal sağım sırasında karakovandan hasat olunan balın sıkma işinde yardım etmesi Ayıcı Ali'yi çağırdı. Sağım sırasında orada bulunanlar bal sıkım işine yardım ederken Ayıcı Ali'de onlara yardım ediyordu ama ellerinin büyüklüğünden beş altı kişinin yaptığı işi bir keresinde yapıyordu.
    Önünde ki leğen sıkılan balla dolunca baldan canı çeken Ayıcı Ali iki elini kürek gibi yaparak balı doldurup su içer gibi içmeye başladığında arının sahibinin gözü takıldı. Ayıcı Ali'nin bal içmesi demek leğende ki balın bitmesi demekti. Bir iki üç derken leğendeki bal bitmişti. Arı sahinin bu işe biraz canı sıkıldı, korkusundan bir şeyde diyemiyordu. Sadece söyleyebildiği;

    --Ayıcı çok pis boğazsın, fazlası dokunur ya yinede sen bilirsin, diyebildi. Oradakiler durumu kavramışlar gülmeye başlamışlardı.
    Leğendeki balı bitirince doyduğuna karar verip işi bitirmek için devam ettiler.

    O aksam Ayıcı Ali arıcıya yardım etmenin ve yediği balın etkisiyle evinin önündeki duvara yaslanmış tütününü sasarken gökyüzünü izliyordu. Hilal dolmak üzereydi dolunaya bir gün kalmıştı ama gece yalancı gündüze
    dönmüştü.

    Zaman zaman köylerde delikanlıların evlenme çağında istedikleri kızları aileleri vermeyince kız kaçırmak adettir. Çok büyük kavgaların yaralanmaların hatta ölümlerin olduğu olaylar her yerde yaşanırken Ayıcı Ali'nin bitişik köyünde de benzer bir durum yaşanıyordu.

    Bir yağız delikanlı istemişti sevdiceğini ama kızın ailesi tarafından reddedilmişti. Sevdiceği verilmeyince yağız delikanlı bir kaç gün mecnun olup dağı taşı gezdi sabahlara kadar yıldızların altında dolunayı izledi. Bir gece yine efkarlandı dolunaya bakarken sevdiğinin de dolunaya baktığını anladı.

    Sordu kaçarmısın benimle? diye ve aldığı cevap evet kaçarım oldu. Kararını vermişti büyük aşkını kaçıracaktı ama nasıl?
    Kim yardım edecekti tek başına olmazdı ya yakalanırsa gücü yetmezdi bir kaç kişiye karşı mücadele edemezdi. İki arkaşı yardım edeceklerdi ama yine de güçleri yetmezdi. Sevdiğinin erkek kardeşleri sayıca fazlaydı. Baskın yapıp kaçıracaklardı ama ya evdekilerin erken haberleri olursa yakalanırlarsa olayı yüzlerine gözlerine bulaştırırlarsa herkese rezil olurlardı. Arkadaşlarından birisinin Ayıcı Ali'den yardım isteyelim önerisine sıcak baktılar.

    Yaya olarak saatlik yorucu yolculuktan sonra son tepeyi aşarak Ayıcı Ali'yi evinin önünde tütün içerken buldular. Selamlaşıp dertlerini Ayıcı Ali'ye anlattılar. Ayıcı Ali bilirdi bu durumları ve çok kişiye de yardım etmişti.

    Ayıcı Ali gençlere tamam deyip hemen yola çıkmayı önerdiğinde gecenin yarısıydı. Yola koyulup giderken Ayıcı Ali gençlere eve baskın yapıldığında ilk işlerinin çadırın içindeki üç direği çok hızlı olarak çekip dışarı çıkmalarını ve çadırı evin üzerine göçürmelerini sıkı sıkı tembihledi.

    Hepsi aynı anda çok hızlı olarak çadırın içine girecekler gençler çadırın direğini dışarı çıkarmadan kızın yatağını önceden belirlediklerinden Ayıcı Ali'de kızı yatağı ile birlikte omuzuna atıp dışarı çıkartıp belirlenen istikamete koşmaya başlayacaktı.
    Gençlerde direkleri çıkarıp yere ev halkının üzerine göçüp yıkılan çadırın altından kalkacak kafalara direklerle vuracaklardı.

    Zaten birer kere vurabilirlerse kimsenin kalkacak halide kalmazdı. !!!

    Evin olduğu koyağın kenarında son konuşmalarını planın uygulaması yönünde tekrar kararlaştırlar. Çadıra sessizce iyice yaklaştılar. Kapıdan içeriye hep beraber aynı anda dalmalarıyla kapıya yakın yatmakta olan kızın yatağını döşeğin altındaki çulla beraber sarmalayıp omuzuna atması Ayıcı Ali için iki üç saniyelik bir olaydı.

    Kapıdan çıktığında gençlerde direkleri alttan yukarı doğru kaldırıp kendilerini dışarı atarken evdekilerin uyanmasıyla yerde yatanların üzerine kara çadırın yıkılması bir oldu. Gençler ellerindeki uzun çadır direklerinin ucundan tutarak çadırın altından kim kalkmaya çalışırsa çalışsın kafalarına birer kere vurmaları yeterliydi. Bu arada ev halkının koyakta ki canhıraş bağırmalar ortalığı velveleye vermişti.

    Kalkmaya çalışanlara birer kere vurulunca kimsede kalkacak hal takat kalmamıştı. Direkleri yere atıp Ayıcı Ali'nin peşinden belirledikleri yere doğru hızla uzaklaştılar. Eve baskın yapılması bir kaç dakika sürmüştü. Hızla
    koşmalarına rağmen Ayıcı Ali'ye yetişemiyorlardı.
    Sık ormanlarla kaplı bir boğazdan çıkmaya başladılar. Yarım saatlik koşturmanın ardından durup etrafı dinlediler. Çok ileride bir yerde bir ayak sesi duyduklarında tekrar hızlandılar. Bir süre daha nefes nefese koştuktan sonra Ayıcı Ali'ye omuzunda çulun içindeki yatakla beraber koşarken zor yetiştiler. Zatende belirledikleri yere gelmişlerdi.
    Düzlüğe çıkınca Ayıcı Ali gençlerin geldiğini gördü ve omuzundaki sarmaladığı kocama yatak yığınını yere bırakıp;

    --Gençler benim işim burada bitti ben gidiyorum. Beni görmediniz bu olaydan haberim yok, diyerek hızla uzaklaşırken delikanlı;
    --Ayıcı emmiii bekle hele başımız şimdi tam belaya girdi, diyerek arkasından koştu.
    Ayıcı Ali durup beklemeye başladı delikanlı yanına gelince;

    --Emiiiiii mahvoldum ben öldüm bittim, demeye başladığında Ayıcı Ali;
    --Hayırdır yav noldu? dedi.

    Delikanlı;
    --Emmi kurbanın olam yatağın içinde kızın yanında evin gelinide varmış ben ne yapacağım, diyerek ağlamaya başladığında Ayıcı Ali gecenin karanlığında gür sesiyle kahkahayı bastı;

    --Hele canım yav yatağın kımıştısı iki kişi gibiydi, dedikten sonra delikanlıyı sakihleştirip gelini eve yakın bir yere kadar götürmelerini tembihledikten sonra karanlıkta kayboldu.
     

Bu Sayfayı Paylaş