Antalya hakkinda hersey

'Akdeniz Bölgesi' forumunda Fatma tarafından 4 Eylül 2008 tarihinde açılan konu

  1. Fatma

    Fatma Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Antalya hakkinda hersey konusu Antalya


    Antalya, Türkiye'nin güney ucunda, büyük bir bölümü falez ya da yalıyarı olarak adlandırılan traverten bir kaya parçasının üzerine kurulmuş bir şehirdir. Antalya şehri, Antalya ilinin merkezidir.
    İçinde bulunduğu bölge, sahip olduğu arkeolojik ve doğal güzellikler sayesinde "Türk Rivierası" adını almıştır. Deniz, güneş, tarih ve doğanın bir uyum içinde bütünleştiği Antalya, Akdeniz'in en temiz kıyılarından birine sahiptir. Antalya'nın yüzölçümü 20.815 km²'dir. Nüfusu 1990 sayımına göre 1.132.211'dir.
    Antalya, Anadolu'nun en bereketli coğrafyalarından birinde, antik Pamfilya, Pisidya ve Likya bölgelerinin kesiştiği bir noktada yer alır. Bereketli coğrafyalara ve birçok kültüre ev sahipliği yapan Kent, tarih boyunca içinde hep değişik kültürleri, değişik sanatları ve değişik mitolojileri yaşatmıştır.
    Antalya, Türkiye’nin önemli turizm merkezlerinden biridir. Turizm, il ve kent merkezi ekonomisini belirler. Antalya aynı zamanda, Türkiye'nin büyük ölçekli göç alan illerinden biridir. Toros'ların güneylerinden kaynaklanan çok sayıda irili ufaklı akarsu, geçtikleri yerlerde ve denize dökülürken şelaleler oluşturur.
    Palmiyelerle sıralanmış bulvarları, uluslararası ödül sahibi marinası, geleneksel mimarisi ile Kaleiçi ve modern mekanları ile Türkiye'nin en önemli Turizm Merkezlerinden biri olan Antalya, Aspendos Opera ve Bale Festivali, Uluslararası Plaj Voleybolu, Triathlon, Golf Müsabakaları, Okçuluk, Tenis, Kayak yarışmaları vb. etkinliklere, 1995 yılında açılan Antalya Kültür Merkezi ile de plastik sanatlar, müzik, tiyatro, sergi gibi birçok kültürel ve sanatsal etkinliğe ev sahipliği yapmaktadır.


    Etimolojisi
    Antalya’nın Eski Adları: Attaleia, Atalla, Atale, Adalin, Adalya, Ataliyye, Etaliyye, Sattalla Antalya, M.Ö. 7. yüzyıldan itibaren 546 yılına kadar bölgede süren Lidya Krallığının egemenliğine, bu tarihten sonra da Pers egemenliğine girmiş. Makedonya Komutanı Büyük İskender, bölgedeki Pers egemenliğine M.Ö. 336 yılında son vererek bölgedeki bütün kentleri işgal eder. Büyük İskender M.Ö. 323 yılında ölünce, generalleri arasında uzun yıllar süren savaşlar başlar ve bu savaşlar M.Ö. 188 yılına kadar sürer. M.Ö. 2. yüzyılda Antalya'nın batı kesimi Bergama Kralı II. Attalos'un eline geçer ve Kral Akdeniz'in batı kıyısında kendi adı ile anılan "Attalia"yı; yani bugünkü Antalya Şehrini kurar. Bu tarihten itibaren kent Attaleia adıyla anılır. Daha sonra Adalia ve Adalya gibi isimler alarak günümüze Antalya olarak ulaşır.


    Tarihi


    Antalya'nın bilinen kronolojisi:
    M.Ö. 700 - 546: Lidyalılar Dönemi
    M.Ö. 546 - 336: Persler Dönemi
    M.Ö. 336 - 301: Helenistik Dönem
    M.Ö. 301 - 188: Selökid Krallığına bağlı Pleistarkos Devlet Yönetimi
    M.Ö. 188 - 65: Pamfilya Korsanları Dönemi
    M.Ö. 65-MS 395 : Roma Dönemi
    M.S. 395 : Bizans Egemenliğinin Başlaması.
    M.S. 655 : Antalya önlerinde Bizans ve İslam Donanmaları arasında Zat-el Şenari Savaşı yapılması.
    M.S. 1085 : Süleyman Şah'ın Antalya'yı alması.
    M.S. 1103 : Bizans Ordusu'nun, Antalya'yı Anadolu Selçuklularından geri alması.
    M.S. 1206 : Anadolu Selçukluları'nın Bizans'tan şehri geri alması.
    M.S. 1207 : Antalya Şehri'nin tümüyle Selçuklulara geçmesi.
    M.S. 1221 : Keykubat'ın, Antalya Körfezi'nin doğusundaki Kalanorasa'yı ele geçirmesi.
    M.S. 1308 : Antalya'da Teke Beyliği'nin kurulması.
    M.S. 1361 : Antalya'nın, Kıbrıs Krallığına bağlanması.
    M.S. 1373 : Mehmet Bey'in Antalya'yı geri alması.
    M.S. 1426 : Antalya Bölgesinin tamamen Osmanlı Devletine bağlanması.
    M.S. 1510 : Hasan Halife ve adamlarının, Antalya'nın Kızılkaya nahiyesini basıp yağmalaması.
    M.S. 1808 : Antalya'da Kadı Paşa isyanı çıkması ve bastırılması.
    28 Mart 1919 : Mondros mütarekesi uyarınca, İtalyanların Antalya'yı işgal etmesi.
    31Mayıs 1921 : İtalyan birliklerinin Antalya'dan çekilme kararı alması.
    1Haziran 1921 : İtalyanların, Antalya'yı boşaltmaya başlaması ve Türkiye Cumhuriyetinin kurulması.

