Atheizm nasıl bir inançtır?

'Diğer Dinler İnançlar' forumunda ASİ MARDİNLİ tarafından 28 Nisan 2009 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Atheizm nasıl bir inançtır? konusu Atheizm nasıl bir inançtır?

    İnançlar

    Bir inanç kılavuzu

    Nasıl bir inanç için?

    Düşünür ve yazar D. Michael Wheatley, bizlere Ateist olduğunu söylerken, yanısıra da inanmak istediği bir inancı ve Tanrı´yı aradığını da ima ediyor. Bu onun arzuladığı formattaki bir inanç ve Tanrı yani ona özgü bir görüş ve arayış. Fakat Wheatley´in söylediklerinin arasında bizlerin oturup uzun uzun düşünmemize neden olabilecek önemli saptamalar da var. Öylesine ki, bir ara kimin ateist, kimin inançlı olduğunu düşünmek zorunda kalıyorsunuz...

    Dean Michael Wheatley

    Geçmişe bakılırsa din, dünya çapında birçok tartışma, çoğalma ve öldürme sahnelerini içerir. Önce sormamız gerekir ki, dini bu kadar öfkeli ve kızgın yapan nedir? Beni eğer yanlış taraftaysam affedin, çünkü ben dini koruma, verme ve paylaşma olarak düşünüyorum. Din nedir? Benim inancıma göre, genel olarak insan kitlelerini etkileyen bir itikatlar birikimidir. Eğer Hıristiyanlığa bir dindir dersek, ki öyledir, milyonlarca insanın paylaştığı ve izlediği genel inançları görürüz. Peki bu tanım, dini açıklamak için gerçekten yeterli ve özgün müdür? Sayısız insanın kola içmesi ve alışkanlık düzeyinde kabul etmesi de elbette bir tanımlamadır ama bir kola içme dini vardır diyebilir miyiz? Buradaki ana faktör, dini açıklamada karşılaşılan başarısızlıktır ve orada tanrı veya put olan ruhsal bir varlığa tapınma vardır; bunu açıklamak ise zordur. İmkansız olan bir taşın veya tahtanın ruhsal bir varlık olduğunu kabul etmek veya o maddeye bize özgün müphem bir kişilik vermektir. Örneğin, Hindular veya Çinliler gibi çok sayıda heykele tapınmak, bir taşa veya cuma gecelerinde bir cam ikona tapmaktan farklı değildir. Sözcüklerimi duysalar Hinduların beni küçümseyeceklerini biliyorum ama imkansız gibi görünse de, bir kez daha bilimsel bir açıdan bakarak ruhsal bir eşya ile herhangi bir eşyayı ayırt etmeye çalışıyorum. Eğer, cansız bir eşyaya tapmayı haklı çıkaramazsak, doğal olarak orada olmayan birşeye tapmayı da haklı çıkaramayız. Bu birşey, siberuzaydan daha soyut olabilir, soyut olduğu için onu göremez, dokunamaz ya da varlığını tanımlayamazsınız.

    Ya dünyayı kimin, nasıl yarattığını bilseydim?

    Farklı dinler, buna farklı adlar verirler, bazıları Tanrı der, işte o soyut olan tüm dinin belkemiğidir. Onun olmadığı bir din veya inanç, omurgasız canlılar gibi dayanıksız, şekilsiz ve zayıftır. Burada dinin temelinin varolmadığı görülür, hepsinden öte eğer orada O yoksa, varoluş da olmaz. Ama dünyadaki herşey tutulur, görülür, hissedilirdir yani soyut değildir. O zaman soyut bir omurga ile somut bir omurganın arasında kalırız yoksa kalmaz mıyız? Bana birilerinin gülerek, "İyi ama söyle bakalım akıllım, dünyayı kim yaptı?" dediğini duyuyorum. Bunu birçok din adamı gibi ben de okudum ama bir samanı tutuyor gibi oldum. Bu çok soruya büyük bir çaba göstererek cevap arıyorum ve sonunda diyorum ki; "Nereden bilebilirim ki?" Eğer dünyayı ve uzayı kimin oluşturduğunu bilseydim, zamanımı boşa geçirmez, cahil, dar kafalı yobazları aydınlatmak için elimden geleni yapardım. Ama ben bir öğrenciyim, dinsel etkileri, kuruluşları ve dine çağırı yapanları anlamadan evvel, dini anlamalıyım. Ancak bundan sonra karar verebilirim fakat bu bilgi bana din kesiminden gelmemeli, tarafsız bir bilgiye ihtiyacım olduğunu düşünüyorum. Yine yukardaki soruya dönersek yani dünyayı neyin veya kimin yarattığı sorusunu düşünürsek, ben de şunu sorabilirim dünyayı bir tanrı yarattıysa (ve de herşeyi), tanrıyı dünyayı veya dünyaları yaratması için kim yarattı? Başka bir tanrı mı? Aklıma şöyle birşey geliyor; eğer bu doğruysa sonsuz sayıdaki güneş sistemleri kadar sonsuz sayıda tanrı mı var? Ama durun, sanırım saçmalıyorum...

