Athanasius

'Diğer Dinler İnançlar' forumunda Dine tarafından 29 Aralık 2009 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Athanasius konusu
    Athanasius

    Athanasius, İznik Konseyi sırasında İskenderiye gözetmeni İskender’in diyakonu ve çok genç olmasına rağmen ortodoks görüşleri ile anahtar bir kişiydi. Hatta bu zamandan önce bile yazdığı kitapları vardır. Ama onun hayatı Teodosius’un imparatorluğuna kadar çok zor geçmiştir.

    Athanasius ne Latin ne de Grek’ti. Hem kara hem de kısa bir adamdı. Zaten Athanasius’un kelime anlamı kara cücedir. Asil bir sülaleden de gelmiyordu. Mısırlı olduğu sanılmaktadır. Jerome’nin yazılarına göre Athanasius ilk zamanlarında çölde Aziz Antony’e hizmet etmiş ve ondan öğrenmiştir. Zaten sonraki dönemlerinde de ne zaman başı derde girse çöle kaçmış ve orada manastır rahipleri tarafından korunmuştur. Athanasius, çöle gittiğinde onu ne Ariusçular ne de imparatorun askerleri bulabiliyordu.

    Bütün bu sürgünlere ve zor hayata rağmen Athanasius birçok kitap yazmıştır. Özellikle Kiliseden Olmayan Dünyaya Karşı ve Sözün Beden Alması Üzerine adındaki iki kitabı en ünlü eserlerindendir. O özellikle İsa Mesih’in kişiliği ve işleri üzerinde durmuştur. Onun teolojisinin temeli Tanrı’nın varlığının insanlar arasında bulunmasıydı. Başka bir deyişle, Logos Mesih’in bedeninde dünyaya gelip insanlar arasında yaşamıştır.

    İznik Konseyi’nden sonra İskender çok az yaşadı ve onun ölümüyle boşalan İskenderiye gözetmenliğine 328’de Athanasius seçilmiştir. Bu yıllar Arius’un tekrar İzmitli Eusebius sayesinde özgür olduğu yıllardı. Aslında Athanasius böyle kendini sürekli ortaya atan ve kavga eden biri değildi. O çölde manastırda sakin bir hayat yaşamak istiyordu. Ama Musa gibi Tanrı’ya sadık olabilmek için Athanasius hayatının sonraki dönemlerinde ön saflarda savunma yapak zorunda kalmıştır. Athanasius, Ariusçular için en tehlikeli düşmandı. Bu yüzden de Eusebius başta olmak üzere Ariusçular dedikodular ve yalan suçlamalarla Athanasius’a hayatı zehir etmişlerdir. Athanasius’un bir adamı öldürdüğü ya da Mısır’dan Roma’ya buğday gelmesini engellediği gibi birçok aslı olmayan dedikodular sonucunda Athanasius beş kere sürgüne gönderilmiştir. Athanasius bütün bu yaşadıklarına ve hatta bazı zamanlarda Arianizm kazanıyor gibi görünmelerine rağmen hiç pes etmemiş, hayatının sonuna kadar savaşmaya ve savunmaya devam etmiştir.

    Üç Büyük Kapadokya Babası


    Tanrı’da Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un tek bir özde üç kişilik olduğu formülünün geçerlilik kazanmasında özellikle tarihte Üç Büyük Kapadokyalı olarak bilinen Nazianuslu Gregor, Kayserili Basil ve Nysalı Gregor’un da büyük payı vardır. Onların çabaları sayesinde İznik İnanç Bildirgesi o kadar iyi yorumlandı ki Ariusçu olarak bilinen doğu episkoposlarının çoğu bile bu formülü desteklediler.
    Nazianuslu Gregor (330-389)



    Nazianuslu Gregor’un Niğde’nin merkez ilçesi Çiftlik bucağına yakın Bekarlar köyünden -eski adı Nenezi- olduğu düşünülmektedir. Gregor’un babasının adı da Gregor’du ve Kayseri episkoposuydu. Nazianuslu Gregor Hıristiyanlıkla ilgili ilk eğitimini Büyük Basil’le karşılaştığı Kayseri’de almış ve daha sonra da Atina ve İskenderiye’de devam etmiştir. Grek felsefeyle de yakından ilgilenen Gregor 358’de tekrar memleketine dönüp öğretmenlik yapmaya başlamıştır. Daha sonra ise sırf babasını kıramadığı için 362’de rahip olmuştur. Ama Gregor’un özellikle ilgilendiği manastır hareketiydi. O yıllarda özellikle genç kuşağa hitabeden manastır hareketi henüz çok yeniydi. Gregor da 374’te Silifke’de bir manastıra girmiş fakat, Ariusçu tehdidi yüzünden İstanbul’a çağırılmış ve orada yetenekli bir vaiz olarak ün yapmaya başlamıştır. Gregor istemeyerek de olsa İstanbul’da ihtiyar olarak atandığı zaman kilisede verdiği ilk vaazında Bunu ben yapmak istemedim, ama en sonunda yenildim demiştir. Gregor aynı zamanda İstanbul’a vardığında orada Arianist olmayan bir kilse bulamadığını da söylemiştir. Ama Gregor’un vaazları sayesinde bu kiliseler toparlanmaya başlamıştır.