    M.Ö. 133 yılında Bergama Krallığı, Roma İmparatorluğu'na katılır. Bundan sonra bölgede korsanların ve korsanlara ait küçük kentlerin önemli rol oynadığı bir devir başlar. M.S. 2. yüzyıldan itibaren bölgede hıristiyanlığın yayılmaya başladığını görüyoruz. Bizans egemenliği sırasında, M.S. 5. ve 6. yüzyıllara kadar Antalya'nın yeni bir gelişme devri geçirdiği biliniyor. Bu yüzyıllarda kent, surların dışına kadar taşmış. M.S. 7. yüzyıldan itibaren bölgede müslüman Araplar etkili olmaya başlamış. 1120-1206 yılları arasında ise Antalya yine Bizanslıların eline geçmiş. 1120'de Bizanslılar tarafından zapdedilen şehir, 1207'de Selçuklu Sultanı ı. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından kuşatıldı ve Kıbrıs Kralı'nın Kumandanı Gautiler de Montbeliard'ın kaleye yardıma koşmasına rağmen, burası Türklerin eline geçti.1207 yılında Selçukluların kente hakimiyeti ile Antalya’da Türk-İslam Dönemi başlar. Antalya'nın Osmanlı denetimine girişi I.Murat zamanında olur. Birinci Dünya Savaşı'na kadar Osmanlı yönetiminde kalan Antalya, Teke Sancağı'na bağlı önemli bir liman kenti olarak varlığını sürdürür.

    Her ne kadar 1215'te Gautler de Montbellard Kıbrıs'tan getirdiği kuvvetlerle şehri ele geçirip Türkleri kılıçtan geçirdiyse de, Antalya 1. Keyhüsrev tarafından geri alındı. XII. yüzyıl sonlarında Selçuklu Devleti sona erince Isparta ve Antalya arasındaki topraklar Teke Aşireti'nin bir kolu olan Hamidoğulları'nın egemenliğine girdi. Antalya'yı ele geçiren İlyasbeyoğlu Dündar Bey, buranın yönetimini, kardeşi Yunus Bey'e bıraktı. Yunus Bey'in oğulları, Antalya'da hüküm sürdüler. Hamidoğulları'nın bu ikinci kolu Tekeoğuları adıyla anılır. Kıbrıs Kralı Pirre, 1361'de Antalya'yı ele geçirdiyse de, Tekeoğulları'ndan Mehmed Bey, 1373'de şehri geri aldı. Bunun oğlu Osman Bey zamanında Antalya, Yıldırım Bayezıd, buranın yönetimini Firuz Bey'e verdi (1391). Ancak Antalya'nın Osmanlılara geçişi konusunda kaynaklara tek bir tarih göstermemektedir ( Oruç Bey ve Neşri'ye göre 1389-1392; İbni Kemal'e göre 1391).
    Ankara Savaşı'ndan sonra (1402) Teke ve Karamoğulları'nın Antalya'yı ele geçirme girişimleri boşa çıktı. Antalya, Anadolu eyaletinin Teke Sancağı'na merkez oldu (Elmalı ile birlikte.) II. Bayezıd devri sonlarında şehzade Korkud, bu sancağın başında bulunuyordu. Babası ölünce tahta çıkan Selim'e karşı (Yavuz ) burada ayaklandı. Alanya ise Fatih döneminde 1471 yılında Gedik Ahmed Paşa tarafından alınmıştı.
    XVII. yüzyılın ikinci yarısında Antalya'yı gezen Evliya Çelebi, üç yanı bahçelerle çevrili şehrin kale içinde dar sokaklı, 3 bin evli dört mahallesi, kale dışında ise, kuzeyde 20 Türk, 4 Rum Mahallesi bulunduğunu, çarşının surlar dışında yer aldığını, limanın 200 parça gemi alacak büyüklükte olduğunu yazar.
    Osmanlı Devleti'nin Abdülmecid devrinde (1847) çıkarmaya başladığı salnamelerde (bugünkü anlamıyla yıllık ) Antalya, Konya'ya bağlı olması sebebiyle " Teke Sancağı" adıyla geçmektedir.
    XIX. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun bırakmak zorunda kaldığı topraklardan gelen göçmenlerin yerleştirildiği Antalya, sözü geçen yüzyılın ikinci yarısında Konya Vilayetine bağlanan bin sancağın (Teke) merkezi oldu. Birinci Dünya Savaşı'ndan önce bu sancak, adı geçen vilayetten ayrılarak bağımsız bir sancak haline girdi. Mütareke döneminde şehir, bir aralık İtalyanların işgali altındaydı. İtalyanlar Antalya halkına, kendilerini Türk dostu olarak göstermeye çalışıyorlardı. Bu amaçla, Yunan işgali bölgesinden Antalya'ya gelen göçmenlere ve yoksul halk tabakalarına çeşitli yardımlarda bulunuyor, ayrıca yollar ve okullar açıyorlardı. Çiftçiyi ve taciri kendi tarafına çekmek isteyen İtalyanlar, gerekli kredileri vermek üzere Banco Di Roma'nın Antalya'da şubelerini açmaktan geri durmadılar. Ancak şehir çok geçmeden boşaltıldı ve 9 Temmuz 1921 tarihinde Anadolu Hükümeti'ne bağlandı. Cumhuriyeti'in ilanından sonra ise Antalya vilayeti kuruldu.
    Antalya, XIX. yüzyıl sonunda Konya Vilayetinin sancağı durumundaydı.İdari bakımdan 5 kaza ve 9 nahiyeye ayrıldı.. Toplam köy sayısı 549 idi. Sancak toplam nüfusu 224 kişiydi. Bu nüfusun 15 binini Yörükler oluşturuyordu. Yörük kelimesi, yürüyenler anlamına gelirdi. Bunlar kışı ovalarda, yaz aylarının ise yayla adı verilen platolarda geçirirlerdi. Nitekim Hazine-i Evrak'ta mevcut 1840 tarihli bir belgeden Antalya Kalesi içindeki yerlere iskanları yetersiz olduğundan, sur dışında bir mahalle kurulması ve oraya bir kapı açılması ve kiliselerin onarılması hakkındaki yazıdan, buraya sürekli değişik dinlerden, değişik yerlerden insanların gelerek yerleştikleri anlaşılmaktadır. Antalya şehri, körfezin ortasında, dik bir kayalığın üzerinde kurulmuştu. ve mutasarrıflık buradaydı. Üç surla çevrili olan kentin çok heybetli bir görünüşü vardı. Bu surların alt bölümlerinde bulunan geniş çukurlar, Düden Çayı'nın sularıyla dolar ve şehir, bu su hendekleriyle korunurdu.
    XIX, yüzyıl sonunda Antalya Sancağı'na eğitim ve öğretim faaliyetleri, 2 bin 600 öğrencinin devam ettiği 50 okulla sürdürülürdü.M.S. 1207 yılında Selçuklu Hükümdarı Gıyaseddin ı. Keyhüsrev'in bu bölgeyi ele geçirmesiyle Antalya'da Müslüman Türk kültür dönemi başlar. Günümüze kadar kalan camiler, medreseler ve kütüphaneler bu dönemdeki eğitim ve kültür faaliyetlerinin eseridir.
    Antalya'da gerek Selçuklular, gerekse Osmanlılar döneminde merkez ve ilçelere 60'dan fazla medresenin bulunduğu bilinir. Bugün pek çoğu harap olmuş bu yapıların içinde 1250 yılında Sleçuklu Veziri Karatay tarafından yaptırılan medreseyle, Elmalı'daki Osmanlılar döneminde Ömer Paşa tarafından yaptırılan medrese, sağlam olarak kalmıştır.
    Bugün Akdeniz bölgesinin batısında, Klasik Çağ'da "Pamfilya (Pamphylia) adı ile anılan yörede, Köprüsuyu ( Eurymedon) Çayı'nın batı kıyısında ve Antalya ilinin 48 kilometre doğusuna düşen, bugün Balkız Köyü'nün yerinde kurulan önemli bir klasik kenti olan Aspendos (Espendüs: Belkis Harabeleri), klasik çağ kenti idi. Karain Mağarası paleolitik,mezeolitik, neolitik ve Roma kültür tabakalarını vermekte, Türkiye'de en sürekli yerleşme yeri olarak kabul edilmektedir.
    M.Ö. VIII- VII yüzyıllarda Yunanistan'dan Doğu yönüne gelişen göçte, Yunanlılar Pamfilya'ya gelerek, Perge, Aspendo, Side, Silyon gibi şehirleri kurmuşlardır. Buralarda yapılan arkeolojik araştırma ve kazılar sonucu, agora, ana caddeler, gymnasion, hamam, kapılar, mezarlıklar, çeşme, stdion, surlar, su yolları, tapınak, tiyatro ve bazilika kalıntılar ortaya çıkarılmıştır.
    Anadolu'da beyliklerin egemen olduğu bir dönemde, 1335-1340 tarihleri arasında Antalya'ya gelen Arap seyyah İbn Battuta Antalya’dan bahsederken şöyle der:
    Kent halkı, ırk ve dinlerine göre ayrı ayrı mahallelere yerleşmişler. Hıristiyan tüccarlar Mina adıyla anılan mahallede otururlar. Bu mahallenin çevresini bir sur kuşatmakta ve Cuma vakti geceleri surun kapıları kapatılmaktadır. Rumlar başka bir mahallede kendi başlarına otururlar. Onların bulundukları yer de bir surla çevrili. Yahudilerin de yine kendilerine ait, surla çevrili bir mahallesi vardır. Müslüman ahaliye gelince, bunlar asıl büyük şehirlerde yaşamaktadırlar. Burası bir Cuma mescidi ve medrese ile birçok hamamı, zengin ve tertipli büyük çarşıları ihtiva etmektedir. Şehrin çevresini, yukarıda kaydettiğimiz bütün mahalleleri de içine alan büyük bir sur KUSATIR
    Antalya, antik bölgelerden Kilikya'nın batısını, Pamfilya'nın tamamını, Güney Psidya'yı, Isaurla'nın güneydoğu ve Likya'nın doğusunu içine almaktadır. Bu dönemde Ertokuş Bey Antalya subaşılığına getirildi. Selçuklulara döneminde Venedik gemici ve tacirlerine Antalya'da bazı haklar tanındı.
    İtalya, 28 Mart1919 tarihinde Antalya'yı işgal ettiler.
     