    Dinin düşmanı açlıktır ama bağnazlık adına kullanılır;

    Lütfen hata yapmama izin vermeyin! Ben dini sevmiyor değilim, benim sevmediğim şey yaşamlarını sadece tapınmakla geçirerek ziyan eden insanlar. Hepsinden öte, onları bu hale getiren nedir? Evet bazı dindar insanların çok iyi ve hoş insanlar olduklarını görüyorum. bunu fiziksel anlamda söylemiyorum, bireysel bilgelikten söz ediyorum; örneğin kaç Hıristiyan rahibin katilleri ve hırsızları etkilediğini sanıyorsunuz? Bunun nedeni güncel yalanlardır, kabul ediyorum ki bir zamanlar birçok insan dinsel ortamda inançlarıyla huzur buluyorlar ve daha az kötü oluyorlardı ama bugün din bu kadar etkili değil. Bugünkü kötüler biliyorlar ki, gelenler geldiği gibi gidiyor, bu gezegende şu anda yaşayan çok sayıda kötü insan korku içinde, kendisini güvensiz hissediyor ve kalpleri yoğun bir nefretle dolu. Neden din onlara ulaşamıyor? Bir dilim ekmeğin dinden çok daha yararlı olduğuna inanan o kadar çok insan var ki... Yani açlık, inancı egemenliğine almış; işte sayısız savaşın, zorbalığın, kesip biçmenin ve yaranın nedeni budur ve kötülerin nedeni de varoluş değil midir? Eğer halk kötülerin de, dindar insanlar gibi öldürmeyeceklerini, yaralamayacaklarını ve katliam yapmayacaklarını bilseydi ve inansaydı, toplumumuzda gerçekten kötü olan birileri bulunur muydu? Buna kimse inanmıyor. Dindar insanlar, sürekli yaşanan vahşete bir nedenle hak veriyorlarsa, onların inancı da kötülüğün bir parçası olmuyor mu?

    Daha kaç paralık ölüm istiyorlar?

    İtiraf etmem gerekir ki, benim inançlarım belli bir dine katılmam için yetersiz ve yine itiraf etmeliyim ki eğer inanırsam inancım bana kırgın olan diğerleri kadar güçlü olacaktır ama onlar yine de benim bakış açımı hatalı bulacaklardır. Bir dakika duralım; iyi bildiğim birşey var; şimdiye kadar beni mutsuz eden hiç kimseyi öldürmeyi hayal etmedim. Ancak beni öldürmeye çalışan birisini öldürebilirim ve sanırım ki bu neden, haklı bulunan tüm dinsel vahşetin de temelidir. Tekrarlamak gerekirse, Satanizm (şeytana tapma) dışında, tüm inancın ve dinin iyi insan olmak ve komşunu affetmek olduğuna inanıyorum; işte hepsi bu; din bu olmalı diyorum. Ama göründüğü kadarıyla dünyadaki tüm katolikler ve protestanlar böyle yapmıyorlar ve kendi inançlarından hiç etkilenmiyorlar. Masum insanları öldürmenin, yaralamanın, terörün ve katliamların bedeli nedir? Neyi yüceltir? Ya da kaç para kazandırır? Yılda yüzlerce, milyonlarca dolar mı? Sanırım cehaletle, milyonların buluşmasıdır bu, başka ne olabilir ki? Karnını inançla doyuramayan açı sürekli doyurarak yanısıra da bunu inancı için hak ettiğini telkin ederseniz ve de size sadık kalmazsa yine aç bırakmakla tehdit ederseniz, istediğiniz her şeyi düşünmeden yapmayacak mıdır? Tabii ki yapacak ve size karşı herşeyi de yok edecektir. İşte size inanç yoluyla milyonları kazanmanın bir yolu; kazanın, birazını yoksullara dağıtın, kalanı sizin, güç sizinle artık... Ama benim anladığım din böyle demiyor, eşit paylaşımı emrediyor ve güç kullanımını reddediyor...

