Atatürk'e Göre II.Abdülhamid Han

'Tarihi Bilgiler' forumunda NeslisH tarafından 26 Kasım 2008 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Atatürk'e Göre II.Abdülhamid Han konusu Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu, 1930'lu yılların delişmen kalemlerinden biridir.İstikbalin parlak edibelerinden biri olarak bakılır kendisine.Ancak 21,yüzyılda Ordu ve Politika adlı kityabın yeni basımıyla girebildiğini söylemek zorundayım.Demek ki, zaman dediğimiz gizemli varlık, bazen bu denli acımasız davranabiliyor söhretli kalemlere.
    Nizamettin Nazif'in ilginç bir hatırası onu Abdülhamid kitabının içine taşıyıverdi.Neydi bu hatıra?
    23 Temmuz 1958 tarihinde Hürriyet gazetesi Nizamettin Nazif'in bir yazı dizisini yayınlamaya başlar.Niye bu tarihte yayınlanır dizisi? Meşrutiyet'in ilanının üzerinden 50 yıl geçmiştir de ondan.
    Bu hatıraların bir yerinde, 31 Temmuz 1958 tarihlisinde o zamana kadar bilinmeyen bir hatırasını anlatır Tepedelenlioğlu (kendisinin ünlü asi Tepedelenli Ali Paşa'nın torunu olduğunu belirtelim).Anlattıkları gerçekten de hayret vericidir.1937'de artık devlet adamlığıyla iyice olgunlaşan Atatürk'ün Abdülhamid'i nasıl gördüğüne ilişkin çarpıcı bir anektoddur anlattığı.
    Kendisinden dinleyelim.

    1937 yılında idi.Yaz aylarından biri.

    Doğrudan doğruya kendi kontrolündeki bir gazetede ''Makedonya'' adlı bir eserim tefrika ediliyordu.Bir aksam üstü başyaver Celal Bey beni telefonla aradı.Dolmabahçe sarayına davet edildim ve saraya girince de, hemen hiç bekletilmeden, üst kata çıkarıldım.Bir kapı açıldı, kendimi büyük adamın karşısında buldum.Saygılarımı bildirince mutad bir iki nezaket cümlesi ile beni taltif etti.Sonra:

    -Yazını okuyorum, dedi.Hürriyetin ilan edildiği zaman küçük bir çocuk olman lazım.Fakat tebrik ederim, o günleri iyi canlandırıyorsun.Yanlız Abdülhamid'i hiç sevmediğin belli.

    Biraz durdu.Elindeki bir renkli kalemi, önünde açık duran kalın ciltli Fransızca kitaba dikine vurarak düşünür gibi oldu.Ben susuyordum.Bu hal bir iki dakika devam etti.Sonra birdenbire şu sözler çıktı ağzından:

    -Sevme Abdülhamid'i.Gene de sevme! Fakat sakın hatırasına hakaret edeyim deme.Senin neslin biraz daha temkinli kararlar vermeye alışmalı.Bak çocuk! Şahsi kanaatimi kısaca söyleyeyim:
    Tecrübe göstermiştir ki, toprakları üsütünde yaşayan insanların çoğunun ahvali meşkük [ne olacakları şüpheli] ve hudutları yalnız düşmanlarla çevrili bir büyük devlette Abdülhamid'in idare tarzı, azami müsamahadır [en yüksek hoşgörüdür].Hele bu idare, on dokuzuncu yüzyılın son yıllarında tatbik edilmiş olursa...

    Bunun üzerine ayrılmama müsaade buyurmuşlardı.Saygılarımı tekrarlayarak huzurlarından uzaklaşmıştım.
     

Bu Sayfayı Paylaş