Anneler Gücünü Nereden Alıyor?

'Gebelik ve Annelik' forumunda Siraç tarafından 6 Temmuz 2009 tarihinde açılan konu

  1. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Anneler Gücünü Nereden Alıyor? konusu
    [​IMG]


    Anne, Rabb’in “Rahim” ismine mazhar olmuştur. Tüm zerrelerine o isimden yansıyan şefkat duygusu işlemiştir. Burada en önemli nokta Cenab-ı Hakk’ın “Rahim” ismine mazhar olarak güçlenen annenin evladının da bu isme mazhar olması için çalışmasıdır. İşte annenin gerçek gücü burada ortaya çıkar. Yoksa çocuğunu dünyevî tehlikelerden koruyup ahirette ise cehennem ateşine atmak annelik değildir.


    Cenab-ı Hak önce Hz. Âdem’i (a.s.) yarattı. Sonra Hz. Havva’yı…
    Yaratılan bu iki cins gerek beden, gerek duygular cihetiyle son derece farklıydı. Erkek kadına nispeten daha iri cüsseli, soğukkanlı, iradeli, kararlı ve güçlü yaratılmıştı. Kadınsa cisim ve duygular cihetiyle erkeğe nispetle daha narin, hassas, kibar ve zayıftı. Fakat kadının Rabb’i ona öyle bir duygu verdi ki, o bu duyguyla kâinata meydan okuyabilecek güce erdi.
    Kadın, zayıf yaratıldığından dolayı bir eşe ve aileye ihtiyaç duyar. Kendisine güç veren o duyguyla da anne olmayı arzu eder. Henüz adımlarını atmaya başladığı andan itibaren kendi bebekliğini unutarak elini bebeklere uzatır. Bebeğini o minicik elleriyle göğsüne bastırır. Ninniler söyleyip uyutur. Dünyadaki en kutsal görev olan anneliği talim etmeye başlar. Oysa ona hiç kimse söylemez bebekle oynayacağını... Kimse “Bununla oynayacaksın” diye eline bebek tutuşturmaz. O, fıtratındaki annelik duygusuyla oynar bebeklerle…
    Ve kadın anne olmaya özlem duyar…
    Çünkü Rabb’in “Rahim” ismine mazhar olmuştur. Tüm zerrelerine o isimden yansıyan şefkat duygusu işlemiştir.

    Anne, her yerde
    Anne, zerrelerine işleyen o şefkatle hiç kimseden bir karşılık beklemeden, ücret ve mükâfat istemeden büyük bir kahramanlıkla ruhunu evladına feda eder. O şefkatin küçük bir zerresini taşıyan tavuk, civcivlerini korumak için yeri gelir köpeğe, yeri gelir aslana bile saldırır.
    Aslan, avını yakalayarak yavrularına yedirir. En yırtıcı ve parçalayıcı hayvanlar yavrularına hizmet eder. Çünkü hayvan dahi olsa annede şefkat vardır. Yavrusunu korumak, kollamak ve onu himaye etmek duygusu vardır.
    Hatta şuursuz da olsa bitkilerde bile bunun tezahürü görülür. İncir ağacı rahmet hazinesinden en latif gıdayı alır, meyvelerine yedirir. Ama kendisi çamur yer. Nar ağacı safî bir suyu rahmet hazinesinden alarak meyvelerine içirir. Kendisi bulanık ve çamurlu bir suyla iktifa eder.
    Bu sebeple bütün anneler, aç kalır çocuklarına yedirir, çıplak kalır onlara giydirir. Geceleri ağlayan yavrusunun başında sabahlara kadar uykusuz direnir. Onun gözünde yaş görse yüreğinden parça koparıp onunla yavrusunun gözyaşını siler.
    Kolay mı bir bebeği dokuz ay karnında taşımak… Onu dünyaya getirmek… Konuşamayan, yiyemeyen, tuvalet ihtiyacını bezine gideren bir bebeğe bakmak…
    Onu şefkatle sineye sarıp hayatını yolunda feda etmek… Her şeyden vazgeçebildiği halde yavrusundan asla vazgeçememek…
    Her çileyi göğüslemek, her sıkıntıya tevekkülle bakabilmek ve her acı ve ıstıraba dayanabilmek…
    Evet, o nazik bedene ve her şeyden müteessir ve müteellim olan zayıf kadına annelik böyle bir güç verir. Çünkü annedeki şefkatin içine derç edilen muhabbet karşılıksızdır. Bu muhabbet halistir.

