Antioksidanlar kanseri önleyebilir mi?

'Genel Sağlık' forumunda KaRDeLeN tarafından 19 Şubat 2010 tarihinde açılan konu

  1. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Antioksidanlar kanseri önleyebilir mi? konusu Antioksidanlar kanseri önleyebilir mi?

    Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU

    Antioksidanların kanserden korunma kalkanımızı güçlendirdiği doğru ama kanserden korunma umudunuzu yalnızca antioksidanlara bağlarsanız beklentinizin boşa çıkma olasılığının yüksek olduğunu söyleyebilirim.


    [SIZE=+0][/SIZE]Kanseri tetikleyen tek şey sadece DNA’nın maruz kaldığı oksidan zararlar olsaydı, bu soruyu “evet” diye yanıtlayabilirdik. Ne var ki kanseri tetikleyen daha pek çok neden var. Her türlü kanserde ortak özellik “DNA’nın hasar görmesi” problemi olsa da bu hasarın tek nedeni serbest radikallerin ve diğer oksidasyon ajanlarının verdiği zararlar değildir.

    ışte bu nedenle yalnızca antioksidan kapasitenizi artırarak bu sorunu çözemezsiniz. Özellikle antioksidanları haplar halinde alarak bu problemden kurtulabileceğinizi zannediyorsanız yanılırsınız.

    DOĞRU YOLDAN KAZANMAK DAHA ETKİLİ

    Hayal kırıklığı yaratmak istemem ama bu bilgi -ne yazık ki- doğru. Antioksidanların kanserojen olarak hareket eden nitrojen bazlı moleküllerin oluşumunu engellediği, DNA hasarını önleyen bir koruyucu kalkan gibi hareket ettiği de doğru.

    Antioksidan yiyecek ve içeceklere beslenme planında daha çok yer verenlerde kansere yakalanma sıklığı azalır. Bedeninize daha fazla C ve E vitamini, beta karoten, selenyum, çinko kazandırabilirseniz ve bu kazanımı diğer antioksidanlarla örneğin likopen (domates, karpuz, pembe greyfurt), kateşin (yeşil veya siyah çay), antosiyaninler (siyah erik, kiraz, siyah üzüm), rezveratrol (siyah üzüm, üzüm suyu, pekmez), kuvarsetin (elma, soğan), sülforafan (lahana, turp) ile taçlandırabilirseniz -bu listeyi daha da uzatmak mümkün- işiniz son derece kolaylaşır.

    DESTEKLER FAYDASIZ OLABİLİR

    Bununla birlikte son zamanlarda giderek artan bir suistimal konusu haline gelen “antioksidan destek kullanmak”, yani bazı antioksidanları içeren besin desteklerini yutmanın kanseri önleyebileceğine dair bir işaret, bir veri yok! Bulgular maalesef olumsuz, umutsuz ve hayal kırıcı. Hatta bu destekleri kullananlarda bazı ters sonuçlar bile ortaya çıkabileceğini gösteren bulgular var.

    Mesela Finlandiya’da yapılan bir çalışmada, sigara içenlerin antioksidan olarak betakaroten kullandıkları takdirde akciğer kanseri risklerinin artabileceğini gösteren sonuçlar alındı.

    Sonuç olarak belirli bir kanserden korunmak amacıyla değil de sağlığı desteklemek ve bağışıklık sisteminizi kansere karşı güçlendirmek ve antioksidan bir kalkan oluşturmak amacıyla antioksidanlardan zengin bir beslenme tarzı oluşturmanızı ben de tavsiye ederim. Beslenme planınızda daha fazla taze ve renkli sebze, meyve bulunması bu yönde atacağınız en önemli adım olacaktır.

    Ama siz siz olun kanserle mücadele planınızı her gün yutacağınız birkaç antioksidan hapa emanet etmeyin.
    Midenin iki dostu: Nane ve zencefil
    Hazımsızlık ve mide yanması sık yaşanan problemlerdir. Aslında sağlıklı şeyler yiyip içer, iyi çiğner, sık ve az yer, alkol, kızartma ve benzeri tahriş edici besinleri unutursanız, bu sorunlarla karşılaşma ihtimaliniz azalır.