  2. Fatma

    Fatma Üye

    Turistik yerler


    Antalya ve çevresinde birçok antik şehir yer alır. Antalya yolu üzerindeki Aspendos, Perge ve Side bunlardan bazılarıdır. Bu tarihi yerlerden başka Antalya sahil ve plajlarıyla da bilinir. Konyaaltı, Karpuz kaldıran ve Lara sahilleri ünlü. Antalya ayrıca şelaleler şehri olarak da ün yapmıştır. Düden, Manavgat ve Kurşunlu Şelaleleri, yerli ve yabancı binlerce turistin uğrak yerleri arasında yer alır. Yayla ve kış sporlarının yapıldığı Beydağları ve Saklıkent ise şehrin birer doğal güzellikleridir.
    Antalya'da büyük miktarda Sur, kilise, cami, medrese, mescit, han ve hamam vardır. Kaleiçi surlarının çepeçevre sarıp kucakladığı yat limanı şehrin en eski yerleşim birimidir. Antalya'nın simgesi olan Kaleiçi'nde Yivli Minare, Kesik Minare ve tarihi evleri bulunur . Antalya Kaleiçi’nde en güzel örneklerini görebileceğiniz geleneksel Türk mimarisinin göze çarpan ilk özellikleri tabiatla uyum içinde olmalarıdır. Bu mekanların tamamını yürüme mesafesindedir.

