Antik Önasya'da Ölü Gömme Geleneği Hakkında Bilgi

'Ülke Kültürleri' forumunda Mavi_inci tarafından 1 Ocak 2011 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Antik Önasya'da Ölü Gömme Geleneği Hakkında Bilgi konusu
    Antik Önasya'da Ölü Gömme Geleneği Hakkında Bilgi

    Antik Önasya'da ölü ruhlarının "Ölüler Ülkesi"nde yaşamaya devam ettiği inancı çerçevesinde mezarlara yiyecek ve içecek bırakılmış, tütsü yakılmış ve ölenlerin adları belirli dinî törenlerde anılmıştır. "Ölü Kültü" olarak adlandırılan bu işler, ölen kişilerin vârislerinin göreviydi. Aile bireylerinin atalarının mezarlarına bıraktığı sunular ise mezar kültü olarak tanımlanmaktadır.

    Eski Önasya'da ölü ruhunun bedenden ayrılıp "Ölüler Ülkesi"ne gidebilmesi için cesedin gömülmesi gerektiğine, aksi hâlde ruhunun acı çekeceğine inanılırdı. Bir Orta Assur kudurrusu üzerinde "Cesedi gömülemesin, ruhu atalarının ruhuna kavuşamasın" diye bir beddua yer alır. Krallar düşmanlarının atalarının mezarlarını yağmalayarak onların ruhlarına acı çektirmek istemişlerdir. Fenike Kralı Tabnit, mezarını tahrip edecek kişilerin
    ruhlarının huzur bulamamasını dilemiştir.

    [​IMG]


    Cesedin toprağa gömülmesi en eski çağlardan itibaren uygulanan bir âdettir
    . Bilinen en eski gömmeler âdeti, hayvan kemikleri ve çiçek demetleri ile gömülen Neandertal insanına aittir. Ölünün yakılıp küllerinin gömülmesi Anadolu'da M.Ö. 3. binyıldan itibaren uygulanmış, Hitit krallarının cenaze törenlerini anlatan metinlerde bu gömme tarzının ayrıntıları verilmiştir Yakma gömme sonraki dönemlerde de sürmüştür, Hindu ve Hıristiyan dünyasında da hâlen uygulanmaktadır.
    Eskiçağ'da ölüler giysileri ve kişisel eşyaları ile gömülmüş kralların öteki dünyada kullanması için mezarlara bırakılan eşyaların listeleri yapılmıştır
    ... Yakın zamana kadar çocukların boncuklardan oluşan ziynet eşyaları ile ya da bazılarının alyansları ile gömülmesi gibi uygulamalar sürmüştür Anadolu'nun bazı bölgelerinde ölüler nadiren yatağı ve yorganı ile birlikte gömülmektedir Hıristiyan dünyasında ölü hâlen giysileri ile, bazıları çok sevdiği eşyaları ile birlikte gömülmektedir

    [​IMG]
    [​IMG]

    "Ölü Bakımı"nın büyük bölümünü mezarlara belirli aralıklarla su ve yiyecek bırakılması oluşturmuştur
    . Erken Sümer Kralı Urnammu'nun yeraltına inişini anlatan metne göre, ölüler yeraltı dünyasında pis su ve acı yiyecekle beslenmektedirler. Gılgamış Des-tanı'na göre, bir ölü ruhunun öteki dünyada yiyip içtiği besinlerin miktarı ve kalitesi, oğullarının sayısı ile orantılıdır Kralların öteki dünyada tanrılar ile aynı sofrada yemek yediğine inanılmış, kral mezarlarına bırakılması gereken sunuların listeleri yapılmıştır.
    Ölü ruhunun rahat etmesi için onlara düzenli aralıklarla su verilmesi gerektiği inancı doğrultusunda III. Ur kral mezarlarından Urartu Çağı'na kadar "Libasyon Sunakları" inşa edilmiş, ya da toprağa açılan "Libasyon Çukurları" kullanılmıştır. Odysseus'un açtığı bir çukurdan Hades'e çeşitli sıvı sunular yaptığını konu alan anlatılar ile çeşitli dönemlere ait mezarların yanında bulunan çukurlar da bu uygulamanın Eski Yunan ve Roma'da da sürdüğünü gösterir. Ugarit'te mezar toprağına dikey gömülmüş halde bulunan pişmiş toprak borular, sunulan suyun mezarın içine akması için üretilmiş "Libasyon Boruları"dır.sıvalı libasyon çukurları libasyon sunakları olarak nitelenmektedir. Bu uygulama Hesiod'daki, Danaos'un kızlarının öldürdükleri eşleri için dipsiz çömleğe su doldurmaya mahkum edilişleri ile benzeşir. Anadolu'da hâlen gömme sonrasında mezar üzerine su dökülmesi bu eski uygulamaların devamıdır. Mezar üzerindeki çiçekler büyüsün, kuşlar içsin ya da ölünün ruhu rahat etsin diye mezarlara su dökülmekte, bazı yörelerde mezarların başına içi su dolu bir kap bırakılmakta ya da kesilen kurbanın kanı mezara dökülmektedir.Eski Önasya'da mezarların yakınlarına açılan çukurlara, gömme sırasında ve sonrasında belirli aralıklarla yiyecek bırakılmıştır.