    Kulaktan kulağa oyunu sürüyor.

    Demiştim ki, bir din veya inançla uyum içinde değilim. Başkalarının ayak izlerine basarak insanların bunu neden yaptıklarını anlamaya çalışıyorum. Tevrat ve İncil maddeden uzak bir çizgide çok sayıda insanı yalnış yola götürüyorlar, içleri hayal dolu. Şöyle bir bakıldığında İncil, Hıristiyanlık için bir kullanma kılavuzu gibi, unutmamak gerekir ki rahipler de İncil´i öğretirken sürekli doğrudan uzaklaşıyor , kendilerince yüzlerce farklı sonuç çıkarıyorlar. Bu küçük bir finonun ayakkabılarınızı sürekli kemirmesine benziyor. Kutsal denen bir kitabı kemirip, geveliyorlar. Tevrat göründüğü kadarıyla, anlatılan olayların çok sonrasında, belki de binlerce yıl sonrasında derlenmiş; hani bir oyun vardır, kulaktan kulağa bir söz fısıldarsınız; bu söz on-onbeş kişi sonrasında değişmiş, başka bir anlama dönüşmüştür; peki ya bu sözcükler binlerce yıl içinde yüzbinlerce kulaktan geçmişse, ne olacak? Daha sonra, bu yaklaşımı daha anlaşılır bir hale getireceğim. Eğer nakledililenlerin içine yani dinsel metinlere, on insanın hayali karışmışsa işler karışabilir ama bu sayı yüzlere belki de binlere ulaşabilir ve bu olayın içinde, derlenen ya da yorumlanan kitaplarla, bunlara verilen değer de vardır.. Kısacası, din gibi çok ciddi bir konunun nesilden nesle geçen öğretilerile dayanması doğru değildir.

    Kim, kimden neyi kopya etti?

    Öneriler eylemlerin, seremonilerin, İsa´nın öğretilerinin kaynağı daha uygunu referansı İncil´dir ama İncil´in İsa´nın yaşamının çok öncelerinde de varolduğu ileri sürülmektedir (Ölü Deniz Yazmaları), pratik olarak herşeyi değerlendirirsek günümüzdeki Hıristiyanlığın kökenlerini Attis, Dionisos, Mitra ve Isis kütlerinde bulabiliriz. Tüm bu inançların ana karakteri Tanrı´nın Oğlu´dur ve bu tanrı insanların efendisi olarak tanımlanır. Gerçekten de zamanımız bolsa, tüm Hıristiyanlığın kaynaklarının önceki dinlerden geldiğini kolaylıkla anlayabiliriz ve bu dinlerin yaşadığı dönemler İsa´dan çok öncelerdedirler. Bir görüş var; "Gerçekten de İncil tek başına algılanabilen bir ahlak öğretisi değildir, ancak çok eski veya kendi çağındaki diğer dinlerin toplam içeriği olarak algılanabilir." Erich Von Daniken (Miracles). Ölü Deniz Yazmaları Hıristiyanlığa yeni bir ışık tutuyorlar çünkü Hıristiyanlık öncesinde varolmuş olan bir Tanrı´nın Oğlu kavramından söz ediyorlar. Evet, bu bir raslantı da olabilir, birçok dinde böyle bir inancın olması olasıdır ama Yazmalar´da yer alan asıl büyüleyici düşünce bir Kurtarıcı´nın öğretileri ve idealleridir. Aynı düşünce, İncil´de vardır ve aynı ahlaki idealizm etiketini taşır. Yazıcılar İncil´i biliyormuydular? Belki de sadece bir raslantı sonucunda, İncil´i yazanlar önceki öğretileri kopya ettiler ama o zaman belki de dünya düzdür demeliyiz, ben eminim ki din bilgeleri veya yetkilileri yüzyıllar içersinde dünyayı İncil´den uzaklaştırdılar. Belki de İncil, elimizdeki en eski kaynaktır yani işin özüdür ve kanıt olarak da ortada toplam olarak bir başkasının eserinin özünü bozmadan aktarıp, halka satan ve inandıran bir dinsel otorite vardır.