    M.S. 1207 yılında Selçuklu Hükümdarı Gıyaseddin I. Keyhüsrev'in bu bölgeyi ele geçirmesiyle Antalya'da Müslüman Türk kültür dönemi başlar. Günümüze kadar kalan camiler, medreseler ve kütüphaneler bu dönemdeki eğitim ve kültür faaliyetlerinin eseridir. Antalya'da gerek Selçuklular, gerekse Osmanlılar döneminde merkez ve ilçelere 60'dan fazla medresenin bulunduğu bilinir. Bugün pek çoğu harap olmuş bu yapıların içinde 1250 yılında Sleçuklu Veziri Karatay tarafından yaptırılan medreseyle, Elmalı'daki Osmanlılar döneminde Ömer Paşa tarafından yaptırılan medrese, sağlam olarak kalmıştır. Bugün Akdeniz bölgesinin batısında, Klasik Çağ'da "Pamfilya (Pamphylia) adı ile anılan yörede, Köprüsuyu ( Eurymedon) Çayı'nın batı kıyısında ve Antalya ilinin 48 kilometre doğusuna düşen, bugün Balkız Köyü'nün yerinde kurulan önemli bir klasik kenti olan Aspendos (Espendüs: Belkis Harabeleri), klasik çağ kenti idi. Karain Mağarası paleolitik,mezeolitik, neolitik ve Roma kültür tabakalarını vermekte, Türkiye'de en sürekli yerleşme yeri olarak kabul edilmektedir.
    M.Ö. VIII- VII yüzyıllarda Yunanistan'dan Doğu yönüne gelişen göçte, Yunanlılar Pamfilya'ya gelerek, Pere, Aspendo, Side, Silyon gibi şehirleri kurmuşlardır. Buralarda yapılan arkeolojik araştırma ve kazılar sonucu, agora, ana caddeler, gymnasion, hamam, kapılar, mezarlıklar, çeşme, stdion, surlar, su yolları, tapınak, tiyatro ve bazilika kalıntılar ortaya çıkarılmıştır.
    Selçuklu ve Osmanlı dönemi eserleri arasında en önemli yeri, bölgenin en tanınmış eseri olan "Yivli Minare Külliyesi'dir.
    Antalya'daki Selçuklu hanlarını üç bölüme ayırmak mümkündür. Birincisi Konya- Beyşehir- Eğridir- Isparta üzerindeki hanlar. Burdur ile sınırları içinde bulunan Susuz Han'dan sonra, bu yol üzerinde bulunan ve Antalya il sınırları içinde yer alan Kırgöz ve Evdir hanları vardı. İkinci bölümde Konya- Beyşehir- Seydişehir üzerinden sahile inen yol üzerindeki Eynif Ovası'nda yer alan Tol Hanı bulunur. Üçüncü bölümde ise Antalya'dan başlayarak Adana'ya kadar uzanan sahil yolu üzerinde bulunan hanlar yer alır. Antalya il sınırları içinde Pazarcık, Kargı, Alara Şarapsa hanları vardır. Alara Hanı (H. 629) Sultan Alaaddin Keykubat; Evdir Hanı, I.İzzeddin Keykavus (1210-1219) Kırgız Hanı, Burdur- Antalya yolu üzerinde Keykubat oğlu Keyhüsrev (H. 644); Şarapsa Hanı, II.Gıyaseddin Keyhüsrev (H. 1236-1246) tarafından yaptırılmıştır.
    Antalya'da, Selçuklu Dönemi eserlerini içinde bulunduran yapı topluluğu şunlardır: Çok Kubbeli Ulu Camii ( 1219-1236) , Ulu Camii Medresesi (XIII. yüzyıl), Atabay Armağan Medresesi (1236), Mevlevihane ( XVIII. yüzyıl) Zincir Kıran Mehmed Bey Türbesi (1377) , Nigar Hanım Türbesi ve Yivli Minare Hamamı'dır. Medrese olarak Karatay Medresesi, Selçuklu Veziri Abdullah Oğlu Emir Celaleddin Karatay tarafından 1250 yılında yapılmış olup halen Karadayı Sokağı'ndadır. Mescit ve türbeler olarak Selçuklu dönemi eserleri şunlardır. Ahi Yusuf Mescidi ve Türbesi (1249), Şeyh Şücaceddin Türbesi (1238)
    Osmanlı dönemi yapıları şunlardır: Muratpaşa Mahallesi'nde yen alan XVI. yüzyıla ait Balıbey Camii (Hesapçı Sokağı'nda, esası V. yüzyılda yapılmış, bir kiliseden dönüştürülmüş; II. Bayezid'in oğlu Şehzade Korkut'un Antalya Valiliği sırasında verdiği emirle batısına bir minare eklemek suretiyle meydana getirilmiştir. 1470-1509) , mimarı ve kesin tarihi bilinmeyen İskele Camii, Kuyucu Murat Paşa tarafından yaptırılan Kuyucu Murat Paşa Camii (1570), XVII. yüzyılda yapıldığı öne sürülen Tekeli Mahmutpaşa Camii, Varsaklı Camii.
    Antalya da turizmin gelişmesi ile birlikte Kundu, Boğazkent ve Belek Turizm bölgeleri açılmıştır
     