    Öte yandan, özellikle nane ve zencefilin mide sorunu yaşayanlar için son derece faydalı bitkiler olduğu belirtiliyor. Nanenin mide salgılarını artırdığı, bağırsakları gevşetip rahatlattığı yüzyıllardır biliniyor. Özellikle kolit yakınması olanların yaşadığı ağrılı bağırsak spazmlarını ve gazı azaltmanın doğal yollarından biri de nane ile hazırlanmış bitkisel ilaçlardan ya da çaylardan faydalanmak.

    Zencefil de mideye yararlı olduğu bilinen bir doğal ilaçtır. Bu bitki mide sıvılarını dengeleyip hazmı kolaylaştırmaktadır.
    Mide sorunlarını azaltmada, papatya çayından da yararlanabileceğiniz aklınızda olsun. Kekik suyu ve yağı da mide-bağırsak problemlerini yatıştırmakta etkili bitkisel desteklerdir.
    Gebelikte cinsel ilişki
    Eğer hamilelik normal seyrinde ise ve doktor ilişkiye engel bir durum tespit etmemişse, gebelik sırasında istenilen sıklıkta ilişki olabilir. Ancak, gebeliğin başlangıcında hormonal dalgalanmalar, halsizlik ve bulantı gibi nedenler cinsel isteksizlik yapabilir.

    3-6 ay arası gebelikte ise cinsel organ ve memelerdeki artan kan akımı nedeniyle istek artabilir.

    Son aylarda kilo sıkıntısı, bel ağrısı ve diğer nedenlerle cinsel isteksizlik yeniden oluşur.

    Cinsel ilişki ile düşük yapma riskinde ciddi bir artış olmaz. Bazen ilişkiden sonra biraz kanama olabilir, ama bu fetusa zarar vermez.

    Gebelikte kanaması olanlara veya erken doğum ihtimali olanlara ise cinsel ilişki yasaklanır.

    Cinsel ilişkide pozisyon önemli değildir, ancak gebe kadının yan yattığı durumlar daha rahat olabilir. Gebelikte anal ¤¤¤¤ önerilmez. Gebelikte ilişkide prezervatif kullanılması önerilir.

    Orgazm ile rahimde kasılma olabilir, ancak bu kasılma doğum sırasında gelen kasılmalardan farklıdır ve erken doğum eylemi ile ilişki kurmak genellikle doğru değildir. Doğumdan sonraki ilk 4-6 hafta ise cinsel ilişkiye izin verilmeyen dönemdir.
    Anal fissür can yakar
    Anal fissür, anüs çıkışındaki mukozanın çatlaması veya yırtılmasıdır. Altı haftadan daha kısa süredir var olan fissürlere akut anal fissür, 6 haftadan uzun süredir var olan fissürlere kronik anal fissür denir.

    Fissür oluştuktan sonra anal sfinkter spazma ve yırtığın büyümesine, iyileşmenin gecikmesine ve ağrıya yol açar. Dışkı ile bulaşma da iyileşmeyi yavaşlatır.

    Anal fissürün başlıca sebepleri kabızlık, yoğun ishal, doğum eylemi veya doğumdan sonraki ilk bir iki günde tuvalete çıkışın ertelenmesi veya ihmalidir. Anal fissürün başlıca belirtileri, dışkılama anında ve özellikle sonrasında oluşan şiddetli anal ağrı ve özellikle akut fissürlerde tuvalet kâğıdına bulaşan kandır.

    Başlangıç tedavisindeki amaç kabızlığı önlemek ve anal sfinkter basıncını azaltmak olmalıdır.

    Medikal tedavide kabızlığı önlemek için bol meyve ve sebze tüketiminin yanı sıra dışkı yumuşatıcılar önerilir. Ayrıca spazmı gidermek için ılık su oturma banyosu ve ağrı varsa ağrı kesiciler tavsiye edilmektedir.

    Tıbbi tedaviye yanıt vermeyen kronik hastalarda cerrahi yolla başvurulmalıdır.
     

Bu Sayfayı Paylaş