    Ahlak nedir?

    Ahlak etiketinin altında kalan İncil düşüncesine göre, bir başka dini nasıl kabul edebiliriz? Ahlak, ahlaktır o kadar... Öyle mi? Hayır, tabii ki... Bazı dinlerin, inançların ahlak etiketleri Hıristiyanlık´tan çok ayrıdır, örneğin Satanistler için bir inanç kurban edilmek anlamındadır ve bu farklı birşeydir. Bizler asla ne yaptığımızı, neyin doğru olduğunu bilemeyeceğiz, biz sadece ahlaki görüntümüzün doğru olup, olmadığını bilebiliriz. Toplum, büyü ve sihirden kolay etkilenir. Bunun nasıl yapıldığını ben bilmiyorum ama olağanüstü bir çizgide yapan illuzyonistler var. Ünlü illüzyonist David Copperfield´in New York´daki Hürriyet Heykeli´ni yok ettiği olayı düşünün; bu ve benzeri olaylar büyüleyicidirler, çünkü nasıl yapıldığını çok az kişi yani David ve çevresindeki birkaç havarisi bilmektedir; bunu sadece ben düşünmüyorum. Ve bu mucizevi olay çok uzun zamanlar öncesinde gerçekleştiği yazılan soluk mucizelerden çok daha gerçek ve doyurucudur. Eğer yazılanlar doğruysa, 2000 yıl öncesinde illüzyonlar yapılıyordu. Bunların Tanrı ile ilişkisi olduğunu mantık çizgisinde varsayamayız. Herşeyden önce, Tanrı gibi akıl ötesi bir gücün, kendisini insanlara kanıtlamak için varlığını mucizelerle süslemesi düşünülebilir mi? Eğer bunu yaptıysa, özel kişiler seçmek zorunda mıydı, herhangi bir insanı da kullanamaz mıydı? Ben Tanrı´nın mucizelerle insanları etkilemekten daha öte şeyler yapabileceğini düşünüyor hatta inanıyorum. İncil´i dikkatle okuyan akıllı insanlar sunu görebilirler ve bilirler ki biz ölümlüleri ve tabii yeterince eğitilmemişleri inandırmak özel bir tanrı modeli yaratılmıştır ve o tanrı illüzyonlarla meşguldur, illüzyonlar hayret ve hayranlık faktörüdürler, korkuyla provake edilirler, daha sonra mutluluk gelir.

    Dünün mucizesi, bugün doğaldır.

    Peki acaba İsa bir illüzyonist miydi? Sanmıyorum, eğer İsa yaşadıysa ve İncil´de anlatılan mucizeler gösterdiyse böyle de olabilir. Her ne kadar, ben içtenlikle onun bir illüzyonist olduğunu düşünmüyorsam da, görünenler toplumu etkilemek içindir. Kısmen korkunç olan bir kabus düşünün, bir rüya da bir illüzyondur. Eğer bu düşünceyi satın almaz ve eğer inanmazsanız , sonuçta sihirli güçler size cehennemin ateşlerinde yanacağınızı söylerler. Bugün biz kuşkucuyuz, sihirli aygıtlara sahibiz ve mucizeler yapabiliriz, mucize bizler için büyük ve kullanışlı birşey değildir artık... Dünkü düşünce, binlerce yıl öncesinde bugünkü mucizeleri düşünemezdik bile, hatta yüz yıl önce bile... Dün bir "inanıcı" olmalıydık, ben ise bir inanıcı olmayacaktım çünkü düşünüyordum ama korkardım. Bu İncil´in öğretisidir, ateşle, cehennemle ve lanetle korkutmaktadır. Eğer dün yaşasaydım ve ben de bir illüzyonist olsaydım, belki ben de bir dinin lideri olabilirdim. Sonuç olarak, yaşanan kötülüklere engel olabilen, bunlara kader demeyen, inancı için kendisi gibi olmayanları öldürmeyen ve bunu günah sayan, çıkar piramitlerinin zirvesinde oturan din ve siyaset tüccarlarından uzak kalabilen, din adamı, din alimi, din yetkilisi değil, bilge ve mistik olunabilen bir din veya inanç ya da tarikat varsa, işte ben onu istiyorum ve kabul ediyorum aksi halde ben dinin tarif edemediği bir Tanrı´ya inanan bir ateistim...
     

Bu Sayfayı Paylaş