  3. Fatma

    Fatma Üye

    Antalya Genel Bakış



    ANTALYA

    Anadolu’da insana dair en eski buluntuların elde edildiği yerlerin hiç kuşkusuz en önemlisi, Antalya’nın 30 km. kuzeyindeki Kırkgöz Gölü’nün kıyısında yükselen Katran Dağı’nın yamacında, denizden yaklaşık 650 metre yükseklikte bulunan Karain Mağarası’dır.
    1946’dan beri sürdürülen kazılarda elde edilen buluntular Karain’deki yaşamı, 200 bin yıl geriye götürüyor... Karain çevresinde 300–500 metre arası yükseltilerde yer alan Öküzini, Çarkini, Harunini, Koyunini, Kızılin, Suluin ve çok sayıda öteki mağaranın yanında, Alanya’daki Kadıini, batıda Lykia kuzeyindeki Elmalı/Bozhöyük yakınlarında İnlikaya ve Elmalı Karaini gibi mağaralar, bölgenin Paleolitik Çağ’da (Eski Taş Çağı) yaygın şekilde yerleşim gördüğünü kanıtlayan buluntular verdiler.
    200 bin yıllık kesintisiz iskân
    Antalya Karaini’nin 20 km. kuzey doğusunda, Ahırtaş köyündeki Kocain Mağarası’nın duvar kitabeleri ve içindeki sarnıçlar, bölgede Eski Taş Çağı’ndan bu yana süregeldiği bildirilen “kesintisiz iskân”ın kanıtlarıdır.
    Karain Mağarası’nın hemen güneyinde yer alan Gök Höyük ve Kabasakal Höyük’de yapılan kazılarda, Eski Tunç Çağı buluntuları elde edildi. Bu, avcılık ve toplayıcılıkla geçinen Karain insanının, aynı bölgede bir sonraki üretim evresi olan tarım çabalarına giriştiğinin kanıtıdır. Kuzeyde Bademağacı ve Hacılar, batıda Semahüyük ve geçtiğimiz yıl kazılmaya başlanan Elmalı Hacı Musalar Höyük, Neolitik ve sonrasındaki Tunç Çağı’ndan buluntular vermektedir...
    Antalya Körfezi’nin kuzey ucundan batıya Fethiye Körfezi’ne doğru çekilen hayali çizginin güneyinde kalan bölge antik çağda Lykia olarak anılıyordu. Lykia’nın doğusunda antik çağın Karia’sı uzanır... Büyük bölümü körfezin batısında kalan ve güneydoğuya doğru 100 km. boyunca uzanan düzlük bölge ise Pamphylia olarak biliniyordu. Pamphylia’nın kuzeyinde Psidia, kuzeydoğusunda Lykonia, güneydoğusunda ise İsouria bölgeleri yer alıyordu. Ancak antik çağ yazarlarında bu sınırlar üzerinde tam bir görüş birliğinin olmadığı bilinmektedir.
    Örneğin kimi antik çağ yazarları Phaselis’i, Lykia bölgesinde göstermesine karşın bazı yazarlar da Pamphylia bölgesinde gösterir. Aynı durum antik Coracesium (Alanya) için de geçerlidir. Bazı yazarlar Pamphylia’nın sınırını Coracesium’u da içine alacak şekilde çizerken, bazı yazarlar daha batıda, Side’yi içinde tutarak Melas (Manavgat) Irmağı ile sonlandırarak Coracesium’u bölgenin dışında tutarlar...
    Antalya il sınırları içinde yer alan Termessos, Perge, Ariassos, Aspendos, Side, Selge, Phaselis, Limyra, Andriake, Myra, Arykanda, Patara, Ksanthos ve öteki eski kent kalıntılarının yanı başında cıvıl cıvıl günümüz yerleşmelerinin varlığı, ilk Antalyalılar olan Karainliler’in bölgede 200 bin yıl önce başlattıkları yaşamın günümüze kadar kesintisiz olarak sürdüğünü göstermektedir...
    Hitit kayıtlarında Antalya
    Bağımsız kentleri ilk kez bir devlet çatısı altında birleştirmeyi başaran Hititler’in Antalya Bölgesi’ne de indikleri savı, ancak filolojik kanıtlarla desteklenebiliyor. Geçtiğimiz yıllarda Başkent Hattuşaş’ta (Boğazköy) bulunan bronz bir levhada (İ.Ö 1250–1220) yazılı olan beş sözcüklü bir cümle, bu konudaki kanıtlara yeni ve güçlü bir katkı yaptı... Levhada “Kastaraya Irmağı kenarındaki Parha kenti...” cümlesi okunuyordu. Bilimadamları bu cümleyi “Kestros Irmağı kenarındaki Perge kenti” olarak yorumladılar. Metinde geçen “Kastaraya Irmağı” daha sonra Kestros olarak anılacak olan bugünkü Aksu Çayı’nın, Parha ise günümüz Pergesinin eski adıydı. Hitit kaynaklarında adı geçen ve Antalya yöresini de içine aldığına inanılan “Arzava memleketleri” tanımlamasıyla açıklanmaya çalışılan Hitit – Antalya ilişkisi, Boğazköy’de bulunan “Kastaraya Irmağı kenarındaki Parha kenti...” cümlesinin yazılı olduğu levha ile sağlam bir kanıt bulmuştur...
    Antik çağ yazarları, Truva Savaşı (İ.Ö. 13. yüzyıl) sonrasında ülkelerine dönmeyip Anadolu’ya dağılan Akha Boyları’nın, önderlerinin komutasında Antalya Bölgesine geldiklerini ve kentler kurduklarını kaydeder. Son araştırmalar bu kentlerin Antalya ile Kemer arasındaki kıyı şeridinde yer aldıklarını göstermektedir.
    Ve Büyük İskender...
    İ.Ö. 560 yılında sınırları Batı Anadolu’dan Kızılırmak’a kadar uzanan Lydia Krallığı, Antalya ve çevresinin de egemeniydi. 6. yüzyıl ortalarına kadar süren Lydia-Pers savaşları, başkent Sard’ın İ.Ö. 546 tarihinde düşmesi ile Lydialılar kesin olarak yenildiler. Bölgeye bu kez Persler egemen oldu...
    Yaklaşık iki yüzyıl süren Pers egemenliği, Büyük İskender’in İ.Ö. 334’de, önce Lykia bölgesini, ardından Sillyon ve Termessos dışındaki Pamphylia kentlerini ele geçirmesiyle sona erdi...
    İskender’in İ.Ö 323 yılında ölümü üzerine Hindistan’dan Balkanlar’a uzanan İmparatorluk komutanlar arasında paylaşıldı. Her birinin sahip olduğu topraklarda kral ilan edildiği komutanlar arasındaki bitmez tükenmez kavgalar sırasında Antalya Bölgesi sık sık el değiştirdi. Ancak İ.Ö 301’deki Ipsos (Afyon’un Çay İlçesi) Savaşına kadar geçen sürede Pamphylia ve Lykia, kaynakların -Strabon- İskender’in üvey kardeşi olduğunu yazdığı “Antigonos Monophtalmos”un (tek gözlü Antigonos) egemenliğinde kaldı....