    [​IMG]


    Çeşitli çağlara tarihlenen mezarların yanına açılan çukurlara anma törenleri sırasında kurban edilen hayvanların bir parçası bırakılmıştır
    . Ölü gömme ve anma törenleri sırasında yenen toplu yemek olan "Ölü Yemeği", ölüler ile canlıların katıldıkları ortak yemek olarak tanımlanır. Mezarlara ve mezar dışındaki mekânlara bırakılan çok sayıda pişmiş toprak kap ölü yemeği ile ilişkilidir III. Ur sülalesine ait bir kurbanlık hayvan listesine göre Sulgi ve Ninlila'nın libasyon yerinin mutfağı vardır. Ur kral mezarlarının girişlerinde bulunan kül katmanlarında hayvan kemikleri ile kap parçaları bulunan alanlar ile çeşitli mezarlıklarda açığa çıkartılan mutfak mekânlar Ölü yemeği Hititler'de "Taş Ev" de, Ugarit'te anıt mezar komplekslerinde yenmiştir. Mezopotamya takvimine göre Abu(m) ayının 29. günü, ölüler için kurban sunulmuş ve ölü yemeği yenmiştir, aynı gelenek Tevrat'ta ve Eski Yunan'da da uygulanmıştır. 18. yüzyıla kadar Orta Asya şamanist kavimleri de definden sonra belirli günlerde mezara içki ve yemek koyarak ölü yemeği yemişlerdir. Bu gelenek yakın zamana kadar Arnavutluk'taki Hıristiyan mezarlarında yaşatılmıştır. Bazı Anadolu köylerinde hâlen yılın belirli zamanlarında mezar üzerinde kurban kesilip kanı mezara akıtıldıktan sonra bir parçası mezar üzerine bırakılmaktadır. Günümüzde bu gelenek ölünün ardından lokma dökülmesi ya da helva kavrulması şeklinde sürmektedir. Anadolu'da hâlen yöre insanının kutsal saydığı yatır, türbe ve evliya mezarlarının başında kurban kesip dağıtılmakta, toplu yemek yenmekte ve mezara yemek bırakılmaktadır.


    [​IMG]
    [​IMG]


    Mezaratahıl serpme geleneği, bitkilerin her yıl sonbaharda yapraklarını dökmesi ve tohumların toprağa atılması ile tohumun ve doğanın ölmesi ve bu tohumun ilkbaharda yeni bir bitkiye can vermesi, dolayısı ile doğanın canlanması inancına bağlıdır
    . insan da ölünce toprağa düşen bir tohum gibi yeni bir yaşama başlayacaktır. Tahıl, Mezopotamya'da Tammuz, Suriye'de Ba'al, Mısır'da Osiris ritüellerinde kullanılmış, Anadolu'da Telipinu ve Attis, Fenike'de Adon, Eski Yunan'da Adonis (Roma'da Bacchus) ve Demeter ile israel yaratılış inancında Yahweh adı ile devam etmiş, Ortaçağ'da Harran'daki Sabîler Ta'uz için ağıt yakarak bu geleneği uzun süre yaşatmışlardır. Mezarlara tahıl serpilmesi geleneği Eski Önasya'da yaygındır. Hititler mezarlara tahıl bırakmışlar, Mısır'da mezarlara Osiris'in kil ve tahıldan yapılan figürinleri bırakılmış ve bu tohumların köklenmesi ile Osiris'in, dolayısı ile ölünün dirildiğine inanılmıştır. Yakın zamana kadar Bursa'daki I.. Murat Türbesi'ne bırakılan kavrulmuş buğdayın ziyaretçilerce yenmesi, Ortodoks kilisesinde cenaze törenleri sırasında haşlanmış tahıl yenmesi, Anadolu'da bazı dağ köylerinde hâlen mezar üzerine buğday ya da yem serpilmesi, bu uygulamaların günümüze yansımasıdır.