    Annenin gücü
    Peki, şefkat duygusu sadece annede mi var? Bütün kadınlar şefkat kahramanı değil mi? Sadece anne olan kadın güçlü de anne olmayan kadın zayıf mı? Oysa bugün kadınlar da erkekler gibi güçlenmiş, onların geldikleri yere gelmişlerdir.
    Tabii ki, anne olmayan kadına şefkatsiz demek yanlıştır. Dikkat edilirse evladı olmayan kadın ya evlatlık alır ya da kendi yeğeni gibi yakınlarını evladı yerine koyarak onlara şefkat eder.
    Burada en önemli nokta Cenab-ı Hakk’ın “Rahim” ismine mazhar olarak güçlenen annenin evladının da bu isme mazhar olması için çalışmasıdır. Yani sadece onu dünyevî tehlikelerden değil ebedî tehlikelerden de koruması gerekir.
    Şayet o şefkat gücüyle “Çocuğum dünyada en yüksek kariyeri yapsın” diye ahiret hayatını unutur ve ona İslamî bir eğitim vermezse bunun cezasını evladının asi olmasıyla dünyada çeker. Ahirette de evladı “Neden benim imanımı kurtarmayıp ebedi helaketime sebep oldun?” diye ondan davacı olur.
    O şefkat sırrıyla İslâmî bir eğitim verdiğinde hem evladını cehennem azabından kurtarır hem de evladının işlemiş olduğu bütün sevaplar onun amel defterine yazılır. Ahirette değil annesinden şikâyetçi olmak, bilakis ona şefaat eder.
    İşte annenin gerçek gücü burada ortaya çıkar. Yoksa onu dünyevî tehlikelerden koruyup ahirette ise bütün gücüyle cehennem ateşine atmak annelik değildir.
    Kur’an’da övülen anneler
    Hz. Meryem… O iffet timsali kadın… Kur’an’da ismine sure inen mübarek anne…
    Bir genç kızken, Allah’ın takdiriyle hamile kalır. İnsanların dedikodularından uzak bir yere çekilir. Gece gündüz ibadetle meşgul olur. Namusunu korur. Yavrusunu dünyaya getirince, halk kendisini ayıplamaya başlar. Kimseye bir şey anlatamaz, dinletemez. O kadar büyük üzüntü duyar ki, “Ne olurdu bundan evvel ölüp de unutulup gitseydim!” der.
    Çünkü babasız çocuk doğurduğu için herkes ona kötü nazarıyla bakar. Hz. İsa’yı (a.s.) kucağına alıp kavmine döndüğü zaman, “Ey Meryem, ant olsun ki, sen çirkin bir şeyle geldin! Ey Harun’un kız kardeşi! Senin baban kötü birisi değildi, annen de iffetsiz değildi; bu nedir?” derler. O konuşmaz, sadece çocuğu işaret eder… Beşikteki bebek dile gelip konuşur ve Meryem “Kur’an’da övülen bir peygamber annesi” olarak anılır.
    Ve Hz. Hacer… Büyük peygamberlerden Hz. İbrahim’in (a.s.) hanımı ve Hz. İsmail’in (a.s.) annesi. Bir gün Hz. İbrahim’e “hanımı Hacer’le oğlu İsmail’i çöle yalnız başına bırakması” İlâhi emri gelir. Hz. İbrahim (a.s.) hanımı Hz. Hacer ve oğlu İsmail’i alarak yola çıkar. Kâbe’nin olduğu yere gelirler. Hz. İbrahim (a.s.) hanımı ve oğlunu buraya bırakarak giderken Hz. Hacer eşine sorar: “Bizi kime emanet edip gidiyorsun?” Hz. İbrahim (a.s.) dönüp Hacer’e bakmadan: “Allah’a… Allah’ın emri böyle!” diye cevap verir. Hz. Hacer “O halde Allah bize yeter” deyip boyun eğer.
    Hz. Hacer’i çölün ortasında yalnız bırakan Hz. İbrahim (a.s.) bir tepenin başına çıkıp onların korunmaları, rızıklanmaları, yerlerinin emin olması için Allah’a dua eder.
    Hz. Hacer çölün ortasında küçücük oğluyla tek başına kalır. Kimsesiz, susuz ve ekmeksiz… Bir müddet sonra suları biter. Küçük İsmail, su diye ağlamaya başlar. Hz. Hacer yavrusuna su bulmak için Safa ile Merve tepeleri arasında koşmaya başlar. Bir taraftan su bulmak için koşar. Diğer taraftansa ağlayan çocuğu kartallar kapar diye dönüp bakar.
    Sonra İsmail ayağını yere vururken “zemzem” akmaya başlar.
    Hz. Hacer hiç kimsenin olmadığı o çölde yalnız başına oğluyla yaşar. Zaman içinde bugünkü Mekke şehri oraya kurulur.
    İşte anne, işte bir annenin gücü…