    Hannibal Side açıklarında yenildi
    İ.Ö l91 yılında Anadolu ve Suriye’nin egemeni olan Seleukos Kralı III. Antiokhos’un Roma’ya Thermopyl’de yenilmesi üzerine, Roma ile yaptığı bitmez tükenmez savaşların ardından yenilerek kendisine sığınmış olan Kartacalı komutan Hannibal’i, yeni bir donanma yaptırmak ve böylece deniz üstünlüğünü korumak için, Fenike kıyılarına gönderdi. Bu kez Roma’nın bağlaşığı olan Rodos ve Bergama donanmaları Ege kıyılarına ulaşmak üzere Fenike kıyılarından yola çıkan Hannibal’i, Side limanı yakınlarında karşıladı... Yapılan deniz savaşında Hannibal yenildi.
    Side önlerindeki bu savaşın, bölgenin geleceğini biçimlendiren önemli olaylardan biri olduğu kesindir...
    Ancak bölgenin kaderindeki en önemli savaş, İ. Ö. 189 yılında Manisa yakınlarında, Roma ve bağlaşığı Bergama ve Rodos ile Anadolu ve Suriye egemeni Seleukos Kralı III. Antiokhos arasında yapılan ve Seleukoslar’ın yenilgisiyle sonuçlanan savaştır. Bu savaşın sonrasında görüşmeleri Roma’da sürdürülen, ancak imzası Apameia’da (Dinar) atılan ve bu nedenle Apameia adıyla anılan anlaşmayla “Mare Pamphylium” (Pamphylia Denizi) olarak anılan bugünkü Antalya Körfezi’nin ve çevresinin batı bölümü, yani Lykia Rodos’un, doğusundaki Pamphylia ise Bergama Krallığı’nın eline geçti... Araştırmacılar, Perge dışındaki Pamphylia topraklarını, özellikle de Side’yi ele geçiremeyen Bergama Krallığı’nın bu nedenle yeni bir kent olarak Antalya’yı inşa ettirdikleri konusunda hem fikirdir...
    II. Attalos Antalya’yı kuruyor
    Bergama Kralı II. Attalos güçlü donanmasının barınabilmesi için İ.Ö. 2. yüzyılın ortalarında kayalık bir çöküntünün üstünde, olasıdır ki antik çağ yazarı Strabon’un “Korykos” (kaya oyuğu) olarak tanımladığı küçük balıkçı yerleşmesinin bulunduğu bir koydan ibaret olan yerde, kendi adıyla anılan Attaleia’yı (Antalya) kurdu. Liman ve şehir surla çevrildi.
    Son Bergama Kralı III. Attalos İ.Ö. 133’de ölürken, krallık topraklarını, vasiyetname yoluyla Roma Devleti’ne bıraktığını açıkladı. Antalya artık Roma toprağıydı. Ancak, Roma’nın daha çok iç kesimlerle ilgilendiği, kıyı bölgelerinde egemenlik kurma işini önemsemediği kaynaklarda yazılıdır. İmparatorluk devrinin başlarına kadar Roma’nın bölgeye karşı gösterdiği bu ihmal sonucunda, özellikle Likya ve Kilikya bölgelerinin korsanların denetimine girdiği, kıyılardaki korunaklı yerlerin birer korsan yatağı haline geldiği görülmektedir. Roma, bölgeye karşı başlangıçta sergilediği ihmalin bedelini, daha sonraları kurduğu güçlü donanmasıyla korsanlara karşı uzunca bir süre mücadele ederek ödemek durumunda kalmıştır. Roma, İmparatorluk çağında Antalya’nın stratejik konumunu ve zenginliğini kavramış ve iyi değerlendirmiştir. Bu bağlamda Antalya ve çevresi bu devirde en parlak dönemini yaşamıştır.
    Bütün yollar Antalya’ya çıkar
    Bugün bölgenin eski kentlerinde gördüğümüz kalıntıların büyük bölümü Roma döneminden, özellikle de İ.S. 1 ve 2. yüzyıllardan kalmadır. Roma, Doğu Akdeniz ticaretinin kavşak noktası durumunda olan Antalya Körfezi’nde, gemilerin yükleme boşaltma yapabildiği her limandan kuzeye, batıya, doğuya uzanan yol hatlarını geliştirerek, ya da yeniden inşa ederek deniz ticaretini etkin biçimde karaya bağladı. Ve Antalya kıyılarındaki korunaklı yerleri birer iskele durumuna getirdi.
    İmparatorluğun 4. yüzyıl sonlarında doğu ve batı olarak ikiye ayrılmasıyla bölge daha sonra Bizans olarak anılacak olan Doğu Roma İmparatorluğu’nun sınırları içinde kalmıştır.
    Selçuklu dönemi başlıyor
    Selçuklular, Bizans’ın Antalya ve yöresindeki egemenliğine 13. yüzyıl başlarında son verdiler. 1207’de Antalya’yı ve 1220’de Alanya’yı alarak bölgeye yerleştiler. Selçuklular’ın sadece 100 yıl kadar süren egemenlik dönemlerinde, deniz ticaretine önem verdikleri biliniyor. Askerî ve ticarî gemilerin yapım, bakım ve onarımının gerçekleştirileceği tersane ve benzeri tesislerin inşasının yanında, eski ticaret yollarını onardılar, yeni yollar yaptılar, bu yolların sürekli kullanılabilmesi amacıyla köprüler, hanlar inşa ettirdiler. Dahası tacir ve yolcuların güvenlik içinde seyahat edebilmeleri için yetkin bir yol güvenlik sistemi kurdular.
    O dönemden haber veren kaynaklarda yabancı tacirlere ve ticaret konusu bazı mallara vergi bağışıklıkları sağlandığı ve mallarının sigortalandığı konusunda bilgiler vardır.
    Hamitoğulları ve sonra Osmanlı
    Anadolu Selçuklu Devleti’nin 1300 başlarında parçalanması ile bölge merkezi kuzeyde Eğirdir Gölü’nün güney ucunda, bugünkü Eğirdir (Felekabad) olan Hamitoğulları Beyliği’nin eline geçti...
    Bu dönemde bölgeye yerleştirilen Teke Türkleri, bölgenin uzunca bir süre Teke ili olarak anılmasına neden olmuştur.
    Antalya, 1361 yılında Kıbrıs Krallığı’nın eline geçmiş, ancak 11 yıl sonra Hamitoğulları tarafından yeniden ele geçirilmiştir.
    Kaynaklar, Hamitoğlu Beyliği’nin, Osmanlılar tarafından padişah I. Murat döneminde 80 bin altın karşılığında satın alınmış olmasına karşın, Antalya ve çevresinin Osmanlı topraklarına 14. yüzyılın sonlarında Yıldırım Beyazıd döneminde katıldığını yazmaktadır.
     