    Teodosius, 381’de İstanbul’da yapılan İkinci Ekümenik Konsey’de çok önemli bir rol üstlenen Nazianuslu Gregor’un kendi hizmetinde çalışmasını istemiş ve bu konuda onunla konuşmak için onu Aya Sofya’ya davet etmiştir. Onlar içeri girdiklerinde bulutların arasından gelen bir ışık huzmesi Aya Sofya’nın ortasındaki Gregor’un yüzünü aydınlatması üzerine imparator ve etraftaki kalabalık bunun bir işaret olduğunu düşünmüşlerdir. Zaten o günlerde İstanbul’da bir gözetmen de yoktu. Bunun üzerine Gregor Altın Ağızlı Yuhanna gözetmen olana kadar İstanbul gözetmeni olmuştur. Ancak kendisine yöneltilen eleştirilerden dolayı huzursuz olup 389’da tekrar memleketine dönmüştür.

    Konuşma kabiliyeti çok yüksek olduğundan mükemmel bir inanç savunmacısıydı. Gregor’un retorik gücünün yanı sıra kuvvetli bir kalemli de vardı. Aynı zamanda Nazianuslu Gregor birçok ilahi de yazmıştır ve bu ilahiler bugün hala Ortodoks Kilise de okunmaktadır.
    Kayserili Basil



    Büyük Basil olarak da bilinen Kayserili Basil Hıristiyan bir ailenin en büyük oğluydu. Büyükbabaları Kayseri bişobuydu ve onun adı da Basildi. Babaları ise avukattı. Nysalı Gregor da Büyük Basil’in kardeşidir. Ablaları Markina ise doğudaki kadın manastırlarının başlatıcılarından olarak bilinmektedir. Markina, kutsal yaşamı ve ağabeylerine olan yardımlarından dolayı erken kilise tarihinde kilise anası diyebileceğimiz bir kişidir ve büyük saygıyla anımsanmaktadır. Basil o dönemde henüz prens olan Julian ve Nazianuslu Gregor’un da yakın arkadaşıydı. Daha sonra Julian imparator olduktan sonra da arkadaşlıkları devam etmiştir.

    Basil eğitime ve dış görünüşe önem veren bir kişiydi. Önceleri tam adanmış bir Hıristiyan değildi. Öğretmenlik yapıyordu. Bu dönemde önce babası sonra da bir kardeşi ölen Basil bu olanlardan çok etkilenmiş ve öğretmenliği bırakarak Makrina’dan kendisine yardım etmesini istemiştir. Basil bu zamana kadar tam adanmış bir Hıristiyan değildi. Ama bu yaşadıklarından ve Makrina’dan öğrendiklerinden sonra hayatını tam olarak Mesih’e adamış ve manastır hayatını öğrenmek için Mısır’a gitmiştir.

    İlk eğitimine Kayseri’de başlayan Basil daha sonra İstanbul ve Atina’da devam etmiştir. 356’da Kapadokya’ya dönen Basil bir retorik ustası olarak ve aynı zamanda bu sanatı başkalarına öğretmekteki başarısı ile ün yapmıştır. O da manastır hayatına büyük ilgi duyduğu için zaman zaman Suriye ve Mısır’daki manastırları ziyaret etmiştir. Daha sonra da Karadeniz bölgesindeki bir manastıra giren Basil, keşişlerin birlikte geçirdikleri yaşam için bir sürü kural ve yönetim ilkeleri belirlemiştir. Nitekim bu kuralların doğunun manastırlarında hala devam ettiği söylenmektedir. Basil, doğu manastır sisteminin kurucusudur.