    Eski Önasya'da ölü ruhunun yolunu aydınlatmak için mezarlara lamba bırakılmış ve cenaze törenleri sırasında meşaleler yakılmıştır
    . Musevi ve Hıristiyan dünyasında da cenaze töreni sırasında ölünün yanında mum yakılması, İran'da yakın zamana kadar ölülerin meşaleler ve tütsülerle gömülmesi ve Anadolu'da bir kişinin öldüğü mekânda ruhu sevinsin ve rahat dolaşsın diye ışık yakılması ya da kötü ruhların ölüye yaklaşmasını önlemek için mezar yanında ateş yakılması, ölü ruhunun tanrıya ulaşmasını sağlamaya yönelik eski uygulamaların devamıdır."Tütsü Yakma" ölü ruhunun bedenden çıkarak bir duman gibi göğe yükselmesini ve ölü ruhlarının yeryüzüne gelerek dinî törenlere katılmalarını sağlamak için cenaze ve ölü anma törenlerinde uygulanmıştır. istar'ın yeraltına inişini konu alan edebi metinde ruhlar tütsü kokusu ile yeryüzüne çağrılmış, tütsü su ya da bira ile söndürülerek ruhlar ve hayaletler yer altına geri gönderilmiştir. Anadolu'nun bazı bölgelerinde hâlen mezar yanında yakılan ateşe içki dökülmesi ve kesilen kurbanın yağının bu ateşe atılması, fiamanist kavimlerin ölülerin ruhuna gitsin diye uyguladıkları ritüellerin devamı niteliğindedir. Bazı bölgelerde hâlen şeytan gelmesin, gökten melekler insin diye ölü yanında tütsü yakılır; kiliselerde ve türbelerde yakılan tütsü ve mumlar yerle gök arasında iletişimi, böylece dileklerin tanrıya ve ölünün ruhuna ulaşmasını amaçlamaktadır. "Ölünün adının anılması" cenaze sırasında ve sonrasında ölünün hatırlanmasına ilişkin törenlerdir. Eski Önasya'da insanların ölüme değil, son baharda ölen ve ilk baharda dirilen tanrıların sembolize ettikleri yeni bir yaşama gidecekleri inancı doğrultusunda her yıl ölü ve bereket kültü çerçevesinde yas törenleri ve şenlikler düzenlenip tanrılar ve ölü ruhları için sunular yapılmış, tören yemekleri yenmiştir

    MezoAbu(m) Bayramı, Sümer Çağı sonuna kadar hasat bayramı olarak kutlanmış, Emar'dan bir metne göre Eski Babil'de Abu(m) ayının 25
    .-27..-29. günlerinde tütsü yakılmıştır. Anadolu'da hâlen ürünün bereketi için mezar başında kurban kesilip yenen haziran bayramı ile temmuz ortasındaki hasat bayramı, Ağustos ortasında ziyaretlere ve mezarlara sunular bırakılması ve ziyafetler verilmesi bu eski geleneklere dayanır..
    Eski Önasya'da "Oda Mezar" sunuların konulduğu bir anıt mezar; sunuların bırakılması için mezarların yanına veya üzerine inşa edilen mekânlardan oluşan mezar kompleksleri ise "Kırın Ölü Sunu Evi" olaraknitelendirilmiştir.
    günlerinde cenaze ritüelleri kısmen mezarın kapısında yapılmış ve bu ayın 28 Yezidîler'in nisan ayının ilk çarşamba günü kutladıkları yeni yıl bayramı sırasında68 aile mezarlarının ziyaret edilmesi ve oradan geçenlerin yemesi için yiyecek bırakılıp yatırlarda ateş yakılması ile 6 Mayıs'ta kutlanan Hıdrellez sırasında türbelerin ziyaret edilmesi de, bu eski geleneklerin günümüze yansımalarıdır
    Eski Önasya'da açığa çıkartılan anıtsal mezar komplekslerinin ölü ruhuna yapılan sunuların konması için inşa edildikleri düşünülmektedir

    .
    [​IMG]

    Hitit kaynaklarında krallarının cenaze törenlerinin yapıldığı ve sunuların bırakıldığı "Taş Ev" Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde hâlen türbe, yatır, ziyaret olarak adlandırılan, önemli bir zatın mezarı olduğuna inanılan bazı yerlerin çevresi bir taş duvar ile çevrelenip yaz başlarında buralarda kurban kesilerek yenmektedir. Bazı türbeler, çevrelerine aşevleri, mutfak ve benzeri yapılar inşa edilerek kurban sunulan mabed-mezarlar haline getirilmişlerdir. Günümüzde insanların "âdettir" diye uyguladıkları pek çok şeyi neden uyguladıklarını bilmemelerine ve eski inançların değişmiş olmalarına rağmen, insanların kültürel belleğinde binlerce yıldır kalan alışkanlıklar günümüze kadar ulaşmıştır ve hâlen geleneklerde önemli yer tutmaya devam etmektedir.
    [​IMG]


    Alıntı
     

Bu Sayfayı Paylaş