  4. Fatma

    Fatma Üye

    İşgal yılları ve ulusal kurtuluş
    1402 tarihinde Ankara yakınlarındaki Çubuk Ovası’nda, Osmanlı ordusu ile Anadolu’ya giren Moğol ordusu arasındaki savaşı, Hakan Timur önderliğindeki Moğollar kazanır. Osmanlı sultanı Yıldırım Beyazıd bir yıllık esaretin ardından ölürken, Anadolu toprakları yerel beyler arasında paylaştırılır. Antalya/Alanya bölgesi Osmanlı’nın Anadolu’daki en önemli rakibi Karaman Beyliği’ne geçer. Daha sonraki yıllarda yeniden el değiştiren Antalya ve çevresi, I. Dünya Savaşı sonrasında Nisan 1919’da İtalyanlar tarafından kısa bir süre işgal edilir. Antalya, Temmuz 1921’de özgürlüğüne kavuşur.
    Türk Kurtuluş Savaşı’nın ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti döneminde Antalya, denizle olan yük ve yolcu taşıma bağlamındaki ilişkisini 20. yüzyılın ikinci yarısına kadar yoğun biçimde sürdürmüştür. Ancak gelişen motorlu araç teknolojisi ile üretilen hızlı araçlara uygun karayollarının inşasının, Antalya’nın deniz ile olan bağını bir süre için zayıflattığı bir gerçektir.
    60’lı yıllar: Antalya’nın değişen çehresi
    60’lı yıllarda kentin batısında yapımına başlanan yük ve yolcu gemilerinin yanaşmasına olanak veren modern limanın devreye girmesiyle Antalya’nın kuruluşunun önemli nedenlerinden biri olarak kabul edilen eski liman, Yat Limanı’na dönüştürülerek turizmin hizmetine sunulmuştur...
    Antalya’nın plânlı gelişmesi sağlanırken, eski yerleşme olan Kaleiçi, plan ve yapılaşma anlamında korunmuş, eski limanın turizm amaçlı kullanımını hedefleyen proje, Dünya Altın Elma Ödülü ile ödüllendirilmiştir...
    Ancak günümüzde bu bağın, turizm aracılığı ile bir başka boyutta yeniden kurulduğu söylenebilir. Uygun iklim koşulları, doğa, tarih ve özgün kültürün bir çekim merkezi oluşturduğunun kavranması ile turizm yatırımcılarına açılan Antalya bölgesi, kısa sayılabilecek bir süre içinde dört yüz bine ulaşan belgeli ve nitelikli yatak sayısı ile tüm dünyanın önde gelen turizm bölgeleri arasındaki yerini almıştır. Son yıllarda uluslararası iniş kalkışa elverişli hale getirilen modern havaalanının da turist sayısının hızla artmasında önemli bir etken olduğunu belirtmek gerekir.
    20. yüzyıl başlarında küçük bir balıkçı kasabası durumundaki Antalya, Cumhuriyet döneminde önemli bir gelişme göstermiştir. Kaleiçi ve çevresinden ibaret olan kentin nüfusu, yüz yılın başında ancak on binlerle ifade edilirken, yüzyılın ortalarından itibaren hızla artmıştır. Kentin kuzeyinde Kepezaltı olarak isimlendirilen bölgede konargöçerlerin kışın çadırlarını kurduğu yerlerde, bugün modern yerleşmeler kurulmaktadır.
    Kentin bu hızlı gelişiminde pamuk, buğday gibi geleneksel tarım ürünlerinde ıslah edilmiş tohumların kullanılması ve sulamada gerçekleştirilen atılım sonucu gerçekleşen verim artışı ile varsıllaşan çevre köylerde yaşayan insanların, ikamet ve iş kurmak için kente gelmelerinin de büyük payı olduğu bir gerçektir.
    Antik Çağ yazarları, Alp Dağları’nın Ege Denizi’ni güneyden kuşatarak Girit ve Rodos Adaları üzerinden Antalya Körfezi’nin batı ucundaki Gelidonya Burnu’na, oradan Anadolu’nun güneyi boyunca Orta Asya’ya doğru uzayıp gittiğini gözlemlediler ve eserlerine yazdılar. Modern çağda bilim, Antik Çağ yazarlarının yaptığı bu saptamayı doğruluyor. Alpler’in Anadolu’daki adı Toros Dağları’dır.
    Anadolu’nun güneyi boyunca doğuya uzanan Toros Dağları karstik katmanlardan oluşur. Suda kolay eriyen kalkerin zaman içinde aşınması sonucunda oluşan geniş çöküntü alanlarının çevresinde yükselen yüksek dağ sıraları ile çevrili iç ovalar, akarsuların kıyıda oluşturduğu alüvyon düzlükler, yeryüzü çanaklarında biriken suları yutan düdenler, oluşup kuruyan, ya da sürekli su bulunan göller, aşınma sonucu ortaya çıkan ve peri bacalarını andıran sert oluşum ırmaklar akan yer altı-yerüstü mağaraları, birden yükselen dağlar ve aniden derinleşen vadiler, salt kayalıklardan ibaret yalçın yükseltiler biçimindeki jeolojik oluşumlar, Akdeniz Bölgesi’nin yer yapısını Anadolu’nun öteki bölgelerinden farklı kılar.


    Denizden çıkan dağlar: Batı Toroslar
    Toros Dağları, Anadolu’da Batı, Orta ve Doğu Toroslar olarak üç bölüme ayrılarak incelenir.
    Antalya ve çevresi Batı Toros bölgesinde yer alır. İlin güney batısındaki Finike Körfezi’nin doğu ucunda yer alan Gelidonya Burnu yakınlarında denizden çıkarak kuzeydoğuya yönelen Batı Toroslar, Antalya Körfezi’nin kuzeyinde Göller Bölgesi’nde düğümlenip güneye sarkar, sonra doğuya dönerek Orta Toroslar’a geçiş yapar.
    Türkiye’nin en engebeli topraklarına sahip illerinin başında gelen Antalya’nın yüzölçümü 20.800 kilometrekaredir. Körfezin ortasından kuzeye doğru çıkılan hayalî bir çizginin batısında kalan bölümüne Tekeli Platosu, doğuda kalan bölümüne ise Taşeli Platosu adı verilir.

