Antakya Mozaik Müzesi

'Akdeniz Bölgesi' forumunda Mavi_Sema tarafından 1 Temmuz 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Antakya Mozaik Müzesi konusu
    [​IMG]

    Antakya Mozaik Müzesi
    Antakya’da yaşayan zenginlik ve ihtişam dönemini simgeleyen en güzel eserler, eşi bulunmaz Antakya mozaikleri. Yörede 1932 yılında başlayan kazılarda bulunan mozaikler, Antakya Mozaik Müzesi’nde sergileniyor. Mozaikler Roma ve Bizans dönemine ait. Samandağı, Harbiye ve Antakya’da bulunan hamam, kilise ve evlerin tabanlarını süslemiş mozaiklerin çoğunda mitolojik konular işlenmiş. Antakya Müzesi’nde ayrıca heykeller de sergileniyor ki bunların en önemlisi Apollon heykeli.

    St. Pierre Kilisesi
    Antakya-Reyhanlı yolu üzerinde, Habib-ün Neccar Dağı eteklerinde yer alıyor. Doğal bir mağara iken eklemelerle kiliseye dönüştürülen St. Pierre’nin, dünyanın ilk kilisesi olduğuna inanılır. Ayrıca tarihte ilk defa bu kilisede Hz. İsa’nın dinini tanıyanlar “Hristiyan” adını almış. Bu sebeple birçok turistin ilgisini çekiyor. Kilise, Hz. İsa’nın 12 havarisinden biri olan St. Pierre’nin Hz. İsa’nın ölümünden sonra Hristiyanlığı yaymaya çalıştığı yer olarak da önemli bir dini merkez. 1963 yılında Papa VI. Paul tarafından hac yeri olarak ilan edilmiş. Her sene 29 Haziran günü burada tören düzenleniyor. Kilisenin zemininde mozaik kalıntılar, duvarlarda ise freskler bulunuyor.

    Bakras Kalesi
    Kızıldağ etekleri Bakras köyü yakınındaki kale, Antakya’ya girerken karşınıza ilk çıkan yapı. Kartal yuvasını andıran bulunduğu konik ve sarp tepe ile bütünleşen Bakras Kalesi, 2000 yıllık tarihi boyunca birçok defa el değiştirmiş. Son olarak Osmanlı döneminde onarılarak tüm görkemi ile günümüze ulaşabilmiş, görmeye değer güzellikler sergileyen bir kale.

    Habib-Ün Neccar Camii
    Habib-ün Neccar Camii, şehirde yapılan ilk cami olarak biliniyor. Baybars zamanında eski bir Roma tapınağının yerine yapılan cami, 9. yüzyılda depremden zarar gördüğü için 17. yüzyılda Osmanlı döneminde yeniden yapılmış, fakat minare eski şeklini korumuş. Osmanlı mimarisini yansıtan yapının altında halkın ziyaret ettiği 3 adet mezar bulunuyor. Bu yer Kur’an’da Habib-ün Neccar ile ilgili olayın geçtiği yer olması bakımından kutsal sayılıyor.

    Kanuni Sultan Süleyman Camii
    1553 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Belen’de yaptırılmış. Cami, kervansarayın batısında tek kubbeli kübik bir yapı.

    Sokullu Mehmet Paşa
    Kervansaray başta olmak üzere çarşı, hamam, cami, medrese ve kalesi ile her biri ihtişamlı yapılardan oluşan bir külliye. Kervansarayın kapısının üzerindeki kitabede Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın veziri Sokullu Mehmet Paşa tarafından “Fani dünyada kalıcı bir eser olması için” 1574 de yapıldığı yazılı. Cami avlusu, medrese olarak düzenlenmiş.

    Ulu Camii
    Şehirde en eski yapı olarak bilinen Ulu Cami, 16. yüzyılda yapılmış. İslamiyet’in ilk dönemlerinin mimarisini yansıtıyor. 1987 yılında yıkılarak, aynı tarzda yeniden inşa edildi.

    Ortodoks Kilisesi
    Antakya, Hristiyanlık aleminin önemli merkezlerinden biri. İlk Hristiyan kilisesi adını taşıyan Ortodoks Kilisesi, Hristiyan azizlerinin dinlerini yayma çabaları sonucu kurulmuş. 1860 yılında yapımına başlanmış kilise, 1872 depreminden büyük hasar görünce 1900 yılında restorasyon görmüş. Doğu Ortodoks kiliselerinin en güzellerinden biri olarak tanınan kilise aynı zamanda Küdus Kilisesi’nden sonraki en eski kilise. Ön yüzü 70X70 cm2’li iki sütun üzerine oturtulmuş. Üç salonu bulunan kilisenin üç kraliyet kapısı mevcut. Batıda kadınlara ait iki kat ve batı, kuzey ve güney kapıları bulunuyor. Kilisenin heykel bölümünde paha biçilmez bir antika yer alıyor. Gümüş üzerine inci işlemeli bardak kapağı ve tepsisi. Kilisedeki antik ikonalar ise Bizans, Rus ve Suriye kaynaklı.