    Köyden parlamentoya
    Bir kaç yıl önce Hollanda’nın Rotterdam şehrindeki İslam Üniversitesi’nde Anneler Günü’yle ilgili bir program yapılmıştı. Bu programa Hollanda Parlamentosu’nda milletvekili olan Nebahat Albayrak da katılarak annesinin hayat hikâyesini anlatmıştı.
    Bu sadece Nebahat Albayrak’ın annesi değil, bir annenin gücüydü…
    Nebahat Albayrak’ın annesi Sivas’ın Sarkışla denilen bir köyünde dünyaya gelir. Okul çağına geldiğinde köylerinden çok uzakta olan okula karda kışta gidemez. Küçük yaşta evlendirilerek beş çocuk sahibi olur.
    Kendisi okuyamadığı için çocuklarını okutmak ister. Fakat bu mümkün değildir. Düşünür, taşınır, ne yapacağını bilemez bir haldeyken o sırada Almanya’ya işçi akını başlar. O da eşine “Biz de gidelim” diye tutturur. “Gidelim ve oralarda çocuklarımızı okutup büyük adam edelim” dediğinde eşi şiddetle karşı çıkar.
    O da bir arkadaşını yanına alarak işçi bürosuna giderek müracaat eder. Kocası bakar ki hanımı çok kararlı ve gidecek. Bunu erkeklik gururuna yediremeyip kendisi gitmeye mecbur kalır
    Hollanda’ya işçi olarak gider. Fakat aradan bir yıl geçmesine rağmen ne mektup gönderir ne de para…
    Zavallı kadın çocuklarını okutmayı hayal ederken bakar ki, kocası da elden gidecek. Alır beş çocuğunu gelir İstanbul’a... Oradan trene binerek Hollanda’nın yolunu tutar. İşin enteresan tarafı kadının ne okuması vardır ne de yazması. “Sora sora Bağdat bulunur” misali sora sora Hollanda’ya gelip kocasını bulur.
    Gece gündüz çalışıp çocuklarını okutur. Kızı Nebahat Albayrak, Hollanda Parlemantosu’na milletvekili olur.
    Nebahat Albayrak’ın annesi sadece bir örnek.
    Onun gibi gizli kalmış nice anneler var Anadolu’nun bağrında… Nice isimsiz, kahraman anneler…
    Evladını savaşa “düğüne gönderir gibi” gönderen, cenazesi başında “Bu vatana bir değil binler evlat feda olsun” diyen anneler…
    Nice anneler tanıdım yıllar yılı kocasının eziyetlerine çocuklarının hatırı için katlanan… Onların mutlu bir yuvada büyümesi için zorluklara sabırla göğüs geren… Onları okutabilmek için aç kalan, merdiven silen, tarlada çalışan… Sırtında yük taşıyan, çift sürüp harman kaldıran…

    Gülay Atasoy
     

Bu Sayfayı Paylaş