    Kızlar Sivrisi: Alpler’e kadar en yüksek zirve
    Sahip olduğu yeryüzü genişliği bakımından da Türkiye’nin önde gelen illeri arasında yer alan Antalya topraklarının yüzde 76’sını dağlar, yüzde 13’ünü ovalar ve yüzde 11’ini platolar oluşturur. Platoların yaklaşık yüzde 1’lik bölümünü, halkın hâlâ önemli geçim kaynaklarından biri olan hayvan yetiştiriciliği, özellikle de kıl keçisi üretim alanı olarak kullanılan yaylalar oluşturur. Antalya Körfezi’ni batı, kuzey ve doğusundan kuşatan Toros Dağları’nın yüksekliği yer yer 3 bin metrenin üzerine çıkar.
    Avrupa Alpleri ile Orta Anadolu arasında kalan bölgenin en yüksek zirvesi, 3070 metreye ulaşan yüksekliği ile Kızlar Sivrisi’dir. Kızlar Sivrisi Antalya Körfezi’nin batısında Antik Çağ’da Likya olarak anılan Tekeli Platosu’nda yer alır. Daha batıdaki Akdağ’ın yüksekliği ise 3014 metredir. Aynı bölgede 2000 metre ve daha yüksek on kadar dağ sayılmaktadır.
    Antalya Körfezi’nin doğusunda yer alan Taşeli Platosu da yüksek dağ oluşumları bakımından benzer özellikler gösterir. Gündoğmuş yöresinde Geyik Dağı, Karayılan Dağı, Akseki/Seydişehir ekseninde Gidengelmez Dağları, Serik/Manavgat kuzeyinde Melik, Anamas Dağları, verimli Pamphylia ovalarını besleyen suları yaratırlar.


    Yabani servi sadece Antalya’da kaldı
    Antalya topraklarının yüzde 60 dolayındaki bölümü ormanlarla kaplıdır. Türkiye’nin iğneli ağaç varlığının yüzde 5’i, yapraklı ağaç varlığının ise yüzde 7’si Antalya ili sınırlarındadır.
    Soyu giderek tükenen sedir ağacının yetiştiği, Gündoğmuş-Akseki-İbradı ekseni ile, Elmalı yöresindeki geniş coğrafya koruma altındadır. Koruma altında olan bir başka ağaç türü de artık tüm dünyada yalnız Beşkonak dolaylarında küçük bir bölgede varlığını sürdüren yabanî servidir. Antalya ve yöresinde bulunan 1500 metreden sonraki yükseklikler sonbahardan yaz başlarına kadar kar altındadır. Yağışın kar şeklinde olması, bir bakıma, suyun dağ yüzeyinde birikmesi demektir. Bölge akarsularının düzenli bir akış rejimine sahip olmalarının temel nedeni, varlıklarını yaz başlarına kadar koruyan bu kar stokları ve karstik boşluklarda biriken yeraltı sularıdır. Bu yüzden bölge akarsularının yaz ve kış aylarındaki debi ortalamaları arasında büyük fark yoktur. Bu durum, akarsu yataklarında her mevsim su bulunmasını sağlar...


    Akarsuların dillere destan bereketi
    Bölgenin batısındaki Tekeli Platosu’nda yer alan Elmalı ve Korkuteli ovaları bir yana bırakılırsa, Antalya Bölgesi’ndeki “iç ova” varlığının sınırlı olduğu görülür. Ancak kıyı ovaları bakımından durum farklıdır. Üzerinde nice kentlerin kurulup geliştiği Antalya’nın kıyı ovaları, varlıklarını dağlardan denize akan küçüklü büyüklü akarsulara borçludur. Antalya’nın uygarlık tarihindeki seçkin yerini belirleyen en önemli etkenlerin başında, bölge akarsularının on binlerce yılda yarattıkları bu alüvyon ovalarının dillere destan bereketi gelir. Antalya Körfezi’nin doğu ucu olarak kabul edilen Alanya’dan başlayarak batıda Muğla il sınırlarına kadar uzanan geniş coğrafyada, dağlardan beslenen küçüklü büyüklü onlarca akarsu, kıyı ovalarındaki tarla ve bahçeleri sulayarak denize ulaşır. Alanya’da Dimçayı, Obaçayı, daha batıda Kargı ve Alara, Manavgat (Melas), Köprüçay (Euromedon), Aksu (Kestros), Düden (Kataraktes) Çayı bereketi dağlardan denizlere taşırlar.
    Pampylia Düzlüğü: Antik Çağın simgesi Kısacık boylarına karşılık, debileri oldukça yüksek olan bu sular, üzerinde Perge, Aspendos, Side, Sillyon, Attaleia gibi antik dünyanın en görkemli kentlerinin kurulup geliştiği verimli Pamphylia düzlüğünü yarattılar. Batıda Tekirova düzlüğü Bağırsak Çayı’nın, Finike Ovası Tatlıçay, Alakır ve Acıçay’ın, Demre Ovası Demre Çayı’nın, Gelemiş Ovası Kınık Çayı’nın eseridir. Batıdaki bu kıyı ovaları, doğudaki Pamphylia Ovasına göre daha küçük ölçekli olmakla birlikte önemli tarım alanı durumundadırlar. Antik Çağ’ın adları hâlâ dillerde olan Phaselis, Limyra, Myra, Patara gibi Likya’nın öteki liman kentleri yukarda sayılan akarsuların ağızlarında ya da yakınlarında kurulup geliştiler.Antalya Körfezi, ada fakiri Akdeniz ile “Adalar Denizi” olarak da anılan Ege’nin sınırında yer alır. Doğu Akdeniz’den Batı’ya uzanan deniz yollarının karayla birleştiği Antalya Körfezi’nden İç ve Batı Anadolu’ya geçiş olanağı sağlayan vadiler boyunca inşa edilen ticaret yolları, bölgenin Antik Çağ’dan beri süregelen zenginliğinin en önemli nedenlerinden biridir. Antalya, “Doğu ile Batı”nın denizden karaya, karadan denize “geçiş noktası”, bir başka deyişle “kavuşum yeri” konumundadır
     
  5. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Paylaşım için saol...
     

Bu Sayfayı Paylaş