    Arianizm’e karşı koymak için Kayseri gözetmeni Eusebius tarafından çağrılan Basil 364’te manastır hayatını bırakmıştır. Eusebius 370’te ölünce onun yerine bu çok önemli göreve Basil geçmiştir. Aslında Basil gözetmenlik yapmak istemiyordu. Onun asıl istediği şey manastır hayatıydı. Ama o dönemdeki sapkın öğretişlere karşı savaşmak için bu isteğini bir kenara koymuştur.
    Basil bu görevdeyken büyük bir cesaretle o dönemin Ariusçu imparatoru Valensius’a karşı koymuştur. Basil gözetmen seçildikten sonra imparator görevlileri onu hem teşvik hem de tehdit etmek için ziyarete gelmişlerdir. Ama Basil kolay sinecek ve pes edecek bir adam değildi. Gelen kişilere; Benden alabileceğiniz şey şuradaki kilim ve birkaç eşyadır. Beni öldürseniz de bu benim için kazanç olacaktır. Çünkü ben bu dünyada zaten misafirim demiştir. Basil gerçek öğretinin savunucusu olarak ve Arianizm’in ortadan kaldırılmasındaki başarıları ile tarihte önemli bir yer edinmiştir.
    Basil Kayseri episkoposu olduğu dönemlerde sadece teoloji ve kilise konularına önem vermemiş, aynı zamanda geniş kapsamlı bir sosyal hizmet ağı da oluşturmuştur. Kayseri’nin şehir kenarlarında Neapolis ve Basilead ismiyle bilinen ve yoksullara adanan bir bina kompleksleri oluşturmuştur.

    Basil henüz 50 yaşındayken ölmüştür. Ancak üstün yetenekli teolog geçici olan bu dünyadan ayrılmadan önce kendinden sonra gelen kuşaklara bırakmak için çok sayıda teolojik çalışmalar yazmıştır. Özellikle Üçlübirlik doktrinini iyice ortaya çıkarmış ve kabul ettirmeye çalışmıştır. Ama erken ve zamansız ölümü yüzünden İstanbul Konseyi’nde bu doktrinin resmi olarak kabul edildiğini görmeden ölmüştür.
    Nysalı Gregor (330-yaklaşık 395)



    Büyük basil’in kardeşi olan Nysalı Gregor abisine üstat diye hitap ediyordu. Kardeş olmakla birlikte iki kardeş yapı olarak çok farklı insanlardı. Basil daha katı, Gregor ise daha sakin ve yavaş bir adamdı. Abisi gibi o da konuşma sanatı okumak istemiş, fakat Basil, kardeşinin bu isteğini onaylamamıştır. Mutlu bir evliliği olan Gregor’un karısı çok erken bir zamanda ölmüştü. Gregor gerçek hayatın acılarından kaçmak için dünyasal işlerini bırakıp ağabeyinin kurduğu bir manastıra girmiştir. Fakat daha sonra Ege bölgesinde Arianizm’e karşı bir kale oluşturmak için abisi tarafından yollanmış ve ihtiyaç üzerine istemeyerek de olsa 371’de Nysa –Aydın Sultanhisar yakınlarında- gözetmenliğine getirilmiştir. Ancak beş yıl sonra Ariusçu bir gözetmenler kurulunun verdiği karar üzerine 376’da görevinden uzaklaştırılmış fakat, Arius yanlısı imparator Valens 378’de ölünce Nysalı Gregor tekrar görevine dönebilmiştir. 381’deki ikinci ekümenik konsey olan İstanbul Konseyi’ne katılmış ve orada yaptığı konuşmayla katılanları çok etkilemiştir. Suriye’deki kiliseyi bölmekle tehdit eden bir durumu başarıyla yatıştırıp çözebildiğinden başka, sonraki yaşantısı ile ilgili pek fazla bir şey bilinmemektedir.

    Nysalı Gregor, Nazianuslu adaşı kadar etkileyici bir konuşmacı ya da abisi gibi çok başarılı bir yönetici olmadığı halde tarihte etkin bir yazar ve diğer ikisinden de büyük bir teolog olarak ün yapmıştır. Karısının çocuk doğururken çektiği acılarını ve onun ölümünden duyduğu acısını anlatmak için acı hakkında bir kitap yazmıştır.

    Platon ve Origen’in alegorik yazılarından etkilenmiş olan Nysalı Gregor insanın düşüşü, Mesih bilimi ve Son Günlere ait konularda keskin görüşlere sahipti. 1.Korintliler 15:28’deki Tanrı her şeyde her şey olacak sözüne dayanarak sonsuz bir cehennemin olmayacağını, cehennemin sadece arıtmak için geçici bir yer olduğunu ve Origen gibi Şeytan’ın da tövbe edeceğini savunmuştur. Ama bütün bunlara rağmen Mesih’in Tanrılığını ve İznik konseyi kararlarını büyük bir güçle savunan birisidir.
    Gregor bir dönem imparator Teodosius’un danışmanlığını da yapmıştır. Bu sırada Gregor Theotokos yani Tanrı doğuran ya da Tanrı taşıyan kavramını ortaya atmıştır. Ama bu terim Meryem ile ilgili bir terim değil, sadece Mesih’in Tanrılığını daha net bir şekilde ifade etmek için kullanılan bir terimdi. Tabi ki yıllar sonra bu terimin yanlış kullanılması da kilise de birçok tartışmalara ve ayrılıklara yol açmıştır.


    Alıntı.
     

Bu Sayfayı Paylaş