    Titus Tüneli
    M.Ö. 300’lerde mimar imparator Vespasianus zamanında kenti tehdit eden sel sularını önlemek amacıyla 1000 kişilik esir ordusu tarafından 10 yıl boyunca delinerek açılmış. Titus zamanında tamamlanan yüksekliği 7 m., genişliği 6 m., uzunluğu 1380 metrelik tünelin 130 metresinin üstü kapalı. Bu bölümü gözlerinizi karanlığa iyice alıştırdıktan sonra, kanal boyunca duvara dokunarak yürüyüp, ıslak ve kaygan zemin üzerinden diğer aydınlık girişe geçebilirsiniz. Titus Tüneli’nin yolu üzerindeki kemerli köprünün yanında bulunan bahçe içine saparak dar patikadan ilerleyip, veba nedeniyle tarihte 300-400 kişinin öldüğü ve toplu kaya mezarlarının yer aldığı Beşikli Kilise’yi de görebilirsiniz.

    Sarıseki Mağarası
    Mağaraya ulaşım, Sarıseki yolundan Azganlı Köyü Dutlu mevkiine, oradan da Kurşunlu mevkiine kadar stabilize bir yolla sağlanıyor. Bu noktadan sonra İncelcelep mevkiine, ormanlık bir alandan patika bir yolla yaya olarak gidiliyor. Buradan da mağaraya 30 m. kadar yukarı tırmanılarak ulaşılıyor. Denizden yüksekliği 1300 m. olup, Sarıseki mevkiinin en güzel panoramik görüntüsünün elde edildiği yer. Mağarada çok sayıda yarasanın barınmasından dolayı burası yöre halkı tarafından Kuşlar Mağarası olarak biliniyor.

    Harbiye (Defne)
    Antik çağın ünlü Daphne kenti, Antakya il merkezine 7 km. uzaklıkta, her tarafı yeşillik olan güzel bir piknik yeri. Seleukos Döneminde çağlayanlarıyla tanınan ve dünyaca ünlü bir sayfiye yeri olan Defne, çok sayıda köşkler, tapınaklar, eğlence yerleri ile ünlüydü. Stadyumunda düzenlenen olimpiyatların ihtişamı dillere destandı. Ancak şiddetli depremler bu şehri yerle bir etmiş, günümüze gözle görülür herhangi bir eser kalmamış. Harbiye, şimdilerde çok ilgi gören dinlence alanı, yayla olup aynı zamanda heykeller, turistik eşya yönünden önemli bir belde. Yöredeki tezgahlarda dokunan doğal ipekler ise gerek yurt içinde gerekse yurt dışında çok aranan kumaşlardan. Satın almayı unutmayın!

    Su Kanalları
    Seleukos Döneminde, Harbiye (Defne) çağlayanlarından Antakya’ya su getirmek için yapılan 10 km uzunluğundaki kanalların ve köprülerin kalıntılarını günümüzde de görmek mümkün. Antakya içinde kalan tek bölümü Memekli Köprü olarak anılıyor.

    Defne Sabunu
    Defne, vücut ve saç için bitkisel yağlardan üretilmiş doğal bir banyo sabunu. Saf zeytin yağı ve defne yağında oluşuyor. Üretiminde hayvansal yağlar, sentetik parfüm, boya, köpürtücü ve sertleştirici kimyasallar kullanılmıyor. Daphne sabunundaki defne yağı ve zeytin yağı cildin beslenmesi ve yumuşak kalmasını sağlıyor.

    Mitolojideki Defne Ağacı
    Birgün erkek güzelliğinin sembolü olan tanrı “Apollon”, Thessalia ırmağını çevreleyen ormanda gezerken orman ve su perisi güzeller güzeli “Daphne”yi görür ve kalbini ona kaptırır. Ancak ırmak tanrısı Peneus’un kızı Daphne kendini tanrı “Gaia”ya adamış ve bakire kalacağına söz vermiştir. Tanrılarla sevişen kadınların başlarına neler geldiğini bildiği için korkuya kapılır ve kaçmaya başlar. Aralarındaki mesafe gittikçe kısalır ve bir an gelir ki Defne, Apollon’un sıcak nefesini saçlarının arasında duyar. Bunun üzerine babasından kendisini kurtarması için yardım ister. Kızını reddedemeyen baba onu oracıkta defne ağacına dönüştürür. Bu manzara karşısında şaşıran Apollon, Defne’nin ağaç oluşunu hayret ve üzüntü ile seyreder. Sonra da sarılır ve sert kabukları altında hala çarpmakta olan kalbinin sesini duyar.

    Yakışıklı tanrı Apollon Defne’ye şöyle seslenir: “Defne, bundan sonra sen, Apollon’un kutsal ağacı olacaksın. Değerli kahramanlar, savaşlarda zafere ulaşanlar, hep senin yapraklarınla alınlarını süsleyecekler. Şarkılarda, şiirlerde adımız yanyana geçecek.” ve kendine defne ağacından bir taç yapar. O günden beri eski Isparta’da krallar, kahramanlar, şairler, ressamlar ve artistler defne yapraklarından yapılmış taç giyerler.
     
  2. saolun çok işime yardı
     

Bu Sayfayı Paylaş